<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - Arkeoloji]]></title>
		<link>https://www.forumteams.com/</link>
		<description><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - https://www.forumteams.com]]></description>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 12:13:18 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[2.700 Yıllık İnsan Dışkısında Bira Ve Peynir Bulundu]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-2-700-yillik-insan-diskisinda-bira-ve-peynir-bulundu.html</link>
			<pubDate>Mon, 22 May 2023 18:47:59 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=214">Mango</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-2-700-yillik-insan-diskisinda-bira-ve-peynir-bulundu.html</guid>
			<description><![CDATA[Avusturya’daki tuz madenlerinde bulunan bir dışkı örneğine yapılan araştırmalarda, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.700</span> yıl önce yaşamış Doğu Avrupa’lı insanların yeme alışkanlıklarının günümüzle bir hayli örtüştüğü ortaya çıktı. Ortaya çıkan sonuçlara göre uzak akrabalarımız da bira ve küflü peynir tüketiyormuş.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.700</span> yıllık bir insan dışkısını inceleyen araştırmacılar, Demir Çağı Avrupalılarının mavi peynir ve bira tükettiğini keşfetti. Böylelikle atalarımızın damak zevkinin günümüzden çok da farklı olmadığını keşfettiler.<br />
<br />
Avusturya'daki Hallstatt-Dachstein/Salzkammergut tuz madenlerinden alınan dışkı örnekleri üzerinde yapılan ayrıntılı bir araştırmada iki tür mantar ortaya çıktı: ‘Penicillium roqueforti’ ve ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saccharomyces cerevisiae’</span> (bira mayası olarak da bilinir).<br />
<br />
Bu iki mantar, günümüzde hala yaygın olarak küflü peynir ve bira üretiminde kullanılıyor ve tarihçilere sadece uzak atalarımızın ne yediği hakkında değil, aynı zamanda yiyecek ve içecek yapım tekniklerinin ne kadar sofistike olduğu konusunda da bir fikir veriyor.<br />
<br />
<br />
İtalya'daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eurac Mumya Araştırmaları Enstitüsü</span>'nde görevli mikrobiyolog Frank Maixner, yaptığı açıklamada "Genom çapında yaptığımız analizler, her iki mantarın da gıda fermantasyonuna dahil olduğunu ve Demir Çağı Avrupa'sında küflü peynir ve bira tüketiminin olduğunun kanıtı olduğunu gösteriyor" şeklinde durumu açıklıyor.<br />
<br />
Araştırmacılar, o yıllarda yaşayan bu Avrupalıların öğünlerinin bayağı bir lifli ve karbonhidrat bakımından zengin olduğunu düşünüyor. Söylediklerine göre bakla, meyveler, kuruyemişler ve hayvansal gıda ürünleri muhtemelen ana öğünlerine ek olarak kullanılıyordu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.700</span> yıllık bir dışkı nasıl korunmuş diye merak ediyor olabilirsiniz. Dışkının korunması için çok spesifik ortamlara ihtiyaç vardır. Örneğin aynı bu tuz madeni gibi kuru bir mağara, donmuş bir yaşam alanı veya bir çöl. Hadi bu dışkı korundu da, bira ve peynir zaten insanlığın çok eski zamanlarına dayanıyor diyebilirsiniz ancak şöyle bir durum var: Bu dışkıda bulunan mantarlar insanların yeme alışkanlıkları hakkında önemli bilgiler veriyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Avusturya’daki tuz madenlerinde bulunan bir dışkı örneğine yapılan araştırmalarda, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.700</span> yıl önce yaşamış Doğu Avrupa’lı insanların yeme alışkanlıklarının günümüzle bir hayli örtüştüğü ortaya çıktı. Ortaya çıkan sonuçlara göre uzak akrabalarımız da bira ve küflü peynir tüketiyormuş.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.700</span> yıllık bir insan dışkısını inceleyen araştırmacılar, Demir Çağı Avrupalılarının mavi peynir ve bira tükettiğini keşfetti. Böylelikle atalarımızın damak zevkinin günümüzden çok da farklı olmadığını keşfettiler.<br />
<br />
Avusturya'daki Hallstatt-Dachstein/Salzkammergut tuz madenlerinden alınan dışkı örnekleri üzerinde yapılan ayrıntılı bir araştırmada iki tür mantar ortaya çıktı: ‘Penicillium roqueforti’ ve ‘<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Saccharomyces cerevisiae’</span> (bira mayası olarak da bilinir).<br />
<br />
Bu iki mantar, günümüzde hala yaygın olarak küflü peynir ve bira üretiminde kullanılıyor ve tarihçilere sadece uzak atalarımızın ne yediği hakkında değil, aynı zamanda yiyecek ve içecek yapım tekniklerinin ne kadar sofistike olduğu konusunda da bir fikir veriyor.<br />
<br />
<br />
İtalya'daki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eurac Mumya Araştırmaları Enstitüsü</span>'nde görevli mikrobiyolog Frank Maixner, yaptığı açıklamada "Genom çapında yaptığımız analizler, her iki mantarın da gıda fermantasyonuna dahil olduğunu ve Demir Çağı Avrupa'sında küflü peynir ve bira tüketiminin olduğunun kanıtı olduğunu gösteriyor" şeklinde durumu açıklıyor.<br />
<br />
Araştırmacılar, o yıllarda yaşayan bu Avrupalıların öğünlerinin bayağı bir lifli ve karbonhidrat bakımından zengin olduğunu düşünüyor. Söylediklerine göre bakla, meyveler, kuruyemişler ve hayvansal gıda ürünleri muhtemelen ana öğünlerine ek olarak kullanılıyordu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.700</span> yıllık bir dışkı nasıl korunmuş diye merak ediyor olabilirsiniz. Dışkının korunması için çok spesifik ortamlara ihtiyaç vardır. Örneğin aynı bu tuz madeni gibi kuru bir mağara, donmuş bir yaşam alanı veya bir çöl. Hadi bu dışkı korundu da, bira ve peynir zaten insanlığın çok eski zamanlarına dayanıyor diyebilirsiniz ancak şöyle bir durum var: Bu dışkıda bulunan mantarlar insanların yeme alışkanlıkları hakkında önemli bilgiler veriyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[1,5 Milyon Yıllık İnsan Kemiği Bulundu]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-1-5-milyon-yillik-insan-kemigi-bulundu.html</link>
			<pubDate>Wed, 09 Feb 2022 19:39:22 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1">şenol</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-1-5-milyon-yillik-insan-kemigi-bulundu.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1,5 Milyon Yıllık İnsan Kemiği Bulundu</span></span><br />
<br />
İsrail Eski Eserler İdaresi (IAA) tarafından çarşamba günü yapılan açıklamada, İsrailli araştırmacıların 1,5 milyon yıl öncesine dayanan bir eski insan omurunu keşfettikleri belirtildi. IAA, bu keşfin İsrail'de eski insanlara dair en eski bulgu olduğunu ifade etti.<br />
<br />
<img src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/2/3/1904920/kapak_144612.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kapak_144612.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bulgu, her ikisi de İsrail'in orta kesiminde bulunan Bar Ilan Üniversitesi ve Ono Akademik Koleji ile ABD'deki Tulsa Üniversitesi ve IAA tarafından yürütülen yeni bir araştırmada yer alıyor.<br />
<br />
Kemik, 1966 yılında, Celile Denizi'nin güney kıyısında, İsrail'in kuzeydoğusunda yer alan Ürdün Vadisi'ndeki Ubeidiya tarih öncesi sahasında ortaya çıkarıldı.<br />
<br />
Ubeidiya'daki kazılar son zamanlarda yeniden başladı ve araştırmacılar bölgeden toplanan hayvan kemiklerini ve aletleri yeniden elden geçirirken, bel omuru olarak tanımlanan kemiğe rastladı.<br />
<br />
Araştırmacılar, kemiğin, yaşına göre uzun olan ve yetişkinliğe kadar yaşaması durumunda 180 cm'den fazla uzayacağını tahmin ettikleri 6 ila 12 yaşındaki bir hominide ait olduğunu buldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">GÖÇ TEK SEFERDE DEĞİL, DALGALAR HALİNDE<br />
</span></span><br />
Scientific Reports dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, insanın Afrika'dan dünyanın geri kalanına göçü tek seferde değil, dalgalar halinde gerçekleşti.<br />
<br />
Araştırmacılara göre, ilk dalga yaklaşık 1,8 milyon yıl önce Asya'da yer alan Gürcistan'a, ikinci dalga ise yaklaşık 1,5 milyon yıl önce Ubeidiya bölgesine ulaştı.<br />
<br />
Araştırmacılar, "Bunlar, görünüm ve biçim, taş alet yapma tekniği ve geleneği ile içinde yaşamayı seçtikleri ekolojik niş açısından iki farklı insan türüdür" dedi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1,5 Milyon Yıllık İnsan Kemiği Bulundu</span></span><br />
<br />
İsrail Eski Eserler İdaresi (IAA) tarafından çarşamba günü yapılan açıklamada, İsrailli araştırmacıların 1,5 milyon yıl öncesine dayanan bir eski insan omurunu keşfettikleri belirtildi. IAA, bu keşfin İsrail'de eski insanlara dair en eski bulgu olduğunu ifade etti.<br />
<br />
<img src="https://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2022/2/3/1904920/kapak_144612.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kapak_144612.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bulgu, her ikisi de İsrail'in orta kesiminde bulunan Bar Ilan Üniversitesi ve Ono Akademik Koleji ile ABD'deki Tulsa Üniversitesi ve IAA tarafından yürütülen yeni bir araştırmada yer alıyor.<br />
<br />
Kemik, 1966 yılında, Celile Denizi'nin güney kıyısında, İsrail'in kuzeydoğusunda yer alan Ürdün Vadisi'ndeki Ubeidiya tarih öncesi sahasında ortaya çıkarıldı.<br />
<br />
Ubeidiya'daki kazılar son zamanlarda yeniden başladı ve araştırmacılar bölgeden toplanan hayvan kemiklerini ve aletleri yeniden elden geçirirken, bel omuru olarak tanımlanan kemiğe rastladı.<br />
<br />
Araştırmacılar, kemiğin, yaşına göre uzun olan ve yetişkinliğe kadar yaşaması durumunda 180 cm'den fazla uzayacağını tahmin ettikleri 6 ila 12 yaşındaki bir hominide ait olduğunu buldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">GÖÇ TEK SEFERDE DEĞİL, DALGALAR HALİNDE<br />
</span></span><br />
Scientific Reports dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, insanın Afrika'dan dünyanın geri kalanına göçü tek seferde değil, dalgalar halinde gerçekleşti.<br />
<br />
Araştırmacılara göre, ilk dalga yaklaşık 1,8 milyon yıl önce Asya'da yer alan Gürcistan'a, ikinci dalga ise yaklaşık 1,5 milyon yıl önce Ubeidiya bölgesine ulaştı.<br />
<br />
Araştırmacılar, "Bunlar, görünüm ve biçim, taş alet yapma tekniği ve geleneği ile içinde yaşamayı seçtikleri ekolojik niş açısından iki farklı insan türüdür" dedi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[8 Bin Yıl Öncesine Ait Balık Figürü]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-8-bin-yil-oncesine-ait-balik-figuru.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 05:47:18 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-8-bin-yil-oncesine-ait-balik-figuru.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">8 Bin Yıl Öncesine Ait Balık Figürü</span></span></span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İzmir'de, Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerinde sürdürülen kazılarda, 8 bin yıl öncesine tarihlenen, 15 santim boyunda kemikten ve balık figürü şeklinde yapılmış, balık pulu temizliğinde kullanılan alet bulundu.<br />
<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://i01.sozcucdn.com/wp-content/uploads/2021/10/19/iecrop/fotodha.balik__16_9_1634636371-880x495.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: fotodha.balik__16_9_1634636371-880x495.jpeg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova Belediyesi ve Ege Üniversitesi’nin desteğiyle Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerindeki kazı çalışmaları sürdürülüyor.<br />
<br />
Kazılarda kent, 8 bin 500 yıl öncesine tarihlenirken, üst üste kurulan 9 köy gün yüzüne çıkarıldı. Ayrıca kazılarda binlerce yıl öncesine ait çipura, denizkestanesi, istiridye ve midye gibi birçok kalıntıya da ulaşıldı. İlk İzmirlilerin de bugünün kent sakinleri gibi başta midye olmak üzere deniz ürünlerini tükettiği, yine bu kazılardan anlaşıldı.<br />
<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://i01.sozcucdn.com/wp-content/uploads/2021/10/19/dha1.1_18950160-660x451.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: dha1.1_18950160-660x451.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Bu yılki kazılarda, dikkat çeken bir buluntu daha ortaya çıkarıldı. 8 bin yıllık buluntunun 15 santim boyundaki kemikten ve balık figürü şeklinde yapıldığı, aletin balık pulu temizliğinde kullanıldığı belirtildi. Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin, “Balığı temsil eden kemikten bir alet. Üzerinde yoğun kullanımdan dolayı çizikler var. Balığın pullarına ve kuyruğuna kadar çeşitli detayların işlendiği ilginç bir alet. Batı Anadolu’da, Ege Bölgesi’nde buna benzer bir örneği görmedik. 8 bin yıl öncesindeki ilk Egelilere ve İzmirlilere ait günlük bir alet” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İLK EGELİLERİN DENİZ İLE İLİŞKİSİ</span></span></span><br />
<br />
Buluntu hakkında bilgi veren Doç. Dr. Derin, özellikle Ege’de yaşayan ilk toplulukların deniz ve balık ile ilişkisinden bahsederek şunları söyledi:<br />
<br />
“İlk Egeliler, denize yönelik yaşamış bir kültür. Balık ve midye gibi deniz canlılarıyla ilişkililer. Buluntumuz da denizle suyla ve balıkla ilgili. O dönemin insanları balık temizlemek için çeşitli aletler kullanmıştı. Biz de o döneme ait böyle bir alet bulduk. Balık temizlemek için kullanılan, kemikten yapılmış ve balık şeklinde bir spatula bu. Üzerinde balık pullarını temizlerken oluşan izleri görebiliyoruz. İlk İzmirlilerin basit bir aleti bile yaşamlarına uygun bir şekilde sanatsal bir hale dönüştürdüklerini görüyoruz. 15 santimetre uzunluğundaki bu aletin yapımında büyük ya da küçükbaş hayvan kemiğinin kullanıldığını görüyoruz.”</span></span></span><br />
</span></span><br />
Sözcü]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">8 Bin Yıl Öncesine Ait Balık Figürü</span></span></span></span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İzmir'de, Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerinde sürdürülen kazılarda, 8 bin yıl öncesine tarihlenen, 15 santim boyunda kemikten ve balık figürü şeklinde yapılmış, balık pulu temizliğinde kullanılan alet bulundu.<br />
<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://i01.sozcucdn.com/wp-content/uploads/2021/10/19/iecrop/fotodha.balik__16_9_1634636371-880x495.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: fotodha.balik__16_9_1634636371-880x495.jpeg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bornova Belediyesi ve Ege Üniversitesi’nin desteğiyle Yeşilova ve Yassıtepe höyüklerindeki kazı çalışmaları sürdürülüyor.<br />
<br />
Kazılarda kent, 8 bin 500 yıl öncesine tarihlenirken, üst üste kurulan 9 köy gün yüzüne çıkarıldı. Ayrıca kazılarda binlerce yıl öncesine ait çipura, denizkestanesi, istiridye ve midye gibi birçok kalıntıya da ulaşıldı. İlk İzmirlilerin de bugünün kent sakinleri gibi başta midye olmak üzere deniz ürünlerini tükettiği, yine bu kazılardan anlaşıldı.<br />
<br />
</span></span></span></span></span><br />
<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><img src="https://i01.sozcucdn.com/wp-content/uploads/2021/10/19/dha1.1_18950160-660x451.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: dha1.1_18950160-660x451.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Bu yılki kazılarda, dikkat çeken bir buluntu daha ortaya çıkarıldı. 8 bin yıllık buluntunun 15 santim boyundaki kemikten ve balık figürü şeklinde yapıldığı, aletin balık pulu temizliğinde kullanıldığı belirtildi. Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin, “Balığı temsil eden kemikten bir alet. Üzerinde yoğun kullanımdan dolayı çizikler var. Balığın pullarına ve kuyruğuna kadar çeşitli detayların işlendiği ilginç bir alet. Batı Anadolu’da, Ege Bölgesi’nde buna benzer bir örneği görmedik. 8 bin yıl öncesindeki ilk Egelilere ve İzmirlilere ait günlük bir alet” dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="color: DeepSkyBlue;" class="mycode_color">İLK EGELİLERİN DENİZ İLE İLİŞKİSİ</span></span></span><br />
<br />
Buluntu hakkında bilgi veren Doç. Dr. Derin, özellikle Ege’de yaşayan ilk toplulukların deniz ve balık ile ilişkisinden bahsederek şunları söyledi:<br />
<br />
“İlk Egeliler, denize yönelik yaşamış bir kültür. Balık ve midye gibi deniz canlılarıyla ilişkililer. Buluntumuz da denizle suyla ve balıkla ilgili. O dönemin insanları balık temizlemek için çeşitli aletler kullanmıştı. Biz de o döneme ait böyle bir alet bulduk. Balık temizlemek için kullanılan, kemikten yapılmış ve balık şeklinde bir spatula bu. Üzerinde balık pullarını temizlerken oluşan izleri görebiliyoruz. İlk İzmirlilerin basit bir aleti bile yaşamlarına uygun bir şekilde sanatsal bir hale dönüştürdüklerini görüyoruz. 15 santimetre uzunluğundaki bu aletin yapımında büyük ya da küçükbaş hayvan kemiğinin kullanıldığını görüyoruz.”</span></span></span><br />
</span></span><br />
Sözcü]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bronz Çağı Baltaları]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-bronz-cagi-baltalari.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 05:44:39 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-bronz-cagi-baltalari.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Bronz Çağı Baltaları</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dolfini, “Bronz Çağı’nda en yaygın nesne baltadır, ancak bunlar çoğunlukla taştan yapılmıştır. Ayrıca bu baltalar silah olarak değil, alet olarak kullanılmıştır. Bu baltalarla savaşta birinin kafasına baltayla vurabilirsiniz ama çok fazla hasar veremezsiniz.” diyor.<br />
<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2021/08/Bronz-caginda-kullanilan-silahlar4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Bronz-caginda-kullanilan-silahlar4.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Bronz Çağı’na ait metal başlı balta örnekleri de oldukça fazladır. Metal işçileri, yüzyıllar boyunca farklı balta başı tasarımları üretmek için döküm tekniklerini geliştirdiler. Bunlar flanşlı, soketli ve palstave adı verilen stillerdir.<br />
<br />
Palstave, şekilli bir tahta parçasına tam olarak oturan düz yan flanşlara sahip olan kötü görünümlü bir baltadır. Bronz Çağı araç üreticileri, bunun balta olarak işlev görmesi için 90 derecelik doğal bir eğriye sahip bir şaft seçerlerdi. İster alet ister silah olsun, palstave heybetli bir nesnedir.</span></span></span></span><br />
<br />
Caner Cem Mart]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Bronz Çağı Baltaları</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dolfini, “Bronz Çağı’nda en yaygın nesne baltadır, ancak bunlar çoğunlukla taştan yapılmıştır. Ayrıca bu baltalar silah olarak değil, alet olarak kullanılmıştır. Bu baltalarla savaşta birinin kafasına baltayla vurabilirsiniz ama çok fazla hasar veremezsiniz.” diyor.<br />
<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2021/08/Bronz-caginda-kullanilan-silahlar4.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Bronz-caginda-kullanilan-silahlar4.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Bronz Çağı’na ait metal başlı balta örnekleri de oldukça fazladır. Metal işçileri, yüzyıllar boyunca farklı balta başı tasarımları üretmek için döküm tekniklerini geliştirdiler. Bunlar flanşlı, soketli ve palstave adı verilen stillerdir.<br />
<br />
Palstave, şekilli bir tahta parçasına tam olarak oturan düz yan flanşlara sahip olan kötü görünümlü bir baltadır. Bronz Çağı araç üreticileri, bunun balta olarak işlev görmesi için 90 derecelik doğal bir eğriye sahip bir şaft seçerlerdi. İster alet ister silah olsun, palstave heybetli bir nesnedir.</span></span></span></span><br />
<br />
Caner Cem Mart]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bronz Çağı Baltalı Kargılar]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-bronz-cagi-baltali-kargilar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 05:43:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-bronz-cagi-baltali-kargilar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Bronz Çağı Baltalı Kargılar</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bronz Çağı’nda kullanılan silahlar arasında bulunan baltalı kargılar, ahşap veya metal bir şafta dik açıyla tutturulmuş tırpan şeklindeki bronz bir bıçaktır. Arkeologlar, onları en yüksek konsantrasyon İrlanda’da olmak üzere, MÖ 2.200’den 1.700’e kadar Avrupa’da kullanıldığını buldular. Bir silah olarak kullanıldığında, elde tutulan bir orak gibi işlev görür ve ağır sallanan kabzanın momentumunu keskin bıçağa dönüştürür.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2021/08/Bronz-caginda-kullanilan-silahlar5.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Bronz-caginda-kullanilan-silahlar5.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
İrlanda’da kurtarılan baltalı kargıların törende mi yoksa savaşta mı kullanıldığı konusunda bazı sorular var. Bununla birlikte, son araştırmalara göre, müze parçası olan baltalı kargılardaki hasar işaretleri, savaş yaralarını anlatıyor ve kopya bronz baltalı kargılarla yapılan deneyler, uygun şekilde havlı bir baltalı kargı bıçağının bir koyunun kafatasını kolayca delebileceğini ve onu zorlu bir silah haline getirebileceğini göstermektedir.</span></span></span></span><br />
<br />
Caner Cem Martı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Bronz Çağı Baltalı Kargılar</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bronz Çağı’nda kullanılan silahlar arasında bulunan baltalı kargılar, ahşap veya metal bir şafta dik açıyla tutturulmuş tırpan şeklindeki bronz bir bıçaktır. Arkeologlar, onları en yüksek konsantrasyon İrlanda’da olmak üzere, MÖ 2.200’den 1.700’e kadar Avrupa’da kullanıldığını buldular. Bir silah olarak kullanıldığında, elde tutulan bir orak gibi işlev görür ve ağır sallanan kabzanın momentumunu keskin bıçağa dönüştürür.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2021/08/Bronz-caginda-kullanilan-silahlar5.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Bronz-caginda-kullanilan-silahlar5.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
İrlanda’da kurtarılan baltalı kargıların törende mi yoksa savaşta mı kullanıldığı konusunda bazı sorular var. Bununla birlikte, son araştırmalara göre, müze parçası olan baltalı kargılardaki hasar işaretleri, savaş yaralarını anlatıyor ve kopya bronz baltalı kargılarla yapılan deneyler, uygun şekilde havlı bir baltalı kargı bıçağının bir koyunun kafatasını kolayca delebileceğini ve onu zorlu bir silah haline getirebileceğini göstermektedir.</span></span></span></span><br />
<br />
Caner Cem Martı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bronz Çağı Tahta Sopalar Ve Tokmaklar]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-bronz-cagi-tahta-sopalar-ve-tokmaklar.html</link>
			<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 05:41:48 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-bronz-cagi-tahta-sopalar-ve-tokmaklar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Bronz Çağı Tahta Sopalar ve Tokmaklar</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dolfini, “Arkeolojik kayıtlarda sopa gibi ahşap nesneler nadiren sağlam kalsa da, bu silahlar, Bronz Çağı boyunca ve hatta daha sonra yaygın olmaya devam etmiştir.” diyor.<br />
<br />
Bu nedenle, araştırmacıların Almanya’daki aynı Bronz Çağı savaş alanında iki iyi korunmuş ahşap silah tanımlaması çok dikkat çekiciydi. Biri, bir beyzbol sopasına benzer kalın bir ucu olan iki metreden uzun ağır bir tahta sopaydı. Diğeri ise bir kroket sopasına benziyordu.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2021/08/Bronz-caginda-kullanilan-silahlar8.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Bronz-caginda-kullanilan-silahlar8.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Araştırmacılar, kurtarılan insan kafataslarından birinin alnında büyük bir yuvarlak kırık olduğunu belirterek, “Bu tür çekiç benzeri tahta silahların ağır lezyonlara neden olabileceğine şüphe yok.” diye yazdılar.</span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: verdana, geneva, lucida, 'lucida grande', arial, helvetica, sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Bronz Çağı Tahta Sopalar ve Tokmaklar</span></span></span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Dolfini, “Arkeolojik kayıtlarda sopa gibi ahşap nesneler nadiren sağlam kalsa da, bu silahlar, Bronz Çağı boyunca ve hatta daha sonra yaygın olmaya devam etmiştir.” diyor.<br />
<br />
Bu nedenle, araştırmacıların Almanya’daki aynı Bronz Çağı savaş alanında iki iyi korunmuş ahşap silah tanımlaması çok dikkat çekiciydi. Biri, bir beyzbol sopasına benzer kalın bir ucu olan iki metreden uzun ağır bir tahta sopaydı. Diğeri ise bir kroket sopasına benziyordu.<br />
</span></span></span></span><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2021/08/Bronz-caginda-kullanilan-silahlar8.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Bronz-caginda-kullanilan-silahlar8.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span><br />
<span style="font-family: Georgia;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Araştırmacılar, kurtarılan insan kafataslarından birinin alnında büyük bir yuvarlak kırık olduğunu belirterek, “Bu tür çekiç benzeri tahta silahların ağır lezyonlara neden olabileceğine şüphe yok.” diye yazdılar.</span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Güneydoğudaki Binlerce Yıllık Tarihe Sahip Açık Hava Müzeleri Ziyaretçileri Cezbediyo]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-guneydogudaki-binlerce-yillik-tarihe-sahip-acik-hava-muzeleri-ziyaretcileri-cezbediyo.html</link>
			<pubDate>Mon, 26 Apr 2021 15:54:31 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=79">Gece</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-guneydogudaki-binlerce-yillik-tarihe-sahip-acik-hava-muzeleri-ziyaretcileri-cezbediyo.html</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, serif;" class="mycode_font"><span style="color: #666666;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, serif;" class="mycode_font">Şanlıurfa'daki Göbeklitepe Arkeolojik Alanı, Adıyaman'daki Nemrut Dağı Ören Yeri, Gaziantep'teki Yesemek Açık Hava Müzesi ve Mardin'deki Dara Antik Kenti, gezenleri tarihi yolculuğa çıkarıyor.<br />
<br />
<img src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/04/21/thumbs_b_c_715dd60d16f782d2521b3ce6e6814bae.jpg?v=113418" loading="lazy"  alt="[Resim: thumbs_b_c_715dd60d16f782d2521b3ce6e6814...g?v=113418]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde binlerce yıllık geçmişiyle dikkatleri çeken Göbeklitepe Arkeolojik Alanı, Nemrut Dağı Ören Yeri, Yesemek Açık Hava Müzesi ve Dara Antik Kenti, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.<br />
<br />
Şanlıurfa, Gaziantep, Adıyaman Mardin'deki tarihi alanlar, gezenleri adeta tarihi yolculuğa çıkarıyor.<br />
<br />
Şanlıurfa'da 12 bin yıllık geçmişiyle "tarihin sıfır noktası" olarak nitelendirilen ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Göbeklitepe, yerli ve yabancı turistlerin en fazla ziyaret ettiği tarihi mekanların başında geliyor.<br />
<br />
Yaklaşık 3 yıl önce UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınınca ününe ün katan Göbeklitepe, 2019 yılında 400 bini aşkın ziyaretçiyi ağırladı. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle geçen yıl fazla kişi ağırlamayan Göbeklitepe, Kültür ve Turizm Bakanlığının sanal müze uygulamasında 1 milyon 673 bin ziyaretle Türkiye'de en fazla ilgi gören tarihi mekan oldu.<br />
<br />
Türkiye Turist Rehberleri Birliği Denetim Kurulu Başkanı ve Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası Başkanı Müslüm Çoban, AA muhabirine, bölgeye ilginin artmaya başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.<br />
<br />
<img src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/f8244181-67c8-4d85-98fc-b252d1f7e0ec/2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323102.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323102.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin salgın sürecinde en az riskli bölge olduğunu vurgulayan Çoban, "Şu anda tur ve seyahat planı yaptırmayı isteyen çok sayıda kişi bu bölgeye gelmek istiyor. Yakın geçmişte Şanlıurfa'ya ve bölgeye yoğun ilgi vardı. Ülkemizin en az riskli bölgesinde bulunmamız, turizm hareketliliği açısından sevindiricidir. Seyahat, tur planı yapanlar acenteleri, tur rehberlerini ve otelleri arayıp yoğunluk oluşturmaya başladı. Evde oturmaktan sıkılan çok sayıda kişi arıyor." diye konuştu.<br />
<br />
Dünya mirası "Nemrut"<br />
Doğu ve batı medeniyetlerinin kesişme noktasında bulunan, anıt mezarı, dev heykellerinin yanı sıra 2 bin 150 metre rakımıyla "Güneşin doğuşu ve batışının dünyada en güzel izlendiği yer." olarak bilinen Nemrut Dağı, ziyaretçilerine eşsiz güzellikler sunuyor.<br />
<br />
UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan, Adıyaman'ın Kahta ilçesi sınırlarındaki Nemrut Dağı Ören Yeri, Kommagene Krallığı'na ait 50 metre yüksekliğinde, 150 metre çapında tümülüs ile pek çok dev esere ev sahipliği yapıyor.<br />
<br />
<img src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/f8244181-67c8-4d85-98fc-b252d1f7e0ec/2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323115.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323115.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Milli park alanı olarak korumaya alınan bölge, her yıl yerli ve yabancı binlerce turisti ağırlıyor.<br />
<br />
Nemrut Dağı'na tırmanan ziyaretçiler, yaklaşık 40 dakika süren 800 metrelik yürüyüşün ardından güneşin eşsiz doğuşu ve batışını seyretme fırsatı buluyor. Yerli ve yabancı turistler, gün batımından önce vardıkları dağın zirvesinde gördükleri güzel manzarayı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekiyor.<br />
<br />
Dara Antik Kenti<br />
"Medeniyetler şehri" Mardin'de bulunan, Doğu Roma İmparatorluğu'nun, sınırını Sasaniler'e karşı korumak amacıyla kurduğu Dara Antik Kenti, normalleşme sürecinde de turistlerden ilgi görüyor.<br />
<br />
Merkez Artuklu ilçesine 30 kilometre uzaklıktaki Oğuz Mahallesi'nde yer alan ve "Mezopotamya'nın Efes'i" olarak nitelendirilen Dara Antik Kenti'nde 30 yılı aşkın süredir yapılan bilimsel kazı ve araştırmalarla çeşitli dönemlere ait çok sayıda mimari kalıntı ortaya çıkarıldı.<br />
<br />
<img src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/f8244181-67c8-4d85-98fc-b252d1f7e0ec/2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323112.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323112.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Eski Mezopotamya'nın önemli kentlerinden biri olan ve içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntılarının bulunduğu antik kent, Kovid-19 tedbirleri kapsamında ziyaretçilerini ağırlıyor.<br />
<br />
Antik kentte Roma Dönemi'nde dini törenlerin yapıldığı ve yüzlerce kişinin bir arada gömüldüğü galeri mezarın da yer aldığı nekropol alan, en çok ilgi gören bölümlerin başında yer alıyor.<br />
<br />
Dicle Kalkınma Ajansının (DİKA) yürütücüsü olduğu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının "Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı" çerçevesinde uygulanan "Dara Antik Kenti Örenyeri Çevre Düzenlemesi ve Restorasyon Projesi" ile 4 milyon lira destek sağlandı.<br />
<br />
Proje kapsamında dünyadaki en önemli kent sur yapılarından birisi olan Dara surlarının ayağa kaldırılması ve Dara Antik Kenti'nin rahat ve uygun koşullarda gezilebilen bir destinasyona dönüştürülmesi amacıyla konservasyon, çevre düzenlemesi ve ziyaretçi merkezi çalışmalarının yapılması, bu turizm merkezinin uluslararası alanda tanıtımının gerçekleştirilmesi için çalışma başlatıldı.<br />
<br />
"UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmasını planlıyoruz"<br />
DİKA Genel Sekreteri Ahmet Alanlı, AA muhabirine, Dara'nın dünyada bilinen en önemli kent sur yapılarından biri olduğunu söyledi.<br />
<br />
Mardin'e gelen turistlerin çoğunluğunun antik kenti ziyaret ettiğini, bundan dolayı alanda altyapı çalışmalarına önem verilmesi gerektiğini ifade eden Alanlı, hayata geçirilen proje ile turistlerin daha sağlıklı, uygun koşullarda gezebilmesi için çalışma başlattıklarını kaydetti.<br />
<br />
<img src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/f8244181-67c8-4d85-98fc-b252d1f7e0ec/2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323110.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323110.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Alanlı, kent surlarının ortaya çıkarılması, yürüme yollarını yapılması ve karşılama merkezinin inşa edilmesi yoluyla bu tarihi alanı turizme yönelik bir destinasyon merkezine dönüştürmeyi planlıklarını aktardı.<br />
<br />
Böylece kente birçok alanda katkı sağlamayı ümit ettiklerini dile getiren Alanlı, "Karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi yapıldıktan sonra buranın daha fazla turist çekebilmesi için belki kırsal kalkınmaya dönük olarak da yöresel bir pazar kurmayı planlıyoruz. Mali desteklerin yanı sıra burayı dünyada da tanıtmayı planlıyoruz. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmasını planlıyoruz. Amacımız burayı turizme kazandırarak, bölgenin kalkınmasını sağlamaktır." ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Alanlı, salgın sürecinde kapalı alanlardaki riskten dolayı Dara'nın en çok tercih edilen yerlerin başında geldiğine işaret ederek, "Çünkü burası bir açık hava müzesi. İnsanlar çok sağlıklı bir şekilde burayı gezebildiler. İnsanlar soğuk, kış demeden burayı yoğun bir şekilde gezmeye devam ediyor. Turizm açısından altyapı çalışmalarına devam edersek turist sayısını daha da artıracağımızı, gelen turistlerin de daha fazla vakit geçirme imkanı bulacağını düşünüyoruz." diye konuştu.<br />
<br />
Dara Antik Kenti'ni ziyaret eden vatandaşlardan Oktay Çetinkaya, Ankara'dan geldiğinde böyle güzel bir yerle karşılaşacağını hiç düşünmediğini belirtti.<br />
<br />
"Gerçekten çok güzel, açık hava müzesi gibi. Burada tarih yatıyor. Gerçekten harika bir yer." diyen Çetinkaya, herkese bu tarihi alanı görmeleri tavsiyesinde bulundu.<br />
<br />
Yesemek Açık Hava Müzesi<br />
Gaziantep'in İslahiye ilçesindeki Hitit dönemine ait eserlerin yer aldığı Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.<br />
<br />
İlçe merkezine 23 kilometre uzaklıktaki Yesemek Mahallesi'ndeki UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde bulunan 518 heykelin bulunduğu Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi'ni yılda ortalama 15 bin kişi ziyaret ediyor. Açık hava müzesinin ziyaretçi sayısı, geçen yıl salgın nedeniyle düştü.<br />
<br />
Müzenin yaklaşık 20 yıldır rehberliğini yapan Ali Çiçek, "Müzemizi 2020 yılında 8 bin 683 kişi ziyaret etti. Bu sayı elbette bizim için oldukça düşük. Kovid-19 nedeniyle ziyaretçi sayımızda düştü ama inanıyorum ki normalleşme süreciyle beraber sayımız tekrar eskisi gibi olacak." dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak : AA</span></span></span></span></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, serif;" class="mycode_font"><br />
<span style="color: #666666;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, serif;" class="mycode_font"> </span></span></span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, serif;" class="mycode_font"><span style="color: #666666;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, serif;" class="mycode_font">Şanlıurfa'daki Göbeklitepe Arkeolojik Alanı, Adıyaman'daki Nemrut Dağı Ören Yeri, Gaziantep'teki Yesemek Açık Hava Müzesi ve Mardin'deki Dara Antik Kenti, gezenleri tarihi yolculuğa çıkarıyor.<br />
<br />
<img src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/Contents/2021/04/21/thumbs_b_c_715dd60d16f782d2521b3ce6e6814bae.jpg?v=113418" loading="lazy"  alt="[Resim: thumbs_b_c_715dd60d16f782d2521b3ce6e6814...g?v=113418]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde binlerce yıllık geçmişiyle dikkatleri çeken Göbeklitepe Arkeolojik Alanı, Nemrut Dağı Ören Yeri, Yesemek Açık Hava Müzesi ve Dara Antik Kenti, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.<br />
<br />
Şanlıurfa, Gaziantep, Adıyaman Mardin'deki tarihi alanlar, gezenleri adeta tarihi yolculuğa çıkarıyor.<br />
<br />
Şanlıurfa'da 12 bin yıllık geçmişiyle "tarihin sıfır noktası" olarak nitelendirilen ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Göbeklitepe, yerli ve yabancı turistlerin en fazla ziyaret ettiği tarihi mekanların başında geliyor.<br />
<br />
Yaklaşık 3 yıl önce UNESCO Dünya Miras Listesi'ne alınınca ününe ün katan Göbeklitepe, 2019 yılında 400 bini aşkın ziyaretçiyi ağırladı. Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle geçen yıl fazla kişi ağırlamayan Göbeklitepe, Kültür ve Turizm Bakanlığının sanal müze uygulamasında 1 milyon 673 bin ziyaretle Türkiye'de en fazla ilgi gören tarihi mekan oldu.<br />
<br />
Türkiye Turist Rehberleri Birliği Denetim Kurulu Başkanı ve Şanlıurfa Bölgesel Turist Rehberleri Odası Başkanı Müslüm Çoban, AA muhabirine, bölgeye ilginin artmaya başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.<br />
<br />
<img src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/f8244181-67c8-4d85-98fc-b252d1f7e0ec/2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323102.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323102.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin salgın sürecinde en az riskli bölge olduğunu vurgulayan Çoban, "Şu anda tur ve seyahat planı yaptırmayı isteyen çok sayıda kişi bu bölgeye gelmek istiyor. Yakın geçmişte Şanlıurfa'ya ve bölgeye yoğun ilgi vardı. Ülkemizin en az riskli bölgesinde bulunmamız, turizm hareketliliği açısından sevindiricidir. Seyahat, tur planı yapanlar acenteleri, tur rehberlerini ve otelleri arayıp yoğunluk oluşturmaya başladı. Evde oturmaktan sıkılan çok sayıda kişi arıyor." diye konuştu.<br />
<br />
Dünya mirası "Nemrut"<br />
Doğu ve batı medeniyetlerinin kesişme noktasında bulunan, anıt mezarı, dev heykellerinin yanı sıra 2 bin 150 metre rakımıyla "Güneşin doğuşu ve batışının dünyada en güzel izlendiği yer." olarak bilinen Nemrut Dağı, ziyaretçilerine eşsiz güzellikler sunuyor.<br />
<br />
UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan, Adıyaman'ın Kahta ilçesi sınırlarındaki Nemrut Dağı Ören Yeri, Kommagene Krallığı'na ait 50 metre yüksekliğinde, 150 metre çapında tümülüs ile pek çok dev esere ev sahipliği yapıyor.<br />
<br />
<img src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/f8244181-67c8-4d85-98fc-b252d1f7e0ec/2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323115.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323115.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Milli park alanı olarak korumaya alınan bölge, her yıl yerli ve yabancı binlerce turisti ağırlıyor.<br />
<br />
Nemrut Dağı'na tırmanan ziyaretçiler, yaklaşık 40 dakika süren 800 metrelik yürüyüşün ardından güneşin eşsiz doğuşu ve batışını seyretme fırsatı buluyor. Yerli ve yabancı turistler, gün batımından önce vardıkları dağın zirvesinde gördükleri güzel manzarayı ölümsüzleştirmek için fotoğraf çekiyor.<br />
<br />
Dara Antik Kenti<br />
"Medeniyetler şehri" Mardin'de bulunan, Doğu Roma İmparatorluğu'nun, sınırını Sasaniler'e karşı korumak amacıyla kurduğu Dara Antik Kenti, normalleşme sürecinde de turistlerden ilgi görüyor.<br />
<br />
Merkez Artuklu ilçesine 30 kilometre uzaklıktaki Oğuz Mahallesi'nde yer alan ve "Mezopotamya'nın Efes'i" olarak nitelendirilen Dara Antik Kenti'nde 30 yılı aşkın süredir yapılan bilimsel kazı ve araştırmalarla çeşitli dönemlere ait çok sayıda mimari kalıntı ortaya çıkarıldı.<br />
<br />
<img src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/f8244181-67c8-4d85-98fc-b252d1f7e0ec/2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323112.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323112.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Eski Mezopotamya'nın önemli kentlerinden biri olan ve içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntılarının bulunduğu antik kent, Kovid-19 tedbirleri kapsamında ziyaretçilerini ağırlıyor.<br />
<br />
Antik kentte Roma Dönemi'nde dini törenlerin yapıldığı ve yüzlerce kişinin bir arada gömüldüğü galeri mezarın da yer aldığı nekropol alan, en çok ilgi gören bölümlerin başında yer alıyor.<br />
<br />
Dicle Kalkınma Ajansının (DİKA) yürütücüsü olduğu, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının "Cazibe Merkezlerini Destekleme Programı" çerçevesinde uygulanan "Dara Antik Kenti Örenyeri Çevre Düzenlemesi ve Restorasyon Projesi" ile 4 milyon lira destek sağlandı.<br />
<br />
Proje kapsamında dünyadaki en önemli kent sur yapılarından birisi olan Dara surlarının ayağa kaldırılması ve Dara Antik Kenti'nin rahat ve uygun koşullarda gezilebilen bir destinasyona dönüştürülmesi amacıyla konservasyon, çevre düzenlemesi ve ziyaretçi merkezi çalışmalarının yapılması, bu turizm merkezinin uluslararası alanda tanıtımının gerçekleştirilmesi için çalışma başlatıldı.<br />
<br />
"UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmasını planlıyoruz"<br />
DİKA Genel Sekreteri Ahmet Alanlı, AA muhabirine, Dara'nın dünyada bilinen en önemli kent sur yapılarından biri olduğunu söyledi.<br />
<br />
Mardin'e gelen turistlerin çoğunluğunun antik kenti ziyaret ettiğini, bundan dolayı alanda altyapı çalışmalarına önem verilmesi gerektiğini ifade eden Alanlı, hayata geçirilen proje ile turistlerin daha sağlıklı, uygun koşullarda gezebilmesi için çalışma başlattıklarını kaydetti.<br />
<br />
<img src="https://www.aa.com.tr/uploads/userFiles/f8244181-67c8-4d85-98fc-b252d1f7e0ec/2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323110.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 2021%2FNISAN%2F21%2Ftatil%2FAA-24323110.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Alanlı, kent surlarının ortaya çıkarılması, yürüme yollarını yapılması ve karşılama merkezinin inşa edilmesi yoluyla bu tarihi alanı turizme yönelik bir destinasyon merkezine dönüştürmeyi planlıklarını aktardı.<br />
<br />
Böylece kente birçok alanda katkı sağlamayı ümit ettiklerini dile getiren Alanlı, "Karşılama merkezi ve çevre düzenlemesi yapıldıktan sonra buranın daha fazla turist çekebilmesi için belki kırsal kalkınmaya dönük olarak da yöresel bir pazar kurmayı planlıyoruz. Mali desteklerin yanı sıra burayı dünyada da tanıtmayı planlıyoruz. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmasını planlıyoruz. Amacımız burayı turizme kazandırarak, bölgenin kalkınmasını sağlamaktır." ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Alanlı, salgın sürecinde kapalı alanlardaki riskten dolayı Dara'nın en çok tercih edilen yerlerin başında geldiğine işaret ederek, "Çünkü burası bir açık hava müzesi. İnsanlar çok sağlıklı bir şekilde burayı gezebildiler. İnsanlar soğuk, kış demeden burayı yoğun bir şekilde gezmeye devam ediyor. Turizm açısından altyapı çalışmalarına devam edersek turist sayısını daha da artıracağımızı, gelen turistlerin de daha fazla vakit geçirme imkanı bulacağını düşünüyoruz." diye konuştu.<br />
<br />
Dara Antik Kenti'ni ziyaret eden vatandaşlardan Oktay Çetinkaya, Ankara'dan geldiğinde böyle güzel bir yerle karşılaşacağını hiç düşünmediğini belirtti.<br />
<br />
"Gerçekten çok güzel, açık hava müzesi gibi. Burada tarih yatıyor. Gerçekten harika bir yer." diyen Çetinkaya, herkese bu tarihi alanı görmeleri tavsiyesinde bulundu.<br />
<br />
Yesemek Açık Hava Müzesi<br />
Gaziantep'in İslahiye ilçesindeki Hitit dönemine ait eserlerin yer aldığı Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.<br />
<br />
İlçe merkezine 23 kilometre uzaklıktaki Yesemek Mahallesi'ndeki UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi'nde bulunan 518 heykelin bulunduğu Yesemek Açık Hava Müzesi ve Heykel Atölyesi'ni yılda ortalama 15 bin kişi ziyaret ediyor. Açık hava müzesinin ziyaretçi sayısı, geçen yıl salgın nedeniyle düştü.<br />
<br />
Müzenin yaklaşık 20 yıldır rehberliğini yapan Ali Çiçek, "Müzemizi 2020 yılında 8 bin 683 kişi ziyaret etti. Bu sayı elbette bizim için oldukça düşük. Kovid-19 nedeniyle ziyaretçi sayımızda düştü ama inanıyorum ki normalleşme süreciyle beraber sayımız tekrar eskisi gibi olacak." dedi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak : AA</span></span></span></span></span></span></span></div>
<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, serif;" class="mycode_font"><br />
<span style="color: #666666;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Roboto, serif;" class="mycode_font"> </span></span></span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Teknoloji Çağı’nda Arkeoloji]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-teknoloji-cagi%E2%80%99nda-arkeoloji.html</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 08:08:08 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-teknoloji-cagi%E2%80%99nda-arkeoloji.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teknoloji Çağı’nda Arkeoloji</span><br />
<br />
Dünya her açıdan çok hızlı bir şekilde değişmekte. Üniversite eğitimi ve uzmanlaşma alanları da bu trendin içinde sürekli olarak yenilenmektedir. Türkiye’de standart arkeoloji eğitimi belli kurumlar hariç dünya ile yarışabilecek durumda değildir. Bütün dünyaya arkeolog yetiştirme potansiyeline sahip ülkemizde bu vizyon hiçbir zaman oluşmamıştır.<br />
<br />
Üniversitelerimizdeki en iyi hocaların çoğunu da yurtdışında eğitim görerek Türkiye’ye dönmüş çok dilli ve kültürlü kişiler oluşturur. Gelişen teknoloji uzağı yakın etmekte, eğitim araçları online olarak paylaşılmakta, video dersler, internet siteleri bilgiye ulaşmayı son derece kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda yeni kuşak eskiye göre çok daha şanslı konumdadır. Bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Okulda alınan standart eğitime paralel olarak teknolojik imkanlardan faydalanmak kendinizi geliştirmenizi hızlandırır.<br />
<br />
İyi öğrenilmiş ve efektif kullanılabilen bilgisayar becerileri, şayet biliyorsanız programlama dilleri akademide hocalarınızın bile önüne geçmenizi sağlayan yetilerdir. Türkiye’de teknoloji ve arkeoloji arasında bir entegrasyon problemi söz konusudur. Bu alanda yetişmek isterseniz lisans eğitiminizin başından itibaren bilinçli bir şekilde hareket etmeniz birçok zorluğu ortadan kaldırır. Aynı zamanda akademideki eksikliklerin de giderilmesini sağlar.<br />
<br />
Teknoloji toplumun her kesimine ulaşmayı kolaylaştırmış olsa da Türkiye’de Arkeolojinin toplum ile bağı da zayıftır. Bu yüzden kamuya yönelik arkeolojik perspektife sahip hocalarla çalışma fırsatı edinebileceğiniz kazılar, birinci yılınızın ardından sizin için çok önemli fırsatlara dönüşebilir. Bu bağlamda İstanbul Üniversitesi’nden Necmi Karul’un Aktopraklık Höyük Kazısı ve Arkeoloji Okulu mutlaka bulunmanız gereken bir duraktır. Temelde akademisyen ve öğrenciler yaz aylarında yüzey araştırması ve kazılarda çalışırlar. Eğitim sezonunda ise ofislerde araştırma ve yazın yapılan arazi işinden daha karmaşık veriler elde etmeye çalışırlar. Bu döngüde fotoğraflamayı bilmek, online veri tabanlarını kullanmak, Coğrafi Bilgi Sistemlerinden beslenebilmek veri hazırlamayı daha kaliteli ve kolay hale getiren birkaç başlıktan biridir. Birinci sınıftan itibaren bu konulara yönelmeniz araştırma projelerinde yer bulmanızı sağlar.<br />
<br />
Bu başlıkta daha çok şey söylenebilir. Teknolojinin hızını takip etmek mümkün olmasa da kişisel olarak işinize yarayabilecek her şeyi öğrenmenizi öneririm.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Teknoloji Çağı’nda Arkeoloji</span><br />
<br />
Dünya her açıdan çok hızlı bir şekilde değişmekte. Üniversite eğitimi ve uzmanlaşma alanları da bu trendin içinde sürekli olarak yenilenmektedir. Türkiye’de standart arkeoloji eğitimi belli kurumlar hariç dünya ile yarışabilecek durumda değildir. Bütün dünyaya arkeolog yetiştirme potansiyeline sahip ülkemizde bu vizyon hiçbir zaman oluşmamıştır.<br />
<br />
Üniversitelerimizdeki en iyi hocaların çoğunu da yurtdışında eğitim görerek Türkiye’ye dönmüş çok dilli ve kültürlü kişiler oluşturur. Gelişen teknoloji uzağı yakın etmekte, eğitim araçları online olarak paylaşılmakta, video dersler, internet siteleri bilgiye ulaşmayı son derece kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda yeni kuşak eskiye göre çok daha şanslı konumdadır. Bunun iyi değerlendirilmesi gerekir. Okulda alınan standart eğitime paralel olarak teknolojik imkanlardan faydalanmak kendinizi geliştirmenizi hızlandırır.<br />
<br />
İyi öğrenilmiş ve efektif kullanılabilen bilgisayar becerileri, şayet biliyorsanız programlama dilleri akademide hocalarınızın bile önüne geçmenizi sağlayan yetilerdir. Türkiye’de teknoloji ve arkeoloji arasında bir entegrasyon problemi söz konusudur. Bu alanda yetişmek isterseniz lisans eğitiminizin başından itibaren bilinçli bir şekilde hareket etmeniz birçok zorluğu ortadan kaldırır. Aynı zamanda akademideki eksikliklerin de giderilmesini sağlar.<br />
<br />
Teknoloji toplumun her kesimine ulaşmayı kolaylaştırmış olsa da Türkiye’de Arkeolojinin toplum ile bağı da zayıftır. Bu yüzden kamuya yönelik arkeolojik perspektife sahip hocalarla çalışma fırsatı edinebileceğiniz kazılar, birinci yılınızın ardından sizin için çok önemli fırsatlara dönüşebilir. Bu bağlamda İstanbul Üniversitesi’nden Necmi Karul’un Aktopraklık Höyük Kazısı ve Arkeoloji Okulu mutlaka bulunmanız gereken bir duraktır. Temelde akademisyen ve öğrenciler yaz aylarında yüzey araştırması ve kazılarda çalışırlar. Eğitim sezonunda ise ofislerde araştırma ve yazın yapılan arazi işinden daha karmaşık veriler elde etmeye çalışırlar. Bu döngüde fotoğraflamayı bilmek, online veri tabanlarını kullanmak, Coğrafi Bilgi Sistemlerinden beslenebilmek veri hazırlamayı daha kaliteli ve kolay hale getiren birkaç başlıktan biridir. Birinci sınıftan itibaren bu konulara yönelmeniz araştırma projelerinde yer bulmanızı sağlar.<br />
<br />
Bu başlıkta daha çok şey söylenebilir. Teknolojinin hızını takip etmek mümkün olmasa da kişisel olarak işinize yarayabilecek her şeyi öğrenmenizi öneririm.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türk Süsleme Sanatı Minyatür UNESCO'nun Listesinde]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-turk-susleme-sanati-minyatur-unesco-nun-listesinde.html</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 08:06:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-turk-susleme-sanati-minyatur-unesco-nun-listesinde.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1478000/minyatur-1478665_2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: minyatur-1478665_2.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Türk süsleme sanatlarından minyatür, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne alındı. Türkiye'nin listedeki kültürel unsurları 19'a ulaştı.<br />
<br />
Minyatür sanatı, Fransa'nın başkenti Paris'te çevrim içi düzenlenen toplantıda oy birliğiyle UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne alındı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Minyatür büyük bir tarihi ve kültürel değere sahip"<br />
</span><br />
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, konuyla ilgili açıklama yaptı.<br />
Ersoy, nakkaşların artık bir dünya mirasını icra edeceklerini söyleyerek, "Türkiye'nin sahip olduğu zengin kültürel birikimi ulusal ve uluslararası düzeyde korumaya, yaşatmaya ve tanıtmaya devam edeceğiz" dedi.<br />
Bu sanatın sadece Türkiye'de değil, kültür coğrafyasında da büyük bir tarihi ve kültürel değere sahip olduğunu anlattı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Listeye kayıtlı kültürel unsur sayısı 19'a çıktı<br />
</span><br />
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Somut Olmayan Kültürel Miras Listelerinde kayıtlı kültürel unsurlarının sayısının 19'a ulaştığı açıkladı.<br />
Bakanlığın açıklamasında, "Köklü tarihimizden getirdiğimiz zengin kültürel değerlerimizi korumayı, yaşatmayı ve tanıtmayı kararlılıkla sürdüreceğiz" denildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1478000/minyatur-1478665_2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: minyatur-1478665_2.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Türk süsleme sanatlarından minyatür, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne alındı. Türkiye'nin listedeki kültürel unsurları 19'a ulaştı.<br />
<br />
Minyatür sanatı, Fransa'nın başkenti Paris'te çevrim içi düzenlenen toplantıda oy birliğiyle UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne alındı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Minyatür büyük bir tarihi ve kültürel değere sahip"<br />
</span><br />
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, konuyla ilgili açıklama yaptı.<br />
Ersoy, nakkaşların artık bir dünya mirasını icra edeceklerini söyleyerek, "Türkiye'nin sahip olduğu zengin kültürel birikimi ulusal ve uluslararası düzeyde korumaya, yaşatmaya ve tanıtmaya devam edeceğiz" dedi.<br />
Bu sanatın sadece Türkiye'de değil, kültür coğrafyasında da büyük bir tarihi ve kültürel değere sahip olduğunu anlattı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Listeye kayıtlı kültürel unsur sayısı 19'a çıktı<br />
</span><br />
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Somut Olmayan Kültürel Miras Listelerinde kayıtlı kültürel unsurlarının sayısının 19'a ulaştığı açıkladı.<br />
Bakanlığın açıklamasında, "Köklü tarihimizden getirdiğimiz zengin kültürel değerlerimizi korumayı, yaşatmayı ve tanıtmayı kararlılıkla sürdüreceğiz" denildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Düzce'deki Antik Kentte Grotesk Figürü Bulundu]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-duzce-deki-antik-kentte-grotesk-figuru-bulundu.html</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 08:05:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-duzce-deki-antik-kentte-grotesk-figuru-bulundu.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1478000/grotesk-1479088_2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: grotesk-1479088_2.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düzce'deki Prusias ad Hypium Antik Kenti'nde devam eden kazı çalışmalarında Roma Dönemine ait olduğu tahmin edilen Grotesk figürü bulundu.</span><br />
<br />
Düzce'de MÖ 3'üncü yüzyıla uzanan tarihiyle büyük bir öneme sahip olan Konuralp bölgesindeki Hypium Antik Kenti'nde kazı çalışmaları devam ediyor.<br />
<br />
Yılın 12 ayı kazı çalışmalarının titizlikle sürdürüldüğü bölgede, Roma Dönemine ait olduğu değerlendirilen Grotesk pişmiş toprak figürü bulundu.<br />
<br />
Eski Roma yapılarında, insan, hayvan ve çiçek figürlerinin gülünç bir biçimde birleşmeleri biçimindeki abartılı süsleme tarzında bulunan figür, arkeologlar tarafından incelenmesinin ardından Konuralp Müze Müdürlüğüne teslim edildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1478000/grotesk-1479088_2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: grotesk-1479088_2.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Düzce'deki Prusias ad Hypium Antik Kenti'nde devam eden kazı çalışmalarında Roma Dönemine ait olduğu tahmin edilen Grotesk figürü bulundu.</span><br />
<br />
Düzce'de MÖ 3'üncü yüzyıla uzanan tarihiyle büyük bir öneme sahip olan Konuralp bölgesindeki Hypium Antik Kenti'nde kazı çalışmaları devam ediyor.<br />
<br />
Yılın 12 ayı kazı çalışmalarının titizlikle sürdürüldüğü bölgede, Roma Dönemine ait olduğu değerlendirilen Grotesk pişmiş toprak figürü bulundu.<br />
<br />
Eski Roma yapılarında, insan, hayvan ve çiçek figürlerinin gülünç bir biçimde birleşmeleri biçimindeki abartılı süsleme tarzında bulunan figür, arkeologlar tarafından incelenmesinin ardından Konuralp Müze Müdürlüğüne teslim edildi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Van Kalesi Ve çevresi 'doğal Sit Alanı' Olarak Tescillendi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-van-kalesi-ve-cevresi-dogal-sit-alani-olarak-tescillendi.html</link>
			<pubDate>Fri, 26 Feb 2021 08:04:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-van-kalesi-ve-cevresi-dogal-sit-alani-olarak-tescillendi.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1478000/van-kalesi-1479836_2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: van-kalesi-1479836_2.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca Van Kalesi ve çevresi, "doğal sit-nitelikli doğal koruma alanı" olarak tescillendi.<br />
<br />
Van Çevre ve Şehircilik Müdürü Ali Kemal Atlı, 2011'den bu yana Bakanlık bünyesinde 14 kişiden oluşan uzman ekiple tabiat varlıklarının korunmasına yönelik çalışma yürüttüklerini söyledi.<br />
<br />
<img src="https://www.trthaber.com/dosyalar/images/AA-23238929.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: AA-23238929.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Fotoğraf: AA<br />
<br />
2019'da bölgedeki doğal güzelliklerin korunması ve tescillenmesine yönelik önemli çalışmalara imza attıklarını belirten Atlı, son olarak Van Kalesi ve çevresinin "doğal sit-nitelikli doğal koruma alanı" olarak tescillenmesi için çalışma yürüttüklerini söyledi.<br />
<br />
TRTHABER]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1478000/van-kalesi-1479836_2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: van-kalesi-1479836_2.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca Van Kalesi ve çevresi, "doğal sit-nitelikli doğal koruma alanı" olarak tescillendi.<br />
<br />
Van Çevre ve Şehircilik Müdürü Ali Kemal Atlı, 2011'den bu yana Bakanlık bünyesinde 14 kişiden oluşan uzman ekiple tabiat varlıklarının korunmasına yönelik çalışma yürüttüklerini söyledi.<br />
<br />
<img src="https://www.trthaber.com/dosyalar/images/AA-23238929.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: AA-23238929.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Fotoğraf: AA<br />
<br />
2019'da bölgedeki doğal güzelliklerin korunması ve tescillenmesine yönelik önemli çalışmalara imza attıklarını belirten Atlı, son olarak Van Kalesi ve çevresinin "doğal sit-nitelikli doğal koruma alanı" olarak tescillenmesi için çalışma yürüttüklerini söyledi.<br />
<br />
TRTHABER]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[2 Bin Yıllık Roma Hapishanesi Ortaya çıkarıldı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-2-bin-yillik-roma-hapishanesi-ortaya-cikarildi.html</link>
			<pubDate>Wed, 10 Feb 2021 07:19:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-2-bin-yillik-roma-hapishanesi-ortaya-cikarildi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #9a00b2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">2 bin yıllık Roma hapishanesi ortaya çıkarıldı</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">İngiltere’nin Northumberland kontluğunda yer alan Bamburgh Kalesi arazisinde kazı yapan arkeologlar, 2 bin yıllık Roma hapishanesinin kalıntılarını ortaya çıkardı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uydU3yf0zESahkrbUvzzvg.jpg?width=660&amp;mode=both&amp;scale=both" loading="lazy"  alt="[Resim: uydU3yf0zESahkrbUvzzvg.jpg?width=660&amp;mod...scale=both]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">İngiltere’nin Northumberlan kontluğunda yer alan Bamburgh Kalesi'nin arazisinde 2 bin yıldan daha eski olabilecek bir binanın kalıntıları arkeologlar tarafından tesadüfen keşfedidi. Kalede araştırma yapan arkeologlar batı kıyısını kazarlerken Roma İmparotorluğu’nun son dönemine ait bir hapishaneyi ortaya çıkardı.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font"><br />
ROMA'NIN BRİTANYA'YI İŞGALİ SIRASINDA KULLANILDI</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Çapı yaklaşık 12 m etre olan bir yuvarlak binanın Roma’nın Britanya’yı işgali sırasında kullanıldığı düşünülüyor. Sahada çalışan arkeologlar, bulgunun İngiliz tarihinin az bilinen bir dönemine, yani Roma İngiltere'sinden Anglo-Sakson İngiltere'ye geçişine ışık tutmaya yardımcı olabileceğini söyledi.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Bununla birlikte hapishanenin şimdi komşu olduğu görkemli Bamburgh Kalesi'nden en az 500 yıl önce inşa edildiği düşününlüyor. Kalenin Britanya’nın Roma işgalinden kurtulmasından çok sonra 6. yüzyılda inşa edildiğine inanılıyor.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font"><br />
BÖLGEDEKİ EN ÖNEMLİ KEŞİFLERDEN BİRİ</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Proje direktörü Graeme Young, konuyla ilgli yaptığı açıklamada, “Bu, 1960'larda kazıların başlamasından bu yana Bamburgh Kalesi'nde yapılan en önemli arkeolojik keşiflerden biri. Kaleyi kazdığımız son günlerde biraz daha fazla çalışmaya karar vermemiz büyük bir şanstı, aksi takdirde kaçırırdık. Bulguların, İngiltere'nin Roma işgali altında olduğu Romano İngiliz dönemine kadar uzanması büyük bir olasılık. Bamburgh, büyük olasılıkla Hadrian Duvarı'nın kuzeyindeki askeri bir bölge içinde kalıyordu ve yerliler kontrol edilmek için tutuldu ve Romalılar tarafından isyan çıkarmamaları için para ödendi” ifadelerini kullandı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">ntv</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #9a00b2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">2 bin yıllık Roma hapishanesi ortaya çıkarıldı</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">İngiltere’nin Northumberland kontluğunda yer alan Bamburgh Kalesi arazisinde kazı yapan arkeologlar, 2 bin yıllık Roma hapishanesinin kalıntılarını ortaya çıkardı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/uydU3yf0zESahkrbUvzzvg.jpg?width=660&amp;mode=both&amp;scale=both" loading="lazy"  alt="[Resim: uydU3yf0zESahkrbUvzzvg.jpg?width=660&amp;mod...scale=both]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">İngiltere’nin Northumberlan kontluğunda yer alan Bamburgh Kalesi'nin arazisinde 2 bin yıldan daha eski olabilecek bir binanın kalıntıları arkeologlar tarafından tesadüfen keşfedidi. Kalede araştırma yapan arkeologlar batı kıyısını kazarlerken Roma İmparotorluğu’nun son dönemine ait bir hapishaneyi ortaya çıkardı.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font"><br />
ROMA'NIN BRİTANYA'YI İŞGALİ SIRASINDA KULLANILDI</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Çapı yaklaşık 12 m etre olan bir yuvarlak binanın Roma’nın Britanya’yı işgali sırasında kullanıldığı düşünülüyor. Sahada çalışan arkeologlar, bulgunun İngiliz tarihinin az bilinen bir dönemine, yani Roma İngiltere'sinden Anglo-Sakson İngiltere'ye geçişine ışık tutmaya yardımcı olabileceğini söyledi.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Bununla birlikte hapishanenin şimdi komşu olduğu görkemli Bamburgh Kalesi'nden en az 500 yıl önce inşa edildiği düşününlüyor. Kalenin Britanya’nın Roma işgalinden kurtulmasından çok sonra 6. yüzyılda inşa edildiğine inanılıyor.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font"><br />
BÖLGEDEKİ EN ÖNEMLİ KEŞİFLERDEN BİRİ</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Proje direktörü Graeme Young, konuyla ilgli yaptığı açıklamada, “Bu, 1960'larda kazıların başlamasından bu yana Bamburgh Kalesi'nde yapılan en önemli arkeolojik keşiflerden biri. Kaleyi kazdığımız son günlerde biraz daha fazla çalışmaya karar vermemiz büyük bir şanstı, aksi takdirde kaçırırdık. Bulguların, İngiltere'nin Roma işgali altında olduğu Romano İngiliz dönemine kadar uzanması büyük bir olasılık. Bamburgh, büyük olasılıkla Hadrian Duvarı'nın kuzeyindeki askeri bir bölge içinde kalıyordu ve yerliler kontrol edilmek için tutuldu ve Romalılar tarafından isyan çıkarmamaları için para ödendi” ifadelerini kullandı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">ntv</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Topkapı Sarayı'nda Beton Sıvanın Altından 500 Yıllık Süsleme çıktı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-topkapi-sarayi-nda-beton-sivanin-altindan-500-yillik-susleme-cikti.html</link>
			<pubDate>Wed, 10 Feb 2021 07:18:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-topkapi-sarayi-nda-beton-sivanin-altindan-500-yillik-susleme-cikti.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #9a00b2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Topkapı Sarayı'nda beton sıvanın altından 500 yıllık süsleme çıktı</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Topkapı Sarayı’nda Türk süsleme sanatının en eski örneklerinden 'saz yolu' üslubuna ait bezemeler bulundu. Üzeri kara beton sıva yapılarak kapatılan bezemenin 500 yıllık olduğu düşünülüyor.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AIVlvkY1AkKk4dkqIBntLg.jpg?width=660&amp;mode=both&amp;scale=both" loading="lazy"  alt="[Resim: AIVlvkY1AkKk4dkqIBntLg.jpg?width=660&amp;mod...scale=both]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi’ne bağlı Topkapı Sarayı’nda Türk süsleme sanatının en eski örneklerinden ‘saz yolu’ üslubuna ait bezemeler bulundu.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Hürriyet gazetesinden Ömer Erbil'in haberine göre, Saray’ın 4. avlusunda devam eden restorasyonlar sırasında tesadüfen bulunan altın varak işlemeli duvar süslemesinin Kanun Sultan Süleyman döneminde baş nakkaş Şahkulu’na ait olduğu, üzeri kara beton sıva yapılarak kapatılan nadide bezemenin 500 yıllık olduğu düşünülüyor.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">ŞAHKULU İZİ</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Osmanlı Devleti 15 ve 16. yüzyıllarda askeri ve siyasi olarak dünyada büyük bir üstünlük sağlarken mimarlık ve sanat tarihi açısından da zirve dönemlerini yaşıyordu. Kendi üslubunu oluşturma ve bunu anıtsal eserlerde kullanma becerisi de hat safhadaydı. İşte Türk süsleme sanatının en önemli ekollerinden olan Şahkulu’nun eserleri de dünya literatürüne girmişti. Özellikle “saz yolu” üslubunun ilk temsilcisi olan Şahkulu, Kanuni Sultan Süleyman döneminde uzun yıllar Topkapı Sarayı’nın baş nakkaşlığı görevini yürütmüş ve bu üslubu kalem işleri ve çini motiflerinde sıkça kullanmıştı.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font"><br />
ÖRTÜSÜ KARA BETON</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Topkapı Sarayı Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi’ne geçtikten sonra hem Kültür Bakanlığı’ndan devam eden hem de yeni belirlenen mekanlarda restorasyonlara hız kazandırıldı. Hırka-i Saadet Dairesi ile Revan Köşkü’nün arasında kalan avluyu örten tonozlu tavanda, geçtiğimiz temmuz ayında restorasyona başlanıldı. Sarayın ilk dönem yapılarından olan tonozlu yapıda 1950’li yıllarda uygulanan betonarme sıva raspalanınca altından inanılmaz bir süsleme çıktı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">500 SENELİK</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Sanat tarihi açısından heyecan uyandıran kalem işi bezemenin 500 senelik olduğu düşünülüyor. Restorasyon sırasında sıva dökülmesi sonucu, kara sıva altından tesadüfen çıktı. Simurg, ejder, bulut ve bitkisel motif detaylı ve altın varaklı bezemenin; üslup, büyüklük ve renk çeşitliliği açısından ‘saz yolu’ tekniğinin günümüze ulaşan en etkili örneği olduğu varsayılıyor. Topkapı Sarayı’nda sernakkaşlık yapan Şahkulu, Osmanlı saray nakışhanesinde yeni bir bezeme üslubu şeklinde gelişme gösteren ‘saz yolu’nun ilk temsilcisi olarak biliniyor. İri, kıvrak ve sivri uçlu dilimli detaylar, yaprak ve çiçek motifleri, hayal mahsulü çeşitli orman hayvanları bu üslûbun konuları arasında sayılıyor. ‘Saz yolu’nda en çok kullanılan motifler arasında efsanevi hayvanlardan ejder ve simurg yer alıyor. Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet Odası, Bağdat Köşkü ve Revan Köşkü çinileri ile Sünnet Odası’nın dış cephesinde görülen ‘saz yolu’ örnekleri, XVI. yüzyılın ortalarından XVII. yüzyılın ortalarına kadar geçerliliğini koruyor. Bu üslupla yapılmış pek çok süsleme yasa dışı yollarla ülkemizden kaçırılarak Metropolitan, Louvre, British Museum gibi müzelerin koleksiyonlarında da yer alıyor.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">MÜDAHALE PLANI</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Milli Saraylar İdaresi Bilim Kurulu, Şahkulu’nun öncüsü olduğu ‘saz yolu’ üslubu, ejderha, zümrüd-ü anka gibi güç sembolü olan efsanevi yaratıkları içermesi bakımından dikkat çekici olduğunu, bu üslupta üretilmiş eserler, Türk mitolojisinin Osmanlı dünyasındaki süsleme amaçlı uzantısını, zengin tasvir gücünü, ihtişam ve yüksek estetik anlayışını gözler önüne sermesi açısından önemli görüyor. Bu nedenle Bilim Kurulu, ‘saz yolu’ bezemesine ilişkin bilimsel müdahale planı oluşturdu. Buna göre; “Uygulama kapsamında Horasan sıva üzerine işlenen bezeme, özgün haliyle korunacak. Milli Saraylar’ın 3 kalemkâr ustasının yürüttüğü çalışmalar kapsamında ‘saz yolu’ bezemesine sıva güçlendirmesi yapılacak ve iklim şartlarından etkilenmemesi için koruyucu katman uygulanacak. Bezeme, konservasyonu tamamlandıktan sonra hava ile teması kesilmeden cam veya benzeri bir malzeme ile korunarak sergilenecek.”</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">ntv</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #9a00b2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Topkapı Sarayı'nda beton sıvanın altından 500 yıllık süsleme çıktı</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Topkapı Sarayı’nda Türk süsleme sanatının en eski örneklerinden 'saz yolu' üslubuna ait bezemeler bulundu. Üzeri kara beton sıva yapılarak kapatılan bezemenin 500 yıllık olduğu düşünülüyor.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://cdn1.ntv.com.tr/gorsel/AIVlvkY1AkKk4dkqIBntLg.jpg?width=660&amp;mode=both&amp;scale=both" loading="lazy"  alt="[Resim: AIVlvkY1AkKk4dkqIBntLg.jpg?width=660&amp;mod...scale=both]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi’ne bağlı Topkapı Sarayı’nda Türk süsleme sanatının en eski örneklerinden ‘saz yolu’ üslubuna ait bezemeler bulundu.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Hürriyet gazetesinden Ömer Erbil'in haberine göre, Saray’ın 4. avlusunda devam eden restorasyonlar sırasında tesadüfen bulunan altın varak işlemeli duvar süslemesinin Kanun Sultan Süleyman döneminde baş nakkaş Şahkulu’na ait olduğu, üzeri kara beton sıva yapılarak kapatılan nadide bezemenin 500 yıllık olduğu düşünülüyor.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">ŞAHKULU İZİ</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Osmanlı Devleti 15 ve 16. yüzyıllarda askeri ve siyasi olarak dünyada büyük bir üstünlük sağlarken mimarlık ve sanat tarihi açısından da zirve dönemlerini yaşıyordu. Kendi üslubunu oluşturma ve bunu anıtsal eserlerde kullanma becerisi de hat safhadaydı. İşte Türk süsleme sanatının en önemli ekollerinden olan Şahkulu’nun eserleri de dünya literatürüne girmişti. Özellikle “saz yolu” üslubunun ilk temsilcisi olan Şahkulu, Kanuni Sultan Süleyman döneminde uzun yıllar Topkapı Sarayı’nın baş nakkaşlığı görevini yürütmüş ve bu üslubu kalem işleri ve çini motiflerinde sıkça kullanmıştı.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font"><br />
ÖRTÜSÜ KARA BETON</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Topkapı Sarayı Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi’ne geçtikten sonra hem Kültür Bakanlığı’ndan devam eden hem de yeni belirlenen mekanlarda restorasyonlara hız kazandırıldı. Hırka-i Saadet Dairesi ile Revan Köşkü’nün arasında kalan avluyu örten tonozlu tavanda, geçtiğimiz temmuz ayında restorasyona başlanıldı. Sarayın ilk dönem yapılarından olan tonozlu yapıda 1950’li yıllarda uygulanan betonarme sıva raspalanınca altından inanılmaz bir süsleme çıktı.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">500 SENELİK</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Sanat tarihi açısından heyecan uyandıran kalem işi bezemenin 500 senelik olduğu düşünülüyor. Restorasyon sırasında sıva dökülmesi sonucu, kara sıva altından tesadüfen çıktı. Simurg, ejder, bulut ve bitkisel motif detaylı ve altın varaklı bezemenin; üslup, büyüklük ve renk çeşitliliği açısından ‘saz yolu’ tekniğinin günümüze ulaşan en etkili örneği olduğu varsayılıyor. Topkapı Sarayı’nda sernakkaşlık yapan Şahkulu, Osmanlı saray nakışhanesinde yeni bir bezeme üslubu şeklinde gelişme gösteren ‘saz yolu’nun ilk temsilcisi olarak biliniyor. İri, kıvrak ve sivri uçlu dilimli detaylar, yaprak ve çiçek motifleri, hayal mahsulü çeşitli orman hayvanları bu üslûbun konuları arasında sayılıyor. ‘Saz yolu’nda en çok kullanılan motifler arasında efsanevi hayvanlardan ejder ve simurg yer alıyor. Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet Odası, Bağdat Köşkü ve Revan Köşkü çinileri ile Sünnet Odası’nın dış cephesinde görülen ‘saz yolu’ örnekleri, XVI. yüzyılın ortalarından XVII. yüzyılın ortalarına kadar geçerliliğini koruyor. Bu üslupla yapılmış pek çok süsleme yasa dışı yollarla ülkemizden kaçırılarak Metropolitan, Louvre, British Museum gibi müzelerin koleksiyonlarında da yer alıyor.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">MÜDAHALE PLANI</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">Milli Saraylar İdaresi Bilim Kurulu, Şahkulu’nun öncüsü olduğu ‘saz yolu’ üslubu, ejderha, zümrüd-ü anka gibi güç sembolü olan efsanevi yaratıkları içermesi bakımından dikkat çekici olduğunu, bu üslupta üretilmiş eserler, Türk mitolojisinin Osmanlı dünyasındaki süsleme amaçlı uzantısını, zengin tasvir gücünü, ihtişam ve yüksek estetik anlayışını gözler önüne sermesi açısından önemli görüyor. Bu nedenle Bilim Kurulu, ‘saz yolu’ bezemesine ilişkin bilimsel müdahale planı oluşturdu. Buna göre; “Uygulama kapsamında Horasan sıva üzerine işlenen bezeme, özgün haliyle korunacak. Milli Saraylar’ın 3 kalemkâr ustasının yürüttüğü çalışmalar kapsamında ‘saz yolu’ bezemesine sıva güçlendirmesi yapılacak ve iklim şartlarından etkilenmemesi için koruyucu katman uygulanacak. Bezeme, konservasyonu tamamlandıktan sonra hava ile teması kesilmeden cam veya benzeri bir malzeme ile korunarak sergilenecek.”</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #282626;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Trebuchet Ms;" class="mycode_font">ntv</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Arkeolojinin Tarihi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-arkeolojinin-tarihi.html</link>
			<pubDate>Sun, 03 Jan 2021 15:56:37 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1">şenol</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-arkeolojinin-tarihi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeolojinin Tarihi</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arkeolojinin ortaya çıkışı 19. yüzyılda olmuştur. Daha önceleri insanlar geçmiş ile ilgili bilgileri antik tarihçilerden öğreniyorlardı; fakat verilen bilgiler çok eskiye uzanmamaktaydı. Bunun yanı sıra kutsal kitaplarda bir takım efsanevi tarihi bilgiler vermekteydi (özellikle Tevrat).<br />
<br />
İlk eski eserlere ilgi ve arkeolojinin bir disiplin olarak ortaya çıkması 15. ve 16. yüzyıllara rastlar. Bunun nedeni Rönesans hümanistlerinin antik çağ sanat yapıtlarına yönelmeleriydi. Gene 15. ve 16 yüzyıllarda İtalya'da papalar, kardinaller ve soylular eski yapıtları toplamaya ve yeni yeni antik sanat ürünlerinin bulunması için yapılan kazılara mali destek sağlamaya başladılar. Bu sırada Kuzey Avrupa'da da antik kültürlere benzer biçimde ilgilenen kişiler ortaya çıktı, onlarda İtalya'daki koleksiyonculara özenip eski yapıtları toplamaya giriştiler. Böylece tarihte ilk kez eski yapıt koleksiyonculuğu başladı.<br />
<br />
Yunan ve Roma sanatına ilginin giderek artması ve 18. yüzyılda İtalya'da Pompei ve Hercalaneneum adlı iki Roma kentinin kazılması arkeolojinin gelişmesinde önemli rol oynadı. J.J. Winckelmann, bu kazılar üzerinde yazdığı yazılarla ve hazırladığı değerli taş koleksiyonu kataloguyla arkeoloji alanında çalışan ilk bilim adamı oldu. Bundan sonra klasik arkeoloji, bir dizi arkeologun çalışmalarıyla daha sağlam bir temel üzerine oturmaya başladı.<br />
<br />
Öbür taraftan Napolyon 1789'daki Mısır seferinde birlikte getirdiği bilginlere ülkedeki antik kalıntıları belgeleme olanağı verdi. Böylelikle mısır arkeolojisinin ilk adımları atıldı ve bu belgeler "Description de L'Egypte" (1808-25; Mısır'ın Tanımı) adlı yapıtta yayımlandı. Bu sıralarda artık arkeoloji bir bilim olarak kabul göremeye başladı. Bu bilgilere dayanarak Jean François Champallion Hiyeroglifleri yani eski Mısır yazısını çözdü. Bundan sonra bilginlerin Mısırlılardan kalma sayısız yazılı belgeyi okumaları Mısır arkeolojisinin en büyük aşamasını oluşturdu. Daha sonra çeşitli bilim adamlarının Mısır'ın çeşitli bölgelerinde yaptıkları kazılar sonucu Mısır Arkeolojisi çok daha sağlam bir temel üzerine oturdu. Eserlerin birikmesi sonucunda yavaş yavaş arkeoloji müzeleri açıldı ve eserler buralarda toplanmaya başladı.<br />
<br />
Bu sırada Mezopotamya'da hazine ve sanat yapıtı bulma tutkusuyla höyükler gelişigüzel kazılmaya başlandı. 1840'da bu düzensiz kazıların yerini daha sistemli kazılar almaya başladı. 1846'da Henry Creswicke Rawlinson Mezopotamya çivi yazsını çözmeyi başardı. 19. yüzyılın sonlarına doğru yapılan sistemli bir kazıyla, Mezopotamya'da Babiller ve Asurlulardan önce yaşamış ve daha önce bilinmeyen Sümerlerin varlığı saptandı. Sümer uygarlığına ilişkin en ilginç kazı Sir Leonard Wooley tarafından 1926'da Ur'da yapıldı ve Ur kral mezarları gün ışığına çıkarıldı.<br />
<br />
Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları önem kazanmaya başladı. Anadolu'da kültür birikimi o kadar fazlaydı ki batı ve güney kıyıları adeta açık hava müzesi niteliğindeydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun arkeolojiye karşı duyarsızlığı yabancı bilim adamları ve mezar soyguncuları için büyük bir fırsat oluşturmuştur ve diğer devletler Osmanlı Toprakları üzerinde izinli kazılar yapmaya başlamışlardır. Osmanlı'da bu yağma 1900'lü yıllara kadar devam etti. Bu sırada Osmanlı'da eski eserleri korumaya yönelik Asar-ı Atika Kanunu (1874) kabul edildi. Ancak bu Anadolu'daki yağmayı daha da arttırdı çünkü bu yasaya göre yabancı bir bilim adamı kazı yapmak isterse saraya başvurmak zorunda ancak şöyle bir şart var: Çıkan eserlerin üçte biri Osmanlı İmparatorluğu'nun, üçte biri çıkaranın ve üçte biri toprak sahibinin olacak şekilde.<br />
<br />
Bu böyle bir süre devam etti. Bu sırada Fethi Ahmet Paşa önderliğinde ilk arkeoloji müzesi Abdül Mecit zamanında kuruldu(1846) ve bu müzeye eserler toplanmaya başlandı. 1874 yılında eserlerin toplanması için bir arkeoloji okulu gündeme geldi 1875 yılında okulun kurulması için kanun çıktı.Bu okulun adı Asar-ı Atika mektebi. Kuruluş amacı kazı yapabilen ve eski eserleri tanıyan bilim adamları yetiştirmekti. Ancak çeşitli etkenlerle bu proje hayata geçirilemedi<br />
<br />
Ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı arkeolojiye daha bilinçli yaklaşmaya başladı. Osman Hamdi Bey adında kültürlü, bilime ve özellikle arkeolojiye meraklı bir memur 1877 yılında müze komisyonuna seçildi. Osman Hamdi Bey müzenin başına getirildi ve yeni bir müze kurulmasını istedi. Sonunda bir arkeoloji müzesi yapılmasını sağladı ve tüm kazılara denetleyici olarak gitti. 2. Asar-ı Atika'nın (1884) çıkarılmasını sağladı. Buna göre Osmanlı toprakların da kazı yapma hakkı sadece Osmanlı'ya ve çıkan eserler yine sadece Osmanlı İmparatorluğu'na ait olacaktı (Türk arkeoloji Osman Hamdi Bey öncesi ve Osman Hamdi Bey sonrası diye ikiye ayrılmaktadır).<br />
<br />
Osmanlının son zamanlarında devletin her alanında olduğu gibi arkeolojide de çok kötü bir tablo vardı. Casuslar arkeolog adı altında araştırma yapıyorlardı. Osmanlı'nın yıkılmasıyla her alanda olduğu gibi Anadolu'da arkeoloji için yeni bir safha başladı. Cumhuriyetin ilk yıllarında yurt dışına arkeoloji eğitimi görmesi için insanlar yollanmaya başlandı. İlk kazı Atatürk önderliğinde Ahlatlıbel'de başlatıldı.<br />
<br />
1935 yılında yine Atatürk önderliğinde. Alacahöyük kazıları başlatıldı.<br />
<br />
Daha sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin ve arkeoloji bölümünün açılmasıyla çok çeşitli bilim adamları yetişti ve çok çeşitli yerlerde kazılar yapılmaya başlandı.<br />
<br />
Bunlar arasında Kültepe, Bergama, Mirina, Asos , Zincirli, Halikarnasos, Efes'i örnek olarak gösterebiliriz.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Arkeolojinin Tarihi</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Arkeolojinin ortaya çıkışı 19. yüzyılda olmuştur. Daha önceleri insanlar geçmiş ile ilgili bilgileri antik tarihçilerden öğreniyorlardı; fakat verilen bilgiler çok eskiye uzanmamaktaydı. Bunun yanı sıra kutsal kitaplarda bir takım efsanevi tarihi bilgiler vermekteydi (özellikle Tevrat).<br />
<br />
İlk eski eserlere ilgi ve arkeolojinin bir disiplin olarak ortaya çıkması 15. ve 16. yüzyıllara rastlar. Bunun nedeni Rönesans hümanistlerinin antik çağ sanat yapıtlarına yönelmeleriydi. Gene 15. ve 16 yüzyıllarda İtalya'da papalar, kardinaller ve soylular eski yapıtları toplamaya ve yeni yeni antik sanat ürünlerinin bulunması için yapılan kazılara mali destek sağlamaya başladılar. Bu sırada Kuzey Avrupa'da da antik kültürlere benzer biçimde ilgilenen kişiler ortaya çıktı, onlarda İtalya'daki koleksiyonculara özenip eski yapıtları toplamaya giriştiler. Böylece tarihte ilk kez eski yapıt koleksiyonculuğu başladı.<br />
<br />
Yunan ve Roma sanatına ilginin giderek artması ve 18. yüzyılda İtalya'da Pompei ve Hercalaneneum adlı iki Roma kentinin kazılması arkeolojinin gelişmesinde önemli rol oynadı. J.J. Winckelmann, bu kazılar üzerinde yazdığı yazılarla ve hazırladığı değerli taş koleksiyonu kataloguyla arkeoloji alanında çalışan ilk bilim adamı oldu. Bundan sonra klasik arkeoloji, bir dizi arkeologun çalışmalarıyla daha sağlam bir temel üzerine oturmaya başladı.<br />
<br />
Öbür taraftan Napolyon 1789'daki Mısır seferinde birlikte getirdiği bilginlere ülkedeki antik kalıntıları belgeleme olanağı verdi. Böylelikle mısır arkeolojisinin ilk adımları atıldı ve bu belgeler "Description de L'Egypte" (1808-25; Mısır'ın Tanımı) adlı yapıtta yayımlandı. Bu sıralarda artık arkeoloji bir bilim olarak kabul göremeye başladı. Bu bilgilere dayanarak Jean François Champallion Hiyeroglifleri yani eski Mısır yazısını çözdü. Bundan sonra bilginlerin Mısırlılardan kalma sayısız yazılı belgeyi okumaları Mısır arkeolojisinin en büyük aşamasını oluşturdu. Daha sonra çeşitli bilim adamlarının Mısır'ın çeşitli bölgelerinde yaptıkları kazılar sonucu Mısır Arkeolojisi çok daha sağlam bir temel üzerine oturdu. Eserlerin birikmesi sonucunda yavaş yavaş arkeoloji müzeleri açıldı ve eserler buralarda toplanmaya başladı.<br />
<br />
Bu sırada Mezopotamya'da hazine ve sanat yapıtı bulma tutkusuyla höyükler gelişigüzel kazılmaya başlandı. 1840'da bu düzensiz kazıların yerini daha sistemli kazılar almaya başladı. 1846'da Henry Creswicke Rawlinson Mezopotamya çivi yazsını çözmeyi başardı. 19. yüzyılın sonlarına doğru yapılan sistemli bir kazıyla, Mezopotamya'da Babiller ve Asurlulardan önce yaşamış ve daha önce bilinmeyen Sümerlerin varlığı saptandı. Sümer uygarlığına ilişkin en ilginç kazı Sir Leonard Wooley tarafından 1926'da Ur'da yapıldı ve Ur kral mezarları gün ışığına çıkarıldı.<br />
<br />
Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun toprakları önem kazanmaya başladı. Anadolu'da kültür birikimi o kadar fazlaydı ki batı ve güney kıyıları adeta açık hava müzesi niteliğindeydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun arkeolojiye karşı duyarsızlığı yabancı bilim adamları ve mezar soyguncuları için büyük bir fırsat oluşturmuştur ve diğer devletler Osmanlı Toprakları üzerinde izinli kazılar yapmaya başlamışlardır. Osmanlı'da bu yağma 1900'lü yıllara kadar devam etti. Bu sırada Osmanlı'da eski eserleri korumaya yönelik Asar-ı Atika Kanunu (1874) kabul edildi. Ancak bu Anadolu'daki yağmayı daha da arttırdı çünkü bu yasaya göre yabancı bir bilim adamı kazı yapmak isterse saraya başvurmak zorunda ancak şöyle bir şart var: Çıkan eserlerin üçte biri Osmanlı İmparatorluğu'nun, üçte biri çıkaranın ve üçte biri toprak sahibinin olacak şekilde.<br />
<br />
Bu böyle bir süre devam etti. Bu sırada Fethi Ahmet Paşa önderliğinde ilk arkeoloji müzesi Abdül Mecit zamanında kuruldu(1846) ve bu müzeye eserler toplanmaya başlandı. 1874 yılında eserlerin toplanması için bir arkeoloji okulu gündeme geldi 1875 yılında okulun kurulması için kanun çıktı.Bu okulun adı Asar-ı Atika mektebi. Kuruluş amacı kazı yapabilen ve eski eserleri tanıyan bilim adamları yetiştirmekti. Ancak çeşitli etkenlerle bu proje hayata geçirilemedi<br />
<br />
Ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı arkeolojiye daha bilinçli yaklaşmaya başladı. Osman Hamdi Bey adında kültürlü, bilime ve özellikle arkeolojiye meraklı bir memur 1877 yılında müze komisyonuna seçildi. Osman Hamdi Bey müzenin başına getirildi ve yeni bir müze kurulmasını istedi. Sonunda bir arkeoloji müzesi yapılmasını sağladı ve tüm kazılara denetleyici olarak gitti. 2. Asar-ı Atika'nın (1884) çıkarılmasını sağladı. Buna göre Osmanlı toprakların da kazı yapma hakkı sadece Osmanlı'ya ve çıkan eserler yine sadece Osmanlı İmparatorluğu'na ait olacaktı (Türk arkeoloji Osman Hamdi Bey öncesi ve Osman Hamdi Bey sonrası diye ikiye ayrılmaktadır).<br />
<br />
Osmanlının son zamanlarında devletin her alanında olduğu gibi arkeolojide de çok kötü bir tablo vardı. Casuslar arkeolog adı altında araştırma yapıyorlardı. Osmanlı'nın yıkılmasıyla her alanda olduğu gibi Anadolu'da arkeoloji için yeni bir safha başladı. Cumhuriyetin ilk yıllarında yurt dışına arkeoloji eğitimi görmesi için insanlar yollanmaya başlandı. İlk kazı Atatürk önderliğinde Ahlatlıbel'de başlatıldı.<br />
<br />
1935 yılında yine Atatürk önderliğinde. Alacahöyük kazıları başlatıldı.<br />
<br />
Daha sonra Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nin ve arkeoloji bölümünün açılmasıyla çok çeşitli bilim adamları yetişti ve çok çeşitli yerlerde kazılar yapılmaya başlandı.<br />
<br />
Bunlar arasında Kültepe, Bergama, Mirina, Asos , Zincirli, Halikarnasos, Efes'i örnek olarak gösterebiliriz.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kleopatra'nın Mezarı Nerede]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kleopatra-nin-mezari-nerede.html</link>
			<pubDate>Sun, 03 Jan 2021 15:53:54 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1">şenol</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kleopatra-nin-mezari-nerede.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mısır’ın son kraliçesi Kleopatra’nın 2000 yıldan fazladır kayıp olan mezarı, arkeologlar ve halk için uzun zamandır ilgi kaynağı olmayı sürdürüyor. Medyadaki haberler, büyük keşfin yakın olduğunu öne sürse de, uzmanlar Kleopatra’nın mezarının bulunma olasılığının oldukça düşük olduğunu söylüyorlar.</span><br />
<br />
<img src="https://arkeofili.com/wp-content/uploads/2020/08/cleo3.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: cleo3.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Julius Caesar ve Marcus Antonius’un sevgilisi olan Kleopatra, savaşın sonunda kaybedip Roma İmparatoru Octavianus tarafından ele geçirildikten sonra MÖ 30’da kendini öldürdü.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Antik yazarların iddiasına göre bu intihar, zehirli bir kobra yılanının ısırığıyla oldu ve Antonius ile birlikte bir anıt mezara gömüldü.<br />
<br />
Medyadaki bazı açıklamalar, arkeologların İskenderiye’nin yaklaşık 50 km batısında yer alan “Taposiris Magna” adı verilen bölgedeki bu mezarı keşfetmenin eşiğinde olduğunu ileri sürüyor.<br />
<br />
Ekip, son 15 yıldır Kathleen Martinez öncülüğünde bölgeyi kazıyor ve şimdiye kadar, bu kraliçenin iktidarında basılmış sikkelerden oluşan bir gömüt ve zamanına tarihlenen kalıntılar buldular.<br />
<br />
Fakat Kleopatra konusunda uzman olan çok sayıda akademisyen, onun Taposiris Magna’da gömülü olmasının mümkün olmadığını söylüyor ve mezarın şu anda İskenderiye’de su altında kalmış bir bölgede olduğuna inanıyorlar.<br />
<br />
Mısır’ın eski eserlerden sorumlu eski bakanı Zahi Hawass, Martinez ile birlikte bölgede 10 yıldan fazla çalıştıklarını ifade ederek, “Hem Kleopatra’nın mezarının Taposiris Magna’da olabileceğine dair hem de Antonius ile orada gömülü olduklarına dair hiçbir kanıt bulunmuyor” diyor.<br />
<br />
Arkeologlar, Kleopatra’nın Mısır-İskenderiye’deki Taposiris Magna’da bulunan Ptolemaios kalıntılarında gömülü olduğuna dair hiçbir kanıt olmadığını söylüyorlar.<br />
<br />
Ayrıca “Kleopatra’nın, sarayının yanında inşa ettirdiği mezarına gömüldüğüne ve bu yerin de şu anda su altında kaldığını düşünüyorum ve bu yüzden mezarı asla bulunamayacak.” diye ekliyor.<br />
<br />
Geçtiğimiz 2.000 yılda kıyıda oluşan erozyon, Kleopatra’nın sarayının da yer aldığı İskenderiye’nin bazı bölümlerinin günümüzde su altında kalmasına neden oldu.<br />
<br />
Akademisyenler ise, mezar su altında değilse bile büyük bir olasılıkla bunun Eskiçağ’daki bir dönemde yok edildiğini ya da İskenderiye’de modern şehir gelişiminin altında gömülü kaldığını söylüyorlar.<br />
<br />
Ayrıca çok sayıda akademisyen, mezarın antik zamanlarda soyulmuş olabileceğini de ileri sürüyor. Geçmiş dönemlerdeki projeler, Kleopatra’nın sarayını gözden geçirse de, şu anda bu mezarı su altında arayan hiçbir proje bulunmuyor.<br />
<br />
Kleopatra üzerine geniş ölçüde araştırma yapan Kaliforniya Üniversitesi’nde Klasik Eserler Profesörü Robert Gurval, “Bu mezar bin yıllık kültür değişimi ve doğal tahribine dayanabilseydi ilgi çekici bir yapı olurdu; ayrıca insan eli değmemiş olsa bile depremler ve deniz suyu onun toprak ya da su altında kalmasına neden olacaktı ” diyor ve sarayının kesinlikle, mozolesinin ise bir ihtimal su altında kaldığını belirtiyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PTOLEMAİOS HÜKÜMDARLARI<br />
</span><br />
Kleopatra, Büyük İskender’in generallerinden biri olan I. Ptolemaios Soter’in soyundan gelen hükümdarların sonuncusuydu. Büyük İskender, Babil’de öldü; fakat İskenderiye’de tekrar toprağa verildi. Antik yazarlar İskender’in mezarından sık sık bahsediyorlar ama arkeologlar, İskender’in mezarını ya da Ptolemaios krallarından hiçbirinin mezarını bulamadılar.<br />
<br />
Oxford Üniversitesi’nden Susan Walker, “Mesele şu ki, İskender’in ve Mısır’ın diğer 15 Ptolemaios kralının mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz” diyor.<br />
<br />
Ayrıca Walker, Kleopatra’nın mezarının Ptolemaios hanedanından diğer krallara yakın konumlandırılmış olduğunu tahmin ediyor ve “Eğer Kleopatra’nın ve diğer Ptolemaios krallarının mezarları İskenderiye’de inşa edildiyse, şu an muhtemelen su ya da modern şehir gelişiminin altında gömülü” diye ekliyor.<br />
1894 yılına ait gravür Augustus Caesar’ı ve elindeki yılanla kendini öldüren Kleopatra’yı gösteriyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TAPOSİRİS MAGNA<br />
</span><br />
Liverpool Üniversitesi Eski Mısır Bilimi’nde öğretim üyesi olan Glenn Godenho, “Martinez, Kleopatra’nın Taposiris Magna’da gömülü olabileceğini düşündü. Çünkü Kleopatra, ölülerin tanrısı Osiris’in hem kızkardeşi hem de eşi olan Tanrıça İsis ile özdeşleşmişti.” diyor.<br />
<br />
Godenho, Kathleen’in bir araştırma heyetinin buradaki çalışmasına dayanarak, bölgeye nazır olan geniş Osiris Tapınağı’nın içinde yer alan bir İsis Tapınağı’nın ve ayrıca üzerinde Kleopatra portresinin bulunduğu sikke gömüsü ile diğer Greko-Roma dönem buluntularının varlığını tespit ettiğini söylüyor ve “Taposiris Magna’nın Kleopatra döneminde aktif olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz” diye ekliyor.<br />
<br />
Taposiris Magna’da 10 yıldan fazla süren bir çalışmanın sonucunda Kleopatra’nın mezarı bulunamadı ve birçok akademisyen mezarın orada olduğundan kuşku duyuyor. Bu konuda da Godenho, “Kathleen’in çalışmaları, yıllarca, hem Osiris Tapınağı’na yönelik hem de Kleopatra’nın mezarının tanrıçasının yanında, duvarların içinde keşfedileceğine olan inançla yapıldı. Fakat olumsuz sonuçlanması, şimdiye kadar Kleopatra’nın mezarını bulmaya çalışmak açısından bir boşluk yarattı” diyor.<br />
<br />
Diğer bir problem ise, Taposiris Magna’daki mezarın kraliyet ailesinden çok, dini figürlere ait gibi görünmesi. Walker, “Benim anladığım orada bulunan mumyaların yüksek statülü rahipler olma ihtimalinin, kraliyet ailesinden olma ihtimalinden daha yüksek olduğu” diyor.<br />
<br />
Ayrıca birçok akademisyen tarihi metinlere göre, Kleopatra’nın mozolesinin İskenderiye’de bulunduğunu, Taposiris Magna’nın ise şehirden 50 km uzaklıkta olduğunu belirtiyorlar.<br />
<br />
Bugünlerde, Martinez’in ekibi, burada bulunan bir nekropolü kazıyor. Godenho, “Mısırlılar için etkili olan liderlerinin yanında gömülmeyi istemek oldukça normal bir durum. Bu durumdan hareketle Kathleen, bir zamanlar altın varakla kaplanmış bir mumyanın yanı sıra, ön plana çıkmış bu çevrede dikkat çekici bazı keşifler yaptı. Sonuç itibariyle, bölgedeki insanların özellikle Kleopatra’nın mezarı etrafında toplandığını öne sürmek, ortaya atılması zor bir iddia” diyor.<br />
<br />
Kleopatra’nın Taposiris Magna’da gömülü olduğuna dair kanıt zayıf olsa da bu durum bölgenin önemini ortadan kaldırmıyor.<br />
<br />
Godenho, “Bu bölgede Kleopatra’nın yanı sıra daha başka unsurlar da olduğunu belirtmekte fayda var. Buradaki arkeolojik çalışma, Akdeniz ve Afrika dünyası arasında yapılan ticarette bu kraliçenin rolünü, bölgedeki dini faaliyetleri, öbür dünya inançlarını, sosyal yapıları ve nüfusunu daha fazla anlamamıza yardım etmek için hazırlandı. Ayrıca bu bölgenin kullanımının ne kadar eskiye dayandığı da sorulması gereken bir soru. Bu nedenle bütün bunların cevabını bulmak için duruma daha geniş bir açıdan bakmalıyız” diyor.<br />
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özlem Acımaz</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mısır’ın son kraliçesi Kleopatra’nın 2000 yıldan fazladır kayıp olan mezarı, arkeologlar ve halk için uzun zamandır ilgi kaynağı olmayı sürdürüyor. Medyadaki haberler, büyük keşfin yakın olduğunu öne sürse de, uzmanlar Kleopatra’nın mezarının bulunma olasılığının oldukça düşük olduğunu söylüyorlar.</span><br />
<br />
<img src="https://arkeofili.com/wp-content/uploads/2020/08/cleo3.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: cleo3.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Julius Caesar ve Marcus Antonius’un sevgilisi olan Kleopatra, savaşın sonunda kaybedip Roma İmparatoru Octavianus tarafından ele geçirildikten sonra MÖ 30’da kendini öldürdü.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Antik yazarların iddiasına göre bu intihar, zehirli bir kobra yılanının ısırığıyla oldu ve Antonius ile birlikte bir anıt mezara gömüldü.<br />
<br />
Medyadaki bazı açıklamalar, arkeologların İskenderiye’nin yaklaşık 50 km batısında yer alan “Taposiris Magna” adı verilen bölgedeki bu mezarı keşfetmenin eşiğinde olduğunu ileri sürüyor.<br />
<br />
Ekip, son 15 yıldır Kathleen Martinez öncülüğünde bölgeyi kazıyor ve şimdiye kadar, bu kraliçenin iktidarında basılmış sikkelerden oluşan bir gömüt ve zamanına tarihlenen kalıntılar buldular.<br />
<br />
Fakat Kleopatra konusunda uzman olan çok sayıda akademisyen, onun Taposiris Magna’da gömülü olmasının mümkün olmadığını söylüyor ve mezarın şu anda İskenderiye’de su altında kalmış bir bölgede olduğuna inanıyorlar.<br />
<br />
Mısır’ın eski eserlerden sorumlu eski bakanı Zahi Hawass, Martinez ile birlikte bölgede 10 yıldan fazla çalıştıklarını ifade ederek, “Hem Kleopatra’nın mezarının Taposiris Magna’da olabileceğine dair hem de Antonius ile orada gömülü olduklarına dair hiçbir kanıt bulunmuyor” diyor.<br />
<br />
Arkeologlar, Kleopatra’nın Mısır-İskenderiye’deki Taposiris Magna’da bulunan Ptolemaios kalıntılarında gömülü olduğuna dair hiçbir kanıt olmadığını söylüyorlar.<br />
<br />
Ayrıca “Kleopatra’nın, sarayının yanında inşa ettirdiği mezarına gömüldüğüne ve bu yerin de şu anda su altında kaldığını düşünüyorum ve bu yüzden mezarı asla bulunamayacak.” diye ekliyor.<br />
<br />
Geçtiğimiz 2.000 yılda kıyıda oluşan erozyon, Kleopatra’nın sarayının da yer aldığı İskenderiye’nin bazı bölümlerinin günümüzde su altında kalmasına neden oldu.<br />
<br />
Akademisyenler ise, mezar su altında değilse bile büyük bir olasılıkla bunun Eskiçağ’daki bir dönemde yok edildiğini ya da İskenderiye’de modern şehir gelişiminin altında gömülü kaldığını söylüyorlar.<br />
<br />
Ayrıca çok sayıda akademisyen, mezarın antik zamanlarda soyulmuş olabileceğini de ileri sürüyor. Geçmiş dönemlerdeki projeler, Kleopatra’nın sarayını gözden geçirse de, şu anda bu mezarı su altında arayan hiçbir proje bulunmuyor.<br />
<br />
Kleopatra üzerine geniş ölçüde araştırma yapan Kaliforniya Üniversitesi’nde Klasik Eserler Profesörü Robert Gurval, “Bu mezar bin yıllık kültür değişimi ve doğal tahribine dayanabilseydi ilgi çekici bir yapı olurdu; ayrıca insan eli değmemiş olsa bile depremler ve deniz suyu onun toprak ya da su altında kalmasına neden olacaktı ” diyor ve sarayının kesinlikle, mozolesinin ise bir ihtimal su altında kaldığını belirtiyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PTOLEMAİOS HÜKÜMDARLARI<br />
</span><br />
Kleopatra, Büyük İskender’in generallerinden biri olan I. Ptolemaios Soter’in soyundan gelen hükümdarların sonuncusuydu. Büyük İskender, Babil’de öldü; fakat İskenderiye’de tekrar toprağa verildi. Antik yazarlar İskender’in mezarından sık sık bahsediyorlar ama arkeologlar, İskender’in mezarını ya da Ptolemaios krallarından hiçbirinin mezarını bulamadılar.<br />
<br />
Oxford Üniversitesi’nden Susan Walker, “Mesele şu ki, İskender’in ve Mısır’ın diğer 15 Ptolemaios kralının mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz” diyor.<br />
<br />
Ayrıca Walker, Kleopatra’nın mezarının Ptolemaios hanedanından diğer krallara yakın konumlandırılmış olduğunu tahmin ediyor ve “Eğer Kleopatra’nın ve diğer Ptolemaios krallarının mezarları İskenderiye’de inşa edildiyse, şu an muhtemelen su ya da modern şehir gelişiminin altında gömülü” diye ekliyor.<br />
1894 yılına ait gravür Augustus Caesar’ı ve elindeki yılanla kendini öldüren Kleopatra’yı gösteriyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TAPOSİRİS MAGNA<br />
</span><br />
Liverpool Üniversitesi Eski Mısır Bilimi’nde öğretim üyesi olan Glenn Godenho, “Martinez, Kleopatra’nın Taposiris Magna’da gömülü olabileceğini düşündü. Çünkü Kleopatra, ölülerin tanrısı Osiris’in hem kızkardeşi hem de eşi olan Tanrıça İsis ile özdeşleşmişti.” diyor.<br />
<br />
Godenho, Kathleen’in bir araştırma heyetinin buradaki çalışmasına dayanarak, bölgeye nazır olan geniş Osiris Tapınağı’nın içinde yer alan bir İsis Tapınağı’nın ve ayrıca üzerinde Kleopatra portresinin bulunduğu sikke gömüsü ile diğer Greko-Roma dönem buluntularının varlığını tespit ettiğini söylüyor ve “Taposiris Magna’nın Kleopatra döneminde aktif olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz” diye ekliyor.<br />
<br />
Taposiris Magna’da 10 yıldan fazla süren bir çalışmanın sonucunda Kleopatra’nın mezarı bulunamadı ve birçok akademisyen mezarın orada olduğundan kuşku duyuyor. Bu konuda da Godenho, “Kathleen’in çalışmaları, yıllarca, hem Osiris Tapınağı’na yönelik hem de Kleopatra’nın mezarının tanrıçasının yanında, duvarların içinde keşfedileceğine olan inançla yapıldı. Fakat olumsuz sonuçlanması, şimdiye kadar Kleopatra’nın mezarını bulmaya çalışmak açısından bir boşluk yarattı” diyor.<br />
<br />
Diğer bir problem ise, Taposiris Magna’daki mezarın kraliyet ailesinden çok, dini figürlere ait gibi görünmesi. Walker, “Benim anladığım orada bulunan mumyaların yüksek statülü rahipler olma ihtimalinin, kraliyet ailesinden olma ihtimalinden daha yüksek olduğu” diyor.<br />
<br />
Ayrıca birçok akademisyen tarihi metinlere göre, Kleopatra’nın mozolesinin İskenderiye’de bulunduğunu, Taposiris Magna’nın ise şehirden 50 km uzaklıkta olduğunu belirtiyorlar.<br />
<br />
Bugünlerde, Martinez’in ekibi, burada bulunan bir nekropolü kazıyor. Godenho, “Mısırlılar için etkili olan liderlerinin yanında gömülmeyi istemek oldukça normal bir durum. Bu durumdan hareketle Kathleen, bir zamanlar altın varakla kaplanmış bir mumyanın yanı sıra, ön plana çıkmış bu çevrede dikkat çekici bazı keşifler yaptı. Sonuç itibariyle, bölgedeki insanların özellikle Kleopatra’nın mezarı etrafında toplandığını öne sürmek, ortaya atılması zor bir iddia” diyor.<br />
<br />
Kleopatra’nın Taposiris Magna’da gömülü olduğuna dair kanıt zayıf olsa da bu durum bölgenin önemini ortadan kaldırmıyor.<br />
<br />
Godenho, “Bu bölgede Kleopatra’nın yanı sıra daha başka unsurlar da olduğunu belirtmekte fayda var. Buradaki arkeolojik çalışma, Akdeniz ve Afrika dünyası arasında yapılan ticarette bu kraliçenin rolünü, bölgedeki dini faaliyetleri, öbür dünya inançlarını, sosyal yapıları ve nüfusunu daha fazla anlamamıza yardım etmek için hazırlandı. Ayrıca bu bölgenin kullanımının ne kadar eskiye dayandığı da sorulması gereken bir soru. Bu nedenle bütün bunların cevabını bulmak için duruma daha geniş bir açıdan bakmalıyız” diyor.<br />
</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özlem Acımaz</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>