<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - Dünya Tarihi]]></title>
		<link>https://www.forumteams.com/</link>
		<description><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - https://www.forumteams.com]]></description>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 10:10:00 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Birleşik Krallık Tarihi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-birlesik-krallik-tarihi.html</link>
			<pubDate>Mon, 23 Jan 2023 19:19:55 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=11">Limon</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-birlesik-krallik-tarihi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Birleşik Krallık Tarihi</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birleşik Krallık </span>tarihi İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar süregelen tarihini kapsar.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/4/47/Royal_Coat_of_Arms_of_the_United_Kingdom_%28Both_Realms%29.svg/langtr-1500px-Royal_Coat_of_Arms_of_the_United_Kingdom_%28Both_Realms%29.svg.png" loading="lazy"  alt="[Resim: langtr-1500px-Royal_Coat_of_Arms_of_the_...29.svg.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1800-1922 </span>yılları arasında İrlanda'nın tamamı Birleşik Krallık'ın bir parçası sayıldığı için bu dönemlerde İrlanda'nın tarihi de Birleşik Krallık tarihinin bir parçası sayılır.<br />
Birleşik Krallık'ın en eski halklarını Keltler oluşturmaktadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MÖ 55 - MÖ 410 </span>yılları arasında Büyük Britanya adaları Roma İmparatorluğuna bağlı Britannia eyaletini oluşturuyorlardı. 5. yüzyılda bölge Hristiyanlığın etkisi altına girdi. Aynı yıllarda Cermen bir halk olan Anglosaksonlar büyük kitleler halinde adaya göç ettiler. 1066-1154 yılları arasında gene bir Cermen ırkı olan Normanlar adayı ele geçirdiler. İngilizler bu Cermen ırklarının devamını oluşturmaktadırlar. İskoçlar, Galliler ve İrlandalılar ise Keltlerin devamıdır.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/af/Darnley_stage_3.jpg/933px-Darnley_stage_3.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 933px-Darnley_stage_3.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<span style="color: DarkSlateGray;" class="mycode_color">I. Elizabeth</span></span></span></span></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: Sienna;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Britanya Krallığı</span></span><br />
</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tudor Hanedanı Döneminde İngiltere Krallığı güçlenerek İskoçya'yı geride bıraktı. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 1588 yılında Avrupa'nın en güçlü donanması olan İspanyol Armada'sını yenilgiye uğratarak Britanya İmparatorluğunun temellerini attı. 17. yüzyılda giderek güçlenen İngiltere Kuzey Amerika'da koloniler kurdu. 1707 yılında İngiltere ve İskoçya birleşerek Büyük Britanya Krallığını kurdular. 1800 yılında da bu birliğe İrlanda'yı da katarak Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı kuruldu. 1837- 1901 yılları arasında hüküm süren I. Victoria döneminde Birleşik Krallık, "üzerinde güneş batmayan" Britanya İmparatorluğunu kurdu. 1921'ye gelindiğinde bu imparatorluk Hindistan, Kuzey Amerika, Orta Doğu, Avustralya ve Afrika dahil 36,6 million km² lik bir alanı kapsıyor, 458 milyon kişilik bir nüfusa hükmediyordu. Alan ve nüfus bakımından dünyanın dörtte biri Britanya'nın egemenliği altında yaşıyordu.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/2/28/British_Empire_1897.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: British_Empire_1897.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<span style="color: DarkSlateGray;" class="mycode_color">Britanya İmparatorluğu</span></span></span></span></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Sienna;" class="mycode_color">20. yüzyıl</span></span><br />
</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">20. yüzyılda bu imparatorluk yavaş yavaş çözülmeye başladı. 1. Dünya savaşına katılan Britanya Almanya ile çekişmeli bir savaş geçirdi. Cihan Harbini kazansada bu durum Britanya’nın süper güçlükten düşmeye ve yerini yavaş yavaş ABD’ye bırakmasına neden oldu. Çöken Alman İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Afrika ve Ortadoğu topraklarını kolonileştirdi ve İsrail’i kurmaya başladı. 1919 yılında Afganistan bağımsızlığını ilan etti.<br />
1922 yılında İrlanda bağımsızlığını kazandı.Naziler’in Polonya’yı işgali ile Birleşik Krallık, Almanya’ya savaş ilan etti. 2. Dünya savaşını kazanan Britanya pek çok kolonisinden çekilmek zorunda kaldı.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ABD ve SSCB arasındaki Soğuk Savaşta NATO’da yer aldı.<br />
1947 yılında Hindistan ve Pakistan bağımsız ülkeler haline geldiler. 1948 yılında Birleşik Krallık Filistin'den geri çekildi. Bunu 20. yüzyıl boyunca sayısız ülkeler izledi.<br />
1997 yılında Hong Kong'un çin hakimiyetine dönmesi Birleşik Krallık'ın sömürge imparatorluğunun en son parçası olarak görülebilir. Birleşik Krallık'ın eski sömürgeleri günümüzde İngiliz Milletler Topluluğu çatısı altında ekonomik ve siyasi iş birliği yapmaktadırlar.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Birleşik Krallık süper güç olma sıfatını ABD'ye kaptırmış olmakla birlikte dünyanın en güçlü ülkeleri arasında yerini korumaktadır. Birleşik Krallık üye olduğu dönemde Avro Alanı dışında kalmakla birlikte Avrupa Birliği'nin en önemli ülkeleri arasında yer aldı.<br />
31 Ocak 2020 tarihinde Avrupa Birliği'nden resmi olarak ayrıldı. 2020 yılında ise COVİD-19 ile mücadele etti.</span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Birleşik Krallık Tarihi</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birleşik Krallık </span>tarihi İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar süregelen tarihini kapsar.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/4/47/Royal_Coat_of_Arms_of_the_United_Kingdom_%28Both_Realms%29.svg/langtr-1500px-Royal_Coat_of_Arms_of_the_United_Kingdom_%28Both_Realms%29.svg.png" loading="lazy"  alt="[Resim: langtr-1500px-Royal_Coat_of_Arms_of_the_...29.svg.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1800-1922 </span>yılları arasında İrlanda'nın tamamı Birleşik Krallık'ın bir parçası sayıldığı için bu dönemlerde İrlanda'nın tarihi de Birleşik Krallık tarihinin bir parçası sayılır.<br />
Birleşik Krallık'ın en eski halklarını Keltler oluşturmaktadır. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MÖ 55 - MÖ 410 </span>yılları arasında Büyük Britanya adaları Roma İmparatorluğuna bağlı Britannia eyaletini oluşturuyorlardı. 5. yüzyılda bölge Hristiyanlığın etkisi altına girdi. Aynı yıllarda Cermen bir halk olan Anglosaksonlar büyük kitleler halinde adaya göç ettiler. 1066-1154 yılları arasında gene bir Cermen ırkı olan Normanlar adayı ele geçirdiler. İngilizler bu Cermen ırklarının devamını oluşturmaktadırlar. İskoçlar, Galliler ve İrlandalılar ise Keltlerin devamıdır.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/af/Darnley_stage_3.jpg/933px-Darnley_stage_3.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 933px-Darnley_stage_3.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<span style="color: DarkSlateGray;" class="mycode_color">I. Elizabeth</span></span></span></span></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
<span style="color: Sienna;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Britanya Krallığı</span></span><br />
</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tudor Hanedanı Döneminde İngiltere Krallığı güçlenerek İskoçya'yı geride bıraktı. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 1588 yılında Avrupa'nın en güçlü donanması olan İspanyol Armada'sını yenilgiye uğratarak Britanya İmparatorluğunun temellerini attı. 17. yüzyılda giderek güçlenen İngiltere Kuzey Amerika'da koloniler kurdu. 1707 yılında İngiltere ve İskoçya birleşerek Büyük Britanya Krallığını kurdular. 1800 yılında da bu birliğe İrlanda'yı da katarak Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı kuruldu. 1837- 1901 yılları arasında hüküm süren I. Victoria döneminde Birleşik Krallık, "üzerinde güneş batmayan" Britanya İmparatorluğunu kurdu. 1921'ye gelindiğinde bu imparatorluk Hindistan, Kuzey Amerika, Orta Doğu, Avustralya ve Afrika dahil 36,6 million km² lik bir alanı kapsıyor, 458 milyon kişilik bir nüfusa hükmediyordu. Alan ve nüfus bakımından dünyanın dörtte biri Britanya'nın egemenliği altında yaşıyordu.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/2/28/British_Empire_1897.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: British_Empire_1897.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<span style="color: DarkSlateGray;" class="mycode_color">Britanya İmparatorluğu</span></span></span></span></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Sienna;" class="mycode_color">20. yüzyıl</span></span><br />
</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">20. yüzyılda bu imparatorluk yavaş yavaş çözülmeye başladı. 1. Dünya savaşına katılan Britanya Almanya ile çekişmeli bir savaş geçirdi. Cihan Harbini kazansada bu durum Britanya’nın süper güçlükten düşmeye ve yerini yavaş yavaş ABD’ye bırakmasına neden oldu. Çöken Alman İmparatorluğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Afrika ve Ortadoğu topraklarını kolonileştirdi ve İsrail’i kurmaya başladı. 1919 yılında Afganistan bağımsızlığını ilan etti.<br />
1922 yılında İrlanda bağımsızlığını kazandı.Naziler’in Polonya’yı işgali ile Birleşik Krallık, Almanya’ya savaş ilan etti. 2. Dünya savaşını kazanan Britanya pek çok kolonisinden çekilmek zorunda kaldı.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">ABD ve SSCB arasındaki Soğuk Savaşta NATO’da yer aldı.<br />
1947 yılında Hindistan ve Pakistan bağımsız ülkeler haline geldiler. 1948 yılında Birleşik Krallık Filistin'den geri çekildi. Bunu 20. yüzyıl boyunca sayısız ülkeler izledi.<br />
1997 yılında Hong Kong'un çin hakimiyetine dönmesi Birleşik Krallık'ın sömürge imparatorluğunun en son parçası olarak görülebilir. Birleşik Krallık'ın eski sömürgeleri günümüzde İngiliz Milletler Topluluğu çatısı altında ekonomik ve siyasi iş birliği yapmaktadırlar.<br />
</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-family: Arial Narrow;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Birleşik Krallık süper güç olma sıfatını ABD'ye kaptırmış olmakla birlikte dünyanın en güçlü ülkeleri arasında yerini korumaktadır. Birleşik Krallık üye olduğu dönemde Avro Alanı dışında kalmakla birlikte Avrupa Birliği'nin en önemli ülkeleri arasında yer aldı.<br />
31 Ocak 2020 tarihinde Avrupa Birliği'nden resmi olarak ayrıldı. 2020 yılında ise COVİD-19 ile mücadele etti.</span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Persler Niçin İran Oldu?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-persler-nicin-iran-oldu.html</link>
			<pubDate>Mon, 23 Jan 2023 19:16:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=11">Limon</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-persler-nicin-iran-oldu.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Persler Niçin İran Oldu?</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bugün İran ülkesi olan bölge, son 5000 yıl boyunca birçok farklı isimle anılmış ve farklı sınırlara sahip olmuştur. İran adı, Büyük Kiros (II.Kiros) zamanında (<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">MÖ 4. yüzyıl</span></span>) ortaya çıkan Avestanca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">airyānąm</span> </span></span>kelimesinden gelmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İran neydi?</span></span></span><br />
Büyük Kiros tarafından yönetilen bölgeyi tanımlamak için "Pers" adını ilk kullananlar Yunanlılardır. Kelimenin kökeni, Büyük Kiros'un gücünü aldığı Parsa halkıdır. Bu nedenle, "Pers" terimi bir eksonim; yani bir halka üçüncü bir ülke tarafından verilen bir isimdir.<br />
Yunan mitolojisine göre Persler soylarını<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> Perseus</span></span>'a ve onun hayali oğlu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Perses</span></span>'e dayandırmaktadır.<br />
</span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i0.wp.com/ungo.com.tr/wp-content/uploads/2022/12/521px-Reza_shah_uniform-1.jpg?w=521&amp;ssl=1" loading="lazy"  alt="[Resim: 521px-Reza_shah_uniform-1.jpg?w=521&amp;ssl=1]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
</span></span></span></span></div>
<div align="center"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: Navy;" class="mycode_color">1930'lu yılların başında İran İmparatoru olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rıza Şah</span>'ın üniformalı fotoğrafı.</span></span></span></span></span></span></div>
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İran ismi neden ortaya çıkmıştır?</span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Zerdüştlük olarak bilinen eski İran dininden bu yana (yaklaşık MÖ 1000), İran (bazen Arya olarak yazılır – kelimenin tam anlamıyla, Aryanların Ülkesi) ülkenin en yaygın isimlerinden biri olmuştur. İran teriminin yazılı ve edebi formlarda MS 4. yüzyılda ortaya çıktığı kesindir ve bazı Batılı kaynaklar 19. yüzyılda İran ismi için bir iç tercih olduğunu kabul etmiştir.<br />
Rıza Şah, 1930'larda ülkenin adını <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Persia</span></span>'dan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İran</span></span></span>'a resmi olarak değiştirme sürecini başlattı ve talebi Mart <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">1935</span></span>'te kabul edildi.<br />
Churchill, her ikisi de II. Dünya Savaşı'na katılan ve İngilizler tarafından kontrol edilen İran ve Irak isimleri arasındaki benzerliğin karışıklığa neden olabileceği endişesini dile getirdi, bu nedenle İngilizler Persia ismini kullanmaya devam etmek istemiştir.<br />
Rıza Şah'ın oğlu 1959'da İran ve Pers'nın hükümet belgelerinde eşit derecede kabul edilebilir olduğunu ilan etti. Buna rağmen, İran ulus için en yaygın isim olmuştur; 1979'dan beri resmi olarak İran İslam Cumhuriyeti (Jomhuri-ye Eslami-ye Iran) olarak bilinmektedir.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">20. yüzyıl İran'ı</span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İran'da 20. yüzyılın başlarında petrolün keşfedilmesi, ülkenin muazzam topraklarının komşularıyla uzun süredir gergin ilişkiler sürdürmesine rağmen, Orta Doğu'nun siyasi ve ekonomik manzarasını sonsuza dek değiştirdi. İran'da petrolün keşfi ülkeye dünyanın dört bir yanından yeni bir ilgi getirdi ve İngilizler 1909'da Anglo-Persian Oil Company'yi kurarak bundan ilk yararlananlar oldu. Bu şirket sonunda İran'daki tüm petrol işlerini kontrol eder hale geldi.<br />
O zamandan beri İran'ın petrol ve petrol endüstrisi ülkenin hem iç hem de dış siyasetinin merkezinde yer alıyor. Batılı güçlerin ülkedeki etkisi gerici bir kültürel "temizlik" ve muhafazakarlık dalgasını tetikledi ve bu da İran'ın bir İslam Cumhuriyeti olarak resmen kurulmasına yol açtı.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">Tartışmalar ne yönde?</span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sorunun diaspora da dahil olmak üzere pek çok çağdaş İranlı için daha geniş etkileri var. "Pers" ismi günümüz bağlamında arkaik gelse de, bir zamanların ihtişamını hatırlatıyor. Fars edebiyatı, şiiri, sanatı ve mutfağı bölgenin zengin kültürel olgusunun örnekleri olarak görülüyor. İnsanlar, inançların, kültürlerin ve medeniyetlerin karışımından oluşan devasa ve karmaşık Pers İmparatorluğu'nu da içeren soylarıyla gurur duyabilirler.<br />
Ancak İran denildiğinde akla ülkenin 20. yüzyıldaki kanlı geçmişi geliyor. Rıza Şah'ın darbesini İngilizler düzenledi ve 1925'te Rıza Şah'ın liderliğinde Pehlevi hanedanının kurulması, İran siyasetine emperyal müdahaleler tarihinde bir dönüm noktası olarak görülüyor. Persia'nın daha sonra Rıza Şah tarafından İran olarak yeniden markalaştırılması, İran tarihindeki bu ufuk açıcı gelişmeyle bağlantılıdır.fsah<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">Hararetli bir konu</span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İran ve Pers ülkelerinin bir arada anılması, "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ulusal kimlik</span></span>" kavramının Orta Doğu'da ve 1979 devriminden sonra İran'da nispeten yeni bir kavram olduğunu ve bu nedenle daha çok etnik veya yerel kimliklerle özdeşleşmiş olan Pers halkına geriye dönük olarak uygulanamayacağını düşünen birçok akademisyen tarafından eleştirilmiştir.<br />
Eleştirmenler ve tarihçiler, Rıza Şah'ın bir ulus-devlet olarak idealize edilmiş İran vizyonunun, İran tarihinin<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> Aryanların Ülkesi </span></span>olarak idealize edilmiş bir anlatımının romantize edilmesine dayandığını iddia etmişlerdir. Örneğin 20. yüzyılın başlarında popülerlik kazanmasıyla birlikte "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Aryan</span></span>" kelimesi de ön plana çıkmaya başladı.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yeni kurulan İran ulus-devleti içindeki bölünmeler, İran İslamı'nın ve Şii istisnacılığının artan öneminin bir sonucu olarak devam etti. Yine de Rıza Şah, önceki Pers hükümdarlarının ve yöneticilerinin adlarını anarak geçmiş dönemlerin büyüklüğünü hatırlatmaya devam etti.<br />
"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İran</span></span></span>" kelimesi günümüzde en yaygın olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">modern ulus-devleti</span></span> ifade etmek için kullanılırken, " <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">Pers</span></span></span>" kelimesi de genellikle bölgenin yemek, sanat ve edebiyat gibi<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> köklü kültürel ihraç ürünlerini</span></span> ifade etmek için kullanılmaktadır.</span></span></span></span><br />
<br />
Ayberk Göktürk]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Persler Niçin İran Oldu?</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bugün İran ülkesi olan bölge, son 5000 yıl boyunca birçok farklı isimle anılmış ve farklı sınırlara sahip olmuştur. İran adı, Büyük Kiros (II.Kiros) zamanında (<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">MÖ 4. yüzyıl</span></span>) ortaya çıkan Avestanca <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">airyānąm</span> </span></span>kelimesinden gelmektedir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İran neydi?</span></span></span><br />
Büyük Kiros tarafından yönetilen bölgeyi tanımlamak için "Pers" adını ilk kullananlar Yunanlılardır. Kelimenin kökeni, Büyük Kiros'un gücünü aldığı Parsa halkıdır. Bu nedenle, "Pers" terimi bir eksonim; yani bir halka üçüncü bir ülke tarafından verilen bir isimdir.<br />
Yunan mitolojisine göre Persler soylarını<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> Perseus</span></span>'a ve onun hayali oğlu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Perses</span></span>'e dayandırmaktadır.<br />
</span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i0.wp.com/ungo.com.tr/wp-content/uploads/2022/12/521px-Reza_shah_uniform-1.jpg?w=521&amp;ssl=1" loading="lazy"  alt="[Resim: 521px-Reza_shah_uniform-1.jpg?w=521&amp;ssl=1]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
</span></span></span></span></div>
<div align="center"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: Navy;" class="mycode_color">1930'lu yılların başında İran İmparatoru olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rıza Şah</span>'ın üniformalı fotoğrafı.</span></span></span></span></span></span></div>
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İran ismi neden ortaya çıkmıştır?</span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Zerdüştlük olarak bilinen eski İran dininden bu yana (yaklaşık MÖ 1000), İran (bazen Arya olarak yazılır – kelimenin tam anlamıyla, Aryanların Ülkesi) ülkenin en yaygın isimlerinden biri olmuştur. İran teriminin yazılı ve edebi formlarda MS 4. yüzyılda ortaya çıktığı kesindir ve bazı Batılı kaynaklar 19. yüzyılda İran ismi için bir iç tercih olduğunu kabul etmiştir.<br />
Rıza Şah, 1930'larda ülkenin adını <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Persia</span></span>'dan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İran</span></span></span>'a resmi olarak değiştirme sürecini başlattı ve talebi Mart <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">1935</span></span>'te kabul edildi.<br />
Churchill, her ikisi de II. Dünya Savaşı'na katılan ve İngilizler tarafından kontrol edilen İran ve Irak isimleri arasındaki benzerliğin karışıklığa neden olabileceği endişesini dile getirdi, bu nedenle İngilizler Persia ismini kullanmaya devam etmek istemiştir.<br />
Rıza Şah'ın oğlu 1959'da İran ve Pers'nın hükümet belgelerinde eşit derecede kabul edilebilir olduğunu ilan etti. Buna rağmen, İran ulus için en yaygın isim olmuştur; 1979'dan beri resmi olarak İran İslam Cumhuriyeti (Jomhuri-ye Eslami-ye Iran) olarak bilinmektedir.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">20. yüzyıl İran'ı</span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İran'da 20. yüzyılın başlarında petrolün keşfedilmesi, ülkenin muazzam topraklarının komşularıyla uzun süredir gergin ilişkiler sürdürmesine rağmen, Orta Doğu'nun siyasi ve ekonomik manzarasını sonsuza dek değiştirdi. İran'da petrolün keşfi ülkeye dünyanın dört bir yanından yeni bir ilgi getirdi ve İngilizler 1909'da Anglo-Persian Oil Company'yi kurarak bundan ilk yararlananlar oldu. Bu şirket sonunda İran'daki tüm petrol işlerini kontrol eder hale geldi.<br />
O zamandan beri İran'ın petrol ve petrol endüstrisi ülkenin hem iç hem de dış siyasetinin merkezinde yer alıyor. Batılı güçlerin ülkedeki etkisi gerici bir kültürel "temizlik" ve muhafazakarlık dalgasını tetikledi ve bu da İran'ın bir İslam Cumhuriyeti olarak resmen kurulmasına yol açtı.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">Tartışmalar ne yönde?</span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sorunun diaspora da dahil olmak üzere pek çok çağdaş İranlı için daha geniş etkileri var. "Pers" ismi günümüz bağlamında arkaik gelse de, bir zamanların ihtişamını hatırlatıyor. Fars edebiyatı, şiiri, sanatı ve mutfağı bölgenin zengin kültürel olgusunun örnekleri olarak görülüyor. İnsanlar, inançların, kültürlerin ve medeniyetlerin karışımından oluşan devasa ve karmaşık Pers İmparatorluğu'nu da içeren soylarıyla gurur duyabilirler.<br />
Ancak İran denildiğinde akla ülkenin 20. yüzyıldaki kanlı geçmişi geliyor. Rıza Şah'ın darbesini İngilizler düzenledi ve 1925'te Rıza Şah'ın liderliğinde Pehlevi hanedanının kurulması, İran siyasetine emperyal müdahaleler tarihinde bir dönüm noktası olarak görülüyor. Persia'nın daha sonra Rıza Şah tarafından İran olarak yeniden markalaştırılması, İran tarihindeki bu ufuk açıcı gelişmeyle bağlantılıdır.fsah<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">Hararetli bir konu</span></span></span><br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İran ve Pers ülkelerinin bir arada anılması, "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ulusal kimlik</span></span>" kavramının Orta Doğu'da ve 1979 devriminden sonra İran'da nispeten yeni bir kavram olduğunu ve bu nedenle daha çok etnik veya yerel kimliklerle özdeşleşmiş olan Pers halkına geriye dönük olarak uygulanamayacağını düşünen birçok akademisyen tarafından eleştirilmiştir.<br />
Eleştirmenler ve tarihçiler, Rıza Şah'ın bir ulus-devlet olarak idealize edilmiş İran vizyonunun, İran tarihinin<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> Aryanların Ülkesi </span></span>olarak idealize edilmiş bir anlatımının romantize edilmesine dayandığını iddia etmişlerdir. Örneğin 20. yüzyılın başlarında popülerlik kazanmasıyla birlikte "<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Aryan</span></span>" kelimesi de ön plana çıkmaya başladı.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yeni kurulan İran ulus-devleti içindeki bölünmeler, İran İslamı'nın ve Şii istisnacılığının artan öneminin bir sonucu olarak devam etti. Yine de Rıza Şah, önceki Pers hükümdarlarının ve yöneticilerinin adlarını anarak geçmiş dönemlerin büyüklüğünü hatırlatmaya devam etti.<br />
"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İran</span></span></span>" kelimesi günümüzde en yaygın olarak <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">modern ulus-devleti</span></span> ifade etmek için kullanılırken, " <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">Pers</span></span></span>" kelimesi de genellikle bölgenin yemek, sanat ve edebiyat gibi<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"> köklü kültürel ihraç ürünlerini</span></span> ifade etmek için kullanılmaktadır.</span></span></span></span><br />
<br />
Ayberk Göktürk]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2. Dünya Savaşı 1939-1945 (İnfografik)]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-2-dunya-savasi-1939-1945-infografik.html</link>
			<pubDate>Sun, 04 Sep 2022 14:27:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-2-dunya-savasi-1939-1945-infografik.html</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><img src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/InfoGraphic/2022/09/01/987247842188637fab95f0e1015eebfd.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 987247842188637fab95f0e1015eebfd.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><img src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/InfoGraphic/2022/09/01/987247842188637fab95f0e1015eebfd.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 987247842188637fab95f0e1015eebfd.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Amerikan Bağımsızlık Savaşı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-amerikan-bagimsizlik-savasi.html</link>
			<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 14:39:57 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=28">Joker’s Grin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-amerikan-bagimsizlik-savasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikan Bağımsızlık Savaşı</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://www.tarihiolaylar.com/img/tarihiolaylar/tarihi_olaylar_amerikan-bagimislzik-savasi-jpg_116157349_1425145853.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: tarihi_olaylar_amerikan-bagimislzik-sava...145853.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikan Bağımsızlık Savaşı ya da diğer adıyla Amerikan Devrimi, 1775 - 1783 yılları arasında Büyük Britanya ve Kuzey Amerika'daki 13 koloni arasında geçen bağımsızlık mücadelesidir. Koloniler Amerikan Bağımsızlık Bildirgesini yayınlamışlar ve Paris Antalaşmasıyla da bağımsızlıklarını resmen tanıtarak bağımsızlıklarını kazanmışlardır.Bu mücadelenin sonucunda Amerika Birleşik Devletleri kurulmuştur ve devletin ilk başkanı George Washinghton olmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaş Çanları Çalıyor</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dönemin iki güçlü milleti Fransa ve İngiltere Amerika topraklarında sömürge yarışı halindeydiler. Kızılderililerin yaşadığı topraklara göz diken bu iki sömürge devlet, çıkarlarını korumak için savaşmak zorunda kaldılar. İngilizlerin başlattığı 7 Yıl Savaşları (1756-1763), Fransızların yenilgisi, İngilizlerin ise galibiyetiyle sonuçlandı. Savaşın ardından 1763 yılında imzalanan Paris Anlaşmasıyla Fransa Kralı, Kanada’daki topraklarını ve birkaç ada dışındaki bütün kolonileri İngilizlere bırakmak zorunda kaldı. Kolonilerin İngilizlerin eline geçmesiyle birlikte sorunlar daha çok büyüdü. İngilizler savaştaki zararlarını Amerika kolonilerine ağır vergiler yükleyerek, yani onların sırtından geçinerek karşılamaya çalışıyorlardı. İnsanlar yıpranmaya ve yoksullaşmaya başlamıştı. Kolonilerdeki ticaretin tamamı İngiliz sömürgeci zihniyetinin eline geçmişti ve çitçilerden ticaret kolonilerine kadar yerli halkın büyük bir kısmı zarar görmeye başlamıştı. Ayrıca zaman içerisinde halk, İngiliz ticarethanelerine borçlanmaya başlamıştı ve birçoğu batmıştı.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1764 yılında çıkarılan şeker yasası ile melas yasasının uygulanma alanı genişletildi. Yeni yasaya göre herhangi bir yerde melas yasasına karşı bir hareket olursa gemilere el konulacaktı. İngiltere’den kolonilere gönderilen bütün malların vergileri arttırılmıştı. Vergi artışlarından bunalan ve kendi kendine yetemez hale gelen yerli halkın bu karara tepkisi çok büyük oldu. Kolonilerin rahatsız olduğu bir diğer konu ise kiliselerdi. Lutherciler, Baptistler, Presbiteryenler, Quakerlar ve daha birçok inanca mensup kişiler Anglikan kilisesine vergi ödüyordu. Bu duruma fazlasıyla tepki gösteren koloniler rahiplerin ayrıcalıklı olmalarını istemiyorlardı.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1765 yılında hükümetin 10 bin kişilik ordusunun masraflarını karşılamak için uyguladığı vergiler protesto edildi. Sons of Liberty (özgürlük çocukları) adı verilen gizli örgütler kuruldu. Örgüt, vergileri asla kabul etmeyeceklerini belirtti ve bunun üzerine İngiliz hükümeti damga pulu yasasını geri çekti. Ardından da koloniler üzerinde tam yetkili olduklarının da altını çizdiler. İngiltere oluşmakta olan bağımsızlık mücadelesinin farkına varmamış olsa gerek ki, 1767 yılında kolonilerin ithal ettikleri çay, boya, cam, kumaş gibi bazı mallara (Townshend Yasası) vergiler koydu. Yeni vergilere karşı protestolar yapıldı ve artık çok büyük birleşmeler söz konusu oldu. Bunun üzerine ticaret kolonileri vergi konulan malların geri iadesine ve alınmamasına karar kıldılar.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bağımsızlık Kıvılcımı</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://www.tarihiolaylar.com/img/tarihiolaylar/boston_ay_partisi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: boston_ay_partisi.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Boston Çay Partisi</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">28 Kasım 1773’de Hindistan’dan, İngiliz gemileri Boston limanına çay getiriyordu. Geminin limana yanaştığını fark eden halk, çaya yapılan vergiye tepki olarak Boston limanına akın ettiler. Gelen gemiler valinin izni olmadan ne boşaltılabiliyor ne de geri çıkış yapabiliyorlardı. Bunun üzerine 20 günün ardından koloniciler harekete geçtiler. 100 kişi kılık değiştirerek gemide bulunan bütün çayı denize döktüler. Bu hareketin lideri Samuel Adams’dı. Limanın yüzeyi çayla kaplanmıştı ve bu olay diğer gün İngiltere hükümeti tarafından büyük tepkiyle karşılandı. 16 Aralık 1773 tarihinde gerçekleşen bu olaya “ Boston Tea Party” (Boston çay partisi) adı verilmiştir. Olayın ardından İngiliz hükümeti, limana girişleri yasakladı ve hiçbir gemi ve insanın yaklaşmaması emretti. Bunu üzerine Boston halkı bu karara çok büyük bir tepki verdi. Başında Jefferson’un bulunduğu bir grup kişi tören yapmaya karar verdiler. İngiliz hükümetinin buna karşı çıkmasıyla birlikte Jefferson’da dahil olduğu 89 kişi, hükümeti protesto ettiler.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikan Kolonilerinin Bağımsızlık Zaferi</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://www.tarihiolaylar.com/img/tarihiolaylar/George_Washington.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: George_Washington.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerika Birleşik Devletleri'nin İlk Başkanı</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">George Washington</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 Eylül 1774 yılında aralarında George Washington ve Benjamin Franklin’in de bulunduğu bir Amerikan kongresi yapıldı. Birçok yazar ve birçok eyalet temsilcisi de bu kongreye katıldı. Kongrede kolonilerin kendilerine ait karar verme yetkilerinin ve yasadışı olarak konulan vergilerin sadece kendilerince hazırladıkları yasalarla mümkün olacağını belirttiler. Massachusetts’te isyanın başlamasıyla İngiliz hükümeti isyancıların elindeki bütün mühimmatların alınması emrini vermişti. Concord bölgesine hükümet 800 asker yollamış; fakat gönderilen bu birlikler koloniler tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Sadece 2 ay içinde Amerikan Bağımsızlık Devrimi her yere yayılmıştı. Kısa bir süre sonrada 10 Mayıs 1776 yılında Philadelphia’da 2. kongre toplandı. Ve en sonunda taraflar anlaşarak 4 Temmuz 1776 yılında bağımsızlık bildirgesi yayınlandılar. İlk devrim savaşı 16-17 Haziranda Boston çevresinde yapıldı. Savaştan Amerika kolonileri daha az kayıpla galip geldiler. 17 Mart 1776’da İngiliz kuvvetleri geri çekilerek Boston’u Amerikalı’lara bıraktılar. 29 Ağustos 1776'da ise doğanın bir hikmeti yaşandı ve tarih yeniden yazıldı. 27 Ağustos 1776 Long Island savaşında İngiliz kuvvetleri George Washington ve ordularını yenilgiye uğratmış, Long Island'ın batısında sıkıştırmışlardı. Amerikan hikayesi burada bitiyordu ki, 29 Ağustos'ta bölgeye çok büyük bir sis indi ve George Washington ve kalan ordusu sisin yardımıyla gizlenerek kaçmayı başardılar. Yeniden güçlenmek için zaman buldular.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1778 yılına gelindiği zaman Amerikalılar büyük bir bağımsızlık mücadelesi vermişlerdi ve birçok millete örnek olmuşlardı. Diğer taraftan şaşırtıcı bir şey daha var ki savaş esnasında İngiliz düşmanı olan sömürgeci Fransa hükümeti, Amerikan kolonilerine yardım etmiş, silah ve mühimmat yollamıştı. 1780 yılında Fransa, Amerika’ya ordu göndererek bağımsızlığa destek verdi. Bunun ardından İngiltere Fransa’ya saldırdı. Fransa’ya saldıran İngiliz ordusu uğradığı büyük hezimet ve yenilgiyle geri çekilmek zorunda kaldı. George Washington ve Fransız birliklerinin birleşmesiyle İngiltere ordusunun bir kısmı daha yenilgiye uğratıldı. 1782 yılında güney limanları İngilizlerden arınmıştı. Sadece New York ve yakınlarında çok az sayıda İngiliz askerleri kalmıştı. 3 Eylül 1783’te imzalanan Paris Barış Antlaşmasıyla, Amerikan Birleşik Devletlerinin bağımsızlığı resmen kabul edildi. 1787 yılında hazırlanan federal anayasa ile de 1789’da George Washington kurulan birleşik devletin ilk başkanı seçildi. Devrim liderleri de bu yeni kurulan bağımsız devletin kurucu hükümetinde görev başına geçtiler.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://www.tarihiolaylar.com/img/tarihiolaylar/John_Locke.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: John_Locke.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">John Locke</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikanın bağımsızlık mücadelesine, çok değerli yazar ve düşünürler önderlik etmiştir. John Adams, Samuel Adams, Alexandre Hamilton, John Jay, John Scott, Benjamin Franklin, George Clinton, William Livingstone, Thomas Jefferson, John Dickinson, Richard Henry Lee, George Mason, Williw Jones ve John Rutledge gibi daha birçok değerli yazar bağımsızlığın öncüleri olmuşlardır. Adı geçen düşünür ve devlet adamları, yapılan toplantıda düşüncelerini yayarak bağımsızlık isteklerini bir kez daha belirtmişlerdir. İngiliz düşünür olan, John Locke’un fikirleri benimsenmiştir. Locke’a ait olan; “ Devletin asıl görevi, her insanın hakkı olan yaşam, özgürlük ve mülkiyeti korumaktır. Siyasi otorite yalnız halkın yararı için emanet olarak elde tutulur. İnsanın doğal hakları tecavüze uğradığı zaman, halkın bu hükümete başkaldırmak ve değiştirmek hakkı vardır.” aynı zamanda bu düşünceler bağımsızlık bildirgesinin giriş kısmına konulmuştur.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikan Bağımsızlık Savaşı</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://www.tarihiolaylar.com/img/tarihiolaylar/tarihi_olaylar_amerikan-bagimislzik-savasi-jpg_116157349_1425145853.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: tarihi_olaylar_amerikan-bagimislzik-sava...145853.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikan Bağımsızlık Savaşı ya da diğer adıyla Amerikan Devrimi, 1775 - 1783 yılları arasında Büyük Britanya ve Kuzey Amerika'daki 13 koloni arasında geçen bağımsızlık mücadelesidir. Koloniler Amerikan Bağımsızlık Bildirgesini yayınlamışlar ve Paris Antalaşmasıyla da bağımsızlıklarını resmen tanıtarak bağımsızlıklarını kazanmışlardır.Bu mücadelenin sonucunda Amerika Birleşik Devletleri kurulmuştur ve devletin ilk başkanı George Washinghton olmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaş Çanları Çalıyor</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dönemin iki güçlü milleti Fransa ve İngiltere Amerika topraklarında sömürge yarışı halindeydiler. Kızılderililerin yaşadığı topraklara göz diken bu iki sömürge devlet, çıkarlarını korumak için savaşmak zorunda kaldılar. İngilizlerin başlattığı 7 Yıl Savaşları (1756-1763), Fransızların yenilgisi, İngilizlerin ise galibiyetiyle sonuçlandı. Savaşın ardından 1763 yılında imzalanan Paris Anlaşmasıyla Fransa Kralı, Kanada’daki topraklarını ve birkaç ada dışındaki bütün kolonileri İngilizlere bırakmak zorunda kaldı. Kolonilerin İngilizlerin eline geçmesiyle birlikte sorunlar daha çok büyüdü. İngilizler savaştaki zararlarını Amerika kolonilerine ağır vergiler yükleyerek, yani onların sırtından geçinerek karşılamaya çalışıyorlardı. İnsanlar yıpranmaya ve yoksullaşmaya başlamıştı. Kolonilerdeki ticaretin tamamı İngiliz sömürgeci zihniyetinin eline geçmişti ve çitçilerden ticaret kolonilerine kadar yerli halkın büyük bir kısmı zarar görmeye başlamıştı. Ayrıca zaman içerisinde halk, İngiliz ticarethanelerine borçlanmaya başlamıştı ve birçoğu batmıştı.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1764 yılında çıkarılan şeker yasası ile melas yasasının uygulanma alanı genişletildi. Yeni yasaya göre herhangi bir yerde melas yasasına karşı bir hareket olursa gemilere el konulacaktı. İngiltere’den kolonilere gönderilen bütün malların vergileri arttırılmıştı. Vergi artışlarından bunalan ve kendi kendine yetemez hale gelen yerli halkın bu karara tepkisi çok büyük oldu. Kolonilerin rahatsız olduğu bir diğer konu ise kiliselerdi. Lutherciler, Baptistler, Presbiteryenler, Quakerlar ve daha birçok inanca mensup kişiler Anglikan kilisesine vergi ödüyordu. Bu duruma fazlasıyla tepki gösteren koloniler rahiplerin ayrıcalıklı olmalarını istemiyorlardı.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1765 yılında hükümetin 10 bin kişilik ordusunun masraflarını karşılamak için uyguladığı vergiler protesto edildi. Sons of Liberty (özgürlük çocukları) adı verilen gizli örgütler kuruldu. Örgüt, vergileri asla kabul etmeyeceklerini belirtti ve bunun üzerine İngiliz hükümeti damga pulu yasasını geri çekti. Ardından da koloniler üzerinde tam yetkili olduklarının da altını çizdiler. İngiltere oluşmakta olan bağımsızlık mücadelesinin farkına varmamış olsa gerek ki, 1767 yılında kolonilerin ithal ettikleri çay, boya, cam, kumaş gibi bazı mallara (Townshend Yasası) vergiler koydu. Yeni vergilere karşı protestolar yapıldı ve artık çok büyük birleşmeler söz konusu oldu. Bunun üzerine ticaret kolonileri vergi konulan malların geri iadesine ve alınmamasına karar kıldılar.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bağımsızlık Kıvılcımı</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://www.tarihiolaylar.com/img/tarihiolaylar/boston_ay_partisi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: boston_ay_partisi.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Boston Çay Partisi</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">28 Kasım 1773’de Hindistan’dan, İngiliz gemileri Boston limanına çay getiriyordu. Geminin limana yanaştığını fark eden halk, çaya yapılan vergiye tepki olarak Boston limanına akın ettiler. Gelen gemiler valinin izni olmadan ne boşaltılabiliyor ne de geri çıkış yapabiliyorlardı. Bunun üzerine 20 günün ardından koloniciler harekete geçtiler. 100 kişi kılık değiştirerek gemide bulunan bütün çayı denize döktüler. Bu hareketin lideri Samuel Adams’dı. Limanın yüzeyi çayla kaplanmıştı ve bu olay diğer gün İngiltere hükümeti tarafından büyük tepkiyle karşılandı. 16 Aralık 1773 tarihinde gerçekleşen bu olaya “ Boston Tea Party” (Boston çay partisi) adı verilmiştir. Olayın ardından İngiliz hükümeti, limana girişleri yasakladı ve hiçbir gemi ve insanın yaklaşmaması emretti. Bunu üzerine Boston halkı bu karara çok büyük bir tepki verdi. Başında Jefferson’un bulunduğu bir grup kişi tören yapmaya karar verdiler. İngiliz hükümetinin buna karşı çıkmasıyla birlikte Jefferson’da dahil olduğu 89 kişi, hükümeti protesto ettiler.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikan Kolonilerinin Bağımsızlık Zaferi</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://www.tarihiolaylar.com/img/tarihiolaylar/George_Washington.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: George_Washington.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerika Birleşik Devletleri'nin İlk Başkanı</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">George Washington</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5 Eylül 1774 yılında aralarında George Washington ve Benjamin Franklin’in de bulunduğu bir Amerikan kongresi yapıldı. Birçok yazar ve birçok eyalet temsilcisi de bu kongreye katıldı. Kongrede kolonilerin kendilerine ait karar verme yetkilerinin ve yasadışı olarak konulan vergilerin sadece kendilerince hazırladıkları yasalarla mümkün olacağını belirttiler. Massachusetts’te isyanın başlamasıyla İngiliz hükümeti isyancıların elindeki bütün mühimmatların alınması emrini vermişti. Concord bölgesine hükümet 800 asker yollamış; fakat gönderilen bu birlikler koloniler tarafından geri püskürtülmüşlerdi. Sadece 2 ay içinde Amerikan Bağımsızlık Devrimi her yere yayılmıştı. Kısa bir süre sonrada 10 Mayıs 1776 yılında Philadelphia’da 2. kongre toplandı. Ve en sonunda taraflar anlaşarak 4 Temmuz 1776 yılında bağımsızlık bildirgesi yayınlandılar. İlk devrim savaşı 16-17 Haziranda Boston çevresinde yapıldı. Savaştan Amerika kolonileri daha az kayıpla galip geldiler. 17 Mart 1776’da İngiliz kuvvetleri geri çekilerek Boston’u Amerikalı’lara bıraktılar. 29 Ağustos 1776'da ise doğanın bir hikmeti yaşandı ve tarih yeniden yazıldı. 27 Ağustos 1776 Long Island savaşında İngiliz kuvvetleri George Washington ve ordularını yenilgiye uğratmış, Long Island'ın batısında sıkıştırmışlardı. Amerikan hikayesi burada bitiyordu ki, 29 Ağustos'ta bölgeye çok büyük bir sis indi ve George Washington ve kalan ordusu sisin yardımıyla gizlenerek kaçmayı başardılar. Yeniden güçlenmek için zaman buldular.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1778 yılına gelindiği zaman Amerikalılar büyük bir bağımsızlık mücadelesi vermişlerdi ve birçok millete örnek olmuşlardı. Diğer taraftan şaşırtıcı bir şey daha var ki savaş esnasında İngiliz düşmanı olan sömürgeci Fransa hükümeti, Amerikan kolonilerine yardım etmiş, silah ve mühimmat yollamıştı. 1780 yılında Fransa, Amerika’ya ordu göndererek bağımsızlığa destek verdi. Bunun ardından İngiltere Fransa’ya saldırdı. Fransa’ya saldıran İngiliz ordusu uğradığı büyük hezimet ve yenilgiyle geri çekilmek zorunda kaldı. George Washington ve Fransız birliklerinin birleşmesiyle İngiltere ordusunun bir kısmı daha yenilgiye uğratıldı. 1782 yılında güney limanları İngilizlerden arınmıştı. Sadece New York ve yakınlarında çok az sayıda İngiliz askerleri kalmıştı. 3 Eylül 1783’te imzalanan Paris Barış Antlaşmasıyla, Amerikan Birleşik Devletlerinin bağımsızlığı resmen kabul edildi. 1787 yılında hazırlanan federal anayasa ile de 1789’da George Washington kurulan birleşik devletin ilk başkanı seçildi. Devrim liderleri de bu yeni kurulan bağımsız devletin kurucu hükümetinde görev başına geçtiler.</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://www.tarihiolaylar.com/img/tarihiolaylar/John_Locke.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: John_Locke.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">John Locke</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerikanın bağımsızlık mücadelesine, çok değerli yazar ve düşünürler önderlik etmiştir. John Adams, Samuel Adams, Alexandre Hamilton, John Jay, John Scott, Benjamin Franklin, George Clinton, William Livingstone, Thomas Jefferson, John Dickinson, Richard Henry Lee, George Mason, Williw Jones ve John Rutledge gibi daha birçok değerli yazar bağımsızlığın öncüleri olmuşlardır. Adı geçen düşünür ve devlet adamları, yapılan toplantıda düşüncelerini yayarak bağımsızlık isteklerini bir kez daha belirtmişlerdir. İngiliz düşünür olan, John Locke’un fikirleri benimsenmiştir. Locke’a ait olan; “ Devletin asıl görevi, her insanın hakkı olan yaşam, özgürlük ve mülkiyeti korumaktır. Siyasi otorite yalnız halkın yararı için emanet olarak elde tutulur. İnsanın doğal hakları tecavüze uğradığı zaman, halkın bu hükümete başkaldırmak ve değiştirmek hakkı vardır.” aynı zamanda bu düşünceler bağımsızlık bildirgesinin giriş kısmına konulmuştur.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Antik Yunan’da Etek Giymek Erkeksi Kabul Ediliyordu]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-antik-yunan%E2%80%99da-etek-giymek-erkeksi-kabul-ediliyordu.html</link>
			<pubDate>Mon, 17 Jan 2022 14:37:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=28">Joker’s Grin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-antik-yunan%E2%80%99da-etek-giymek-erkeksi-kabul-ediliyordu.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2020/11/etek-antik-yunan.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: etek-antik-yunan.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
İskoç erkeklerinden bildiğimiz etek giyme geleneği Antik Yunan’a kadar geriye gidiyor. Sıcak iklimin etkisiyle bedeninde çok fazla kumaş taşımak istemeyen erkekler etek giyerdi.<br />
<br />
Bugünün aksine pantolonlar daha kadınsı giysilerdi. Hatta giyen erkeklerle alay edilirdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2020/11/etek-antik-yunan.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: etek-antik-yunan.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
İskoç erkeklerinden bildiğimiz etek giyme geleneği Antik Yunan’a kadar geriye gidiyor. Sıcak iklimin etkisiyle bedeninde çok fazla kumaş taşımak istemeyen erkekler etek giyerdi.<br />
<br />
Bugünün aksine pantolonlar daha kadınsı giysilerdi. Hatta giyen erkeklerle alay edilirdi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyayı Sarsan 50 Gerçek]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dunyayi-sarsan-50-gercek.html</link>
			<pubDate>Mon, 29 Nov 2021 16:09:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=214">Mango</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dunyayi-sarsan-50-gercek.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><img src="https://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/max-beckmann-the-yawners-1918.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: max-beckmann-the-yawners-1918.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Dünyayı Sarsan 50 Gerçek</span></span><br />
<br />
BBC Programcısı Jessica Williams, dünyanın röntgenini çekmiş.Tespitlerini ise "Dünyada Değişmesi Gereken 50 Gerçek" adını verdiği bir kitapta toplamış. Seyfi Öngider’in editörlüğündeki Aykırı Yayınevi’nden piyasaya yeni sürülen bu kitap, oldukça ilginç.<br />
<br />
"50 gerçek" olarak adlandırılan aykırılıklar, yanlışlıklar veya sorumsuzluklar, ilk bakışta birbiriyle ilintili gözükmeyebilir. Ama her biri, dünyanın çivisinin üzerine bir balyoz gibi iniyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Yok oluş"a doğru hızla sürükleniyoruz. Kendi ikbalimiz için fır dönerken, bir de dünyanın nasıl döndüğüne bakalım...</span><br />
<br />
<span style="color: #ff851b;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşte, dünyayı tersine çeviren 50 gerçek:</span></span><br />
<br />
1. Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece 39 yıl yaşıyor.<br />
<br />
2. Dünyadaki obez nüfusun 1/3’ü, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.<br />
<br />
3. ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip.<br />
<br />
4. Çin’de 44.000.000 kadın kayıp.<br />
<br />
5. Brezilya’daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.<br />
<br />
6. 2002’de idamların büyük bir yüzdesi, ABD, Çin ve İran’da gerçekleşti.<br />
<br />
7. İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip.<br />
<br />
8. AB’deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika’nın günlük geçiminden daha fazla.<br />
<br />
9. 70’in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak, 9’unda ise cezası ölüm.<br />
<br />
10. Dünya nüfusunun 1/5’i, günlük 1 doların da altında gelirle yaşıyor.<br />
<br />
11. Rusya’da yılda 12.000’in üzerinde kadın, aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor.<br />
<br />
12. 1 yılda 132.000.000 Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.<br />
<br />
13. Kara mayınları nedeniyle saatte 1 insan ölüyor ve sakat kalıyor.<br />
<br />
14. Hindistan’da 44.000.000 çocuk işçi var.<br />
<br />
15. Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.<br />
<br />
16. Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78.000.000&#36;, yani saniyede 148&#36; kazanıyor.<br />
<br />
17. Amerikalı 7.000.000 kadın ve 1.000.000 erkek yeme bozukluğu çekiyor.<br />
<br />
18. 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu kullanmış, 1/4’ü sigara içiyor.<br />
<br />
19. Washington’daki lobi endüstrisinde 67.000 kişi, her seçilmiş kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor.<br />
<br />
20. Motorlu araçlar, dakikada 2 insanı öldürüyor.<br />
<br />
21. 1977’den bu yana ABD’deki kürtaj kliniklerinde 80.000 şiddet ve taciz vakası yaşandı.<br />
<br />
22. Mc Donalds’ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla.<br />
<br />
23. Kenya’da bir ailenin gelirinin 1/3’ü rüşvete gidiyor.<br />
<br />
24. Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400.000.000.000&#36;.<br />
<br />
25. Amerikalıların 1/3’ü, uzaylıların geldiğine inanıyor.<br />
<br />
26. 150’den fazla ülkede işkence var.<br />
<br />
27. Her gün dünya nüfusunun 1/7’si, yani 800.000.000 insan aç kalıyor.<br />
<br />
28. Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.<br />
<br />
29. Dünyanın 1/3’ü savaş halinde.<br />
<br />
30. Petrol rezervleri 2040’da tükenebilir.<br />
<br />
31. Sigara içenlerin yüzde 82’si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.<br />
<br />
32. Dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğu, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.<br />
<br />
33. Silahlı çatışmaların 1/4’ü, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.<br />
<br />
34. Afrika’da 30.000.000 kişi AIDS.<br />
<br />
35. Her yıl 10 dil ölüyor.<br />
<br />
36. İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.<br />
<br />
37. ABD’de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.<br />
<br />
38. Dünyada en az 300.000 düşünce suçlusu var.<br />
<br />
39. Her yıl 2.000.000 genç kız ve kadın sünnet ediliyor.<br />
<br />
40. Silahlı çatışmalarda 300.000 çocuk asker savaşıyor.<br />
<br />
41. İngiltere’de 2001 seçimlerinde 26.000.000 kişi, Pop Idol’un ilk sezonunda 32.000.000 kişi oy kullandı.<br />
<br />
42. ABD, pornografiye yılda 10.000.000&#36; harcıyor.<br />
<br />
43. ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor.<br />
<br />
44. Dünyada 27.000.000 köle var.<br />
<br />
45. Amerikalılar çöpe saatte 250.000.000 plastik şişe atıyor, yani her 3 haftada bir Ay’a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.<br />
<br />
46. Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.<br />
<br />
47. Her yıl 120.000 kadın ya da genç kız, Batı Avrupa’ya satılıyor.<br />
<br />
48. Yeni Zelanda’dan İngiltere’ye uçakla getirilen 1 kivi, atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.<br />
<br />
49. ABD’nin, BM’ye 1.000.000.000&#36;’dan fazla borcu var.<br />
<br />
50. Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.[1]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><img src="https://img.webme.com/pic/g/gizliilimler/max-beckmann-the-yawners-1918.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: max-beckmann-the-yawners-1918.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Dünyayı Sarsan 50 Gerçek</span></span><br />
<br />
BBC Programcısı Jessica Williams, dünyanın röntgenini çekmiş.Tespitlerini ise "Dünyada Değişmesi Gereken 50 Gerçek" adını verdiği bir kitapta toplamış. Seyfi Öngider’in editörlüğündeki Aykırı Yayınevi’nden piyasaya yeni sürülen bu kitap, oldukça ilginç.<br />
<br />
"50 gerçek" olarak adlandırılan aykırılıklar, yanlışlıklar veya sorumsuzluklar, ilk bakışta birbiriyle ilintili gözükmeyebilir. Ama her biri, dünyanın çivisinin üzerine bir balyoz gibi iniyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Yok oluş"a doğru hızla sürükleniyoruz. Kendi ikbalimiz için fır dönerken, bir de dünyanın nasıl döndüğüne bakalım...</span><br />
<br />
<span style="color: #ff851b;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İşte, dünyayı tersine çeviren 50 gerçek:</span></span><br />
<br />
1. Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece 39 yıl yaşıyor.<br />
<br />
2. Dünyadaki obez nüfusun 1/3’ü, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.<br />
<br />
3. ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip.<br />
<br />
4. Çin’de 44.000.000 kadın kayıp.<br />
<br />
5. Brezilya’daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.<br />
<br />
6. 2002’de idamların büyük bir yüzdesi, ABD, Çin ve İran’da gerçekleşti.<br />
<br />
7. İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip.<br />
<br />
8. AB’deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika’nın günlük geçiminden daha fazla.<br />
<br />
9. 70’in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak, 9’unda ise cezası ölüm.<br />
<br />
10. Dünya nüfusunun 1/5’i, günlük 1 doların da altında gelirle yaşıyor.<br />
<br />
11. Rusya’da yılda 12.000’in üzerinde kadın, aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor.<br />
<br />
12. 1 yılda 132.000.000 Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.<br />
<br />
13. Kara mayınları nedeniyle saatte 1 insan ölüyor ve sakat kalıyor.<br />
<br />
14. Hindistan’da 44.000.000 çocuk işçi var.<br />
<br />
15. Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.<br />
<br />
16. Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78.000.000&#36;, yani saniyede 148&#36; kazanıyor.<br />
<br />
17. Amerikalı 7.000.000 kadın ve 1.000.000 erkek yeme bozukluğu çekiyor.<br />
<br />
18. 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu kullanmış, 1/4’ü sigara içiyor.<br />
<br />
19. Washington’daki lobi endüstrisinde 67.000 kişi, her seçilmiş kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor.<br />
<br />
20. Motorlu araçlar, dakikada 2 insanı öldürüyor.<br />
<br />
21. 1977’den bu yana ABD’deki kürtaj kliniklerinde 80.000 şiddet ve taciz vakası yaşandı.<br />
<br />
22. Mc Donalds’ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla.<br />
<br />
23. Kenya’da bir ailenin gelirinin 1/3’ü rüşvete gidiyor.<br />
<br />
24. Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400.000.000.000&#36;.<br />
<br />
25. Amerikalıların 1/3’ü, uzaylıların geldiğine inanıyor.<br />
<br />
26. 150’den fazla ülkede işkence var.<br />
<br />
27. Her gün dünya nüfusunun 1/7’si, yani 800.000.000 insan aç kalıyor.<br />
<br />
28. Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.<br />
<br />
29. Dünyanın 1/3’ü savaş halinde.<br />
<br />
30. Petrol rezervleri 2040’da tükenebilir.<br />
<br />
31. Sigara içenlerin yüzde 82’si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.<br />
<br />
32. Dünya nüfusunun büyük bir çoğunluğu, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.<br />
<br />
33. Silahlı çatışmaların 1/4’ü, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.<br />
<br />
34. Afrika’da 30.000.000 kişi AIDS.<br />
<br />
35. Her yıl 10 dil ölüyor.<br />
<br />
36. İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.<br />
<br />
37. ABD’de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.<br />
<br />
38. Dünyada en az 300.000 düşünce suçlusu var.<br />
<br />
39. Her yıl 2.000.000 genç kız ve kadın sünnet ediliyor.<br />
<br />
40. Silahlı çatışmalarda 300.000 çocuk asker savaşıyor.<br />
<br />
41. İngiltere’de 2001 seçimlerinde 26.000.000 kişi, Pop Idol’un ilk sezonunda 32.000.000 kişi oy kullandı.<br />
<br />
42. ABD, pornografiye yılda 10.000.000&#36; harcıyor.<br />
<br />
43. ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor.<br />
<br />
44. Dünyada 27.000.000 köle var.<br />
<br />
45. Amerikalılar çöpe saatte 250.000.000 plastik şişe atıyor, yani her 3 haftada bir Ay’a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.<br />
<br />
46. Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.<br />
<br />
47. Her yıl 120.000 kadın ya da genç kız, Batı Avrupa’ya satılıyor.<br />
<br />
48. Yeni Zelanda’dan İngiltere’ye uçakla getirilen 1 kivi, atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.<br />
<br />
49. ABD’nin, BM’ye 1.000.000.000&#36;’dan fazla borcu var.<br />
<br />
50. Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.[1]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Filipin - Amerikan Savaşı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-filipin-amerikan-savasi.html</link>
			<pubDate>Fri, 20 Aug 2021 17:34:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=271">SteLLase</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-filipin-amerikan-savasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filipin-Amerikan Savaşı</span><br />
<br />
İspanya - Amerika Savaşı'nın 1898'de sona ermesinin ardından İspanya, barış anlaşmasının bir parçası olarak Filipinler'i ABD'ye bıraktı. Bu, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri ile Başkan Emilio Aguinaldo yönetimindeki devrimci Birinci Filipin Cumhuriyeti ve Moro savaşçıları arasında bir çatışmayı tetikledi.<br />
<br />
Filipinler'de Birleşik Devletler Ordusu tarafından işlenen savaş suçları arasında, Tuğgeneral Jacob H. Smith'in askeri mahkemeye ve zorla emekliye ayrılmasına yol açan Samar boyunca Yürüyüş de bulunmaktadır. Smith, Samar'da kuvvetlerini desteklemekle görevlendirilen 315 ABD Deniz Piyadesi taburunun komutanı Binbaşı Littleton Waller'a, pasifleştirme uygulamasıyla ilgili talimat verdi ve şunları söyledi: "Mahkum istemiyorum. Öldürmeni ve yakmanı emrediyorum, ne kadar çok öldürür ve yakarsan o kadar çok memnun olurum. Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı gerçek düşmanlıklarda silah taşıyabilen tüm insanların öldürülmesini istiyorum."<br />
<br />
Filipinli sivillerin sürekli ve yaygın bir katliamı izledi. Devrimcileri ve sivil halkı boyun eğdirmek amacıyla Samar'a giden tüm yiyecek ve ticaret kesildi. Smith'in Samar üzerine stratejisi, bölge sakinlerini gerillaları desteklemeyi bırakıp açlık korkusuyla Amerikalılara dönmeye zorlamak için geniş çapta toprak ve kasabaların yok edilmesini içeriyordu. Askerlerini, gerilla çetelerini aramak ve Filipin Generali Vicente Lukbán'ı ele geçirmek için iç kesimlerde kullandı, ancak gerillalar ile kasaba halkı arasındaki teması engellemek için hiçbir şey yapmadı. Amerikan birlikleri adanın dört bir yanından yürüdü, evleri yıktı ve insanları ve hayvanları vurdu. ABD birlikleri tarafından öldürülen Filipinli sivillerin kesin sayısı bilinmiyor. Littleton Waller, bir raporda, on bir günlük bir süre boyunca adamlarının 255 konutu yaktığını, 13 carabao ateş ettiğini ve 39 kişiyi öldürdüğünü belirtti. insanlar. 1990'larda İngiliz bir yazar tarafından yapılan kapsamlı bir araştırma, rakamın yaklaşık 2.500 ölü olduğunu ortaya koydu; Filipinli tarihçiler bunun 50.000 civarında olduğuna inanıyor.  Samar'daki emrinin bir sonucu olarak, Smith "Howling Wilderness Smith" olarak tanındı.<br />
<br />
Bud Dajo'daki katliamlarla ilgili olarak, olayların meydana geldiği Sulu Eyaleti Kaymakamı Binbaşı Hugh Scott, kratere kaçanların "savaşmaya niyetlerinin olmadığını, oraya sadece korku içinde koştuklarını ve bazılarının çiftçi olduğunu söyledi " Çatışmanın bir "savaş" olarak tanımlanması, hem saldırganların ezici ateş gücü hem de orantısız zayiat nedeniyle tartışılmaktadır. Yazar Vic Hurley, "Hayal gücünü zorlamadan Bud Dajo'ya bir 'savaş' denilemezdi" diye yazdı. Mark Twain, yayınladığı birkaç makalesinde olayı şiddetle kınadı, ve şu yorumu yaptı: "Bu nasıl bir savaştı? Savaşa benzemiyor. Dört günlük işimizi bu çaresiz insanları katlederek tamamladık. "<br />
<br />
Şu anda katliam olarak kabul edilen diğer olaylardan daha yüksek oranda Morolar öldürüldü. Örneğin, Yaralı Diz Katliamı'nda öldürülen Kızılderililerin en yüksek tahmini 350'de 300'dür, bu% 85'lik bir ölüm oranıdır, oysa Bud Dajo'da, 1000 olarak tahmin edilen bir gruptan sadece altı Moro hayatta kalan vardı, ölüm oranı % 99'un üzerinde. Wounded Knee'de olduğu gibi, Moro grubu kadınları ve çocukları içeriyordu. Kraterdeki silahları olan Moro adamları yakın dövüş silahlarına sahipti. Mücadele Jolo'da kara harekatıyla sınırlıyken, deniz silahlarının kullanılması Morolara karşı getirilen ezici ateş gücüne önemli ölçüde katkıda bulundu. Çatışma sırasında, Albay JW Duncan komutasındaki 750 adam ve subay, 800 ila 1000 Tausug köylüsünün yaşadığı Bud Dajo'nun (Tausūg: Būd Dahu) volkanik kraterine saldırdı. Buradaki sivillerin tamamı katledildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filipin-Amerikan Savaşı</span><br />
<br />
İspanya - Amerika Savaşı'nın 1898'de sona ermesinin ardından İspanya, barış anlaşmasının bir parçası olarak Filipinler'i ABD'ye bıraktı. Bu, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri ile Başkan Emilio Aguinaldo yönetimindeki devrimci Birinci Filipin Cumhuriyeti ve Moro savaşçıları arasında bir çatışmayı tetikledi.<br />
<br />
Filipinler'de Birleşik Devletler Ordusu tarafından işlenen savaş suçları arasında, Tuğgeneral Jacob H. Smith'in askeri mahkemeye ve zorla emekliye ayrılmasına yol açan Samar boyunca Yürüyüş de bulunmaktadır. Smith, Samar'da kuvvetlerini desteklemekle görevlendirilen 315 ABD Deniz Piyadesi taburunun komutanı Binbaşı Littleton Waller'a, pasifleştirme uygulamasıyla ilgili talimat verdi ve şunları söyledi: "Mahkum istemiyorum. Öldürmeni ve yakmanı emrediyorum, ne kadar çok öldürür ve yakarsan o kadar çok memnun olurum. Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı gerçek düşmanlıklarda silah taşıyabilen tüm insanların öldürülmesini istiyorum."<br />
<br />
Filipinli sivillerin sürekli ve yaygın bir katliamı izledi. Devrimcileri ve sivil halkı boyun eğdirmek amacıyla Samar'a giden tüm yiyecek ve ticaret kesildi. Smith'in Samar üzerine stratejisi, bölge sakinlerini gerillaları desteklemeyi bırakıp açlık korkusuyla Amerikalılara dönmeye zorlamak için geniş çapta toprak ve kasabaların yok edilmesini içeriyordu. Askerlerini, gerilla çetelerini aramak ve Filipin Generali Vicente Lukbán'ı ele geçirmek için iç kesimlerde kullandı, ancak gerillalar ile kasaba halkı arasındaki teması engellemek için hiçbir şey yapmadı. Amerikan birlikleri adanın dört bir yanından yürüdü, evleri yıktı ve insanları ve hayvanları vurdu. ABD birlikleri tarafından öldürülen Filipinli sivillerin kesin sayısı bilinmiyor. Littleton Waller, bir raporda, on bir günlük bir süre boyunca adamlarının 255 konutu yaktığını, 13 carabao ateş ettiğini ve 39 kişiyi öldürdüğünü belirtti. insanlar. 1990'larda İngiliz bir yazar tarafından yapılan kapsamlı bir araştırma, rakamın yaklaşık 2.500 ölü olduğunu ortaya koydu; Filipinli tarihçiler bunun 50.000 civarında olduğuna inanıyor.  Samar'daki emrinin bir sonucu olarak, Smith "Howling Wilderness Smith" olarak tanındı.<br />
<br />
Bud Dajo'daki katliamlarla ilgili olarak, olayların meydana geldiği Sulu Eyaleti Kaymakamı Binbaşı Hugh Scott, kratere kaçanların "savaşmaya niyetlerinin olmadığını, oraya sadece korku içinde koştuklarını ve bazılarının çiftçi olduğunu söyledi " Çatışmanın bir "savaş" olarak tanımlanması, hem saldırganların ezici ateş gücü hem de orantısız zayiat nedeniyle tartışılmaktadır. Yazar Vic Hurley, "Hayal gücünü zorlamadan Bud Dajo'ya bir 'savaş' denilemezdi" diye yazdı. Mark Twain, yayınladığı birkaç makalesinde olayı şiddetle kınadı, ve şu yorumu yaptı: "Bu nasıl bir savaştı? Savaşa benzemiyor. Dört günlük işimizi bu çaresiz insanları katlederek tamamladık. "<br />
<br />
Şu anda katliam olarak kabul edilen diğer olaylardan daha yüksek oranda Morolar öldürüldü. Örneğin, Yaralı Diz Katliamı'nda öldürülen Kızılderililerin en yüksek tahmini 350'de 300'dür, bu% 85'lik bir ölüm oranıdır, oysa Bud Dajo'da, 1000 olarak tahmin edilen bir gruptan sadece altı Moro hayatta kalan vardı, ölüm oranı % 99'un üzerinde. Wounded Knee'de olduğu gibi, Moro grubu kadınları ve çocukları içeriyordu. Kraterdeki silahları olan Moro adamları yakın dövüş silahlarına sahipti. Mücadele Jolo'da kara harekatıyla sınırlıyken, deniz silahlarının kullanılması Morolara karşı getirilen ezici ateş gücüne önemli ölçüde katkıda bulundu. Çatışma sırasında, Albay JW Duncan komutasındaki 750 adam ve subay, 800 ila 1000 Tausug köylüsünün yaşadığı Bud Dajo'nun (Tausūg: Būd Dahu) volkanik kraterine saldırdı. Buradaki sivillerin tamamı katledildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Napolyon Savaşları]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-napolyon-savaslari.html</link>
			<pubDate>Mon, 05 Apr 2021 07:31:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-napolyon-savaslari.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon Savaşları, Fransız Devrim Savaşları'nın ardından Napolyon önderliğindeki Fransa ile Avrupa'nın diğer güçlü devletlerinin oluşturduğu koalisyon arasında gerçekleşen savaş dönemi. Başlangıç tarihinin hangi yıl olduğuna dair tarihçiler ve araştırmacılar arasında fikir birliği yoktur. 1800-1815 yılları arasında[1], yaklaşık 15 yıl sürmüştür.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon Savaşları, Fransız Devrimi’nin ardından, monarşiye karşı fikirlerin ve siyasal etkinliklerin Avrupa’nın bütününe yayılmasını engellemeye çalışan Fransa dışındaki devletlerin oluşturduğu Koalisyon güçleriyle Fransız Devrim Orduları arasında Napolyon’un siyasi ve askeri liderliği altında sürmüş çatışmalardır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">I. Napolyon ve Grande Armée.<br />
</span>Fransız Devrimi’nin hemen ardından yeniden şekillenen Fransız ordusunun yapısal özellikleri, 18. yüzyılın diğer Avrupa ordularının yapısal özelliklerinden çok belirgin farklılıklar göstermiştir. Bu yapısal farklılıklar özellikle Napolyon Savaşları sırasında Fransız ordularının elde ettikleri başarılarda büyük ölçüde pay sahibidir. Kuşkusuz ki Napolyon’un parlak askeri becerisinin de etkisi büyük olmuştur.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu farklı yapısal özellikleri şu başlıklar altından irdelemek olanaklıdır:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">18. yüzyıl ordularını oluşturan askerler, serflerden oluşan, zorla silah altına alınmış, ölmemek için öldürmek zorunda kalan insanlardır. Bir sorumluluk ya da bir ideal uğruna değil, zorunlu oldukları için savaşırlar. Bu askerlerden oluşan birlikler, dağılma eğilimi gösterirler. Yanaşık düzen savaşa sürülmeleri ve sıkı bir disiplin altında tutulmaları gerekir. Bu ise, birliklerin hareket yeteneğini ciddi biçimde sınırlayacaktır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Oysa Fransız ordusundaki askerler, her ne kadar “zorunlu askerlik” dolayısıyla silah altına alınmış olsalar da, özgür yurttaşlardır. Bu insanlar, ulus devletinin yurttaşlarıdır, yurttaş-ordunun askerleridir. Bir ulus devletin yurttaşı olmanın sorumluluğuyla, bir ideal uğruna savaşırlar. Sıkı bir disiplin altına rahatlıkla girebilirler, eğilimleri bu yöndedir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Askerlerin bu eğilimleri, komutanların birliklerini sevk ve idare tarzını kökten değiştirmektedir. Onlara çok daha geniş bir alanda inisiyatif kullanma olanağı vermektedir. Napolyon ordularının başarılarının nedenlerinden biri de Napolyon'un generallerinin geniş inisiyatifleri olmasıdır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fransız Devrimi öncesinde, tüm Avrupa monarşilerinde olduğu gibi Fransız ordusundaki subaylar da aristokrat ailelerin tekelindeydi. Ancak ihtilal sırasında aristokrasi tasfiye edildiği için halktan insanların subay atanması zorunlu olmuştur. Bunun sonucunda Fransız Devrim Ordusu’nun subay kadrosu, genç, yeteneğe göre terfi eden, dinamik unsurlardan oluşmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fransız Devrim Ordusu, düzenlemelerle tümenler halinde yapılandırılmıştır. Tüm askeri sınıfları bünyesinde barındıran, bağımsız, herhangi bir operasyonu ya da manevrayı bağımsız olarak gerçekleştirebilecek birimler olan tümenler, kolordular düzeyinde birleştirilmişti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Özellikle Napolyon orduları, Napolyon’un izlediği yöntem gereği, ağırlıklı olarak “yerinde ikmal” ilkesiyle hareket eden ordulardır. Napolyon, ordularının ikmal meselesini, uzun ikmal kollarına değil, istila edilen topraklardaki kaynaklara dayandırmıştır. Bu tutum, orduların manevralarını, ikmal olanaklarının sınırlayıcı baskısından kurtarmış, daha hızlı manevra yapabilir hale getirmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Lakin bu durum sadece Avrupa’nın verimli ve yoğun nüfus barındıran bölgelerinde başarılı olmuştur. Yerinde ikmal olanaklarının son derece kısıtlı olduğu Mısır, İspanya ve Rusya’da ise geri tepmiştir. Özellikle Rusya’da durum daha da vahim bir hal almıştır. Rus ordusu, II. Dünya Savaşı’nda da uygulanan yakıp yıkma taktiğini uygulamış, çekilirken Napolyon ordularının kullanabileceği her şeyi ya beraberinde götürmüş ya da yerinde imha etmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon ordularında hızlı manevra ve yürüyüş hızı konusunda etkin olan bir başka unsur da subay kadrosunun asillerden oluşmamasıdır. Asiller, kendilerine son derece rahat bir ortam sağlayacak tüm ağırlıklarıyla birlikte hareket ederler. Ağırlıklarını taşıyan atlı arabalar, ordunun hızını düşürür. Özellikle zor arazi ve yol koşullarında bu durum daha da belirgin bir etki yaratır. Askerler yol kenarında bekler, öncelik tanınan aristokrat subayların ağırlıklarıyla yüklü arabalar yolu kullanır. Oysa Fransız ordularında öncelik piyadenindir, asker yoldan yürür, subay yolun dışından atının üstünde yolculuk eder.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonuç olarak 18. yüzyıl Avrupa ordularında standart yürüyüş hızı dakikada 70 adımken, Napolyon ordularında bu hız dakikada 120 adımdır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1776 yılında Topçu Genel Müfettişi olan Gribeauval, Fransız Devrimi Ordusu’nun topçu unsurlarında önemli düzenlemeler yapmıştır. Orduda kullanılan top çapları standartlaştırılmış, ilave olarak havanların kullanılmasına geçilmiş ve top arabalarında yapılan geliştirmelerle topçu bataryalarına hareketlilik kazandırılmıştır. Bu düzenlemelerle Fransız Devrimi Ordusu, yüksek atış gücüne sahip ve hareketli topçu bataryalarıyla savaş alanına hakim olabilmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Napolyon'un stratejik ve taktik özgünlüğü<br />
</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fransız birlikleri ve Avusturya birlikleri çatışma halinde.<br />
</span>Hemen hemen bütün tarihçiler ve araştırmacılar, I. Napolyon’un askeri alanda belirgin bir teorisi olmadığı görüşünde birleşirler. Napolyon’un askeri başarıları, sağlam bir askeri teorik yaklaşım çerçevesinde hazırlanmış planlara değil, savaş alanındaki hareket tarzına bağlanır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Her şeyden önce Napolyon hep saldırı savaşları vermiştir. Teorik olarak bir saldırı için, bir temel plan ve alternatif planlar hazırlanması gerekir. Ancak, Napolyon’un savaş planları yoktur. Napolyon, kolordularını birbirleriyle bağlantıları kopmayacak ölçüde araziye yayarak ilerler. Böylece rakibini, onu karşılayabilmek için yayılmaya zorlar. Bu yayılma, önceden planlanmış savaş düzeninin o anda değiştirilmesini gerektirdiği için düzensiz olmak zorundadır. Napolyon, savaş alanını rahatlıkla gözleyebileceği bir noktadadır ve düşmanının yayılmasını izler. Belirli bir anda, belirli bir bölge civarındaki birliklerini hızla, belirli bir bölgeye yönelik olarak taarruza kaldırır. Bu nokta, düşmanın kritik “bağlantı noktası”dır. Eğer bu bağlantı noktasına yönelen taarruz başarılı olursa, düşman cephesi yarılmış olur. Eğer başarısız olursa, zaten yaygın durumdaki kolorduları ona, alternatif bir plan için esneklik sağlar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bütün bunlar, birliklerini zaafa uğratmayacak biçimde yaymasına ve savaş alanını çok iyi izlemesine bağlıdır. O anın koşullarına uygun olarak birliklerini toplayıp bir “siklet merkezi” oluşturması bu sayede olur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arka plan<br />
</span>Ana madde: Fransız Devrim Savaşları</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">I. Koalisyon Savaşı</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ana madde: Birinci Koalisyon</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">I. Koalisyon, 1792 yılında 1. Fransa Cumhuriyeti’ne karşı Büyük Britanya, Avusturya Arşidüklüğü, Prusya Krallığı, Sicilya ve Piemonte tarafından oluşturulan ilk koalisyondur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1796 yılında, Alpler Ordusu'nun başkomutanlığına atanan Napolyon, yetersiz donatılmış ve her türlü ikmal malzemesi açısından ihmal edilmiş olan bu orduyu kısa süre içinde savaşabilecek bir duruma getirdi. Aslında Napolyon’un İtalya Seferi için emrine verilmiş olan ordu, bu çapta bir harekat için yetersiz bir askeri güçtür. Emrindeki üst rütbeli subaylar, kendisi gibi Fransız Devrimi sonrasında hızla terfi etmiş, ama deneyimsiz subaylardır. Hızlı terfi etmelerinde, savaş alanlarında gösterdikleri beceri ve yeteneğin payı büyüktür, ama bu çapta birliklere komuta etmeleri yeni bir deneyim olacaktır. İtalya Seferi’nde Napolyon’un kurmayları, daha sonraki muharebelerde de birlikte çarpışacağı subayları olacaktı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Öte yandan İtalya Seferi için Napolyon’un emrine verilen ordu, 30 bin askerli bir orduydu. Oysa karşısında 70 bin askerli Piemonte ve 50 bin askerli Avusturya ordusu vardı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon, 12 Nisan 1796 tarihinde Alpler'i aşarak Kuzey İtalya'ya saldırıya geçti. Avusturya ve Piemonte ordularını art arda yenilgiye uğrattıktan sonra Ocak 1797'de İtalya'daki Avusturya askeri varlığını püskürterek Viyana üzerine yürüdü. Napolyon, Kuzey İtalya’da, ikmal merkezlerine aşırı derecede bağımlı, hızlı hareket yeteneği gösteremeyen, dağınık Koalisyon kuvvetleri karşısında, hızlı manevralarıyla, “yerinde ikmal” prensibiyle, topçu bataryalarıyla savaş alanına hakim olabilmesiyle parlak başarılar sağladı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Avusturya'nın ateşkes istemesi üzerine, 18 Nisan 1797 tarihli "Leoben Ateşkes Anlaşması" imzalanıp askeri çarpışmalar sona erdirilmişdir. Modern İtalya'nın Udine şehri yakınındaki Campo Formio koyunde (modern "Campoformido"’da) barış görüşmelerine başlanmıştır. Ancak görüşmeler uzamış, Campo Formio Antlaşması olarak anılan antlaşma 17 Ekim 1797 tarihinde imzalanmıştır. Bu antlaşma, 1. Koalisyon’un da sonu olmuştur. Fransa’ya ise sadece Kuzey İtalya’da değil, antlaşma koşulları gereği Hollanda’da da toprak sağlamıştır. Özellikle Kuzey İtalya’daki kazanımlar önemlidir. Venedik kontrolündeki Ege adaları ve Venedik donanması Napolyon’a geçti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon, İtalya Seferi’nde, “yerinde ikmal” prensibini izleyerek Direktuvar yönetimine fazlaca bir yük olmadığı gibi, bölgeden topladığı ağır vergilerle de önemli ölçüde bir mali kaynak yaratmıştır. Böylece hem askeri hem de politik olarak sivrilmesini sağlamıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mısır Seferi<br />
</span>Ana madde: Napolyon'un Mısır Seferi</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1 Temmuz 1798’de, İskenderiye limanında Mısır topraklarına çıkan Fransız Ordusu, Piramitler Muharebesi'nde Murad Bey komutasındaki Osmanlı Ordusu'nu yenilgiye uğrattı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nelson komutasındaki İngiliz donanması, 1 Ağustos 1798 tarihinde Fransız donanmasını Nil'nin Abukir koyuna vardı. Aynı tarihte gerçekleşen Nil Muharebesi’nde İngiliz donanması parlak bir zafer kazanmış, Fransız donanmasını imha etmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon, Nil Muharebesi'nin ardından Kahire’ye ilerledi. Napolyon’un Fransa ile tek bağlantısı olan donanmanın bu şekilde imha edilmesi, onu zor duruma düşürmüştü. Ordusunu Filistin yönünde yürüterek, Akka Kalesi doğru yürümeye başladı. 18 Mart 1799 tarihinde buraya gelen Fransız Ordusu, Cezzar Ahmed Paşa karşısında ağır bir yenilgi aldı. 21 Mayıs tarihinde kuşatmayı kaldırıp Kahire’ye çekildi (Akka Savunması). Kısa bir süre sonra da ordusunu Mısır'da bırakarak Fransa'ya döndü.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">II. Koalisyon Savaşı<br />
</span>Ana madde: İkinci Koalisyon</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">II. Koalisyon, Birleşik Krallık, Rus İmparatorluğu, Osmanlı, Napoli, Portekiz ve Avusturya Arşidüklüğü ittifakıyla oluşturulmuştur. Başlarda başarılı sonuçlar elde ettilerse de ortak bir strateji izleyemediler ve koalisyon başarılı olamadı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">9 Kasım 1799 tarihinde Birinci Konsül olan Napolyon, Kuzey İtalya’daki Fransız varlığını tehdit eden Avusturya ve Rus ordularına karşı harekâta geçmiştir. II. Koalisyon’un bu bölgedeki kuvvetlerinin ikmal hatlarını kesmek için Milano yönünde ilerlemiş ancak ondan önce Cenova’yı ele geçirerek bu bölgede yığınak yapan Koalisyon güçleriyle 14 Haziran 1800 tarihinde çatışmak zorunda kalmıştır. Napolyon, Marengo Muharebesi olarak tarihe geçen bu muharebede, gün içinde savaşı kaybetmiştir ama, generallerinden Desaix komutasındaki bir kolordunun tam zamanında yetişmesiyle günü zaferle kapatmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon bu savaşın ardından Rus birliklerini kuşatma altında tutarak Avusturya ordusuna saldırmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Alexandr Suvorov komutasındaki Rus birlikler, kuşatmayı yarıp Alplerdeki sarp geçitleri kullanarak geri çekilmişlerdir. Bu başarılı çekilme Suvorov’u tarihin en başarılı komutanlarından biri haline getirecektir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hohenlinden Muharebesi’nde, Avusturya Ordusu'nun uğradığı yenilgi ardından, 9 Şubat 1801 tarihinde imzalanan Luneville Antlaşmasıyla Avusturya, İtalya, Hollanda ve İsveç, Fransız hegemonyasını kabul etmişlerdir. Bu antlaşma II. Koalisyonun sonu olmuş ve Büyük Britanya'yı savaşta yalnız bırakmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Napolyon Savaşları<br />
</span>III. Koalisyon Savaşı</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ana madde: Üçüncü Koalisyon</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1804 yılında imparator olan Napolyon, bütün bu koalisyonlarda asıl dinamonun Büyük Britanya'yı olduğunu gayet iyi bilmektedir. Büyük bir donanma ve güçlü bir ordu oluşturarak Büyük Britanya’yı istila etmek ve sorunu çözmeyi planlamaktadır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon bu planı ertelemek zorunda kalacaktır. Çünkü, 1805 yılında Fransa’ya karşı bir ittifak daha kurulmuştur. III. Koalisyon, Büyük Britanya, Avusturya İmparatorluğu, İsveç, Rusya İmparatorluğu ve Sicilya Krallığı arasında kurulmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ancak Fransız donanması, Lord Horatio Nelson komutasındaki İngiliz donanması karşısında Trafalgar Muharebesi’nde ağır bir yenilgiye uğramıştır. Bu sırada Napolyon’un 180 bin kişilik ordusu, Manş kıyılarında toplamış, İngiltere'nin istilası için hazırlık yapmaktadır. Donanmanın yenilgiye uğraması, Büyük Britanya'yı istila planlarını da suya düşürmüştür. Napolyon, III. Koalisyon’u, kıta Avrupası’nda yenmek zorundadır artık.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Koalisyon, Avusturya ve Rus ordularının birlikte Fransa’ya saldırması yönünde bir plan yapmıştır, ancak Avusturya komutanı Rus ordularını beklemeden saldırıya geçmiştir. Manş kıyılarındaki ordusunu toplayan Napolyon, çok hızlı bir şekilde Bavyera’ya ilerlemiş ve Avusturya ordusunun geri bağlantısını kesecek bir manevra yapmıştır. 22 Ekim 1805 tarihinde Avusturya ordusu 60 bin asker ve 120 topla teslim olmak zorunda kalmıştır. Napolyon’un bu manevrası, düşmanın doğrudan cephesine bir saldırıya girişmek yerine, geri bağlantısını kesmeye dayanan, tam anlamıyla bir Dolaylı tutum stratejisidir. Sonuçta, büyük çaplı bir çatışmaya girmeden ve önemli bir kayba uğramadan Avusturya ordusunun savaşma azim ve gücünü kırmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ulm Muharebesi parlak bir zaferle sonuçlanmıştır ama Napolyon açısından durum hâlen kritiktir. Avusturya'nın diğer ordusuyla Rus ordusu batıya doğru ilerlemektedir ve bir İtalyan ordusu da güneyden yaklaşmaktadır. Napolyon, iki kuvvetin birleşmesine fırsat vermeyecek bir şekilde hızla doğuya ilerler ve Avusturya – Rus kuvvetlerinin karşısına Austerlitz’de çıkmıştır. “Üç İmparator Muharebesi” olarak da bilinen 2 Aralık 1805 tarihli Austerlitz Muharebesi de Napolyon’un zaferiyle sonuçlanmıştır. Rus ve Avusturya kayıpları ölü, yaralı ve kaçak olarak toplam 27 bin iken Fransız kayıpları 9 bindir. Ayrıca Fransız ordusu 180 top ele geçirmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Her iki savaşta iki ordusunu kaybeden Avusturya savaştan çekilmek zorunda kalmıştır. 22 Aralık 1805 de Avusturya ile Fransa arasında Pressburg Barış Antlaşması imzalanmıştır. Çar 1. Aleksandr ve General Mihail Kutuzov yönetimindeki Rus ordusu ise geri çekilmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">IV. Koalisyon Savaşı<br />
</span>Ana madde: Dördüncü Koalisyon</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">IV. Koalisyon Prusya Krallığı, Rus İmparatorluğu, Saksonya, İsveç ve Büyük Britanya arasında oluşturulmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1806 yılının ortalarında, İngiltere, Prusya, İsveç, Rusya ve Saksonya arasında yeni bir koalisyon, IV. Koalisyon oluşturulmuştur. Napolyon, Rus orduları ulaşmadan Prusya ordularına taarruza geçmiştir. 14 Ekim 1806 tarihinde Jena’da bir Prusya ordusunu bozguna uğratmıştır. aynı gün Mareşal Davout komutasındaki bir başka Fransız ordusu da diğer bir Prusya ordusunu yenilgiye uğratmıştır. Her iki Fransız ordusu da Napolyon’un komutasında dağılan Prusya birliklerini Berlin’e kadar izleyerek yeniden toparlanmalarına fırsat vermemiştir. Fransız ordularının kayıpları 8 bin iken Prusya kayıpları 25 bin kadardır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Daha sonra ilerleyen Rus ordularını karşılayan Napolyon, 7-8 Şubat 1807 tarihinde Eylau Savaşı’nda, 14 Haziran 1807 tarihinde de Friedland Muharebesi’nde de yenilgiye uğrattı. Bu savaşların ardından Rusya’yla 7 Temmuz 1807 tarihinde yapılan Tilsit Antlaşması ile Rusya da savaştan çekilmiş oldu. Ayrıca bu anlaşma uyarınca Osmanlı ve Rus İmparatorlukları himayesindeki Yedi Ada Cumhuriyeti de Fransa'ya bırakıldı.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">V. Koalisyon</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">V. Koalisyon, Avusturya İmparatorluğu ve Büyük Britanya arasında 1809 yılı başlarında oluşturulmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">10 Nisan-14 Ekim 1809 tarihleri arasında gerçekleşen V. Koalisyon Savaşı, Napolyon savaşlarının içinde en kanlı ve geniş çaplı olanlarıdır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arşidük Charles komutasındaki Avusturya ordusu 10 Nisan 1809 tarihinde Bavyera’ya saldırmıştır. Karşılıklı manevralar ve iki çatışmanın ardından V. Koalisyon Savaşı’nın ilk sert muharebesi gerçekleşmiştir. Napolyon kuvvetlerinin Aspern ve Essling kasabaları arasındaki Tuna nehri geçişinde (köprübaşı) gerçekleşen Aspern-Essling Muharebes,, 21 Mayıs 1809 günü öğleden hemen sonra başlamış ve iki gün sürmüştür. İkinci gün, Napolyon’un Avusturya kuvvetlerinin merkezine karşı giriştiği güçlü saldırı, Avusturya hatlarını yarmıştı. Ancak savaşı hemen hemen kazanmışlarken Arşidük Charles’in son yedeklerini bizzat komuta ederek, cesaretle giriştiği saldırı durumu kurtarmıştır. Napolyon, köprübaşını kaybetmiş ve sonuç alamayacağı açıkça belli olan savaş alanından birliklerini çekmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">5 Temmuz 1809 tarihinde başlayan ve yine iki gün süren Wagram Muharebesi ise Fransız ordularının zaferiyle sonuçlanmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">14 Ekim 1809 günü imzalanan Viyana Antlaşması ile V. Koalisyon da fiilen sona ermiş oldu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fransa ve Müttefikleri - 1811<br />
</span>Rusya Seferi (VI. Koalisyon)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ana maddeler: Napolyon'un Rusya Seferi ve Altıncı Koalisyon Savaşı</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Rusya, V. Koalisyon’da yer almamıştır. Bu, Tilsit Antlaşması’nın sonucudur. İngiltere’nin uyguladığı deniz ablukası Rus ekonomisi için de ciddi sonuçlar yaratmaktadır. Rusya’nın Tilsit Antlaşması’nı yok sayarak taraf değiştirmesinde bu ekonomik sıkıntıların etkisi olmuştur. Rusya'nın savaşa girmesiyle savaşın seyri değişmiş, yenilmez olarak nitelendirdikleri Napolyon Orduları yenilgiye uğratılmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon’un Rusya Seferi’ne katılan ordunun mevcudu konusunda, farklı kaynaklarda, farklı rakamlar verilmektedir. Esasen, Rusya Seferi’ne çıkan Fransız ordusu, tarihin o güne kadar gördüğü en kalabalık ordudur. Yarıya yakını Fransız askerlerinden oluşmaktadır, diğerleri Fransa’ya tabi ülkelerin askerleridir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">7 Eylül 1812 günü gerçekleşen Borodino Muharebesi, Moskova’nın yaklaşık 110 km. batısında, Moskova nehri üstündeki köprübaşında yapılmıştır. Napolyon Ordularını durdurmayı başarmakla birlikte Rus Ordusu'nun kayıpları, mevzileri uzun süre elde tutabilecek durumda değildir. Kutuzov, geri çekilme kararı verir. Hiçbir askeri direnişle karşılaşmadan Moskova'ya giren Napolyon, Rus Çarı'nın bir barış antlaşmasına yanaşmaması, Rus Ordusu'nun imha edilmemiş olması ve kış şartlarında ordusunun ikmalinin neredeyse olanaksız hale gelmesi dolayısıyla Rus topraklarından geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ordusunun büyük bir bölümünü bu geri çekilme sırasında kaybetmiştir. Rus Ordusu, onları sürekli olarak izlemiş ve yıpratmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Paris’e dönen Napolyon, ilerleyen Rus birliklerini Polonya topraklarında karşılamak için yeni bir ordu düzenlemiştir. 2 Mayıs 1813 tarihinde Lützen Savaşı’nda ve 20 Mayıs 1813 tarihinde Bautzen Savaşlarında Rus ordularının ilerleyişini durdurmayı başarmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu tarihlerde Koalisyon güçleri, “Trachenburg Planı” olarak bilinen bir strateji izlemeye karar vermişlerdir. Bu stratejiye göre daha küçük çaplı Fransız birlikleriyle savaşılacak, Napolyon’un yeterince yıpranması sağlanmadan onun komuta ettiği ordularla çatışmaya girmekten kaçınılacaktır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1813 yılının Ağustos ayında Dresden Muharebesi'nde başarı kazanan Napolyon, bu başarısının sonuçlarını geliştirememiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Leipzig Muharebesi, 16-19 Eylül 1813 tarihlerinde gerçekleşen, tarihte “Ulusların Savaşı” olarak da bilinen bir savaş olmuştur. Napolyon’un 195 bin kişilik ordusu, Koalisyon güçlerinin 365 bin kişilik ordusu karşısında tutunamamıştır. Napolyon, dört kolorduyu ve Alman prenslerinin desteğini yitirerek savaş alanından çekilmek zorunda kalmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Koalisyon Güçleri Paris’te<br />
</span>Ana madde: 1814 Paris Muharebesi</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ağırlıklı olarak Rus ve Prusya kuvvetlerinden oluşan koalisyon kuvvetleri Fransa’nın doğu sınırlarını aştıklarında, Wellingon komutasındaki İngiliz kuvvetleri de Pirene Dağları'nı aşarak Fransa topraklarında ilerlemeye başlamışlardır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">6 Nisan 1814 günü tahttan çekilen Napolyon, Elba adasına sürgüne gönderildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaşın sonrası</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ana madde: Yüz Gün</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon sürgünden kaçar ve 20 Mart 1815'te Paris'e geri döner. Fransa'da kendine destek toplayarak, Bourbon Hanedanı'nı tahttan indirir ve seferberlik çalışmalarını başlatır. Napolyon'un Fransa'ya döndüğünü ve seferberlik ilan ettiğini haber alan Viyana Kongresi, Napolyon'a karşı silahlanma kararı alır. Napolyon yaklaşık 200 bin, müttefikler de 150 bin asker toplar. 18 Haziran 1815'te iki ordu karşılaşır ve Napolyon ağır bir yenilgi alır (Waterloo Muharebesi). Napolyon teslim olur ve müttefikler Paris'e tekrar girer. Napolyon, Saint Helena'ya sürgün edilir ve 1821'de ölene burada kadar kalır. Fransa'daysa hanedan tekrar başa getirtilir (Bourbon Restorasyonu).</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuçları<br />
</span>Napolyon Savaşları tarihte görülmüş en büyük savaşlardan biridir. Savaşta ~Fransa ve Müttefikleri 1.000.000 ölü, ~Rusya 400.000 ölü, ~Prusya 200.000 ölü, ~Avusturya 300.000 ölü, ~İspanya 300.000 ölü ~Birleşik Krallık 311.806 ölü olmak üzere 2.511.806 asker ve toplam 1 milyon sivil de dahil edilirse 3.511.806 kişi hayatını kaybetmiştir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">(alıntıdır)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon Savaşları, Fransız Devrim Savaşları'nın ardından Napolyon önderliğindeki Fransa ile Avrupa'nın diğer güçlü devletlerinin oluşturduğu koalisyon arasında gerçekleşen savaş dönemi. Başlangıç tarihinin hangi yıl olduğuna dair tarihçiler ve araştırmacılar arasında fikir birliği yoktur. 1800-1815 yılları arasında[1], yaklaşık 15 yıl sürmüştür.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon Savaşları, Fransız Devrimi’nin ardından, monarşiye karşı fikirlerin ve siyasal etkinliklerin Avrupa’nın bütününe yayılmasını engellemeye çalışan Fransa dışındaki devletlerin oluşturduğu Koalisyon güçleriyle Fransız Devrim Orduları arasında Napolyon’un siyasi ve askeri liderliği altında sürmüş çatışmalardır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">I. Napolyon ve Grande Armée.<br />
</span>Fransız Devrimi’nin hemen ardından yeniden şekillenen Fransız ordusunun yapısal özellikleri, 18. yüzyılın diğer Avrupa ordularının yapısal özelliklerinden çok belirgin farklılıklar göstermiştir. Bu yapısal farklılıklar özellikle Napolyon Savaşları sırasında Fransız ordularının elde ettikleri başarılarda büyük ölçüde pay sahibidir. Kuşkusuz ki Napolyon’un parlak askeri becerisinin de etkisi büyük olmuştur.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu farklı yapısal özellikleri şu başlıklar altından irdelemek olanaklıdır:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">18. yüzyıl ordularını oluşturan askerler, serflerden oluşan, zorla silah altına alınmış, ölmemek için öldürmek zorunda kalan insanlardır. Bir sorumluluk ya da bir ideal uğruna değil, zorunlu oldukları için savaşırlar. Bu askerlerden oluşan birlikler, dağılma eğilimi gösterirler. Yanaşık düzen savaşa sürülmeleri ve sıkı bir disiplin altında tutulmaları gerekir. Bu ise, birliklerin hareket yeteneğini ciddi biçimde sınırlayacaktır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Oysa Fransız ordusundaki askerler, her ne kadar “zorunlu askerlik” dolayısıyla silah altına alınmış olsalar da, özgür yurttaşlardır. Bu insanlar, ulus devletinin yurttaşlarıdır, yurttaş-ordunun askerleridir. Bir ulus devletin yurttaşı olmanın sorumluluğuyla, bir ideal uğruna savaşırlar. Sıkı bir disiplin altına rahatlıkla girebilirler, eğilimleri bu yöndedir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Askerlerin bu eğilimleri, komutanların birliklerini sevk ve idare tarzını kökten değiştirmektedir. Onlara çok daha geniş bir alanda inisiyatif kullanma olanağı vermektedir. Napolyon ordularının başarılarının nedenlerinden biri de Napolyon'un generallerinin geniş inisiyatifleri olmasıdır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fransız Devrimi öncesinde, tüm Avrupa monarşilerinde olduğu gibi Fransız ordusundaki subaylar da aristokrat ailelerin tekelindeydi. Ancak ihtilal sırasında aristokrasi tasfiye edildiği için halktan insanların subay atanması zorunlu olmuştur. Bunun sonucunda Fransız Devrim Ordusu’nun subay kadrosu, genç, yeteneğe göre terfi eden, dinamik unsurlardan oluşmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fransız Devrim Ordusu, düzenlemelerle tümenler halinde yapılandırılmıştır. Tüm askeri sınıfları bünyesinde barındıran, bağımsız, herhangi bir operasyonu ya da manevrayı bağımsız olarak gerçekleştirebilecek birimler olan tümenler, kolordular düzeyinde birleştirilmişti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Özellikle Napolyon orduları, Napolyon’un izlediği yöntem gereği, ağırlıklı olarak “yerinde ikmal” ilkesiyle hareket eden ordulardır. Napolyon, ordularının ikmal meselesini, uzun ikmal kollarına değil, istila edilen topraklardaki kaynaklara dayandırmıştır. Bu tutum, orduların manevralarını, ikmal olanaklarının sınırlayıcı baskısından kurtarmış, daha hızlı manevra yapabilir hale getirmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Lakin bu durum sadece Avrupa’nın verimli ve yoğun nüfus barındıran bölgelerinde başarılı olmuştur. Yerinde ikmal olanaklarının son derece kısıtlı olduğu Mısır, İspanya ve Rusya’da ise geri tepmiştir. Özellikle Rusya’da durum daha da vahim bir hal almıştır. Rus ordusu, II. Dünya Savaşı’nda da uygulanan yakıp yıkma taktiğini uygulamış, çekilirken Napolyon ordularının kullanabileceği her şeyi ya beraberinde götürmüş ya da yerinde imha etmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon ordularında hızlı manevra ve yürüyüş hızı konusunda etkin olan bir başka unsur da subay kadrosunun asillerden oluşmamasıdır. Asiller, kendilerine son derece rahat bir ortam sağlayacak tüm ağırlıklarıyla birlikte hareket ederler. Ağırlıklarını taşıyan atlı arabalar, ordunun hızını düşürür. Özellikle zor arazi ve yol koşullarında bu durum daha da belirgin bir etki yaratır. Askerler yol kenarında bekler, öncelik tanınan aristokrat subayların ağırlıklarıyla yüklü arabalar yolu kullanır. Oysa Fransız ordularında öncelik piyadenindir, asker yoldan yürür, subay yolun dışından atının üstünde yolculuk eder.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sonuç olarak 18. yüzyıl Avrupa ordularında standart yürüyüş hızı dakikada 70 adımken, Napolyon ordularında bu hız dakikada 120 adımdır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1776 yılında Topçu Genel Müfettişi olan Gribeauval, Fransız Devrimi Ordusu’nun topçu unsurlarında önemli düzenlemeler yapmıştır. Orduda kullanılan top çapları standartlaştırılmış, ilave olarak havanların kullanılmasına geçilmiş ve top arabalarında yapılan geliştirmelerle topçu bataryalarına hareketlilik kazandırılmıştır. Bu düzenlemelerle Fransız Devrimi Ordusu, yüksek atış gücüne sahip ve hareketli topçu bataryalarıyla savaş alanına hakim olabilmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Napolyon'un stratejik ve taktik özgünlüğü<br />
</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fransız birlikleri ve Avusturya birlikleri çatışma halinde.<br />
</span>Hemen hemen bütün tarihçiler ve araştırmacılar, I. Napolyon’un askeri alanda belirgin bir teorisi olmadığı görüşünde birleşirler. Napolyon’un askeri başarıları, sağlam bir askeri teorik yaklaşım çerçevesinde hazırlanmış planlara değil, savaş alanındaki hareket tarzına bağlanır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Her şeyden önce Napolyon hep saldırı savaşları vermiştir. Teorik olarak bir saldırı için, bir temel plan ve alternatif planlar hazırlanması gerekir. Ancak, Napolyon’un savaş planları yoktur. Napolyon, kolordularını birbirleriyle bağlantıları kopmayacak ölçüde araziye yayarak ilerler. Böylece rakibini, onu karşılayabilmek için yayılmaya zorlar. Bu yayılma, önceden planlanmış savaş düzeninin o anda değiştirilmesini gerektirdiği için düzensiz olmak zorundadır. Napolyon, savaş alanını rahatlıkla gözleyebileceği bir noktadadır ve düşmanının yayılmasını izler. Belirli bir anda, belirli bir bölge civarındaki birliklerini hızla, belirli bir bölgeye yönelik olarak taarruza kaldırır. Bu nokta, düşmanın kritik “bağlantı noktası”dır. Eğer bu bağlantı noktasına yönelen taarruz başarılı olursa, düşman cephesi yarılmış olur. Eğer başarısız olursa, zaten yaygın durumdaki kolorduları ona, alternatif bir plan için esneklik sağlar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bütün bunlar, birliklerini zaafa uğratmayacak biçimde yaymasına ve savaş alanını çok iyi izlemesine bağlıdır. O anın koşullarına uygun olarak birliklerini toplayıp bir “siklet merkezi” oluşturması bu sayede olur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arka plan<br />
</span>Ana madde: Fransız Devrim Savaşları</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">I. Koalisyon Savaşı</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ana madde: Birinci Koalisyon</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">I. Koalisyon, 1792 yılında 1. Fransa Cumhuriyeti’ne karşı Büyük Britanya, Avusturya Arşidüklüğü, Prusya Krallığı, Sicilya ve Piemonte tarafından oluşturulan ilk koalisyondur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1796 yılında, Alpler Ordusu'nun başkomutanlığına atanan Napolyon, yetersiz donatılmış ve her türlü ikmal malzemesi açısından ihmal edilmiş olan bu orduyu kısa süre içinde savaşabilecek bir duruma getirdi. Aslında Napolyon’un İtalya Seferi için emrine verilmiş olan ordu, bu çapta bir harekat için yetersiz bir askeri güçtür. Emrindeki üst rütbeli subaylar, kendisi gibi Fransız Devrimi sonrasında hızla terfi etmiş, ama deneyimsiz subaylardır. Hızlı terfi etmelerinde, savaş alanlarında gösterdikleri beceri ve yeteneğin payı büyüktür, ama bu çapta birliklere komuta etmeleri yeni bir deneyim olacaktır. İtalya Seferi’nde Napolyon’un kurmayları, daha sonraki muharebelerde de birlikte çarpışacağı subayları olacaktı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Öte yandan İtalya Seferi için Napolyon’un emrine verilen ordu, 30 bin askerli bir orduydu. Oysa karşısında 70 bin askerli Piemonte ve 50 bin askerli Avusturya ordusu vardı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon, 12 Nisan 1796 tarihinde Alpler'i aşarak Kuzey İtalya'ya saldırıya geçti. Avusturya ve Piemonte ordularını art arda yenilgiye uğrattıktan sonra Ocak 1797'de İtalya'daki Avusturya askeri varlığını püskürterek Viyana üzerine yürüdü. Napolyon, Kuzey İtalya’da, ikmal merkezlerine aşırı derecede bağımlı, hızlı hareket yeteneği gösteremeyen, dağınık Koalisyon kuvvetleri karşısında, hızlı manevralarıyla, “yerinde ikmal” prensibiyle, topçu bataryalarıyla savaş alanına hakim olabilmesiyle parlak başarılar sağladı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Avusturya'nın ateşkes istemesi üzerine, 18 Nisan 1797 tarihli "Leoben Ateşkes Anlaşması" imzalanıp askeri çarpışmalar sona erdirilmişdir. Modern İtalya'nın Udine şehri yakınındaki Campo Formio koyunde (modern "Campoformido"’da) barış görüşmelerine başlanmıştır. Ancak görüşmeler uzamış, Campo Formio Antlaşması olarak anılan antlaşma 17 Ekim 1797 tarihinde imzalanmıştır. Bu antlaşma, 1. Koalisyon’un da sonu olmuştur. Fransa’ya ise sadece Kuzey İtalya’da değil, antlaşma koşulları gereği Hollanda’da da toprak sağlamıştır. Özellikle Kuzey İtalya’daki kazanımlar önemlidir. Venedik kontrolündeki Ege adaları ve Venedik donanması Napolyon’a geçti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon, İtalya Seferi’nde, “yerinde ikmal” prensibini izleyerek Direktuvar yönetimine fazlaca bir yük olmadığı gibi, bölgeden topladığı ağır vergilerle de önemli ölçüde bir mali kaynak yaratmıştır. Böylece hem askeri hem de politik olarak sivrilmesini sağlamıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mısır Seferi<br />
</span>Ana madde: Napolyon'un Mısır Seferi</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1 Temmuz 1798’de, İskenderiye limanında Mısır topraklarına çıkan Fransız Ordusu, Piramitler Muharebesi'nde Murad Bey komutasındaki Osmanlı Ordusu'nu yenilgiye uğrattı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nelson komutasındaki İngiliz donanması, 1 Ağustos 1798 tarihinde Fransız donanmasını Nil'nin Abukir koyuna vardı. Aynı tarihte gerçekleşen Nil Muharebesi’nde İngiliz donanması parlak bir zafer kazanmış, Fransız donanmasını imha etmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon, Nil Muharebesi'nin ardından Kahire’ye ilerledi. Napolyon’un Fransa ile tek bağlantısı olan donanmanın bu şekilde imha edilmesi, onu zor duruma düşürmüştü. Ordusunu Filistin yönünde yürüterek, Akka Kalesi doğru yürümeye başladı. 18 Mart 1799 tarihinde buraya gelen Fransız Ordusu, Cezzar Ahmed Paşa karşısında ağır bir yenilgi aldı. 21 Mayıs tarihinde kuşatmayı kaldırıp Kahire’ye çekildi (Akka Savunması). Kısa bir süre sonra da ordusunu Mısır'da bırakarak Fransa'ya döndü.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">II. Koalisyon Savaşı<br />
</span>Ana madde: İkinci Koalisyon</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">II. Koalisyon, Birleşik Krallık, Rus İmparatorluğu, Osmanlı, Napoli, Portekiz ve Avusturya Arşidüklüğü ittifakıyla oluşturulmuştur. Başlarda başarılı sonuçlar elde ettilerse de ortak bir strateji izleyemediler ve koalisyon başarılı olamadı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">9 Kasım 1799 tarihinde Birinci Konsül olan Napolyon, Kuzey İtalya’daki Fransız varlığını tehdit eden Avusturya ve Rus ordularına karşı harekâta geçmiştir. II. Koalisyon’un bu bölgedeki kuvvetlerinin ikmal hatlarını kesmek için Milano yönünde ilerlemiş ancak ondan önce Cenova’yı ele geçirerek bu bölgede yığınak yapan Koalisyon güçleriyle 14 Haziran 1800 tarihinde çatışmak zorunda kalmıştır. Napolyon, Marengo Muharebesi olarak tarihe geçen bu muharebede, gün içinde savaşı kaybetmiştir ama, generallerinden Desaix komutasındaki bir kolordunun tam zamanında yetişmesiyle günü zaferle kapatmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon bu savaşın ardından Rus birliklerini kuşatma altında tutarak Avusturya ordusuna saldırmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Alexandr Suvorov komutasındaki Rus birlikler, kuşatmayı yarıp Alplerdeki sarp geçitleri kullanarak geri çekilmişlerdir. Bu başarılı çekilme Suvorov’u tarihin en başarılı komutanlarından biri haline getirecektir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hohenlinden Muharebesi’nde, Avusturya Ordusu'nun uğradığı yenilgi ardından, 9 Şubat 1801 tarihinde imzalanan Luneville Antlaşmasıyla Avusturya, İtalya, Hollanda ve İsveç, Fransız hegemonyasını kabul etmişlerdir. Bu antlaşma II. Koalisyonun sonu olmuş ve Büyük Britanya'yı savaşta yalnız bırakmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Napolyon Savaşları<br />
</span>III. Koalisyon Savaşı</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ana madde: Üçüncü Koalisyon</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1804 yılında imparator olan Napolyon, bütün bu koalisyonlarda asıl dinamonun Büyük Britanya'yı olduğunu gayet iyi bilmektedir. Büyük bir donanma ve güçlü bir ordu oluşturarak Büyük Britanya’yı istila etmek ve sorunu çözmeyi planlamaktadır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon bu planı ertelemek zorunda kalacaktır. Çünkü, 1805 yılında Fransa’ya karşı bir ittifak daha kurulmuştur. III. Koalisyon, Büyük Britanya, Avusturya İmparatorluğu, İsveç, Rusya İmparatorluğu ve Sicilya Krallığı arasında kurulmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ancak Fransız donanması, Lord Horatio Nelson komutasındaki İngiliz donanması karşısında Trafalgar Muharebesi’nde ağır bir yenilgiye uğramıştır. Bu sırada Napolyon’un 180 bin kişilik ordusu, Manş kıyılarında toplamış, İngiltere'nin istilası için hazırlık yapmaktadır. Donanmanın yenilgiye uğraması, Büyük Britanya'yı istila planlarını da suya düşürmüştür. Napolyon, III. Koalisyon’u, kıta Avrupası’nda yenmek zorundadır artık.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Koalisyon, Avusturya ve Rus ordularının birlikte Fransa’ya saldırması yönünde bir plan yapmıştır, ancak Avusturya komutanı Rus ordularını beklemeden saldırıya geçmiştir. Manş kıyılarındaki ordusunu toplayan Napolyon, çok hızlı bir şekilde Bavyera’ya ilerlemiş ve Avusturya ordusunun geri bağlantısını kesecek bir manevra yapmıştır. 22 Ekim 1805 tarihinde Avusturya ordusu 60 bin asker ve 120 topla teslim olmak zorunda kalmıştır. Napolyon’un bu manevrası, düşmanın doğrudan cephesine bir saldırıya girişmek yerine, geri bağlantısını kesmeye dayanan, tam anlamıyla bir Dolaylı tutum stratejisidir. Sonuçta, büyük çaplı bir çatışmaya girmeden ve önemli bir kayba uğramadan Avusturya ordusunun savaşma azim ve gücünü kırmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ulm Muharebesi parlak bir zaferle sonuçlanmıştır ama Napolyon açısından durum hâlen kritiktir. Avusturya'nın diğer ordusuyla Rus ordusu batıya doğru ilerlemektedir ve bir İtalyan ordusu da güneyden yaklaşmaktadır. Napolyon, iki kuvvetin birleşmesine fırsat vermeyecek bir şekilde hızla doğuya ilerler ve Avusturya – Rus kuvvetlerinin karşısına Austerlitz’de çıkmıştır. “Üç İmparator Muharebesi” olarak da bilinen 2 Aralık 1805 tarihli Austerlitz Muharebesi de Napolyon’un zaferiyle sonuçlanmıştır. Rus ve Avusturya kayıpları ölü, yaralı ve kaçak olarak toplam 27 bin iken Fransız kayıpları 9 bindir. Ayrıca Fransız ordusu 180 top ele geçirmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Her iki savaşta iki ordusunu kaybeden Avusturya savaştan çekilmek zorunda kalmıştır. 22 Aralık 1805 de Avusturya ile Fransa arasında Pressburg Barış Antlaşması imzalanmıştır. Çar 1. Aleksandr ve General Mihail Kutuzov yönetimindeki Rus ordusu ise geri çekilmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">IV. Koalisyon Savaşı<br />
</span>Ana madde: Dördüncü Koalisyon</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">IV. Koalisyon Prusya Krallığı, Rus İmparatorluğu, Saksonya, İsveç ve Büyük Britanya arasında oluşturulmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1806 yılının ortalarında, İngiltere, Prusya, İsveç, Rusya ve Saksonya arasında yeni bir koalisyon, IV. Koalisyon oluşturulmuştur. Napolyon, Rus orduları ulaşmadan Prusya ordularına taarruza geçmiştir. 14 Ekim 1806 tarihinde Jena’da bir Prusya ordusunu bozguna uğratmıştır. aynı gün Mareşal Davout komutasındaki bir başka Fransız ordusu da diğer bir Prusya ordusunu yenilgiye uğratmıştır. Her iki Fransız ordusu da Napolyon’un komutasında dağılan Prusya birliklerini Berlin’e kadar izleyerek yeniden toparlanmalarına fırsat vermemiştir. Fransız ordularının kayıpları 8 bin iken Prusya kayıpları 25 bin kadardır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Daha sonra ilerleyen Rus ordularını karşılayan Napolyon, 7-8 Şubat 1807 tarihinde Eylau Savaşı’nda, 14 Haziran 1807 tarihinde de Friedland Muharebesi’nde de yenilgiye uğrattı. Bu savaşların ardından Rusya’yla 7 Temmuz 1807 tarihinde yapılan Tilsit Antlaşması ile Rusya da savaştan çekilmiş oldu. Ayrıca bu anlaşma uyarınca Osmanlı ve Rus İmparatorlukları himayesindeki Yedi Ada Cumhuriyeti de Fransa'ya bırakıldı.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">V. Koalisyon</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">V. Koalisyon, Avusturya İmparatorluğu ve Büyük Britanya arasında 1809 yılı başlarında oluşturulmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">10 Nisan-14 Ekim 1809 tarihleri arasında gerçekleşen V. Koalisyon Savaşı, Napolyon savaşlarının içinde en kanlı ve geniş çaplı olanlarıdır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arşidük Charles komutasındaki Avusturya ordusu 10 Nisan 1809 tarihinde Bavyera’ya saldırmıştır. Karşılıklı manevralar ve iki çatışmanın ardından V. Koalisyon Savaşı’nın ilk sert muharebesi gerçekleşmiştir. Napolyon kuvvetlerinin Aspern ve Essling kasabaları arasındaki Tuna nehri geçişinde (köprübaşı) gerçekleşen Aspern-Essling Muharebes,, 21 Mayıs 1809 günü öğleden hemen sonra başlamış ve iki gün sürmüştür. İkinci gün, Napolyon’un Avusturya kuvvetlerinin merkezine karşı giriştiği güçlü saldırı, Avusturya hatlarını yarmıştı. Ancak savaşı hemen hemen kazanmışlarken Arşidük Charles’in son yedeklerini bizzat komuta ederek, cesaretle giriştiği saldırı durumu kurtarmıştır. Napolyon, köprübaşını kaybetmiş ve sonuç alamayacağı açıkça belli olan savaş alanından birliklerini çekmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">5 Temmuz 1809 tarihinde başlayan ve yine iki gün süren Wagram Muharebesi ise Fransız ordularının zaferiyle sonuçlanmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">14 Ekim 1809 günü imzalanan Viyana Antlaşması ile V. Koalisyon da fiilen sona ermiş oldu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fransa ve Müttefikleri - 1811<br />
</span>Rusya Seferi (VI. Koalisyon)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ana maddeler: Napolyon'un Rusya Seferi ve Altıncı Koalisyon Savaşı</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Rusya, V. Koalisyon’da yer almamıştır. Bu, Tilsit Antlaşması’nın sonucudur. İngiltere’nin uyguladığı deniz ablukası Rus ekonomisi için de ciddi sonuçlar yaratmaktadır. Rusya’nın Tilsit Antlaşması’nı yok sayarak taraf değiştirmesinde bu ekonomik sıkıntıların etkisi olmuştur. Rusya'nın savaşa girmesiyle savaşın seyri değişmiş, yenilmez olarak nitelendirdikleri Napolyon Orduları yenilgiye uğratılmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon’un Rusya Seferi’ne katılan ordunun mevcudu konusunda, farklı kaynaklarda, farklı rakamlar verilmektedir. Esasen, Rusya Seferi’ne çıkan Fransız ordusu, tarihin o güne kadar gördüğü en kalabalık ordudur. Yarıya yakını Fransız askerlerinden oluşmaktadır, diğerleri Fransa’ya tabi ülkelerin askerleridir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">7 Eylül 1812 günü gerçekleşen Borodino Muharebesi, Moskova’nın yaklaşık 110 km. batısında, Moskova nehri üstündeki köprübaşında yapılmıştır. Napolyon Ordularını durdurmayı başarmakla birlikte Rus Ordusu'nun kayıpları, mevzileri uzun süre elde tutabilecek durumda değildir. Kutuzov, geri çekilme kararı verir. Hiçbir askeri direnişle karşılaşmadan Moskova'ya giren Napolyon, Rus Çarı'nın bir barış antlaşmasına yanaşmaması, Rus Ordusu'nun imha edilmemiş olması ve kış şartlarında ordusunun ikmalinin neredeyse olanaksız hale gelmesi dolayısıyla Rus topraklarından geri çekilmek zorunda kalmıştır. Ordusunun büyük bir bölümünü bu geri çekilme sırasında kaybetmiştir. Rus Ordusu, onları sürekli olarak izlemiş ve yıpratmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Paris’e dönen Napolyon, ilerleyen Rus birliklerini Polonya topraklarında karşılamak için yeni bir ordu düzenlemiştir. 2 Mayıs 1813 tarihinde Lützen Savaşı’nda ve 20 Mayıs 1813 tarihinde Bautzen Savaşlarında Rus ordularının ilerleyişini durdurmayı başarmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu tarihlerde Koalisyon güçleri, “Trachenburg Planı” olarak bilinen bir strateji izlemeye karar vermişlerdir. Bu stratejiye göre daha küçük çaplı Fransız birlikleriyle savaşılacak, Napolyon’un yeterince yıpranması sağlanmadan onun komuta ettiği ordularla çatışmaya girmekten kaçınılacaktır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1813 yılının Ağustos ayında Dresden Muharebesi'nde başarı kazanan Napolyon, bu başarısının sonuçlarını geliştirememiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Leipzig Muharebesi, 16-19 Eylül 1813 tarihlerinde gerçekleşen, tarihte “Ulusların Savaşı” olarak da bilinen bir savaş olmuştur. Napolyon’un 195 bin kişilik ordusu, Koalisyon güçlerinin 365 bin kişilik ordusu karşısında tutunamamıştır. Napolyon, dört kolorduyu ve Alman prenslerinin desteğini yitirerek savaş alanından çekilmek zorunda kalmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Koalisyon Güçleri Paris’te<br />
</span>Ana madde: 1814 Paris Muharebesi</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ağırlıklı olarak Rus ve Prusya kuvvetlerinden oluşan koalisyon kuvvetleri Fransa’nın doğu sınırlarını aştıklarında, Wellingon komutasındaki İngiliz kuvvetleri de Pirene Dağları'nı aşarak Fransa topraklarında ilerlemeye başlamışlardır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">6 Nisan 1814 günü tahttan çekilen Napolyon, Elba adasına sürgüne gönderildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaşın sonrası</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ana madde: Yüz Gün</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Napolyon sürgünden kaçar ve 20 Mart 1815'te Paris'e geri döner. Fransa'da kendine destek toplayarak, Bourbon Hanedanı'nı tahttan indirir ve seferberlik çalışmalarını başlatır. Napolyon'un Fransa'ya döndüğünü ve seferberlik ilan ettiğini haber alan Viyana Kongresi, Napolyon'a karşı silahlanma kararı alır. Napolyon yaklaşık 200 bin, müttefikler de 150 bin asker toplar. 18 Haziran 1815'te iki ordu karşılaşır ve Napolyon ağır bir yenilgi alır (Waterloo Muharebesi). Napolyon teslim olur ve müttefikler Paris'e tekrar girer. Napolyon, Saint Helena'ya sürgün edilir ve 1821'de ölene burada kadar kalır. Fransa'daysa hanedan tekrar başa getirtilir (Bourbon Restorasyonu).</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonuçları<br />
</span>Napolyon Savaşları tarihte görülmüş en büyük savaşlardan biridir. Savaşta ~Fransa ve Müttefikleri 1.000.000 ölü, ~Rusya 400.000 ölü, ~Prusya 200.000 ölü, ~Avusturya 300.000 ölü, ~İspanya 300.000 ölü ~Birleşik Krallık 311.806 ölü olmak üzere 2.511.806 asker ve toplam 1 milyon sivil de dahil edilirse 3.511.806 kişi hayatını kaybetmiştir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">(alıntıdır)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünya Tarihin En Büyük Deniz Kazaları]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dunya-tarihin-en-buyuk-deniz-kazalari.html</link>
			<pubDate>Wed, 06 Jan 2021 17:28:54 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dunya-tarihin-en-buyuk-deniz-kazalari.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color">İnsanoğlunun denizlere meydan okumak için inşa ettiği gemiler, tarihin en büyük felaketlerinden bazılarını da beraberinde getirdi.<br />
<br />
<img src="https://www.inploid.com/embedded/images/d8048f21-d09e-4fbb-aa60-e36660177fe0.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: d8048f21-d09e-4fbb-aa60-e36660177fe0.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güney Kore - 16.o4.2014</span><br />
Incheon kentinden turistik Jeju Adası'na giden 6,325 ton ağırlığındaki "Sewol" adlı feribot, sabah erken saatlerde Byungpoong Adası'nın 20 kilometre açığında sahil güvenliğe yardım çağrısı gönderdikten sonra yan yatmış ve hızla soğuk sulara gömülmüştü. Feribotta 325'i okul gezisine katılan lise öğrencisi olmak üzere 475 yolcu ve mürettebat bulunuyordu. 555 dalgıcın yanı sıra 169 tekne ve 29 uçakla sürdürülen arama kurtarma çalışmalarında 9 kişinin cesedi bulundu, 179 kişi de kurtarıldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güney Kore, 1993</span>'te de bir başka deniz faciasına sahne olmuştu. Seohae feribotu, 10 Ekim 1993'te Jeolla eyaletine bağlı Wi-do Adası açıklarında fırtına nedeniyle battığında kapasitesinin üç katı yolcu taşıyordu. Kazada feribotta bulunan 362 kişiden 292'si yaşamını yitirdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İtalya'da </span>kaza yapan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Costa Concordia</span> da tüm dünyayı üzüntüye boğmuştu. <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">13 Ocak 2012</span>'de 4 bin 200 kişiyle Civitavecchia kentinden Savona kentine gitmek üzere yola çıkan lüks gemi, Giglio Adası açıklarında kayalıklara çarparak yan yatmış ve 32 kişiye mezar olmuştu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihin en eski deniz faciasının, MÖ 256 yılında Akdeniz'de</span> yaşandığı düşünülüyor.<br />
Roma İmparatorluğu ile Kartaca arasındaki ilk Pön Savaşları sırasında Afrika'dan dönen bir Roma filosu, Akdeniz'de fırtınaya yakalanarak yok olmuştu. Faciada yaklaşık 90 bin Roma savaşçısının öldüğü tahmin ediliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İspanya Kralı II. Philip'in 1588</span>'de İngiltere'yi işgal etmesi için gönderdiği donanma, fırtınalarda batmış 15-20 bin denizciye mezar olmuştu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">Dünya tarihinin en büyük deniz kazalarından bazıları şöyle:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Wilhelm Gustloff (1945)</span><br />
<br />
Dünya tarihinde en çok can kaybına neden olan deniz kazası, 30 Ocak 1945'te meydana geldi. Doğu Prusya'nın Gotenhafen limanından yola çıkan Alman yolcu gemisi "Wilhelm Gustloff," II. Dünya Savaşı'nın sonunda Almanya'dan Sovyetler Birliği'ne geçen Doğu Prusya'dan kaçan binlerce kişiyi taşıyordu. 1937'de lüks bir yolcu gemisi olarak inşa edilen 25,500 gros tonluk Wilhelm Gustloff, aslında 2 bin yolcu kapasitesine sahipti. Resmi kayıtlarda gemideki yolcu sayısı 6 bin 50 olarak geçmesine karşın kaza sırasında gemide 9 binden fazla kişinin bulunduğu sanılıyor. Sovyetler Birliği'ne ait S-13 denizaltı tarafından fırlatılan üç torpidonun isabet ettiği gemi, sadece 50 dakika içinde Baltık Denizi'nin karanlık ve buz gibi sularına gömüldü. 903 kişinin kurtulmayı başardığı kazada resmi ölü sayısı 5 bin 348 olarak açıklandı. Ancak tarihin en kanlı kazasında yaklaşık 8 bin kişinin öldüğü sanılıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Goya (1945)</span><br />
<br />
Alman yük gemisi MV Goya, 16 Nisan 1945'te Baltık Denizi'nde Sovyetler Birliği'ne ait bir denizaltı tarafından vurulduğunda 6 bin 100 kayıtlı, yüzlercesi de kaçak yaklaşık 8 bin kişi taşıyordu. Sadece 7 dakika içinde batan gemiden 183 yolcu kurtulabildi. 6 binden fazla kişi, ya patlama sonucu ya da buz gibi denizde boğularak veya donarak can verdi. Kaza, dünya denizcilik tarihinin savaş dönemindeki ikinci en büyük kazası oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dona Paz (1987)</span><br />
<br />
Barış döneminin en büyük deniz kazası ise 20 Aralık 1987'de Filipinler'de yaşandı. Yaklaşık 4 bin 500 kişiyle Leyte Adası'dan Filipinler'in başkenti Manila'ya giden Dona Paz feribotu, Tablas Boğazı yakınlarında 8 bin 800 varil benzin taşıyan petrol tankeri MT Vector ile çarpıştı. Çarpışmanın hemen ardından çıkan yangın, feribota yayıldı. Tankerden dökülen benzin, gemilerin çevresini de bir alev deniziyle çevirdi. Feribot yolcularından sadece 24'ü kurtulmayı başardı. Tahmini ölü sayısı 4 bin 375 olarak açıklandı. Vektor'un 13 kişilik mürettebatından ise sadece 2 kişi hayatta kalabildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kiangya (1948)</span><br />
<br />
Binlerce kişiyi taşıyan Kiangya buharlı vapuru, Şanghay'ın 80 kilometre güneyindeki Huanghu Nehri'nin ağzında havaya uçtuğunda takvimler, 4 Aralık 1948'i gösteriyordu. Vapurun, II. Dünya Savaşı sırasında Japon donanması tarafından yerleştirilen bir mayına çarparak infilak ettiği sanılıyor. Yaklaşık 4 bin kişinin ölümüne neden olan kazadan sadece 700 kişi kurtulabildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lancastria (1940)</span><br />
<br />
II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere hükümetinin Fransa'daki vatandaşlarının tahliyesi için gönderdiği Lancastria gemisi, 17 Kasım 1940'da Alman savaş uçaklarının saldırısına uğradı. Fransa'nın St. Nazair liman kenti açıklarında 20 dakika içinde batan gemide 4 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. Gemiden sızan bin 400 ton yakıt, geminin çevresini alevlerle sardığı için kurtulmak için suya atlayanlar yanarak öldü. Kazazedelerin yardımına koşan diğer gemiler, 2 bin 500 kişiyi kurtarmayı başardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halifax faciası (1917)</span><br />
<br />
Fransız askeri yük gemisi Mont-Blanc, 6 Aralık 1917'de Kanada'nın Halifax limanı yakınlarında Norveç gemisi Imo ile çarpıştığında ağzına kadar mühimmat doluydu. Çarpışmanın ardından yanmaya başlayan Mont-Blanc'ın 40 kişilik mürettebatı, patlamadan saniyeler önce suya atlayarak kurtulmayı başardı. Ancak Halifax kentini harabeye çeviren patlamalarda 2 binden fazla kişi yaşamını yitirdi, 9 bin kişi de yaralandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sicilya donanma faciası (1707)</span><br />
<br />
İngiliz donanmasına ait dört gemilik bir filo, 22 Ekim 1707'de Cebelitarık'tan Portsmouth'a giderken Sicilya'nın batısındaki kayalıklara çarparak battı. HMS Association, HMS Eagle, HMS Romney ve HMS Firebrand gemilerindeki yaklaşık 2 bin denizci kazada can verdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Le Joola (2002)<br />
</span><br />
Senegal'e ait Le Joola feribotu, 26 Eylül 2002'de saat 23.00 sıralarında Gambia açıklarında alabora oldu. 600 kişi kapasiteye sahip feribotta yaklaşık 2 bin kişi bulunuyordu. Aşırı yüklü geminin, fırtına nedeniyle beş dakika içinde battığı belirlendi. Barış zamanının en büyük ikinci deniz faciası olarak tarihe geçen kazada bin 863 kişi öldü. Kurtulmayı başaran 64 kişi arasında sadece bir kadın vardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Titanik (1912)</span><br />
<br />
Dünya tarihinin en çok bilinen, çok sayıda romana ve filme konu olan deniz kazası, 15 Nisan 1912'de Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde meydana geldi. Asla batmayacağı ileri sürülen lüks yolcu gemisi Titanik, ilk seferinde 2 bin 223 yolcu ve mürettebatla İngiltere'nin Southampton kentinden New York'a gidiyordu. Gemi, 15 Nisan'da aniden ortaya çıkan bir buzdağına çarptığında saatler 23.40'ı gösteriyordu. Gemi, saat 02.20'de okyanusun karanlık sularına gömüldü. Kazada bin 514 kişi öldü. Bunlardan bazıları, buz gibi sularda donarak can verdi. Birkaç saat sonra kaza yerine ulaşan Carpathia gemisi, 710 kişiyi kurtardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lusitania (1915)</span><br />
<br />
I. Dünya Savaşı sırasında New York'tan İngiltere'nin Liverpool kentine giden İngiliz yolcu gemisi Lusitania, 7 Mayıs 1915'te İrlanda açıklarında Alman denizaltısı fırlattığı bir torpido tarafından vuruldu. Dönemin en büyük gemisi olarak ün yapan Lusitania, vurulduktan sonraki 18 dakika içinde battı. Gemide bulunan bin 959 kişiden sadece 761 kişi kurtulabildi. Bin 198 kişi kazada yaşamını yitirdi. Tüm dünyanın tepkisini çeken kaza, ABD'nin savaşa dahil olmasının en büyük nedenlerinden biri oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toya Maru (1954)</span><br />
<br />
Japonya'ya ait feribot Toya Maru, 26 Eylül 1954'te Hokkaido ve Honşu adaları arasındaki Tsugaru Boğazı'nı geçerken Marie Tayfunu nedeniyle battı. Kazada bin 153 kişinin öldüğü açıklandı. Ancak feribota biletsiz binen çok sayıda yolcu olduğu için tam ölü sayısı hiçbir zaman kesinlik kazanmadı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">USS Indianapolis(1945)</span><br />
<br />
Tinian'daki ABD hava üssüne ilk atom bombasının en önemli parçalarını taşıyan donanma gemisi USS Indianapolis, 30 Temmuz 1945'te Japon denizaltısı I-58'in saldırısına uğradı. 12 dakika batan gemi, bin 196 mürettebattan 300'ünü denizin derinliklerine götürdü. Filikalarla batan gemiden kurtulmayı başlayan 900 denizci, köpekbalıklarının cirit attığı sularda aç susuz günlerce kurtarılmayı bekledi. Bölgede devriye gezen PV-1 Ventura gemisi, yardımlarına koştuğunda yarısından çoğu için artık çok geçti. PV-1 Ventura, sadece 317 denizciyi kurtarabildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">El Selam Boccaccio 98 (2006)</span><br />
<br />
Suudi Arabistan'ın Duba kentinden Mısır'ın güneyindeki Safaga'ya doğru yelken açan El Selam Boccaccio 98 feribotu, 3 Şubat 2006'da Kızıl Deniz'de battı. Bin 312 yolcu ve 96 mürettebat taşıyan gemiden sadece 388 kişi kurtulabildi. Feribot, yaklaşık bin kişiye mezar oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Estonia (1994)</span><br />
<br />
RORO gemisi Estonia, 28 Temmuz 1994'te Baltık Denizi'nin buz gibi sularına gömüldü. Yapılan incelemeler, geminin pruva kısmındaki bir kapağının açık kalması nedeniyle su aldığını ortaya çıkardı. 852 kişinin yaşamını yitirdiği kazadan 137 kişi kurtuldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Princess of the Stars (2008)</span><br />
<br />
Filipinler'e ait Princess of the Stars adlı feribot, 21 Haziran 2008'de San Fernando açıklarında Fengşen Tayfunu'na yakalanarak alabora oldu. Gemide bulunan 747 kişiden sadece 57'si kurtuldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ertuğrul Fırkateyni (1890)</span><br />
<br />
Türkiye tarihinin en büyük deniz faciasını 16 Eylül 1890'da yaşadı. Dönemin Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid, 1887'de Japonya İmparatoru Komeii'nin yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet göndererek iade-i ziyaret yapılmasını emretti. Donanmanın en güzel gemisi kabul edilen Ertuğrul Fırkateyni, II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürecekti. Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıkan gemi, uğradığı ülkelerin halkları tarafından törenlerle karşılandı. Gemi, 11 aylık yolculuğun ardından 7 Haziran 1890'da Japonya’nın Yokohama Limanı'na vardı. Üç ay Japonya'da kalan gemi, İstanbul'a dönmek üzere 15 Eylül 1890'de Yokohama Limanı’ndan ayrıldığında dönüşü olmayan yolculuğu da başlamış oldu. Kuşimoto Adası açıklarında tayfuna yakalanan Ertuğrul Fırkateyni, 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak battı. Kazada 587 denizci şehit oldu. Kurtulmayı başaran 69 denizci, Japonya imparatorunun talimatıyla Hiei ve Kongo adlı iki askeri gemi ile İstanbul’a gönderildi. Türk ve Japon halklarını birbirine yakınlaştıran kazanın kurbanları için 1891'de Kuşimoto'da bir anıt inşa edildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üsküdar faciası (1958)</span><br />
<br />
Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri İzmit Körfezi'nde meydana geldi. İzmit ile Değirmendere arasında sefer yapan Üsküdar feribotu, şiddetli lodos nedeniyle 1 Mart 1958'de battı. 272 kişinin yaşamını yitirdiği kazadan sadece 39 kişi kurtulabildi.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font">Umur Koçak Semiz</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color">İnsanoğlunun denizlere meydan okumak için inşa ettiği gemiler, tarihin en büyük felaketlerinden bazılarını da beraberinde getirdi.<br />
<br />
<img src="https://www.inploid.com/embedded/images/d8048f21-d09e-4fbb-aa60-e36660177fe0.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: d8048f21-d09e-4fbb-aa60-e36660177fe0.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güney Kore - 16.o4.2014</span><br />
Incheon kentinden turistik Jeju Adası'na giden 6,325 ton ağırlığındaki "Sewol" adlı feribot, sabah erken saatlerde Byungpoong Adası'nın 20 kilometre açığında sahil güvenliğe yardım çağrısı gönderdikten sonra yan yatmış ve hızla soğuk sulara gömülmüştü. Feribotta 325'i okul gezisine katılan lise öğrencisi olmak üzere 475 yolcu ve mürettebat bulunuyordu. 555 dalgıcın yanı sıra 169 tekne ve 29 uçakla sürdürülen arama kurtarma çalışmalarında 9 kişinin cesedi bulundu, 179 kişi de kurtarıldı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güney Kore, 1993</span>'te de bir başka deniz faciasına sahne olmuştu. Seohae feribotu, 10 Ekim 1993'te Jeolla eyaletine bağlı Wi-do Adası açıklarında fırtına nedeniyle battığında kapasitesinin üç katı yolcu taşıyordu. Kazada feribotta bulunan 362 kişiden 292'si yaşamını yitirdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İtalya'da </span>kaza yapan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Costa Concordia</span> da tüm dünyayı üzüntüye boğmuştu. <span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">13 Ocak 2012</span>'de 4 bin 200 kişiyle Civitavecchia kentinden Savona kentine gitmek üzere yola çıkan lüks gemi, Giglio Adası açıklarında kayalıklara çarparak yan yatmış ve 32 kişiye mezar olmuştu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihin en eski deniz faciasının, MÖ 256 yılında Akdeniz'de</span> yaşandığı düşünülüyor.<br />
Roma İmparatorluğu ile Kartaca arasındaki ilk Pön Savaşları sırasında Afrika'dan dönen bir Roma filosu, Akdeniz'de fırtınaya yakalanarak yok olmuştu. Faciada yaklaşık 90 bin Roma savaşçısının öldüğü tahmin ediliyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İspanya Kralı II. Philip'in 1588</span>'de İngiltere'yi işgal etmesi için gönderdiği donanma, fırtınalarda batmış 15-20 bin denizciye mezar olmuştu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">Dünya tarihinin en büyük deniz kazalarından bazıları şöyle:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Wilhelm Gustloff (1945)</span><br />
<br />
Dünya tarihinde en çok can kaybına neden olan deniz kazası, 30 Ocak 1945'te meydana geldi. Doğu Prusya'nın Gotenhafen limanından yola çıkan Alman yolcu gemisi "Wilhelm Gustloff," II. Dünya Savaşı'nın sonunda Almanya'dan Sovyetler Birliği'ne geçen Doğu Prusya'dan kaçan binlerce kişiyi taşıyordu. 1937'de lüks bir yolcu gemisi olarak inşa edilen 25,500 gros tonluk Wilhelm Gustloff, aslında 2 bin yolcu kapasitesine sahipti. Resmi kayıtlarda gemideki yolcu sayısı 6 bin 50 olarak geçmesine karşın kaza sırasında gemide 9 binden fazla kişinin bulunduğu sanılıyor. Sovyetler Birliği'ne ait S-13 denizaltı tarafından fırlatılan üç torpidonun isabet ettiği gemi, sadece 50 dakika içinde Baltık Denizi'nin karanlık ve buz gibi sularına gömüldü. 903 kişinin kurtulmayı başardığı kazada resmi ölü sayısı 5 bin 348 olarak açıklandı. Ancak tarihin en kanlı kazasında yaklaşık 8 bin kişinin öldüğü sanılıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Goya (1945)</span><br />
<br />
Alman yük gemisi MV Goya, 16 Nisan 1945'te Baltık Denizi'nde Sovyetler Birliği'ne ait bir denizaltı tarafından vurulduğunda 6 bin 100 kayıtlı, yüzlercesi de kaçak yaklaşık 8 bin kişi taşıyordu. Sadece 7 dakika içinde batan gemiden 183 yolcu kurtulabildi. 6 binden fazla kişi, ya patlama sonucu ya da buz gibi denizde boğularak veya donarak can verdi. Kaza, dünya denizcilik tarihinin savaş dönemindeki ikinci en büyük kazası oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dona Paz (1987)</span><br />
<br />
Barış döneminin en büyük deniz kazası ise 20 Aralık 1987'de Filipinler'de yaşandı. Yaklaşık 4 bin 500 kişiyle Leyte Adası'dan Filipinler'in başkenti Manila'ya giden Dona Paz feribotu, Tablas Boğazı yakınlarında 8 bin 800 varil benzin taşıyan petrol tankeri MT Vector ile çarpıştı. Çarpışmanın hemen ardından çıkan yangın, feribota yayıldı. Tankerden dökülen benzin, gemilerin çevresini de bir alev deniziyle çevirdi. Feribot yolcularından sadece 24'ü kurtulmayı başardı. Tahmini ölü sayısı 4 bin 375 olarak açıklandı. Vektor'un 13 kişilik mürettebatından ise sadece 2 kişi hayatta kalabildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kiangya (1948)</span><br />
<br />
Binlerce kişiyi taşıyan Kiangya buharlı vapuru, Şanghay'ın 80 kilometre güneyindeki Huanghu Nehri'nin ağzında havaya uçtuğunda takvimler, 4 Aralık 1948'i gösteriyordu. Vapurun, II. Dünya Savaşı sırasında Japon donanması tarafından yerleştirilen bir mayına çarparak infilak ettiği sanılıyor. Yaklaşık 4 bin kişinin ölümüne neden olan kazadan sadece 700 kişi kurtulabildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lancastria (1940)</span><br />
<br />
II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere hükümetinin Fransa'daki vatandaşlarının tahliyesi için gönderdiği Lancastria gemisi, 17 Kasım 1940'da Alman savaş uçaklarının saldırısına uğradı. Fransa'nın St. Nazair liman kenti açıklarında 20 dakika içinde batan gemide 4 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. Gemiden sızan bin 400 ton yakıt, geminin çevresini alevlerle sardığı için kurtulmak için suya atlayanlar yanarak öldü. Kazazedelerin yardımına koşan diğer gemiler, 2 bin 500 kişiyi kurtarmayı başardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Halifax faciası (1917)</span><br />
<br />
Fransız askeri yük gemisi Mont-Blanc, 6 Aralık 1917'de Kanada'nın Halifax limanı yakınlarında Norveç gemisi Imo ile çarpıştığında ağzına kadar mühimmat doluydu. Çarpışmanın ardından yanmaya başlayan Mont-Blanc'ın 40 kişilik mürettebatı, patlamadan saniyeler önce suya atlayarak kurtulmayı başardı. Ancak Halifax kentini harabeye çeviren patlamalarda 2 binden fazla kişi yaşamını yitirdi, 9 bin kişi de yaralandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sicilya donanma faciası (1707)</span><br />
<br />
İngiliz donanmasına ait dört gemilik bir filo, 22 Ekim 1707'de Cebelitarık'tan Portsmouth'a giderken Sicilya'nın batısındaki kayalıklara çarparak battı. HMS Association, HMS Eagle, HMS Romney ve HMS Firebrand gemilerindeki yaklaşık 2 bin denizci kazada can verdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Le Joola (2002)<br />
</span><br />
Senegal'e ait Le Joola feribotu, 26 Eylül 2002'de saat 23.00 sıralarında Gambia açıklarında alabora oldu. 600 kişi kapasiteye sahip feribotta yaklaşık 2 bin kişi bulunuyordu. Aşırı yüklü geminin, fırtına nedeniyle beş dakika içinde battığı belirlendi. Barış zamanının en büyük ikinci deniz faciası olarak tarihe geçen kazada bin 863 kişi öldü. Kurtulmayı başaran 64 kişi arasında sadece bir kadın vardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Titanik (1912)</span><br />
<br />
Dünya tarihinin en çok bilinen, çok sayıda romana ve filme konu olan deniz kazası, 15 Nisan 1912'de Atlas Okyanusu'nun kuzeyinde meydana geldi. Asla batmayacağı ileri sürülen lüks yolcu gemisi Titanik, ilk seferinde 2 bin 223 yolcu ve mürettebatla İngiltere'nin Southampton kentinden New York'a gidiyordu. Gemi, 15 Nisan'da aniden ortaya çıkan bir buzdağına çarptığında saatler 23.40'ı gösteriyordu. Gemi, saat 02.20'de okyanusun karanlık sularına gömüldü. Kazada bin 514 kişi öldü. Bunlardan bazıları, buz gibi sularda donarak can verdi. Birkaç saat sonra kaza yerine ulaşan Carpathia gemisi, 710 kişiyi kurtardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lusitania (1915)</span><br />
<br />
I. Dünya Savaşı sırasında New York'tan İngiltere'nin Liverpool kentine giden İngiliz yolcu gemisi Lusitania, 7 Mayıs 1915'te İrlanda açıklarında Alman denizaltısı fırlattığı bir torpido tarafından vuruldu. Dönemin en büyük gemisi olarak ün yapan Lusitania, vurulduktan sonraki 18 dakika içinde battı. Gemide bulunan bin 959 kişiden sadece 761 kişi kurtulabildi. Bin 198 kişi kazada yaşamını yitirdi. Tüm dünyanın tepkisini çeken kaza, ABD'nin savaşa dahil olmasının en büyük nedenlerinden biri oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toya Maru (1954)</span><br />
<br />
Japonya'ya ait feribot Toya Maru, 26 Eylül 1954'te Hokkaido ve Honşu adaları arasındaki Tsugaru Boğazı'nı geçerken Marie Tayfunu nedeniyle battı. Kazada bin 153 kişinin öldüğü açıklandı. Ancak feribota biletsiz binen çok sayıda yolcu olduğu için tam ölü sayısı hiçbir zaman kesinlik kazanmadı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">USS Indianapolis(1945)</span><br />
<br />
Tinian'daki ABD hava üssüne ilk atom bombasının en önemli parçalarını taşıyan donanma gemisi USS Indianapolis, 30 Temmuz 1945'te Japon denizaltısı I-58'in saldırısına uğradı. 12 dakika batan gemi, bin 196 mürettebattan 300'ünü denizin derinliklerine götürdü. Filikalarla batan gemiden kurtulmayı başlayan 900 denizci, köpekbalıklarının cirit attığı sularda aç susuz günlerce kurtarılmayı bekledi. Bölgede devriye gezen PV-1 Ventura gemisi, yardımlarına koştuğunda yarısından çoğu için artık çok geçti. PV-1 Ventura, sadece 317 denizciyi kurtarabildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">El Selam Boccaccio 98 (2006)</span><br />
<br />
Suudi Arabistan'ın Duba kentinden Mısır'ın güneyindeki Safaga'ya doğru yelken açan El Selam Boccaccio 98 feribotu, 3 Şubat 2006'da Kızıl Deniz'de battı. Bin 312 yolcu ve 96 mürettebat taşıyan gemiden sadece 388 kişi kurtulabildi. Feribot, yaklaşık bin kişiye mezar oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Estonia (1994)</span><br />
<br />
RORO gemisi Estonia, 28 Temmuz 1994'te Baltık Denizi'nin buz gibi sularına gömüldü. Yapılan incelemeler, geminin pruva kısmındaki bir kapağının açık kalması nedeniyle su aldığını ortaya çıkardı. 852 kişinin yaşamını yitirdiği kazadan 137 kişi kurtuldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Princess of the Stars (2008)</span><br />
<br />
Filipinler'e ait Princess of the Stars adlı feribot, 21 Haziran 2008'de San Fernando açıklarında Fengşen Tayfunu'na yakalanarak alabora oldu. Gemide bulunan 747 kişiden sadece 57'si kurtuldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ertuğrul Fırkateyni (1890)</span><br />
<br />
Türkiye tarihinin en büyük deniz faciasını 16 Eylül 1890'da yaşadı. Dönemin Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid, 1887'de Japonya İmparatoru Komeii'nin yeğeninin bir savaş gemisiyle İstanbul'u ziyaret etmesinin ardından Japonya’ya bir heyet göndererek iade-i ziyaret yapılmasını emretti. Donanmanın en güzel gemisi kabul edilen Ertuğrul Fırkateyni, II. Abdülhamid’den Japon İmparatoruna mücevherli imtiyaz nişanı ve diğer hediyeleri götürecekti. Temmuz 1889’da İstanbul’dan yola çıkan gemi, uğradığı ülkelerin halkları tarafından törenlerle karşılandı. Gemi, 11 aylık yolculuğun ardından 7 Haziran 1890'da Japonya’nın Yokohama Limanı'na vardı. Üç ay Japonya'da kalan gemi, İstanbul'a dönmek üzere 15 Eylül 1890'de Yokohama Limanı’ndan ayrıldığında dönüşü olmayan yolculuğu da başlamış oldu. Kuşimoto Adası açıklarında tayfuna yakalanan Ertuğrul Fırkateyni, 16 Eylül 1890’da kayalara çarparak battı. Kazada 587 denizci şehit oldu. Kurtulmayı başaran 69 denizci, Japonya imparatorunun talimatıyla Hiei ve Kongo adlı iki askeri gemi ile İstanbul’a gönderildi. Türk ve Japon halklarını birbirine yakınlaştıran kazanın kurbanları için 1891'de Kuşimoto'da bir anıt inşa edildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üsküdar faciası (1958)</span><br />
<br />
Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz kazalarından biri İzmit Körfezi'nde meydana geldi. İzmit ile Değirmendere arasında sefer yapan Üsküdar feribotu, şiddetli lodos nedeniyle 1 Mart 1958'de battı. 272 kişinin yaşamını yitirdiği kazadan sadece 39 kişi kurtulabildi.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font">Umur Koçak Semiz</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hocalı Katliamı (26 Şubat 1992)]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-hocali-katliami-26-subat-1992.html</link>
			<pubDate>Wed, 06 Jan 2021 17:25:13 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-hocali-katliami-26-subat-1992.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d900a7;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hocalı Katliamı (26 Şubat 1992)</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hocalı Katliamı</span>, Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve Azeri sivillerin Ermenistan'a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2020/02/25/iecrop/hocali_16_9_1582647433.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hocali_16_9_1582647433.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ermeni güçleri 1992 yılının 25 Şubatı 26 Şubat'ta bağlayan gecede bölgedeki 366. Alayın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı kasabasında, Azeri resmî kaynaklarına göre, 83 çocuk, 106 kadın ve 70'ten fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 sakin öldürülmüş, toplam 487 kişi ağır yaralanmıştır. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başları kesildiği görülmüştür. Hamile kadınlar ve çocukların da maruz kaldığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
Bütün dünyanın kanını donduran Hocalı Katliamı 1992’de yaşanmıştı.<br />
<br />
Dağlık Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı kasabası Ermeni güçleri için önemli bir askerî hedef niteliği taşımaktaydı. Kasaba Hankendi'yle Ağdam'ı bağlayan yolun üzerinde bulunup bölgenin tek havalimanı için üs konumundaydı. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporuna göre Hocalı kasabası Hankendi'yi top ateşine tutan Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri tarafından üs olarak kullanıldığı için Ermeni kuvvetler tarafından top ateşine tutulmaktaydı.<br />
<br />
Aralık 1991'de Hankendi çevresinde yerleşen ve Azerilerin yaşadığı Kerkicahan kasabasının alınmasından sonra, Hocalı kasabası tamamen Ermeni ablukasında kaldı. 30 Ekim'den itibaren karayoluyla ulaşım kapanmış ve tek ulaşım vasıtası olarak helikopter kalmıştı.<br />
<br />
20 Kasım 1991'de Hocavend semalarında Mi-8 helikopterin Ermeni kuvvetler tarafından vurulması ve sonuçta birkaç Azerbaycan devlet resmileri, Rus ve Kazak gözlemciler dahil 20 kişinin ölümünden sonra, hava ulaşımı da kesilmişti.<br />
<br />
İşgalden önce 1991-1992 kış aylarında Hocalı sürekli olarak bombalanmıştır. Hocalı’dan çıkmış mültecilerin İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne söylediklerine göre, bazı durumlarda bombardımanlar açıkça sivil hedeflere karşı yönlendirilmiştir. Saldırı öncesi, birkaç aydır kasaba elektrik ve gazdan yoksundu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">sözcü</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d900a7;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hocalı Katliamı (26 Şubat 1992)</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hocalı Katliamı</span>, Karabağ Savaşı sırasında 26 Şubat 1992 tarihinde Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve Azeri sivillerin Ermenistan'a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2020/02/25/iecrop/hocali_16_9_1582647433.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hocali_16_9_1582647433.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ermeni güçleri 1992 yılının 25 Şubatı 26 Şubat'ta bağlayan gecede bölgedeki 366. Alayın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı kasabasında, Azeri resmî kaynaklarına göre, 83 çocuk, 106 kadın ve 70'ten fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 sakin öldürülmüş, toplam 487 kişi ağır yaralanmıştır. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başları kesildiği görülmüştür. Hamile kadınlar ve çocukların da maruz kaldığı tespit edilmiştir.<br />
<br />
Bütün dünyanın kanını donduran Hocalı Katliamı 1992’de yaşanmıştı.<br />
<br />
Dağlık Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı kasabası Ermeni güçleri için önemli bir askerî hedef niteliği taşımaktaydı. Kasaba Hankendi'yle Ağdam'ı bağlayan yolun üzerinde bulunup bölgenin tek havalimanı için üs konumundaydı. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporuna göre Hocalı kasabası Hankendi'yi top ateşine tutan Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri tarafından üs olarak kullanıldığı için Ermeni kuvvetler tarafından top ateşine tutulmaktaydı.<br />
<br />
Aralık 1991'de Hankendi çevresinde yerleşen ve Azerilerin yaşadığı Kerkicahan kasabasının alınmasından sonra, Hocalı kasabası tamamen Ermeni ablukasında kaldı. 30 Ekim'den itibaren karayoluyla ulaşım kapanmış ve tek ulaşım vasıtası olarak helikopter kalmıştı.<br />
<br />
20 Kasım 1991'de Hocavend semalarında Mi-8 helikopterin Ermeni kuvvetler tarafından vurulması ve sonuçta birkaç Azerbaycan devlet resmileri, Rus ve Kazak gözlemciler dahil 20 kişinin ölümünden sonra, hava ulaşımı da kesilmişti.<br />
<br />
İşgalden önce 1991-1992 kış aylarında Hocalı sürekli olarak bombalanmıştır. Hocalı’dan çıkmış mültecilerin İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne söylediklerine göre, bazı durumlarda bombardımanlar açıkça sivil hedeflere karşı yönlendirilmiştir. Saldırı öncesi, birkaç aydır kasaba elektrik ve gazdan yoksundu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">sözcü</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Küba Bağımsızlık Savaşı (1895-1898)]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kuba-bagimsizlik-savasi-1895-1898.html</link>
			<pubDate>Wed, 06 Jan 2021 17:22:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kuba-bagimsizlik-savasi-1895-1898.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/14/USS_Maine_h60255a.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: USS_Maine_h60255a.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küba Bağımsızlık Savaşı (1895-1898)</span><br />
<br />
1895-1898 yılları arasında yapılmış fakat başarısız kalmış anti-emperyalist bağımsızlık savaşı.<br />
<br />
İspanya'nın Küba kolonisine vadettiği siyasi ve ekonomik reformları yerine getirme konusundaki başarısızlığı, On Yıl Savaşı'ndan sonra daha da artan bir huzursuzluğa neden oldu.<br />
Küba'nın bağımsızlığı için başlatılan yeni faaliyetler, New York'ta bulunan Küba Devrimci Partisi tarafından dile getiriliyordu. Bu faaliyetler, sürgüne gönderilen Kübalı yazar Jose Julian Marti'nin ve aralarında Antonio Maceo, Maxiomo Gomez y Baez, Calixto Garcia İniguez gibi diğer asi liderlerinin de bulunduğu birçok kişinin Küba'ya dönmelerini sağladı. Doğu Küba'da bir cumhuriyet kurdular ve İspanyollara karşı bir gerilla savaşı başlattılar. Bire bir savaştan kaçınan asiler, savaşı batıya kaydırdılar ve İspanyol Kuvvetleri, 1896'da , daha önce Kübalılarla savaşan General Weyler komutasına verildiğinde, başarılar elde edip, Havana'ya yaklaştılar. Havana'da konuşlanan general, Küba halkına karşı bir katliam başlattı ve binlerce kişinin ölümüne neden oldu.<br />
<br />
1896'nın sonuna kadar İspanyollar asileri uzak tutmayı başarmışlardı. ABD gibi ülkeler, Kübalıları barbar gerillalar olarak lanse ederek insanları kışkırtıyorlardı. Bu kışkırtmalara Küba'da ABD Maine Savaş Gemisi'nin batırılmasına neden olacak bir ABD nefretine neden olmuştu.<br />
<br />
Batan gemi, İspanya ile ABD'nin de arasını açmış ve İspanya-Amerikan savaşını başlatmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/14/USS_Maine_h60255a.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: USS_Maine_h60255a.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Küba Bağımsızlık Savaşı (1895-1898)</span><br />
<br />
1895-1898 yılları arasında yapılmış fakat başarısız kalmış anti-emperyalist bağımsızlık savaşı.<br />
<br />
İspanya'nın Küba kolonisine vadettiği siyasi ve ekonomik reformları yerine getirme konusundaki başarısızlığı, On Yıl Savaşı'ndan sonra daha da artan bir huzursuzluğa neden oldu.<br />
Küba'nın bağımsızlığı için başlatılan yeni faaliyetler, New York'ta bulunan Küba Devrimci Partisi tarafından dile getiriliyordu. Bu faaliyetler, sürgüne gönderilen Kübalı yazar Jose Julian Marti'nin ve aralarında Antonio Maceo, Maxiomo Gomez y Baez, Calixto Garcia İniguez gibi diğer asi liderlerinin de bulunduğu birçok kişinin Küba'ya dönmelerini sağladı. Doğu Küba'da bir cumhuriyet kurdular ve İspanyollara karşı bir gerilla savaşı başlattılar. Bire bir savaştan kaçınan asiler, savaşı batıya kaydırdılar ve İspanyol Kuvvetleri, 1896'da , daha önce Kübalılarla savaşan General Weyler komutasına verildiğinde, başarılar elde edip, Havana'ya yaklaştılar. Havana'da konuşlanan general, Küba halkına karşı bir katliam başlattı ve binlerce kişinin ölümüne neden oldu.<br />
<br />
1896'nın sonuna kadar İspanyollar asileri uzak tutmayı başarmışlardı. ABD gibi ülkeler, Kübalıları barbar gerillalar olarak lanse ederek insanları kışkırtıyorlardı. Bu kışkırtmalara Küba'da ABD Maine Savaş Gemisi'nin batırılmasına neden olacak bir ABD nefretine neden olmuştu.<br />
<br />
Batan gemi, İspanya ile ABD'nin de arasını açmış ve İspanya-Amerikan savaşını başlatmıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Köleliğin Tarihi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-koleligin-tarihi.html</link>
			<pubDate>Wed, 06 Jan 2021 17:20:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-koleligin-tarihi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d900a7;" class="mycode_color">Köleliğin Tarihi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Köle, bütünüyle başka bir insanın malı olan, herhangi bir eşya gibi alınıp satılabilen kişidir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kölelik, eskiçağlardan 19. yüzyıla kadar süren uzun bir tarih boyunca çeşitli biçimlerde var olmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Köleler, taşınır herhangi bir mal gibi görüldükleri ve onlara hiçbir hak ve özgürlük tanınmadığı için, kendilerinden istenen her türlü işi yapmakla yükümlüydüler. Efendilerinin kötü davranışları, ağır yaşam ve çalışma koşulları, insan sayılmayan binlerce kölenin ölümüne yol açtı. Bir köle için kölelikten kurtulmanın tek yolu efendisince özgürlüğünün geri verilmesi, yani azat edilmesiydi.İnsanlar tarih boyunca, içinde yaşadıkları topluma ve döneme göre çeşitli yollardan kölelestirildiler. Savaşta tutsak edilmek, bir suç nedeniyle cezalandırılmak, borcunu ödeyememek ya da köle ana babadan dünyaya gelmek, köle olmanın çeşitli biçimlerindendi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İnsanların ancak kendi yaşamlarını sürdürebilecek kadar üretebildikleri eskiçağlarda kölelik yoktu. Zamanla üretimde kullandıkları araçlar geliştikçe tüketebileceklerinden daha fazla üretmeye başladılar. Bundan sonra, savaş tutsaklarını öldürmek yerine kendileri için çalıştırmaya başladılar ve onların ürettikleri fazla ürüne el koydular. Böylece köleler ve kölelik doğdu.Sümerler’de köleler ya ev hizmetlerinde ya da tarlalarda çalıştırılırdı. Kâr getiren bir mal olarak alınıp satılmaya başlamaları daha sonraki dönemlere rastlar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk olarak</span> Eski Yunan’da köleler toplumun temel sınıflarından biri oldu ve ekonomi ağırlıkla köle emeğine dayandı. Burada köleler daha çok ev hizmetlerinde ve tarımda çalıştırıldılar. Köleler yurttaş sayılmadıkları için hiçbir hakka sahip değillerdi. Köle sayısı çok artan Roma İmparatorluğumda, kölelerin bazıları madenlerde ve taşocaklarında çalıştırılırken, bazıları da halkı eğlendirmek amacıyla yırtıcı hayvanlarla ya da birbirleriyle ölümüne dövüştürülürdü. Daha şanslı olanlar ise çiftliklerde ve evlerde çalıştırılırdı.Bu dönemde, birçok köle içinde bulunduğu koşullara başkaldırarak ayaklandı. Bunların en önemlisi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spartaküs Ayaklanması</span>’dır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İÖ 73’te İtalya’da, Capua’da gladyatör olarak satılan Spartaküs, bazı kölelerle birlikte kaçarak Vezüv Dağı’na sığındı. Başka kaçak kölelerin de onlara katılmasıyla tüm İtalya’ya korku salan 100 bin kişilik bir ordu oluştu. İki yıl sonra Spartaküs bir çarpışmada öldürülünce, güçleri parçalandı ve ayaklanma sona erdi.Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra kölelik geriledi, ama hemen ortadan kalkmadı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">8., 9. ve 10. yüzyıllarda Almanya’da tarım işçilerine olan gereksinimin artması köleliğin canlanmasına yol açtı. Bu amaçla birçok savaş tutsağı Slav köleleştirildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">13. yüzyılın sonlarında Avrupa’nın birçok bölgesinde kölelerin yerini artık serfler almıştı. Serfler, toprağa ve beylerine bağlı üreticilerdi. Köleler gibi alınıp satılmaz ama efendilerini ve bulundukları yeri de terk edemezlerdi. Topraklar, üzerinde yaşayan serflerle birlikte alınır ve satılırdı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ortaçağda serfler ekonominin belkemiğiydi.Hıristiyan Kilisesi ve İslam dini, modern çağa gelinceye kadar köleliğe karşı çıkmadı. Müslümanlar ile Hıristiyan Avrupa arasındaki uzun süren savaşlarda, her iki taraf da aldıkları savaş tutsaklarını köleleştirdi. Bununla birlikte Müslümanlar’ın aldıkları tutsakların çoğu ağır işçi olmak ya da ırgat olarak tarlalarda çalıştırılmak yerine, ev hizmetlerinde çalıştırıldı. Ayrıca, Müslümanlık’ ta köle azat etmek sevap olduğu için, kölelerin bir bölümü azat ediliyor ve İslam dinini kabul ederek topluluğun bir üyesi olabiliyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Osmanlılar’da genellikle savaşlarda ya da korsanlık yoluyla tutsak edilen kişileri köle olarak kullanmak, alıp satmak geleneği vardı. Bunun dışında başka ülkelerdeki pazarlardan satın alınarak ülkeye getirilen kölelere de rastlanırdı. Köle ticaretini yalnızca Müslüman tüccarlar yapabilir, Hıristiyanlar da köle satın alabilirdi. Müslüman köle kullanmak ise yasaktı. Köleleri tarımsal üretimde ya da zanaat üretiminde çalıştırmak Osmanlı Devleti’nde yaygın olmamakla birlikte rastlanan bir olguydu. Özellikle İstanbul çevresindeki padişahlara ait has çiftliklerde ortakçı kullar adıyla; Bursa’da dokumacılıkta ve bıçak yapımında köle emeği kullanılmıştı. Ayrıca Hıristiyan tutsakların beşte birine devletin el koyması ve bunları Türkleştirerek devlet hizmetinde kullanmasıyla başlayan devşirme sistemi de Osmanlılar’a özgü bir tür kölelik sayılabilir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Osmanlılar’da esir ticaretine dayalı kölelik <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1847</span>’de resmen kaldırıldı. Devşirme sistemi ise fetihlerin duraklamasına paralel olarak daha 17. yüzyılda önemini yitirmeye başladı, 18. yüzyılın ortalarında da bütünüyle ortadan kalktı.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d900a7;" class="mycode_color">Köleliğin Tarihi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Köle, bütünüyle başka bir insanın malı olan, herhangi bir eşya gibi alınıp satılabilen kişidir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kölelik, eskiçağlardan 19. yüzyıla kadar süren uzun bir tarih boyunca çeşitli biçimlerde var olmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Köleler, taşınır herhangi bir mal gibi görüldükleri ve onlara hiçbir hak ve özgürlük tanınmadığı için, kendilerinden istenen her türlü işi yapmakla yükümlüydüler. Efendilerinin kötü davranışları, ağır yaşam ve çalışma koşulları, insan sayılmayan binlerce kölenin ölümüne yol açtı. Bir köle için kölelikten kurtulmanın tek yolu efendisince özgürlüğünün geri verilmesi, yani azat edilmesiydi.İnsanlar tarih boyunca, içinde yaşadıkları topluma ve döneme göre çeşitli yollardan kölelestirildiler. Savaşta tutsak edilmek, bir suç nedeniyle cezalandırılmak, borcunu ödeyememek ya da köle ana babadan dünyaya gelmek, köle olmanın çeşitli biçimlerindendi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İnsanların ancak kendi yaşamlarını sürdürebilecek kadar üretebildikleri eskiçağlarda kölelik yoktu. Zamanla üretimde kullandıkları araçlar geliştikçe tüketebileceklerinden daha fazla üretmeye başladılar. Bundan sonra, savaş tutsaklarını öldürmek yerine kendileri için çalıştırmaya başladılar ve onların ürettikleri fazla ürüne el koydular. Böylece köleler ve kölelik doğdu.Sümerler’de köleler ya ev hizmetlerinde ya da tarlalarda çalıştırılırdı. Kâr getiren bir mal olarak alınıp satılmaya başlamaları daha sonraki dönemlere rastlar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk olarak</span> Eski Yunan’da köleler toplumun temel sınıflarından biri oldu ve ekonomi ağırlıkla köle emeğine dayandı. Burada köleler daha çok ev hizmetlerinde ve tarımda çalıştırıldılar. Köleler yurttaş sayılmadıkları için hiçbir hakka sahip değillerdi. Köle sayısı çok artan Roma İmparatorluğumda, kölelerin bazıları madenlerde ve taşocaklarında çalıştırılırken, bazıları da halkı eğlendirmek amacıyla yırtıcı hayvanlarla ya da birbirleriyle ölümüne dövüştürülürdü. Daha şanslı olanlar ise çiftliklerde ve evlerde çalıştırılırdı.Bu dönemde, birçok köle içinde bulunduğu koşullara başkaldırarak ayaklandı. Bunların en önemlisi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Spartaküs Ayaklanması</span>’dır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İÖ 73’te İtalya’da, Capua’da gladyatör olarak satılan Spartaküs, bazı kölelerle birlikte kaçarak Vezüv Dağı’na sığındı. Başka kaçak kölelerin de onlara katılmasıyla tüm İtalya’ya korku salan 100 bin kişilik bir ordu oluştu. İki yıl sonra Spartaküs bir çarpışmada öldürülünce, güçleri parçalandı ve ayaklanma sona erdi.Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra kölelik geriledi, ama hemen ortadan kalkmadı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">8., 9. ve 10. yüzyıllarda Almanya’da tarım işçilerine olan gereksinimin artması köleliğin canlanmasına yol açtı. Bu amaçla birçok savaş tutsağı Slav köleleştirildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">13. yüzyılın sonlarında Avrupa’nın birçok bölgesinde kölelerin yerini artık serfler almıştı. Serfler, toprağa ve beylerine bağlı üreticilerdi. Köleler gibi alınıp satılmaz ama efendilerini ve bulundukları yeri de terk edemezlerdi. Topraklar, üzerinde yaşayan serflerle birlikte alınır ve satılırdı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ortaçağda serfler ekonominin belkemiğiydi.Hıristiyan Kilisesi ve İslam dini, modern çağa gelinceye kadar köleliğe karşı çıkmadı. Müslümanlar ile Hıristiyan Avrupa arasındaki uzun süren savaşlarda, her iki taraf da aldıkları savaş tutsaklarını köleleştirdi. Bununla birlikte Müslümanlar’ın aldıkları tutsakların çoğu ağır işçi olmak ya da ırgat olarak tarlalarda çalıştırılmak yerine, ev hizmetlerinde çalıştırıldı. Ayrıca, Müslümanlık’ ta köle azat etmek sevap olduğu için, kölelerin bir bölümü azat ediliyor ve İslam dinini kabul ederek topluluğun bir üyesi olabiliyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Osmanlılar’da genellikle savaşlarda ya da korsanlık yoluyla tutsak edilen kişileri köle olarak kullanmak, alıp satmak geleneği vardı. Bunun dışında başka ülkelerdeki pazarlardan satın alınarak ülkeye getirilen kölelere de rastlanırdı. Köle ticaretini yalnızca Müslüman tüccarlar yapabilir, Hıristiyanlar da köle satın alabilirdi. Müslüman köle kullanmak ise yasaktı. Köleleri tarımsal üretimde ya da zanaat üretiminde çalıştırmak Osmanlı Devleti’nde yaygın olmamakla birlikte rastlanan bir olguydu. Özellikle İstanbul çevresindeki padişahlara ait has çiftliklerde ortakçı kullar adıyla; Bursa’da dokumacılıkta ve bıçak yapımında köle emeği kullanılmıştı. Ayrıca Hıristiyan tutsakların beşte birine devletin el koyması ve bunları Türkleştirerek devlet hizmetinde kullanmasıyla başlayan devşirme sistemi de Osmanlılar’a özgü bir tür kölelik sayılabilir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Osmanlılar’da esir ticaretine dayalı kölelik <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1847</span>’de resmen kaldırıldı. Devşirme sistemi ise fetihlerin duraklamasına paralel olarak daha 17. yüzyılda önemini yitirmeye başladı, 18. yüzyılın ortalarında da bütünüyle ortadan kalktı.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünya Tarihini Değiştiren Anneler]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dunya-tarihini-degistiren-anneler.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Dec 2020 16:17:54 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dunya-tarihini-degistiren-anneler.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Tarihini Değiştiren Anneler</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-ULU HATUN-</span></span><br />
<br />
</span></span>Türk-Moğol İmparatorluğunun kurucu Cengiz Han'ın annesi Ulun Hatun'un dirayeti ile koca bir imparatorluğun temellerini attığını anlatan Eğilmez, ''Kocası Hegüsay Bahadır, kimi kaynaklara göre 1055, kimilerine göre de 1058 yılında öldüğünde Cengiz Han henüz 10-12 yaşlarındadır. Kocasının ölümüyle obası dağılmaya başlayınca Ulun Hatun dirayetini göstermiş ve oba idaresini ele almıştır'' diye konuştu. Obasını dağılmaktan kurtaran Ulun Hatun'un çocuklarını da Türk örf ve ananelerine göre yetiştirdiğini kaydeden Eğilmez, ''Bir anne olarak Ulun Hatun çocuklarına ve obasına sahip olarak imparatorluğun kurulmasına sebep olmuştur. Cengiz Han, en güçlü dönemlerinde bile yaşlanan annesine saygıda kusur etmemiş, ayrıca her önemli olayda ona danışarak fikrini almıştır'' diye konuştu.<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-ANADOLU'NUN KAPILARININ TÜRKLERE AÇILMASINA SAĞLAYAN ANNE-</span></span><br />
<br />
</span></span>Selçuklu Devleti'nin kuruluş aşamasında üvey kardeşlerden İbrahim Yınal'ın Tuğrul Beye karşı isyan ettiğini anlatan Eğilmez, isyankarı yakalamak için peşine düşen Tuğrul Bey'in, Hemedan'da hiç beklemediği bir anda Yınal'ın orduları tarafından sıkıştırıldığını anlatarak, şöyle devam etti: ''Tuğrul Bey kendisini ortadan kaldırmak isteyen kardeşine karşı birçok kişiden yardım ister. Malazgirt Zaferi'nin ünlü komutanı Alpaslan'ın annesi Altuncan Hatun'un, topladığı orduyla Tuğrul Bey'le birleşerek İbrahim Yınal'ı yendikleri tarihi kaynaklarda yer alıyor. Tuğrul ve Çağrı beyler daha sonra Selçuklu Devleti'ni sağlam temeller üzerine oturturlar. Altuncan Hanım olmasaydı belki de Selçuklu Devleti yıkılacak ve Anadolu'nun kapılarını Türklere açan Alpaslan büyük zaferi yaşayamayacaktı.''<br />
<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-TAHT MÜCADELESİNİ SONA ERDERDİ-</span></span><br />
<br />
</span></span>Selçuklu Sultanı Melikşah'ın eşi Terken Hatun'un, eşinin ölümü sonrası ortaya çıkan taht mücadelesini sona erdirdiğini anlatan Eğilmez, oğlunu tahta çıkararak devletin devamlılığını sağlayan anne hakkında şunları söyledi: ''Kendine ait ordusu bile olan Terken Hatun, Selçuklu idaresinde çok etkin bir yere sahipti. Melikşah tarafından büyük saygı ve sevgi gören Terken Hatun birçok meseleyi kendi divanında görüşüp, Melikşah'ın onayına sunmuştur. Birçok devlet adamı ve komutan yetiştiren Terken Hatun, Melikşah'ın ölümünden sonra başlayan taht mücadelesinde çok etkin bir rol oynamıştır. 1092 tarihinde küçük yaştaki oğlu Mahmud'u sultan ilan etmiş ve saltanatının devamı için büyük mücadele vermiştir. Bir suikasta kurban giden Terken Hatun'un yetiştirdiği emir ve komutanlar Selçuklu Devleti'nin sonraki döneminde önemli işlere imza atmışlardır.''<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-KRALI, ANNESİ KURTARDI-</span></span><br />
<br />
</span></span>Alman Kralı Şarlken tarafından esir alınan oğlu, Fransa Kralı 1. Fransuva'yı kurtarmak için Kanuni Sultan Süleyman'a mektup yazan annesi Düşes Dangolen'in de tarihin akışını değiştiren ünlü annelerden olduğuna dikkat çeken Eğilmez, ''Düşeş Dangolen, Kanuni Sultan Süleyman'a mektup yazıp yardım istemeseydi belki de Kaptan-ı Derya Barboros Hayreddin Paşa, Fransa'nın Akdeniz kıyısındaki şehri Nice'e giderek Şarlken'in donanmasını yenip, Fransa Kralı Fransuva'yı kurtaramayacaktı. Bir anne olarak Düşeş Dangolen tarihin akışı değiştirmiştir'' diye konuştu.<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-ÇAĞ DEĞİŞTİRDİ-</span></span><br />
<br />
</span></span>Osmanlı Sultanı 2 Murad'ın eşi Hüma Sultan'ın 29 Mart 1432'de Edirne'de yaptığı doğumun insanlık tarihi açısından çok önemli olduğunu da anlatan Eğilmez, ''Hüma Sultan'ın dünyaya getirdiği Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethederek Orta Çağ'ı kapatıp Yeni Çağ'ın başlamasına neden oldu. Tarih içindeki en önemli annelerden birisi de Hüma Sultan'dır'' diye konuştu.<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-ÇOCUKLARINI BIRAKIP DÜŞMANIN ÜZERİNE KOŞTU-</span></span><br />
<br />
</span></span>Kahraman Türk kadının simgelerinden olan Nene Hatun'da 2 çocuğunu evde bırakarak, düşmana karşı çarpışmak üzere Türk askerinin yardımına koşmasıyla büyük bir kahramanlık destanının yazılmasına öncü olan kadınlardan biri olarak dikkat çekiyor. ''Efsane Kadın Nene Hatun'' romanının yazarı Talat Uzunyaylalı, 1877 yılının 8-9 Kasım tarihlerinde Rus ordularının Top Dağı'ndaki Aziziye Tabyaları'na saldırı haberinin şehre ulaşması sonrası Nene Hatun'un 3 aylık kızı ile 4 yaşındaki oğlunu evde bırakarak baltasıyla düşmana karşı çarpışmak üzere tabyalara koştuğunu anlattı. Erzurum halkıyla birlikte Rus askerine karşı kahramanlık destanı yazanlar arasında Nene Hatun'un ön plana çıktığını kaydeden Yaylalı, ''Nene Hatun 93 Harbi'nin simgesi olmuştur'' diye konuştu.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Tarihini Değiştiren Anneler</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-ULU HATUN-</span></span><br />
<br />
</span></span>Türk-Moğol İmparatorluğunun kurucu Cengiz Han'ın annesi Ulun Hatun'un dirayeti ile koca bir imparatorluğun temellerini attığını anlatan Eğilmez, ''Kocası Hegüsay Bahadır, kimi kaynaklara göre 1055, kimilerine göre de 1058 yılında öldüğünde Cengiz Han henüz 10-12 yaşlarındadır. Kocasının ölümüyle obası dağılmaya başlayınca Ulun Hatun dirayetini göstermiş ve oba idaresini ele almıştır'' diye konuştu. Obasını dağılmaktan kurtaran Ulun Hatun'un çocuklarını da Türk örf ve ananelerine göre yetiştirdiğini kaydeden Eğilmez, ''Bir anne olarak Ulun Hatun çocuklarına ve obasına sahip olarak imparatorluğun kurulmasına sebep olmuştur. Cengiz Han, en güçlü dönemlerinde bile yaşlanan annesine saygıda kusur etmemiş, ayrıca her önemli olayda ona danışarak fikrini almıştır'' diye konuştu.<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-ANADOLU'NUN KAPILARININ TÜRKLERE AÇILMASINA SAĞLAYAN ANNE-</span></span><br />
<br />
</span></span>Selçuklu Devleti'nin kuruluş aşamasında üvey kardeşlerden İbrahim Yınal'ın Tuğrul Beye karşı isyan ettiğini anlatan Eğilmez, isyankarı yakalamak için peşine düşen Tuğrul Bey'in, Hemedan'da hiç beklemediği bir anda Yınal'ın orduları tarafından sıkıştırıldığını anlatarak, şöyle devam etti: ''Tuğrul Bey kendisini ortadan kaldırmak isteyen kardeşine karşı birçok kişiden yardım ister. Malazgirt Zaferi'nin ünlü komutanı Alpaslan'ın annesi Altuncan Hatun'un, topladığı orduyla Tuğrul Bey'le birleşerek İbrahim Yınal'ı yendikleri tarihi kaynaklarda yer alıyor. Tuğrul ve Çağrı beyler daha sonra Selçuklu Devleti'ni sağlam temeller üzerine oturturlar. Altuncan Hanım olmasaydı belki de Selçuklu Devleti yıkılacak ve Anadolu'nun kapılarını Türklere açan Alpaslan büyük zaferi yaşayamayacaktı.''<br />
<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-TAHT MÜCADELESİNİ SONA ERDERDİ-</span></span><br />
<br />
</span></span>Selçuklu Sultanı Melikşah'ın eşi Terken Hatun'un, eşinin ölümü sonrası ortaya çıkan taht mücadelesini sona erdirdiğini anlatan Eğilmez, oğlunu tahta çıkararak devletin devamlılığını sağlayan anne hakkında şunları söyledi: ''Kendine ait ordusu bile olan Terken Hatun, Selçuklu idaresinde çok etkin bir yere sahipti. Melikşah tarafından büyük saygı ve sevgi gören Terken Hatun birçok meseleyi kendi divanında görüşüp, Melikşah'ın onayına sunmuştur. Birçok devlet adamı ve komutan yetiştiren Terken Hatun, Melikşah'ın ölümünden sonra başlayan taht mücadelesinde çok etkin bir rol oynamıştır. 1092 tarihinde küçük yaştaki oğlu Mahmud'u sultan ilan etmiş ve saltanatının devamı için büyük mücadele vermiştir. Bir suikasta kurban giden Terken Hatun'un yetiştirdiği emir ve komutanlar Selçuklu Devleti'nin sonraki döneminde önemli işlere imza atmışlardır.''<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-KRALI, ANNESİ KURTARDI-</span></span><br />
<br />
</span></span>Alman Kralı Şarlken tarafından esir alınan oğlu, Fransa Kralı 1. Fransuva'yı kurtarmak için Kanuni Sultan Süleyman'a mektup yazan annesi Düşes Dangolen'in de tarihin akışını değiştiren ünlü annelerden olduğuna dikkat çeken Eğilmez, ''Düşeş Dangolen, Kanuni Sultan Süleyman'a mektup yazıp yardım istemeseydi belki de Kaptan-ı Derya Barboros Hayreddin Paşa, Fransa'nın Akdeniz kıyısındaki şehri Nice'e giderek Şarlken'in donanmasını yenip, Fransa Kralı Fransuva'yı kurtaramayacaktı. Bir anne olarak Düşeş Dangolen tarihin akışı değiştirmiştir'' diye konuştu.<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-ÇAĞ DEĞİŞTİRDİ-</span></span><br />
<br />
</span></span>Osmanlı Sultanı 2 Murad'ın eşi Hüma Sultan'ın 29 Mart 1432'de Edirne'de yaptığı doğumun insanlık tarihi açısından çok önemli olduğunu da anlatan Eğilmez, ''Hüma Sultan'ın dünyaya getirdiği Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethederek Orta Çağ'ı kapatıp Yeni Çağ'ın başlamasına neden oldu. Tarih içindeki en önemli annelerden birisi de Hüma Sultan'dır'' diye konuştu.<span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: Green;" class="mycode_color">-ÇOCUKLARINI BIRAKIP DÜŞMANIN ÜZERİNE KOŞTU-</span></span><br />
<br />
</span></span>Kahraman Türk kadının simgelerinden olan Nene Hatun'da 2 çocuğunu evde bırakarak, düşmana karşı çarpışmak üzere Türk askerinin yardımına koşmasıyla büyük bir kahramanlık destanının yazılmasına öncü olan kadınlardan biri olarak dikkat çekiyor. ''Efsane Kadın Nene Hatun'' romanının yazarı Talat Uzunyaylalı, 1877 yılının 8-9 Kasım tarihlerinde Rus ordularının Top Dağı'ndaki Aziziye Tabyaları'na saldırı haberinin şehre ulaşması sonrası Nene Hatun'un 3 aylık kızı ile 4 yaşındaki oğlunu evde bırakarak baltasıyla düşmana karşı çarpışmak üzere tabyalara koştuğunu anlattı. Erzurum halkıyla birlikte Rus askerine karşı kahramanlık destanı yazanlar arasında Nene Hatun'un ön plana çıktığını kaydeden Yaylalı, ''Nene Hatun 93 Harbi'nin simgesi olmuştur'' diye konuştu.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kudüs'ün Fethi (1187)]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kudus-un-fethi-1187.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Dec 2020 16:15:37 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kudus-un-fethi-1187.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kudüs'ün Fethi (1187)</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Kudüs'ün Fethi veya Kudüs Kuşatması, 20 Eylül 1187'de Selahaddin Eyyubi'nin başlatmış olduğu kuşatmadır. Şehri savunan Kudüs komutanı İbelinli Balian'ın 2 Ekim 1187'de şehri teslim etmesiyle sona ermiştir.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Kudüs'te yaşayan Hristiyan toplumun şehrin teslim edilmesi ile diğer Hristiyan topraklara göç etmiştir. Selahaddin'in Kudüs'ü almasıyla birlikte Kudüs Krallığı ilk olarak sona ermiştir. Avrupa'nın Üçüncü Haçlı seferinde Aslan Yürekli Richard, II. Philip Augustus, ve Frederick Barbarossa tarafından Kudüs'ü kurtarmak için 1189'da yanıt geldi. Ancak bir sonuç çıkmadı ve Kudüs, Eyyubiler'in elinde kaldı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: Sienna;" class="mycode_color">Kuşatma öncesi</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Kudüs Krallığı, iç anlaşmazlıklar yüzünden zayıflamış ve IV. Baldwin'in ölümünün ardından tahta naip Lüzinyanlı Guy'ın geçmiştir. Kudüs Haçlı ordusu 4 Temmuz 1187 tarihinde Selahaddin Eyyubi'nin 30,000 kişilik ordusuyla karşı karşıya geldi. Sıcaklardan ve susuzluktan yorgun düşen Kudüs ordusu henüz savaşa başlamadan kaybedecek olduğunu vurguladı. Selahaddin'in Müslüman ordusu hiç zorlanmadan bu savaşı kazandı, Kral Lüzinyanlı Guy ve yandaşı Renaud de Châtillon'u esir aldı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Kudüs tüm ordusunu Hıttin Muharebesi'nde kaybetmiş ve şehir savunmasında yeterli asker kalmamıştı. Selahaddin'in ordusu yavaş yavaş Kudüs'e doğru ilerlemekteydi.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: Sienna;" class="mycode_color">Kuşatma ve Kudüs'ün teslimi (20 Eylül - 2 Ekim 1187)</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Müslüman ordusu, Kudüs'ün Haçlı ordusu'nu darma duman etmiş ve Kudüs'ün surlarına dayanmıştı. Şehrin savunması İbelin'in Baron'u İbelinli Balian'a kalmıştı. Asker olan olmayan herkes kılıç kuşanıp savunma duvarlarında yerini almıştı. Selahaddin'in kuşatma kuleleri ve mancınıkları Kudüs surlarını dövüyor ve harap ediyordu. İbelinli Balian ise sabırla sırasını bekliyor ve karşılık için uygun zamanı kolluyordu. Kudüs surları Müslüman ordusuna karşılık vererek surlardan geçirmemeye çalışıyordu.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Bu sırada Piskopos Herakliyus, İbelinli Balian'a yalvarıyor ve kuşatmayı bitirmesini emrediyordu. Ancak Balian şehirde kılıç tutan herkesi kuşatmaya dahil ediyordu.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Selahaddin Eyyubi'nin ordusu kayıplar versede kuşatmayı sürmeye devam etti. Kudüs'e karşı son derece merhamet duygusuyla dolup taştığı için, Mescid-i Aksa’nın hatırı için burayı yağmalamak istemiyordu. Ancak Haçlılar şehri 60 bin kişilik bir kuvvet müdafaa ettiklerinden dolayı teslime yanaşmadılar. Kuşatma devam ederken 2 Ekim 1187 şafağı birkaç Müslüman Eyyubi Süvarisi surların gerisinde Beyaz bayrak sallamaktaydı. İbelinli Balian ve Selahaddin karşı karşıya geldi ve 12 gün süren kuşatmanın ardından Kudüs teslim oldu. Selahaddin, Haçlılar'ın Kudüs’e girişlerinde yaptıkları katliamları O, asla tekrarlamak istemeyip bir intikam almadı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Artık Selahaddin, Kudüs’e bir fatih olarak girmiş ve bu kutsal şehrin hürriyete kavuşmasını sağlamıştı. Cuma namazını Kudüs’te kılan Selahaddin, Haçlıların elinde kalan diğer şehirleri de kurtarmak için cihada devam etti.</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kudüs'ün Fethi (1187)</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Kudüs'ün Fethi veya Kudüs Kuşatması, 20 Eylül 1187'de Selahaddin Eyyubi'nin başlatmış olduğu kuşatmadır. Şehri savunan Kudüs komutanı İbelinli Balian'ın 2 Ekim 1187'de şehri teslim etmesiyle sona ermiştir.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Kudüs'te yaşayan Hristiyan toplumun şehrin teslim edilmesi ile diğer Hristiyan topraklara göç etmiştir. Selahaddin'in Kudüs'ü almasıyla birlikte Kudüs Krallığı ilk olarak sona ermiştir. Avrupa'nın Üçüncü Haçlı seferinde Aslan Yürekli Richard, II. Philip Augustus, ve Frederick Barbarossa tarafından Kudüs'ü kurtarmak için 1189'da yanıt geldi. Ancak bir sonuç çıkmadı ve Kudüs, Eyyubiler'in elinde kaldı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: Sienna;" class="mycode_color">Kuşatma öncesi</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Kudüs Krallığı, iç anlaşmazlıklar yüzünden zayıflamış ve IV. Baldwin'in ölümünün ardından tahta naip Lüzinyanlı Guy'ın geçmiştir. Kudüs Haçlı ordusu 4 Temmuz 1187 tarihinde Selahaddin Eyyubi'nin 30,000 kişilik ordusuyla karşı karşıya geldi. Sıcaklardan ve susuzluktan yorgun düşen Kudüs ordusu henüz savaşa başlamadan kaybedecek olduğunu vurguladı. Selahaddin'in Müslüman ordusu hiç zorlanmadan bu savaşı kazandı, Kral Lüzinyanlı Guy ve yandaşı Renaud de Châtillon'u esir aldı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Kudüs tüm ordusunu Hıttin Muharebesi'nde kaybetmiş ve şehir savunmasında yeterli asker kalmamıştı. Selahaddin'in ordusu yavaş yavaş Kudüs'e doğru ilerlemekteydi.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font"><span style="color: Sienna;" class="mycode_color">Kuşatma ve Kudüs'ün teslimi (20 Eylül - 2 Ekim 1187)</span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Müslüman ordusu, Kudüs'ün Haçlı ordusu'nu darma duman etmiş ve Kudüs'ün surlarına dayanmıştı. Şehrin savunması İbelin'in Baron'u İbelinli Balian'a kalmıştı. Asker olan olmayan herkes kılıç kuşanıp savunma duvarlarında yerini almıştı. Selahaddin'in kuşatma kuleleri ve mancınıkları Kudüs surlarını dövüyor ve harap ediyordu. İbelinli Balian ise sabırla sırasını bekliyor ve karşılık için uygun zamanı kolluyordu. Kudüs surları Müslüman ordusuna karşılık vererek surlardan geçirmemeye çalışıyordu.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Bu sırada Piskopos Herakliyus, İbelinli Balian'a yalvarıyor ve kuşatmayı bitirmesini emrediyordu. Ancak Balian şehirde kılıç tutan herkesi kuşatmaya dahil ediyordu.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Selahaddin Eyyubi'nin ordusu kayıplar versede kuşatmayı sürmeye devam etti. Kudüs'e karşı son derece merhamet duygusuyla dolup taştığı için, Mescid-i Aksa’nın hatırı için burayı yağmalamak istemiyordu. Ancak Haçlılar şehri 60 bin kişilik bir kuvvet müdafaa ettiklerinden dolayı teslime yanaşmadılar. Kuşatma devam ederken 2 Ekim 1187 şafağı birkaç Müslüman Eyyubi Süvarisi surların gerisinde Beyaz bayrak sallamaktaydı. İbelinli Balian ve Selahaddin karşı karşıya geldi ve 12 gün süren kuşatmanın ardından Kudüs teslim oldu. Selahaddin, Haçlılar'ın Kudüs’e girişlerinde yaptıkları katliamları O, asla tekrarlamak istemeyip bir intikam almadı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Book Antiqua;" class="mycode_font">Artık Selahaddin, Kudüs’e bir fatih olarak girmiş ve bu kutsal şehrin hürriyete kavuşmasını sağlamıştı. Cuma namazını Kudüs’te kılan Selahaddin, Haçlıların elinde kalan diğer şehirleri de kurtarmak için cihada devam etti.</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kutsal Roma İmparatorluğu (962-1806)]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kutsal-roma-imparatorlugu-962-1806.html</link>
			<pubDate>Wed, 02 Dec 2020 16:13:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kutsal-roma-imparatorlugu-962-1806.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutsal Roma İmparatorluğu (962-1806)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutsal Roma İmparatorluğu</span>, 962-1806 yılları arasında 844 yıl boyunca Orta Avrupa'da hüküm sürmüş bir monarşi. Alman Krallığı temelinde olsa da, aslında bir devletçikler bütünüdür. Daha doğrusu imparatorluk toprakları tek bir hanedanın malı değildi. Ülke toprakları birçok federal hanedanlık tarafından yönetiliyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutsal Roma İmparatorluğu'nu oluşturan bu hanedanlıklar şunlardı:<br />
</span>Habsburg Hanedanı (Avusturya, Bohemya ve İspanya Kolu), Hohenzollern Hanedanı (Brandenburg ve Franken Kolu), Wettin Hanedanı (Albrecht ve Ernst Kolu), Wittelsbach Hanedanı (Bavyera ve Pfalz Kolu) ve Oldenburg Hanedanı (Danimarka ve Holstein-Gottorp Kolu). Ayrıca İmparatorlukta bu hanedan topraklarının dışında İsveç ve Kilise Eyaletleri toprakları ile özel statüye sahip bâzı İmparatorluk kentleri de vardı. İmparatorluğun idarî yapısı böyleydi ama Kutsal Roma İmparatorları sadece Habsburg Hanedanı'ndan seçilmekteydi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Orta Çağ'daki imparatorları antik Roma İmparatorluğu'nun geleneklerini taşıdıklarını iddia etseler de imparatorluğun birçok vatandaşı Almanlardan oluşuyordu ve imparatorluk, modern Almanya ve Avusturya'nın habercisiydi. Geniş yetkili hanedanlıkla yönetilen imparatorluk olarak kurulmasına rağmen devlet, sonunda küçük devletlerin ve şehir devletlerinin gevşek konfederasyonuna dönüştü.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">I. Otto 962'de Alman Kralı olarak taç giymiş, fakat bazı tarihçiler tarafından ilk Kutsal Roma İmparatoru olarak kabul edilir (Almanca: Römisch-Deutscher Kaiser). İlk Roma imparatoru unvanı ise Şarlman tarafından kullanılmıştır. Otto, ülkenin Carolingian Hanedanı'ndan olmayan ilk imparatorluğuydu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Son Kutsal Roma imparatoru, Napolyon Savaşları sırasında tahtından ferâgat eden ve İmparatorluğu fesheden İkinci Franz'dır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparatorluğun sınırları tarih boyunca değişikliklere uğradı. En güçlü döneminde imparatorluk bugünkü Almanya, Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn, Lüksemburg, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Belçika, Hollanda toprakları ile Polonya, Fransa ve İtalya topraklarının bir bölümünü kapsıyordu. Tarihinin büyük bir bölümünde imparatorluk yüzlerce küçük krallığı, prensliği, dükalığı, kontluğu ve şehir devletini hâkimiyeti altına almıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Kökeni</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Orta Çağ Roma İmparatorluğu'yla bağlantılı olan sacrum ("kutsal" anlamında) terimi, 1157'den itibaren I. Friedrich tarafından kullanılmaya başlanmıştır. 1157 öncesinde bölge sadece Roma İmparatorluğu bölgesi olarak anılmaktaydı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1512'de Köln emperyal yasama organının bir kararnamesi ile imparatorluğun ismi resmen Alman Milletinin Kutsal İmparatorluğu'na (Almanca: Heiliges Römisches Reich Deutscher Nation, Latince: Imperium Romanum Sacrum Nationis Germanicæ) çevrildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kutsal Roma İmparatorluğu, adını Roma İmparatorluğu'ndan aldı ve onun devamı olarak düşünüldü. Bu düşünce translatio imperii olarak adlandırılan Orta Çağ anlayışına dayanır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fransız Aydınlanmacı yazar Voltaire alaycı bir şekilde şöyle yazar: "Bu kendine Kutsal Roma İmparatorluğu diyen ve demeye de devam eden yığın, hiçbir şekilde ne kutsal, ne Roma, ne de bir imparatorluk."</span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihçe</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">VIII. yüzyıldan 1806'ya uzanan Avrupa İmparatorluğu 476'da Batı Roma İmparatorluğu'nun son bulmasından sonra Hristiyan dünyasındaki biricik laik yüksek önder olarak Konstantinopolis'teki (İstanbul) Doğu Roma İmparatoru kaldı. Oysa Rum olan imparator Latinler ve Germenler'den oluşan Batı halkları için bir yabancıydı. Bu dönemde Batı dünyasında imparatorluk geleneği henüz oldukça canlıydı. Düzeni sağlayacak, iyi bir yönetim kuracak ve İspanya'yı fetheden Müslüman Arapları yenilgiye uğratacak güçte bir İmparator arayışı güçlüydü. Öte yandan Doğu Kilisesi'nin ayrılmasından sonra Papalar, çok sayıdaki düşmanlarına karşı kendilerini koruyacak ve ruhânî güçlerini savunmalarına yardımcı olacak güçlü bir prensin desteğine ve bağlaşıklığına gereksinim duyuyorlardı. Bu niteliklere en uygun aday olarak Şarlman, 800'de Papa III. Leo tarafından imparator ilan edildi. Arnulf'un 899 yılındaki ölümüne dek imparatorluk tacı Karolenjler'de kaldı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">900 yıllarından sonra Almanya, İtalya ve Fransa'da bir alt-üstlük dönemi yaşandı. Doğmakta olan feodal soylular, krallara karşı savaşıma giriştiler. Bu arada Macar ve Norman kabileleri Batı devletlerinin yıkıma uğrattı. Bu süreçte Almanya ve İtalya'da otorite I. Otto tarafından sağlandı ve 962'de Papa tarafından kendisine imparatorluk tacı verildi. I. Otto'da Alman ve İtalyan feodal soylarına karşı savaşım yürütmek için, feodal hiyerarşi içinde yeni yeni yer almaya başlayan ruhbanların desteğine gereksinim duyuyordu. Böylece Katolik dünyasında bir yandan dünyevî bir önder olarak imparator, öte yandan manevî önder olarak papa belirginleşti. Bu durum Kutsal Roma İmparatorluğu'nun doğuşunu sağladı. İmparator Almanya, İtalya, Macaristan, Fransa, İngiltere ve İspanya'da en yüksek otorite olma, hatta Papalığa egemen olma iddiasını taşıyordu. Ancak imparatorlar bu arzularını hiçbir zaman gerçekleştiremediler. Bir yandan Papalığın, öte yandan Alman ve İtalyan feodal beylerinin ve nihayet Fransa, İngiltere ve Macaristan krallarının direnişleriyle karşılaştılar. Bu çerçevede imparatorluk hiçbir zaman sağlam ve süreğen merkezî kurumlara sahip olamadı. Almanya ve İtalya çok sayıda küçük feodal egemenliğe bölünmüş durumdaydı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Vasallar, imparatorun mutlak otoritesini kabul etmiyorlardı. Onlara göre imparatorluğun egemenleri hükümdar değildi; süzerenleri, feodalitenin en yüksek önderiydi, yani kendilerininde içinde yer aldığı feodal hiyerarşinin en üstünde yer alıyordu. Kendileri üzerinde imparatorun hiçbir fiili kuvvetini tanımıyorlardı. Nitekim her önemli adımın atılışında imparator, imparatorluk kurulunda bir araya gelen vasalların görüşünü almak durumundaydı. Aynı süreçte Papalar da imparatorların üstünlüğüne karşı çıktılar. Nitekim başlangıçta imparatorlar Kilise üzerinde egemenlik kurmuşken XI. yüzyıldan başlayarak Papalar, Hristiyan dünyasının en üst önderleri olduklarını ileri sürdüler.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Öte yandan değişik halklar da kendi milliyetlerinden bir kral çevresinde birleşiyorlardı. Bütün bunlar alt alta geldiğinde aşağı Orta Çağ tarihi, imparatorlar, vasallar, Papalar ve değişik milliyetlerden halklar arasında bir mücadeleler tarihi olarak belirir. Bu mücadelelerde ne imparatorlar, ne de Papalar Hristiyan dünyasında kesin üstünlük sağlayabildiler. Mücadele, XVI. yüzyıl reformlarıyla Katolik imparator ile Protestanlığı kabul eden Alman prenslikleri arasındaki bölünme sonucu imparatorluğun zayıflamasıyla sonuçlandı. İmparatorluk bir dizi çatışma içine girdi. Bu çatışmaların en önemlisi Otuz Yıl Savaşları'dır. 1618-1648 arasındaki dönemde Almanya'nın yıpranması sonucu İmparatorluk, imparatorun biçimsel otoritesi altında toplanmış yarı-bağımsız devletler topluluğu durumuna geldi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">XVI. yüzyılın başına dek lider Alman prensliği tarafından Alman kralı olarak seçilen kişiye tacını Papa taktı. Papa tarafından taç giydirilmemiş ilk kral I. Maximillian (hükümdarlık dönemi 1493-1519) oldu. Ancak onu izleyen Şarlken'e 1530'da taç, Papa tarafından takıldı. Bu gelenek Şarlken'den sonraki savaş döneminde terk edildi. XV. yüzyıl başlarında başlayarak İmparatorluk ünvânı ve Alman krallığı, şeklen seçimler yapılmakla birlikte veraset yoluyla aktarıldı. 1804'te I. Napolyon Kutsal Roma Germen İmparatoluğu'nun geleneksel üstünlüğüne son verip kendini imparator ilan edince son imparator II. Franz, 1806'da Kutsal Roma İmparatoru ünvânından vazgeçip yalnızca Avusturya İmparatoru ünvânını adlı. Böylece bin yıllık Kutsal Roma İmparatorluğu resmen son buldu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Kurumlar</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kutsal Roma İmparatorluğu bugünkü birçok devlet gibi merkezi bir devlet değildi. Düzinelerce, hatta yüzlerce farklı kurumun bir araya gelmesinden oluşuyordu. Bunlar arasında krallıklar, dükalıklar, kontluklar, piskoposluklar, manastırlıklar vardı, bunların hepsi topluca prenslikler olarak bilinir. Aynı zamanda direkt olarak imparator tarafından yönetilen bölgeler de vardı. İmparator hiçbir zaman sınırsız şekilde kontrol sahibi olmadı, yetkileri çok sayıda yerel kuruluş tarafından sınırlandırılmıştı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Orta Çağ'ın sonlarından itibaren Kutsal Roma İmparatorluğu yerel güçlerin birbirleriyle egemenlik için mücadele ettikleri gevşek bir birlik oldu. Orta Çağ'ın Fransa ve İngiltere gibi diğer imparatorluklarıyla karşılaştırıldığında imparatorların ülkesi üzerinde kontrol kazanmakta başarılı olamadıkları görülür. Tam tersine birçok imparator iktidardaki konumunu güvenceye alabilmek için yerel yöneticilere, soylulara ve piskoposlara giderek daha çok otonomi vermek zorunda kalmıştır. Bu süreç 11. yüzyılda imparator ataması konusunda yaşanan Atama Kavgası (Investitura) ile başladı ve 1648'deki Vestfalya (Westphalia) Anlaşması ile bir sonuca bağlandı. Birçok imparator otoriteyi merkezileştirme girişiminde bulunduysa da, sürekli Papalığın ve imparatorluk içindeki prenslerin direnişiyle karşılaştılar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">İmparatorluk devletleri<br />
</span></span>İmparatorluk diyeti içinde temsil edilen bölgeler, ki bunların sayısı Vestfalya Anlaşması sırasında 300 kadardı, birçoğu Kleinstaatterei ("küçük devletler") denilen birkaç kilometre kareyi geçmeyen, ve/veya birbirine bitişik olmayan bölgelerden oluşuyordu. Bu yüzden imparatorluğa sık sık "Flickenteppich" ("yamalı bohça") deniyordu. Eğer bir birimin feodal kanuna göre kendi üstünde imparatordan başka bir birim yoksa, yani direkt imparatorun altındaki bir vassallık ise o birim Reichsstand (imperial estate, imparatorluk devleti) olarak nitelenirdi. İmparatorluk devletleri şunlardan oluşuyordu:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Prens, arşidük, dük, miras yoluyla soylu biri tarafından yönetilen bölgeler.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Laik otoritelerin piskoposluk, manastırlık gibi ruhani yönetimler tarafından elde tutulduğu bölgeler. Bu bölgelerde prens-piskoposlar bulunur ve hem ruhani hem laik gücü ellerinde bulundururlardı. Köln Elektörlüğü bu tür devletlere bir örnektir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Özgür imparatorluk şehirleri ve imparatorluk köyleri gibi direkt olarak imparatorun yargı alanındaki bölgeler.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparatorluk şövalyelikleri ve kontlukları gibi dağınık bölgeler. İmparatorluğa dahil olmalarına karşın İmparatorluk diyetinde temsil edilmezlerdi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Roma Kralları<br />
</span></span>Olası imparator önce Roma kralı olarak seçilirdi. (Latince: Rex Romanorum; Almanca: König der Römer) 9. yüzyıldan itibaren Alman kralları seçildi ve en önemli beş soyun liderleri (Lorraine Düklüğünden Sal Frankları, Frankonya'dan Ren Frankları, Saksonlar, Bavyeralılar ve Svabyalılar) arasından seçildiler. İmparatorluğun en önemli dük veya piskoposu Roma kralı seçilirdi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparator IV. Karl 1356'da çıkardığı "Golden Bull" (Altın Ferman) ile elektörlüklerin sayısını yedi olarak sınırladı: Bohemya krallığı, Ren Palatinate Elektörlüğü, Saksonya Düklüğü, Brandenburg Elektörlüğü ve Cologne, Mainz ve Trier başpiskoposlukları. Otuz Yıl Savaşları sırasında Bavyera Dükalığına sekizinci, Brunskwick-Lüneburg dükalığına (konuşma dilinde Hanover) da dokuzuncu elektörlük verildi. Ayrıca Napolyon savaşları sonucunda elektörlükler yeniden düzenlendi, fakat yeni elektörlükler imparatorluk dağılana kadar oy kullanamadı. Elektörülüğe aday olanın var olan elektörlere toprak ya da maddi imtiyazlar sunması gerekiyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Roma kralı seçilen kişin teorik olarak Papa tarafından taç giydirilmesini talep edebilirdi. Ancak birçok durumda kralın önce yıllar süren başka bazı sorunları halletmesi gerekiyordu: isyancı Kuzey İtalya'daki çatışmaları veya Papa ile yaşadığı çekişmeyi dindirmek gibi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparator erkek ve soylu bir aileden olmak zorunda idi. İmparatorun Katolik olmasını zorunlu kılan bir yasa yoktu ama elektörlerin çoğu dinlerine çok bağlı olduklarından hiçbir zaman bir Protestan imparator seçilmedi. İmparator ya da elektörlerin hangi düzeyde Alman olması gerektiği de tartışmalı bir konuydu. Orta Çağ'da, bazı krallar ve imparatorlar Alman kökenli değildi, ancak Rönesans'tan sonra Alman soyundan gelmek adeta bir gereklilik haline geldi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmparatorluk Diyeti (Reichstag)<br />
</span>İmparatorluk diyeti (Reichstag veya Reichsversammlung) bugünkü meclisler gibi bir yasama meclisi değildi, üyelerinin karar verme hakları yoktu ve müzakere amacıyla toplanmış bir merkezi foruma benziyordu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Diyet teorik olarak imparatorun üstünde idi. 3 organdan oluşurdu:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elekörler meclisi (Kurfürstenrat):<br />
</span>Roma Kralını seçme yetkisi olan elektör prenslerden oluşurdu. Bunların sayısı 1356'da çıkarılan "Golden Bull" ile yedi olarak saptanmış, 1648'de (Vestfalya Barışı) sekiz, 1692'de dokuz olmuş, 1777'de iki prensliğin birleştirilmesinden dolayı yeniden sekize düşürülmüştü.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Prensler meclisi (Reichfürstenrat):<br />
</span>Elektör olmayan prensler bu meclisi oluştururdu. İki gruba (Bank) ayrılırdı: Laik prenler ve ruhani prensler. Büyük prenslerin bireysel oy hakları vardı, küçük prenslikler ise coğrafi olarak "college" adıyla gruplanarak bir oya sahip olurlardı. Her college bir oya sahipti. Meclisin yönetimi Salzburg başpiskoposluğu ile Avusturya arşidüklüğü arasında gidip gelirdi. 1800 yılında bu meclisteki 100 sandalyenin 37'si ruhani prenslik, 63'ü laik prenslikti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmparatorluk şehirleri meclisi (Städterat):<br />
</span>Özgür imparatorluk şehirlerinden oluşan bu meclis de iki gruba (Bank) ayrılırdı: Svabya (Schwäbische Städtebank) ve Ren (Rheinische Städtebank). Bu meclis diğerleriyle aynı yetkilere sahip değildi. Yeni bölgelerin imparatorluğa katılması gibi konularda oy verme hakları yoktu. Diyetin bir parçası olarak kabul edilmeleri Orta Çağ'ın sonlarına doğru yaygınlaştı. Ancak resmi olarak diyete katılmaları 1648 (Vestfalya barışı) gibi geç bir tarihte oldu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmparatorluk mahkemeleri<br />
</span>İmparatorluğun iki mahkemesi vardı: Reichshofrat (Aulic Konsili) ve 1495'teki reform ile kurulan Reichskammergericht.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmparatorluk çemberi<br />
</span>İmparatorluk reformunun bir parçası olarak 1500 yılında altı imparatorluk çemberi oluşturuldu, 1512'de bunlara dört çember daha eklendi. Bunların çoğunluğu imparatorluk içindeki devletlerin savunma, vergi, para basma, kamu güvenliği gibi amaçlarla yapılmış bölgesel gruplardı. Her çemberin Kreistag denilen kendi meclisleri (çember diyeti) vardı ve çemberin ilişkilerini koordine eden bir veya daha fazla yöneticisi vardı. Bütün imparatorluk bölgeleri bu çemberler içinde değildi. Bohemya Krallığı ve İsviçre Konfederasyonu bu çemberlerin dışında olduğu gibi, kuzey İtalya'daki imparatorluk fiefleri, imparatorun şövalyelerine ait topraklar ve Jever Lordluğu gibi diğer bazı küçük bölgeler de çemberlerde değildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Ordu</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kutsal Roma İmparatorluğu ordusu (Almanca Reichsarmee, Reichsheer veya Reichsarmatur; Latince exercitus imperii) 1422'de oluşturuldu ve Napolyon Savaşlarının hemen öncesinde ortadan kalktı. İmparatora ait olan İmparator ordusu (Kaiserliche Armee) ile karıştırılmamalıdır. İmparatorluk ordusu daimi bir ordu değildi ve tehlike durumlarında yerel askeri birliklerin bir araya getirilmesi ile oluşturulurdu. Askeri birlikler imparatordan daha çok kendi yerel ittifaklarına sadıktılar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">İdari merkezler<br />
</span></span>Mahkemelerden Reichshofrat (Aulic Konsili) Viyana'da idi. Reichskammergerich ise kalıcı olarak Wetzlar'a taşınana kadar Worms, Augsburg, Nürnberg, Regensburg, Speyer ve Esslingen'de idi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparatorluk Diyeti (Reichstag) ise kalıcı olarak Regensburg'a taşınana kadar Paderborn, Bad Lippspringe, Ingelheim am Rhein, Diedenhofen (now Thionville), Aachen, Worms, Forchheim, Trebur, Fritzlar, Ravenna, Quedlinburg, Dortmund, Verona, Minden, Mainz, Frankfurt am Main, Merseburg, Goslar, Würzburg, Bamberg, Schwäbisch Hall, Augsburg, Nuremberg, Quierzy-sur-Oise, Speyer, Gelnhausen, Erfurt, Eger (şimdiki Cheb), Esslingen, Lindau, Freiburg, Cologne, Konstanz ve Trier gibi pek çok şehirde toplandı. Kutsal Roma İmparatorluğunun hiçbir zaman bir başkenti olmadı. İmparator genellikle istediği yerden ülkeyi yönetirdi. Buna imparatorluk tahtı denirdi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taht değişik şehirlerde olmuştur:<br />
</span>Aachen (794'ten sonra),</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Münih (1328-1347 ve 1744-1745),</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Prag (1355-1437 ve 1576-1611),</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Viyana (1438-1576, 1611-1740 ve 1745-1806)</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Frankfurt (1742-1744)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Elektörler tarafından yapılan imparatorluk seçimi genellikle Frankfurt'ta yapılırdı ama Augsburg, Rhens, Cologne ve Regensburg'da da yapılmıştır. 16. yüzyıla kadar Kutsal Roma İmparatoru olarak seçilen kişilere Roma'da Papa tarafından taç giydirilirdi, diğer kralların taç giydirme törenleri ise Ravenna, Bologna ve Reims'ta da yapılırdı.</span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Demografi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutsal Roma İmparatorluğu'nun Nüfusu<br />
</span>1500 16,000,000</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1618 21,000,000</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1648 16,000,000</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1786 26,265,000</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1800 24,000,000</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Din</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1555 yılına kadar imparatorlukta Katolik Kilisesi tek resmi dindi. İmparator da hep Katolik'ti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1555 yılında Augsburg Barışı ile Luthercilik, 1648'deki Vestfalya Barışı ile Kalvinizm de resmi olarak tanınan dinler oldular. Bu iki Protestan mezhebi resmi olarak kabul edilmişti ama bunların dışında da Anabaptizm ve Arminyanizm gibi mezhepler de imparatorluk çapında yasa dışı şekilde varlıklarını sürdürüyorlardı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Augsburg Barışı'ndan sonra Cuius regio, eius religio adı verilen bir sisteme geçilmiştir. Bu durumda İmparatorluğun topraklarının resmi dini o toprağın yöneticisinin dini olarak kabül ediliyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparatorlukta bir Yahudi azınlığı da bulunuyordu.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutsal Roma İmparatorluğu (962-1806)</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutsal Roma İmparatorluğu</span>, 962-1806 yılları arasında 844 yıl boyunca Orta Avrupa'da hüküm sürmüş bir monarşi. Alman Krallığı temelinde olsa da, aslında bir devletçikler bütünüdür. Daha doğrusu imparatorluk toprakları tek bir hanedanın malı değildi. Ülke toprakları birçok federal hanedanlık tarafından yönetiliyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutsal Roma İmparatorluğu'nu oluşturan bu hanedanlıklar şunlardı:<br />
</span>Habsburg Hanedanı (Avusturya, Bohemya ve İspanya Kolu), Hohenzollern Hanedanı (Brandenburg ve Franken Kolu), Wettin Hanedanı (Albrecht ve Ernst Kolu), Wittelsbach Hanedanı (Bavyera ve Pfalz Kolu) ve Oldenburg Hanedanı (Danimarka ve Holstein-Gottorp Kolu). Ayrıca İmparatorlukta bu hanedan topraklarının dışında İsveç ve Kilise Eyaletleri toprakları ile özel statüye sahip bâzı İmparatorluk kentleri de vardı. İmparatorluğun idarî yapısı böyleydi ama Kutsal Roma İmparatorları sadece Habsburg Hanedanı'ndan seçilmekteydi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Orta Çağ'daki imparatorları antik Roma İmparatorluğu'nun geleneklerini taşıdıklarını iddia etseler de imparatorluğun birçok vatandaşı Almanlardan oluşuyordu ve imparatorluk, modern Almanya ve Avusturya'nın habercisiydi. Geniş yetkili hanedanlıkla yönetilen imparatorluk olarak kurulmasına rağmen devlet, sonunda küçük devletlerin ve şehir devletlerinin gevşek konfederasyonuna dönüştü.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">I. Otto 962'de Alman Kralı olarak taç giymiş, fakat bazı tarihçiler tarafından ilk Kutsal Roma İmparatoru olarak kabul edilir (Almanca: Römisch-Deutscher Kaiser). İlk Roma imparatoru unvanı ise Şarlman tarafından kullanılmıştır. Otto, ülkenin Carolingian Hanedanı'ndan olmayan ilk imparatorluğuydu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Son Kutsal Roma imparatoru, Napolyon Savaşları sırasında tahtından ferâgat eden ve İmparatorluğu fesheden İkinci Franz'dır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparatorluğun sınırları tarih boyunca değişikliklere uğradı. En güçlü döneminde imparatorluk bugünkü Almanya, Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn, Lüksemburg, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Belçika, Hollanda toprakları ile Polonya, Fransa ve İtalya topraklarının bir bölümünü kapsıyordu. Tarihinin büyük bir bölümünde imparatorluk yüzlerce küçük krallığı, prensliği, dükalığı, kontluğu ve şehir devletini hâkimiyeti altına almıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Kökeni</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Orta Çağ Roma İmparatorluğu'yla bağlantılı olan sacrum ("kutsal" anlamında) terimi, 1157'den itibaren I. Friedrich tarafından kullanılmaya başlanmıştır. 1157 öncesinde bölge sadece Roma İmparatorluğu bölgesi olarak anılmaktaydı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1512'de Köln emperyal yasama organının bir kararnamesi ile imparatorluğun ismi resmen Alman Milletinin Kutsal İmparatorluğu'na (Almanca: Heiliges Römisches Reich Deutscher Nation, Latince: Imperium Romanum Sacrum Nationis Germanicæ) çevrildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kutsal Roma İmparatorluğu, adını Roma İmparatorluğu'ndan aldı ve onun devamı olarak düşünüldü. Bu düşünce translatio imperii olarak adlandırılan Orta Çağ anlayışına dayanır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Fransız Aydınlanmacı yazar Voltaire alaycı bir şekilde şöyle yazar: "Bu kendine Kutsal Roma İmparatorluğu diyen ve demeye de devam eden yığın, hiçbir şekilde ne kutsal, ne Roma, ne de bir imparatorluk."</span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tarihçe</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">VIII. yüzyıldan 1806'ya uzanan Avrupa İmparatorluğu 476'da Batı Roma İmparatorluğu'nun son bulmasından sonra Hristiyan dünyasındaki biricik laik yüksek önder olarak Konstantinopolis'teki (İstanbul) Doğu Roma İmparatoru kaldı. Oysa Rum olan imparator Latinler ve Germenler'den oluşan Batı halkları için bir yabancıydı. Bu dönemde Batı dünyasında imparatorluk geleneği henüz oldukça canlıydı. Düzeni sağlayacak, iyi bir yönetim kuracak ve İspanya'yı fetheden Müslüman Arapları yenilgiye uğratacak güçte bir İmparator arayışı güçlüydü. Öte yandan Doğu Kilisesi'nin ayrılmasından sonra Papalar, çok sayıdaki düşmanlarına karşı kendilerini koruyacak ve ruhânî güçlerini savunmalarına yardımcı olacak güçlü bir prensin desteğine ve bağlaşıklığına gereksinim duyuyorlardı. Bu niteliklere en uygun aday olarak Şarlman, 800'de Papa III. Leo tarafından imparator ilan edildi. Arnulf'un 899 yılındaki ölümüne dek imparatorluk tacı Karolenjler'de kaldı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">900 yıllarından sonra Almanya, İtalya ve Fransa'da bir alt-üstlük dönemi yaşandı. Doğmakta olan feodal soylular, krallara karşı savaşıma giriştiler. Bu arada Macar ve Norman kabileleri Batı devletlerinin yıkıma uğrattı. Bu süreçte Almanya ve İtalya'da otorite I. Otto tarafından sağlandı ve 962'de Papa tarafından kendisine imparatorluk tacı verildi. I. Otto'da Alman ve İtalyan feodal soylarına karşı savaşım yürütmek için, feodal hiyerarşi içinde yeni yeni yer almaya başlayan ruhbanların desteğine gereksinim duyuyordu. Böylece Katolik dünyasında bir yandan dünyevî bir önder olarak imparator, öte yandan manevî önder olarak papa belirginleşti. Bu durum Kutsal Roma İmparatorluğu'nun doğuşunu sağladı. İmparator Almanya, İtalya, Macaristan, Fransa, İngiltere ve İspanya'da en yüksek otorite olma, hatta Papalığa egemen olma iddiasını taşıyordu. Ancak imparatorlar bu arzularını hiçbir zaman gerçekleştiremediler. Bir yandan Papalığın, öte yandan Alman ve İtalyan feodal beylerinin ve nihayet Fransa, İngiltere ve Macaristan krallarının direnişleriyle karşılaştılar. Bu çerçevede imparatorluk hiçbir zaman sağlam ve süreğen merkezî kurumlara sahip olamadı. Almanya ve İtalya çok sayıda küçük feodal egemenliğe bölünmüş durumdaydı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Vasallar, imparatorun mutlak otoritesini kabul etmiyorlardı. Onlara göre imparatorluğun egemenleri hükümdar değildi; süzerenleri, feodalitenin en yüksek önderiydi, yani kendilerininde içinde yer aldığı feodal hiyerarşinin en üstünde yer alıyordu. Kendileri üzerinde imparatorun hiçbir fiili kuvvetini tanımıyorlardı. Nitekim her önemli adımın atılışında imparator, imparatorluk kurulunda bir araya gelen vasalların görüşünü almak durumundaydı. Aynı süreçte Papalar da imparatorların üstünlüğüne karşı çıktılar. Nitekim başlangıçta imparatorlar Kilise üzerinde egemenlik kurmuşken XI. yüzyıldan başlayarak Papalar, Hristiyan dünyasının en üst önderleri olduklarını ileri sürdüler.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Öte yandan değişik halklar da kendi milliyetlerinden bir kral çevresinde birleşiyorlardı. Bütün bunlar alt alta geldiğinde aşağı Orta Çağ tarihi, imparatorlar, vasallar, Papalar ve değişik milliyetlerden halklar arasında bir mücadeleler tarihi olarak belirir. Bu mücadelelerde ne imparatorlar, ne de Papalar Hristiyan dünyasında kesin üstünlük sağlayabildiler. Mücadele, XVI. yüzyıl reformlarıyla Katolik imparator ile Protestanlığı kabul eden Alman prenslikleri arasındaki bölünme sonucu imparatorluğun zayıflamasıyla sonuçlandı. İmparatorluk bir dizi çatışma içine girdi. Bu çatışmaların en önemlisi Otuz Yıl Savaşları'dır. 1618-1648 arasındaki dönemde Almanya'nın yıpranması sonucu İmparatorluk, imparatorun biçimsel otoritesi altında toplanmış yarı-bağımsız devletler topluluğu durumuna geldi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">XVI. yüzyılın başına dek lider Alman prensliği tarafından Alman kralı olarak seçilen kişiye tacını Papa taktı. Papa tarafından taç giydirilmemiş ilk kral I. Maximillian (hükümdarlık dönemi 1493-1519) oldu. Ancak onu izleyen Şarlken'e 1530'da taç, Papa tarafından takıldı. Bu gelenek Şarlken'den sonraki savaş döneminde terk edildi. XV. yüzyıl başlarında başlayarak İmparatorluk ünvânı ve Alman krallığı, şeklen seçimler yapılmakla birlikte veraset yoluyla aktarıldı. 1804'te I. Napolyon Kutsal Roma Germen İmparatoluğu'nun geleneksel üstünlüğüne son verip kendini imparator ilan edince son imparator II. Franz, 1806'da Kutsal Roma İmparatoru ünvânından vazgeçip yalnızca Avusturya İmparatoru ünvânını adlı. Böylece bin yıllık Kutsal Roma İmparatorluğu resmen son buldu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Kurumlar</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kutsal Roma İmparatorluğu bugünkü birçok devlet gibi merkezi bir devlet değildi. Düzinelerce, hatta yüzlerce farklı kurumun bir araya gelmesinden oluşuyordu. Bunlar arasında krallıklar, dükalıklar, kontluklar, piskoposluklar, manastırlıklar vardı, bunların hepsi topluca prenslikler olarak bilinir. Aynı zamanda direkt olarak imparator tarafından yönetilen bölgeler de vardı. İmparator hiçbir zaman sınırsız şekilde kontrol sahibi olmadı, yetkileri çok sayıda yerel kuruluş tarafından sınırlandırılmıştı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Orta Çağ'ın sonlarından itibaren Kutsal Roma İmparatorluğu yerel güçlerin birbirleriyle egemenlik için mücadele ettikleri gevşek bir birlik oldu. Orta Çağ'ın Fransa ve İngiltere gibi diğer imparatorluklarıyla karşılaştırıldığında imparatorların ülkesi üzerinde kontrol kazanmakta başarılı olamadıkları görülür. Tam tersine birçok imparator iktidardaki konumunu güvenceye alabilmek için yerel yöneticilere, soylulara ve piskoposlara giderek daha çok otonomi vermek zorunda kalmıştır. Bu süreç 11. yüzyılda imparator ataması konusunda yaşanan Atama Kavgası (Investitura) ile başladı ve 1648'deki Vestfalya (Westphalia) Anlaşması ile bir sonuca bağlandı. Birçok imparator otoriteyi merkezileştirme girişiminde bulunduysa da, sürekli Papalığın ve imparatorluk içindeki prenslerin direnişiyle karşılaştılar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">İmparatorluk devletleri<br />
</span></span>İmparatorluk diyeti içinde temsil edilen bölgeler, ki bunların sayısı Vestfalya Anlaşması sırasında 300 kadardı, birçoğu Kleinstaatterei ("küçük devletler") denilen birkaç kilometre kareyi geçmeyen, ve/veya birbirine bitişik olmayan bölgelerden oluşuyordu. Bu yüzden imparatorluğa sık sık "Flickenteppich" ("yamalı bohça") deniyordu. Eğer bir birimin feodal kanuna göre kendi üstünde imparatordan başka bir birim yoksa, yani direkt imparatorun altındaki bir vassallık ise o birim Reichsstand (imperial estate, imparatorluk devleti) olarak nitelenirdi. İmparatorluk devletleri şunlardan oluşuyordu:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Prens, arşidük, dük, miras yoluyla soylu biri tarafından yönetilen bölgeler.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Laik otoritelerin piskoposluk, manastırlık gibi ruhani yönetimler tarafından elde tutulduğu bölgeler. Bu bölgelerde prens-piskoposlar bulunur ve hem ruhani hem laik gücü ellerinde bulundururlardı. Köln Elektörlüğü bu tür devletlere bir örnektir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Özgür imparatorluk şehirleri ve imparatorluk köyleri gibi direkt olarak imparatorun yargı alanındaki bölgeler.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparatorluk şövalyelikleri ve kontlukları gibi dağınık bölgeler. İmparatorluğa dahil olmalarına karşın İmparatorluk diyetinde temsil edilmezlerdi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Roma Kralları<br />
</span></span>Olası imparator önce Roma kralı olarak seçilirdi. (Latince: Rex Romanorum; Almanca: König der Römer) 9. yüzyıldan itibaren Alman kralları seçildi ve en önemli beş soyun liderleri (Lorraine Düklüğünden Sal Frankları, Frankonya'dan Ren Frankları, Saksonlar, Bavyeralılar ve Svabyalılar) arasından seçildiler. İmparatorluğun en önemli dük veya piskoposu Roma kralı seçilirdi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparator IV. Karl 1356'da çıkardığı "Golden Bull" (Altın Ferman) ile elektörlüklerin sayısını yedi olarak sınırladı: Bohemya krallığı, Ren Palatinate Elektörlüğü, Saksonya Düklüğü, Brandenburg Elektörlüğü ve Cologne, Mainz ve Trier başpiskoposlukları. Otuz Yıl Savaşları sırasında Bavyera Dükalığına sekizinci, Brunskwick-Lüneburg dükalığına (konuşma dilinde Hanover) da dokuzuncu elektörlük verildi. Ayrıca Napolyon savaşları sonucunda elektörlükler yeniden düzenlendi, fakat yeni elektörlükler imparatorluk dağılana kadar oy kullanamadı. Elektörülüğe aday olanın var olan elektörlere toprak ya da maddi imtiyazlar sunması gerekiyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Roma kralı seçilen kişin teorik olarak Papa tarafından taç giydirilmesini talep edebilirdi. Ancak birçok durumda kralın önce yıllar süren başka bazı sorunları halletmesi gerekiyordu: isyancı Kuzey İtalya'daki çatışmaları veya Papa ile yaşadığı çekişmeyi dindirmek gibi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparator erkek ve soylu bir aileden olmak zorunda idi. İmparatorun Katolik olmasını zorunlu kılan bir yasa yoktu ama elektörlerin çoğu dinlerine çok bağlı olduklarından hiçbir zaman bir Protestan imparator seçilmedi. İmparator ya da elektörlerin hangi düzeyde Alman olması gerektiği de tartışmalı bir konuydu. Orta Çağ'da, bazı krallar ve imparatorlar Alman kökenli değildi, ancak Rönesans'tan sonra Alman soyundan gelmek adeta bir gereklilik haline geldi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmparatorluk Diyeti (Reichstag)<br />
</span>İmparatorluk diyeti (Reichstag veya Reichsversammlung) bugünkü meclisler gibi bir yasama meclisi değildi, üyelerinin karar verme hakları yoktu ve müzakere amacıyla toplanmış bir merkezi foruma benziyordu.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Diyet teorik olarak imparatorun üstünde idi. 3 organdan oluşurdu:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elekörler meclisi (Kurfürstenrat):<br />
</span>Roma Kralını seçme yetkisi olan elektör prenslerden oluşurdu. Bunların sayısı 1356'da çıkarılan "Golden Bull" ile yedi olarak saptanmış, 1648'de (Vestfalya Barışı) sekiz, 1692'de dokuz olmuş, 1777'de iki prensliğin birleştirilmesinden dolayı yeniden sekize düşürülmüştü.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Prensler meclisi (Reichfürstenrat):<br />
</span>Elektör olmayan prensler bu meclisi oluştururdu. İki gruba (Bank) ayrılırdı: Laik prenler ve ruhani prensler. Büyük prenslerin bireysel oy hakları vardı, küçük prenslikler ise coğrafi olarak "college" adıyla gruplanarak bir oya sahip olurlardı. Her college bir oya sahipti. Meclisin yönetimi Salzburg başpiskoposluğu ile Avusturya arşidüklüğü arasında gidip gelirdi. 1800 yılında bu meclisteki 100 sandalyenin 37'si ruhani prenslik, 63'ü laik prenslikti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmparatorluk şehirleri meclisi (Städterat):<br />
</span>Özgür imparatorluk şehirlerinden oluşan bu meclis de iki gruba (Bank) ayrılırdı: Svabya (Schwäbische Städtebank) ve Ren (Rheinische Städtebank). Bu meclis diğerleriyle aynı yetkilere sahip değildi. Yeni bölgelerin imparatorluğa katılması gibi konularda oy verme hakları yoktu. Diyetin bir parçası olarak kabul edilmeleri Orta Çağ'ın sonlarına doğru yaygınlaştı. Ancak resmi olarak diyete katılmaları 1648 (Vestfalya barışı) gibi geç bir tarihte oldu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmparatorluk mahkemeleri<br />
</span>İmparatorluğun iki mahkemesi vardı: Reichshofrat (Aulic Konsili) ve 1495'teki reform ile kurulan Reichskammergericht.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmparatorluk çemberi<br />
</span>İmparatorluk reformunun bir parçası olarak 1500 yılında altı imparatorluk çemberi oluşturuldu, 1512'de bunlara dört çember daha eklendi. Bunların çoğunluğu imparatorluk içindeki devletlerin savunma, vergi, para basma, kamu güvenliği gibi amaçlarla yapılmış bölgesel gruplardı. Her çemberin Kreistag denilen kendi meclisleri (çember diyeti) vardı ve çemberin ilişkilerini koordine eden bir veya daha fazla yöneticisi vardı. Bütün imparatorluk bölgeleri bu çemberler içinde değildi. Bohemya Krallığı ve İsviçre Konfederasyonu bu çemberlerin dışında olduğu gibi, kuzey İtalya'daki imparatorluk fiefleri, imparatorun şövalyelerine ait topraklar ve Jever Lordluğu gibi diğer bazı küçük bölgeler de çemberlerde değildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Ordu</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kutsal Roma İmparatorluğu ordusu (Almanca Reichsarmee, Reichsheer veya Reichsarmatur; Latince exercitus imperii) 1422'de oluşturuldu ve Napolyon Savaşlarının hemen öncesinde ortadan kalktı. İmparatora ait olan İmparator ordusu (Kaiserliche Armee) ile karıştırılmamalıdır. İmparatorluk ordusu daimi bir ordu değildi ve tehlike durumlarında yerel askeri birliklerin bir araya getirilmesi ile oluşturulurdu. Askeri birlikler imparatordan daha çok kendi yerel ittifaklarına sadıktılar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">İdari merkezler<br />
</span></span>Mahkemelerden Reichshofrat (Aulic Konsili) Viyana'da idi. Reichskammergerich ise kalıcı olarak Wetzlar'a taşınana kadar Worms, Augsburg, Nürnberg, Regensburg, Speyer ve Esslingen'de idi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparatorluk Diyeti (Reichstag) ise kalıcı olarak Regensburg'a taşınana kadar Paderborn, Bad Lippspringe, Ingelheim am Rhein, Diedenhofen (now Thionville), Aachen, Worms, Forchheim, Trebur, Fritzlar, Ravenna, Quedlinburg, Dortmund, Verona, Minden, Mainz, Frankfurt am Main, Merseburg, Goslar, Würzburg, Bamberg, Schwäbisch Hall, Augsburg, Nuremberg, Quierzy-sur-Oise, Speyer, Gelnhausen, Erfurt, Eger (şimdiki Cheb), Esslingen, Lindau, Freiburg, Cologne, Konstanz ve Trier gibi pek çok şehirde toplandı. Kutsal Roma İmparatorluğunun hiçbir zaman bir başkenti olmadı. İmparator genellikle istediği yerden ülkeyi yönetirdi. Buna imparatorluk tahtı denirdi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Taht değişik şehirlerde olmuştur:<br />
</span>Aachen (794'ten sonra),</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Münih (1328-1347 ve 1744-1745),</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Prag (1355-1437 ve 1576-1611),</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Viyana (1438-1576, 1611-1740 ve 1745-1806)</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Frankfurt (1742-1744)</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Elektörler tarafından yapılan imparatorluk seçimi genellikle Frankfurt'ta yapılırdı ama Augsburg, Rhens, Cologne ve Regensburg'da da yapılmıştır. 16. yüzyıla kadar Kutsal Roma İmparatoru olarak seçilen kişilere Roma'da Papa tarafından taç giydirilirdi, diğer kralların taç giydirme törenleri ise Ravenna, Bologna ve Reims'ta da yapılırdı.</span><br />
<br />
<span style="color: #c10300;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Demografi</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kutsal Roma İmparatorluğu'nun Nüfusu<br />
</span>1500 16,000,000</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1618 21,000,000</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1648 16,000,000</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1786 26,265,000</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1800 24,000,000</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Din</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1555 yılına kadar imparatorlukta Katolik Kilisesi tek resmi dindi. İmparator da hep Katolik'ti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1555 yılında Augsburg Barışı ile Luthercilik, 1648'deki Vestfalya Barışı ile Kalvinizm de resmi olarak tanınan dinler oldular. Bu iki Protestan mezhebi resmi olarak kabul edilmişti ama bunların dışında da Anabaptizm ve Arminyanizm gibi mezhepler de imparatorluk çapında yasa dışı şekilde varlıklarını sürdürüyorlardı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Augsburg Barışı'ndan sonra Cuius regio, eius religio adı verilen bir sisteme geçilmiştir. Bu durumda İmparatorluğun topraklarının resmi dini o toprağın yöneticisinin dini olarak kabül ediliyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İmparatorlukta bir Yahudi azınlığı da bulunuyordu.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>