<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - Bilim Adamları]]></title>
		<link>https://www.forumteams.com/</link>
		<description><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - https://www.forumteams.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 01 Jun 2026 06:17:08 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Sokrates Kimdir ?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-sokrates-kimdir.html</link>
			<pubDate>Sun, 08 Dec 2024 07:21:32 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=887">x(-Clipper-)x</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-sokrates-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sokrates Kimdir ?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heykeltıraş Sophroniskos’un ve ebe Fenarete’nin oğlu olan Sokrates, Antik Yunan filozofudur. Yunan Felsefesinin kurucularındandır.</span><br />
<br />
Özel yaşamına ilişkin fazla bir şey bilmediğimiz Sokrates, Platon ve Ksenophon’a kadar uzanan bir geleneğe göre kendisine üç çocuk veren Ksanthippi ile evlidir. Platon ve Ksenophon’un çizdiği portreye göre basık burunlu, patlak gözlü, sarkık dudaklı ve koca göbeklidir. Alçakgönüllü, alışkanlıklarını ve felsefeden başka bir uğraşı olmadığını bildiğimiz Sokrates başta öğrencisi Platon olmak üzere Yunan gençleri üzerinde giderek yükselen bir etki yaratır. Öylesine büyük bir hayran kitlesine sahip olur ki çoğu onun bazı alışkanlıklarını taklit etmeye başlar; onun gibi yalın ayak yürürler, yıkanmazlar. Hatta bu grup özentisini alaya almak için Aristophanes Kuşlar adlı komedyasında bir terim icat eder, uzun saçlı olurlar, açlık çekerler, yıkanmazlar, Sokrateslik taslayanlardır. Bu terim Esokraton’dur.<br />
<br />
Ahlak felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Sokrates’in yaşamının en belirgin olaylarından biri M.Ö. 399 yılında hakkında açılan davadır. Platon'un Sokrates’in Savunması adlı eserinden bildiğimiz kadarıyla Sokrates, şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanır. Sokrates bu suçlamalar sonucunda ölüme mahkum edilir. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır. Yaşamı ve düşünceleri ile bilgileri Aristophanes gibi çağdaş yazarlarla, Platon ve Ksenophon gibi çömezlerinin yazdıklarıyla ve en önemlisi Sokrates’in ölümünden on beş yıl sonra dünyaya gelen Aristoteles’in dolaylı anlatımlarıyla öğrenmekteyiz. Bu tanıklıklar çeşitlilik gösterir. Tarihçilerin karşı karşıya kaldıkları ve çözmeye çalıştıkları Sokrates, felsefi tarihi boyutu diyebileceğimiz tarihi ve yöntemsel sorun kısaca “Sokrates Sorunu” olarak adlandırılır.<br />
<br />
Kehanet anlatısı, genellikle Sokrates’in bilgelikleriyle ünlenenlere yöneltip onları bunalttığı soruları akla getirir. Bu tür yaklaşımlar ”çürütme” (elenchos) denen belli bir kalıp içerisinde sergilenirler. Bu yöntem felsefe tarihinin ilk yöntemi olması bakımından son derece önemlidir. Eski Yunanca’da “sınamadan geçirmek” ya da “çürütme” anlamına gelen elenchos yöntemi doğruluğundan kuşku duyulmayan bir sava karşı yöneltilen çeşitli sorularla, yapılan açıklamalarla, savın kapsamının olabildiğince genişletilmesiyle, en sonunda savın kendi içine taşıdığı çelişki ve tutarsızlıkların kanıtlanmasıyla doğruluk savlarının çürütülmesinin amaçlandığı düşünsel diyalektik bir süreçten oluşmaktadır. Sokrates tarzı bu çürütme şu aşamalardan oluşur;<br />
<br />
1. Yanıtlayan, çürütmenin amacını oluşturacak p önermesini savunur;<br />
2. Sokrates akıl yürütmenin ürünü q ve r önermeleri üzerinde yanıtlayanla tartışmasız hem fikir olur;<br />
3. Sokrates’i yanıtlayana q ve r önermelerinden ancak karşıt –p önermesine ulaşacağını kanıtlar ;<br />
4. Sokrates bu noktada p’nin yanlış, karşıt p’nin doğru olduğunun gösterildiğini ileri sürer.<br />
<br />
Sokrates tarzı çürütmenin mantığı özellikle yukarıda gösterdiğimiz şemaya bağlı bir zorluk, son yirmi yıldır çok tartışılmıştır. Sokrates’e göre çürütme uygulaması o denli önemlidir ki Savunma da bunun felsefeyle aynı şey olduğunu savunur. Filozofça yaşamanın insanın kendisini ve başkasını sürekli sınamak olduğunu açıklar. Bu anlamda Sokrates’in diyalektik uslamlama yönteminin amacı insanların iyiye, güzele, erdeme yönelik sürekli bir felsefe arayışı içinde olmalarının sağlanmasıdır.<br />
<br />
Diyalektik yöntemde yanıt arayan hemen bütün sorular, “Güzel nedir?”, “Bilgi nedir?”, “Zaman nedir?” gibi nelik bildiren bir şeyin özünü ya da doğasını bilmeye yönelik ana soru yapısından türerler. Sokrates karşılıklı konuşmalardan yola çıkarak yüzeysel bilginin, bir kavramı tanımlatmayı, tanıtlatmayı amaçlayan sorularla diyalogu istenen doğrultuda yönlendirir. Bu karşılıklı konuşmalarda konuşmacıların söylediklerinde bulunan tutarsızlıklar ve çelişkiler ortaya çıkarılarak yüzeysel bilginin, en önemlisi de doğru diye bilinen sanıların bırakılmasını sağlamış olacaktır.<br />
<br />
Diyalektik yönteminin en belirgin örnekleri Kriton ile Lysis diyaloglarıdır. Sokrates’in uyguladığı biçimiyle bu yöntem bilginin bulunmaktan çok hep aranması gereken bir şey olarak görüldüğünün başlıca kanıtıdır.<br />
<br />
Sokrates öldükten sonra “Sokratik Diyaloglar” edebiyatı ortaya çıkmıştır. Diyaloglar arasında ilk sırayı Platon’un yazdığı diyaloglar alır. Platon Sokrates’ in Savunması, Kriton, Phaidon, Şölen (Symposion), Theaitetos, Timaeos, Lakhes, Euthyphron adlı diyaloglarında Sokrates’in portresini sergilermiş. İkinci sırayı ise Ksenophon Apomnemoneumatasıyla alır.<br />
<br />
Sokrates’ in kişiliği üzerine birbirine karşıt görüşler ortaya atılmıştır. Platon’a göre dengeli bir kişi olan Sokrates çağdaşı Spintharos’a göre sert mizaçlı nefsine hakim birisidir. Fakat Sokrates’e karşı bir saldırı da vardır: Aristophanes'in M.Ö. 423 yılında sergilediği Bulutlar adlı komedyasında Sokrates, sözcüklerle oynayan, öğretileri ile ahlakı ve devleti baltalayan gençleri babalarıyla, devletin otoritesini sorgulamaya yönelten bir sofist olarak canlandırılarak eleştirilmiştir.<br />
<br />
Ayrıca Sokrates ile ilgili diyaloglarda Sokrates’ in içindeki tanrısal sesten (daimon) bahsedilir. Bu güç ona ne gibi davranışlardan kaçınması gerektiği konusunda ilham vermektedir.<br />
<br />
Sokrates’i Kant, ”aklın ideali”, Hegel, ”bir insanlık kahramanı, felsefesini yazmayan ama yaşayan gerçek bir filozof" olarak tanımlar. Nietzsche ise tersine, onu, ölüm korkusu nedir bilmeyen, yaşayan biri olarak değil de salt akıl olarak ölen ve hayatın içgüdüsünden tamamıyla kopmuş bir ”canavar” olarak tasvir eder.<br />
<br />
Bildiğimiz kadarıyla Sokrates, hiçbir şey yazmamıştır. Tüm öğretimini sözel olarak yapmıştır. Sokrates hakkındaki bilgiler başkalarının aracılığı ile günümüze kadar gelmiştir. Bugün fiilen sahip olduğumuz eserleri yazmış olan başlıca filozof Platon’dur. Platon, Sokrates’in öğrencisiydi. Sokrates’e ilişkin bilgilerimizin büyük çoğunluğunu Platon’un yazılarından çıkarmaktayız. Platon Sokrates’in anısını canlı tutmak için onu ve onun öğretilerini anlatan yazılar yazmıştır. Bundan bağımsız olarak Platon'un, tüm zamanların en büyük filozoflarından biri olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.<br />
<br />
Sokrates’in ruhunu yaşatmak, Platon için, Sokrates’in yaptığı tarzda felsefe yapmak anlamına gelmekteydi. Platon, Sokrates öldüğünde otuz bir yaşındaydı. Sokrates öldükten sonra M.Ö. 4. yüzyılın ilk yarısında Atina’nın ünlü okulu olan ve bugün ki üniversitenin ilk örneği sayılabilecek Akademia Okulu’nu kurmuştur ve eserlerini orada yazmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sokrates Kimdir ?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heykeltıraş Sophroniskos’un ve ebe Fenarete’nin oğlu olan Sokrates, Antik Yunan filozofudur. Yunan Felsefesinin kurucularındandır.</span><br />
<br />
Özel yaşamına ilişkin fazla bir şey bilmediğimiz Sokrates, Platon ve Ksenophon’a kadar uzanan bir geleneğe göre kendisine üç çocuk veren Ksanthippi ile evlidir. Platon ve Ksenophon’un çizdiği portreye göre basık burunlu, patlak gözlü, sarkık dudaklı ve koca göbeklidir. Alçakgönüllü, alışkanlıklarını ve felsefeden başka bir uğraşı olmadığını bildiğimiz Sokrates başta öğrencisi Platon olmak üzere Yunan gençleri üzerinde giderek yükselen bir etki yaratır. Öylesine büyük bir hayran kitlesine sahip olur ki çoğu onun bazı alışkanlıklarını taklit etmeye başlar; onun gibi yalın ayak yürürler, yıkanmazlar. Hatta bu grup özentisini alaya almak için Aristophanes Kuşlar adlı komedyasında bir terim icat eder, uzun saçlı olurlar, açlık çekerler, yıkanmazlar, Sokrateslik taslayanlardır. Bu terim Esokraton’dur.<br />
<br />
Ahlak felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Sokrates’in yaşamının en belirgin olaylarından biri M.Ö. 399 yılında hakkında açılan davadır. Platon'un Sokrates’in Savunması adlı eserinden bildiğimiz kadarıyla Sokrates, şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanır. Sokrates bu suçlamalar sonucunda ölüme mahkum edilir. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır. Yaşamı ve düşünceleri ile bilgileri Aristophanes gibi çağdaş yazarlarla, Platon ve Ksenophon gibi çömezlerinin yazdıklarıyla ve en önemlisi Sokrates’in ölümünden on beş yıl sonra dünyaya gelen Aristoteles’in dolaylı anlatımlarıyla öğrenmekteyiz. Bu tanıklıklar çeşitlilik gösterir. Tarihçilerin karşı karşıya kaldıkları ve çözmeye çalıştıkları Sokrates, felsefi tarihi boyutu diyebileceğimiz tarihi ve yöntemsel sorun kısaca “Sokrates Sorunu” olarak adlandırılır.<br />
<br />
Kehanet anlatısı, genellikle Sokrates’in bilgelikleriyle ünlenenlere yöneltip onları bunalttığı soruları akla getirir. Bu tür yaklaşımlar ”çürütme” (elenchos) denen belli bir kalıp içerisinde sergilenirler. Bu yöntem felsefe tarihinin ilk yöntemi olması bakımından son derece önemlidir. Eski Yunanca’da “sınamadan geçirmek” ya da “çürütme” anlamına gelen elenchos yöntemi doğruluğundan kuşku duyulmayan bir sava karşı yöneltilen çeşitli sorularla, yapılan açıklamalarla, savın kapsamının olabildiğince genişletilmesiyle, en sonunda savın kendi içine taşıdığı çelişki ve tutarsızlıkların kanıtlanmasıyla doğruluk savlarının çürütülmesinin amaçlandığı düşünsel diyalektik bir süreçten oluşmaktadır. Sokrates tarzı bu çürütme şu aşamalardan oluşur;<br />
<br />
1. Yanıtlayan, çürütmenin amacını oluşturacak p önermesini savunur;<br />
2. Sokrates akıl yürütmenin ürünü q ve r önermeleri üzerinde yanıtlayanla tartışmasız hem fikir olur;<br />
3. Sokrates’i yanıtlayana q ve r önermelerinden ancak karşıt –p önermesine ulaşacağını kanıtlar ;<br />
4. Sokrates bu noktada p’nin yanlış, karşıt p’nin doğru olduğunun gösterildiğini ileri sürer.<br />
<br />
Sokrates tarzı çürütmenin mantığı özellikle yukarıda gösterdiğimiz şemaya bağlı bir zorluk, son yirmi yıldır çok tartışılmıştır. Sokrates’e göre çürütme uygulaması o denli önemlidir ki Savunma da bunun felsefeyle aynı şey olduğunu savunur. Filozofça yaşamanın insanın kendisini ve başkasını sürekli sınamak olduğunu açıklar. Bu anlamda Sokrates’in diyalektik uslamlama yönteminin amacı insanların iyiye, güzele, erdeme yönelik sürekli bir felsefe arayışı içinde olmalarının sağlanmasıdır.<br />
<br />
Diyalektik yöntemde yanıt arayan hemen bütün sorular, “Güzel nedir?”, “Bilgi nedir?”, “Zaman nedir?” gibi nelik bildiren bir şeyin özünü ya da doğasını bilmeye yönelik ana soru yapısından türerler. Sokrates karşılıklı konuşmalardan yola çıkarak yüzeysel bilginin, bir kavramı tanımlatmayı, tanıtlatmayı amaçlayan sorularla diyalogu istenen doğrultuda yönlendirir. Bu karşılıklı konuşmalarda konuşmacıların söylediklerinde bulunan tutarsızlıklar ve çelişkiler ortaya çıkarılarak yüzeysel bilginin, en önemlisi de doğru diye bilinen sanıların bırakılmasını sağlamış olacaktır.<br />
<br />
Diyalektik yönteminin en belirgin örnekleri Kriton ile Lysis diyaloglarıdır. Sokrates’in uyguladığı biçimiyle bu yöntem bilginin bulunmaktan çok hep aranması gereken bir şey olarak görüldüğünün başlıca kanıtıdır.<br />
<br />
Sokrates öldükten sonra “Sokratik Diyaloglar” edebiyatı ortaya çıkmıştır. Diyaloglar arasında ilk sırayı Platon’un yazdığı diyaloglar alır. Platon Sokrates’ in Savunması, Kriton, Phaidon, Şölen (Symposion), Theaitetos, Timaeos, Lakhes, Euthyphron adlı diyaloglarında Sokrates’in portresini sergilermiş. İkinci sırayı ise Ksenophon Apomnemoneumatasıyla alır.<br />
<br />
Sokrates’ in kişiliği üzerine birbirine karşıt görüşler ortaya atılmıştır. Platon’a göre dengeli bir kişi olan Sokrates çağdaşı Spintharos’a göre sert mizaçlı nefsine hakim birisidir. Fakat Sokrates’e karşı bir saldırı da vardır: Aristophanes'in M.Ö. 423 yılında sergilediği Bulutlar adlı komedyasında Sokrates, sözcüklerle oynayan, öğretileri ile ahlakı ve devleti baltalayan gençleri babalarıyla, devletin otoritesini sorgulamaya yönelten bir sofist olarak canlandırılarak eleştirilmiştir.<br />
<br />
Ayrıca Sokrates ile ilgili diyaloglarda Sokrates’ in içindeki tanrısal sesten (daimon) bahsedilir. Bu güç ona ne gibi davranışlardan kaçınması gerektiği konusunda ilham vermektedir.<br />
<br />
Sokrates’i Kant, ”aklın ideali”, Hegel, ”bir insanlık kahramanı, felsefesini yazmayan ama yaşayan gerçek bir filozof" olarak tanımlar. Nietzsche ise tersine, onu, ölüm korkusu nedir bilmeyen, yaşayan biri olarak değil de salt akıl olarak ölen ve hayatın içgüdüsünden tamamıyla kopmuş bir ”canavar” olarak tasvir eder.<br />
<br />
Bildiğimiz kadarıyla Sokrates, hiçbir şey yazmamıştır. Tüm öğretimini sözel olarak yapmıştır. Sokrates hakkındaki bilgiler başkalarının aracılığı ile günümüze kadar gelmiştir. Bugün fiilen sahip olduğumuz eserleri yazmış olan başlıca filozof Platon’dur. Platon, Sokrates’in öğrencisiydi. Sokrates’e ilişkin bilgilerimizin büyük çoğunluğunu Platon’un yazılarından çıkarmaktayız. Platon Sokrates’in anısını canlı tutmak için onu ve onun öğretilerini anlatan yazılar yazmıştır. Bundan bağımsız olarak Platon'un, tüm zamanların en büyük filozoflarından biri olduğu tartışma götürmez bir gerçektir.<br />
<br />
Sokrates’in ruhunu yaşatmak, Platon için, Sokrates’in yaptığı tarzda felsefe yapmak anlamına gelmekteydi. Platon, Sokrates öldüğünde otuz bir yaşındaydı. Sokrates öldükten sonra M.Ö. 4. yüzyılın ilk yarısında Atina’nın ünlü okulu olan ve bugün ki üniversitenin ilk örneği sayılabilecek Akademia Okulu’nu kurmuştur ve eserlerini orada yazmıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Platon Kimdir?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-platon-kimdir.html</link>
			<pubDate>Sun, 08 Dec 2024 07:20:05 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=887">x(-Clipper-)x</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-platon-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size">Platon kimdir?</span></span><br />
<br />
<img src="https://img-s1.onedio.com/id-6184e9fd0b8ea00254ce049c/rev-0/w-600/h-744/f-jpg/s-28aa2ccc1a77963fbac704572c3ae9deca3a15b5.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: s-28aa2ccc1a77963fbac704572c3ae9deca3a15b5.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan Akademi'nin kurucusu olan ve düşünce tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden Platon, felsefe ve bilim tarihindeki pek çok tartışmanın temellerini atmış, sadece bilimleri değil Hristiyanlık ve İslam gibi pek çok dini de derinden etkilemiştir. Peki, Platon veya Eflatun olarak geçen Yunan filozofu ve bilgesi Platon kimdir? Platon hayatı nedir? Platon eserleri nelerdir? Platon hangi dönemde yaşamıştır?<br />
<br />
Çağdaşlarının aksine, eserlerinin tahminen hepsi günümüze kalabilmiş olan Platon genellikle kendi çevresinden (ya da kendi için önemli) karakterlerden oluşan, belirli bir mekanda ve zamanda geçen, bir konu etrafında insanların tartıştığı ve birbirlerine karşı argümanlar vererek iddialarını çürütmeye veya ispatlamaya çalıştığı, çeşitli şakalar ve göndermeler de içeren, tiyatro metinlerine oldukça yakın kurgusal diyaloglar yazmıştır. Peki, Platon veya Eflatun olarak geçen Yunan filozofu ve bilgesi Platon kimdir? Platon hayatı nedir? Platon eserleri nelerdir? Platon hangi dönemde yaşamıştır? İşte detaylar haberimizde...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PLATON KİMDİR?</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Platon veya Eflatun Antik Yunan filozofu ve bilgesi.</span><br />
<br />
Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan (ve bu kurumlara günümüzdeki adını veren) Akademi'nin kurucusu olan ve düşünce tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden Platon, felsefe ve bilim tarihindeki pek çok tartışmanın temellerini atmış, sadece bilimleri değil Hristiyanlık ve İslam gibi pek çok dini de derinden etkilemiştir. Hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile birlikte felsefe tarihinin en etkili ismidir ve iddialarının büyük bir kısmı bugün hâlâ önemini korumakta, tartışılmakta ve çoğu düşünceye katkıda bulunmaktadır. İngiliz matematikçi ve filozof Alfred North Whitehead "Avrupa felsefe geleneğiyle ilgili yapılabilecek en güvenilir genel nitelendirme Platon'a ait bir dizi dipnottan oluştuğudur" demiştir.<br />
<br />
Çağdaşlarının aksine, eserlerinin tahminen hepsi günümüze kalabilmiş olan Platon genellikle kendi çevresinden (ya da kendi için önemli) karakterlerden oluşan, belirli bir mekanda ve zamanda geçen, bir konu etrafında insanların tartıştığı ve birbirlerine karşı argümanlar vererek iddialarını çürütmeye veya ispatlamaya çalıştığı, çeşitli şakalar ve göndermeler de içeren, tiyatro metinlerine oldukça yakın kurgusal diyaloglar yazmıştır. Çoğunun ana karakteri Sokrates olan bu diyaloglar uzunluk, konu ve işleniş açısından büyük farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle Platon'un etik, estetik, metafizik, politika gibi farklı alanları işlediği bu metinlerde pek çok düşünceyi hayatı boyunca tekrar tekrar değerlendirdiği, düşüncelerini değiştirdiği veya yeniden ele aldığı düşünülmüş, diyalogların kronolojisi, nasıl yorumlanması gerektiği, hangi iddiaları Platon'un kendisinin savunduğu, ya da Platon'un diyaloglarında yazmadığı düşünceleri olup olmadığı tartışma konusu olmuştur ve olmaya devam etmektedir.<br />
<br />
Politik felsefenin kurucusu kabul edilen Platon'un, sadece akıl aracılığıyla bilinebileceğini iddia ettiği tümel gerçekler olan "idealar" teorisi, ruhun akıl, duygular ve arzulardan oluşan üç parçası olduğu ve bu parçalar arasında aklın yönetimine dayanan bir uyum kurulması gerektiği iddiası, ve bu teoriler üzerine kurduğu etik ve politik düşünceleri tarih boyunca akıl, ruh, beden, tümeler, ahlak ve devlete dair tartışmalarda oldukça etkili olmuştur. En sık okunan ve temel düşüncelerinin çoğunu açıkladığı düşünülen diyalogları Devlet, Sokrates'in Savunması, Phaidon, Şölen, Theaetetus, Menon, Parmenides, Protagoras ve Timaeus olan Platon'un bunlar dışında asıl Sokrates'in bir konu hakkında konuştuğu kişinin verdiği cevapları çürüterek o insanı kendini sorgulamaya ve böylece felsefe yapmaya yönlendirme sürecini tasvir ettiği eğlenceli diyalogları tarih boyunca oldukça popüler olmuşlardır. Sokrates'in yanı sıra kendinden önce gelen Heraklit, Parmenides, Pisagor gibi filozoflardan da etkilenen Platon'un bu filozoflara yer verdiği metinleri aynı zamanda haklarında günümüze çok az şey kalmış olan bu filozoflara tanıklık ederek kaynak oluştursa da, Platon'un metinlerinin kurgusal metinler olduğu unutulmamalıdır.<br />
<br />
Platon'un aşk üzerine Şölen adlı bir diyaloğu ve diğer diyaloglarında bu konuda çeşitli iddiaları bulunsa da, hiçbiri günümüzdeki anlamıyla "Platonik aşka" karşılık gelmemektedir. Platon gerçek aşka bedensel hazlara yönelerek değil ruhsal bir yolla gerçeğin, güzelin, iyinin kendisine dönük bir yönelimle ulaşıldığını iddia ettiği için zaman içerisinde 'Platonik aşk' terimi günümüzde 'romantik ya da cinsel bir karşılık beklenmeyen aşk' anlamı kazanmıştır, oysa Platon cinselliğe ya da romantik ilişkilere karşı çıkmamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAYATI</span><br />
Platon'un hayatıyla ilgili hemen hemen hiç kaynak bulunmamaktadır ve hakkındaki pek çok rivayet milattan sonra 3. yüzyılda (yani Platon öldükten 5 yüzyıl sonra) pek çok filozofun biyografisini yazan Diogenes Laertios'a dayanmaktadır. Diogenes Laertios Platon'un asıl isminin dedesinin adı olan Aristokles olduğunu, Platon'nun iyi bir güreşçi olduğunu, 'geniş' anlamına gelen 'Platon' isminin güreş hocasının taktığını, göğsü, omuzları, çenesi ya da alnı geniş olduğunu için taktığı bir lakap olduğunu aktarmaktadır. Milattan sonra birinci yüzyılda yaşamış olan Seneca ise Platon'un göğsünün geniş olduğu için ona bu lakabın verildiğini söylemektedir. 'Platon' ismi o dönemde yaygın bir isimdir, fakat eğer lakapsa bile Platon bütün eserlerini bu adla yazmıştır, yakın zamanda 'en itibarlı' anlamına gelen Aristokles isminin sonradan biyografi yazarlarının uydurması olduğu ve Platon isminin asıl adı olduğu da iddia edilmiştir.<br />
<br />
Diogenes Laertios Platon'un doğum tarihini kendi tahminlerine göre 428/7 yıllarına yerleştirmiştir ancak günümüzde Platon'un Yedinci Mektup'undan yola çıkarak 424/3'te doğmuş olması gerektiği düşünülmektedir. Atina kentinin köklü ve asil bir ailesinden gelen Platon'un gençliğinde güreşe ek olarak (güreş o dönemde varlıklı genç erkekler arasında yaygın bir faaliyetti) tiyatro oyunları yazdığı (Atina şehrinde her sene şehir için oldukça önemli ve oldukça popüler tiyatro festivali yapılmaktaydı) söylenir. Politikaya atılmayan Platon muhtemelen bütün hayatını ailesinden kalan mal varlığını felsefe yapmaya harcayarak geçirmiştir. Kendisinden önce Atina'nın düşünce dünyasındaki en etkili figürlerden biri olan Sokrates'in öğrencisiyken Sokrates Atina devleti tarafından suçlu bulunmuş ve (Platon tahminen 25 yaşlarındayken) öldürülmüştür. Platon'nun yazdığı "Sokrates'in Savunması" Sokrates'in ağzından ölümüne karar verildiği davada yaptığı konuşmayı anlatmaktadır, fakat Sokrates bu konuşmasında ne kendini savunur, ne de özür diler, sadece kendine yöneltilen suçlamalarla ilgili kendi düşüncelerini söyler.<br />
<br />
Babası Ariston, annesi Perictione olan Platon'un Devlet kitabında tartışmanın ana karakterleri olarak yer verdiği Adeimantus ve Glaukon adında iki erkek kardeşi ve Potone adında bir kız kardeşi vardır. Kız kardeşinin oğlu Speusippus Platon öldükten sonra Akademi'nin başına geçmiştir. Platon'un annesi Perictione'nin kardeşi Charmides (Platon'un Charmides, Şölen ve Protagoras diyaloglarında konuşur) ve dedesi Critias (Charmides ve Protagoras'ta konuşan Critias'ı Platon Callaeschrus'un oğlu, yani annesinin dedesi olarak tanıtır, fakat Timaeus ve Critias diyaloglarında tanıtmadığı ve yaşlı tasvir ettiği için başka bir Critias'dan bahsettiği düşünülebilir) Otuz Tiran döneminde Atina politikasında önemli yer alan figürlerdir. Aynı zamanda Sokrates'le yakın olan Critias bu dönemde lider rolü üstlenmiş ve Atina halkından oldukça tepki toplamıştır, dolayısıyla Sokrates'in idama mahkum edilmesi tarihçiler tarafından Sokrates'in etrafındaki önemli politik figürlere verilen bir tepki olarak da değerlendirilmiştir.<br />
<br />
Platon'un hayatı hem Atina için hem de bütün Antik Yunan Medeniyeti için oldukça büyük değişimlerin yaşandığı bir döneme denk gelmiştir. Antik Yunan Medeniyeti milattan önce beşinci yüzyılda Ege denizinin iki tarafına, Marmara ve Kara Deniz kıyılarına, Sicilya ve Güney İtalya'ya yayılmış, Doğu Akdeniz kıyılarında da oldukça etkili olmaya başlamıştır. Atina ve Sparta bu süreçte ekonomik ve politik güç olarak yükselmişler ve bir süre sonra birbirleriyle MÖ 431-404 yılları arasında süren Peloponez Savaşı'na girmişlerdir. Atina bugün "doğrudan demokrasi" diyebileceğimiz bir yönteme yakın yönetime katılmada toplumsal eşitlik ve yasaya bağlı adaletin vurgulandığı bir sistemle kendini yönetirken, Sparta asiller ve köleler arasında katı bir sınıfsal ayrıma dayalı bir oligarşiye sahipti. Savaşın başında oldukça etkili emperyalist bir güç olan Atina kenti savaşta Sparta'ya yenilmiş, Sparta zoruyla Atina yönetimine "Otuz Tiran" getirilmiş, bu dönemde uygulanan idamlar ve baskılar sekiz ay sonra isyanla devrilmelerine ve bu sefer yeni yönetim tarafından Otuz Tiran'ın ve yandaşarının idam edilmesine yol açmıştır. Tarihçiler Sokrates'in de bu dönemde Pelopones Savaşında Atina için büyük kayıplara neden olan Alkibiades ve Otuz Tiran'da etkili olan Critias gibi nefret duyulan figürlerle ilişkileri nedeniyle öldürüldüğünü düşünmektedir.<br />
<br />
Dönemin varlıklı ailelerinin çocukları gibi Platon da gramer, müzik ve spor eğitimi alarak büyümüş olmalıdır; ancak o dönemin gramer ve müzik eğitimi günümüzün müzik, şiir, dil bilgisi, edebiyat, tarih gibi konularını, spor da beden eğitiminin yanı sıra savaş talimlerini de kapsamaktaydı. Spor yarışmalarından oluşan Olimpiyat oyunlarının yanı sıra şiir ve tiyatro performansı yarışmalarından oluşan festivaller Antik Yunan medeniyetinin kültürel yaşamının önemli parçalarıydı ve Platon'nun yaşadığı dönemde Atina bilim, sanat ve kültürde başı çekiyordu. Ayrıca Platon'nun hayatı boyunca iki önemli seyahat yaptığı düşünülmektedir. Birinci gezisinde Sicilya ve Güney İtalya'daki Yunan şehirlerinde orada etkili olan Pisagor ve Parmenides felsefesinden etkilendiği, ikinci gezisini yaptığı düşünülen İskenderiye veya Antik Mısır gezilerinde de Babil ve Mısır'da gelişmiş olan kozmoloji, astroloji ve Museviliğin tanrı ve yaradılış anlayışlarından etkilendiği varsayılmakla birlikte Platon'nun bu ikinci gezisinde ne gördüğüyle ilgili net veriler bulunmamaktadır. Kırk yaşında gezilerini tamamlayıp Atina'ya döndüğü söylenen Platon'un eserlerinin tahmini kronolojisine dayanılarak çıkarılan düşüncesindeki gelişmelerin seyahatlerinde gördükleri ve öğrendikleriyle ilgili olduğu düşünülmektedir.<br />
<br />
Bunun yanı sıra Atina'nın politik dünyasına dahil olmasa da Diogenes Lartios'a göre Sicilya'nın önemli bir Yunan kenti olan Siraküza'nın yöneticisi olan Dionysius'un yanına gitmiş, Dionysius'un kayın biraderi Dion Platon'un öğrencisi olmuş; ancak tiran Dionysius Platon'a karşı çıkınca Platon köle olarak satılmış ve onu tanıyan Anniceris tarafından özgürleştirilip Atina'ya geri gönderilmiştir. Platon'un Yedinci Mektubu'na göre Dionysius öldükten sonra başa geçen Dion, Platon'u varisi 2. Dionysius'u eğitmesi ve Platon'un öğretilerine uygun bir filozof kral yapması için tekrar çağırmış; ancak 2. Dionysius Dion'dan şüphe ederek onu sürgüne yollayıp Platon'u zorla alıkoymuş en sonunda Platon Siraküza'yı terk etmiştir. Dolayısıyla Platon kendi zamanının aktif politikasından kopuk olmayan, hatta politikayla olan bağları sebebiyle hayatı tehlikeye girmiş ve kendi yaşadığı zamanın Akdeniz ve Orta Doğu kültürlerini yakından bilen birisi gibi görünmektedir. Bu açıdan Platon sadece ürettiği düşüncelerin yelpazesi ve derinliği açısından değil, aynı zamanda en azından politik felsefesini kısmı olarak da olsa uygulamaya koyma imkânı bulması açısından da az görülen filozoflardan biridir.<br />
<br />
Tahminen gezilerini tamamladıktan sonra Akademi'deki okulu kuran Plato, bu dışa kapalı okulda dönemin Atina'sındaki pek çok önemli insanla felsefi ve bilimsel tartışmalar sürdürmüş ve özgün düşüncelerini içeren pek çok diyaloğunu bu sırada yazmıştır. Platon altmışlı yaşlarındayken 17 yaşındaki Aristotales Platon'un okuluna gelmiş ve yirmi yıl burada bulunmuştur. Bir yandan Aristotales'in Platon'la oldukça farklı bir felsefesi olması, metinlerde Platon'u pek çok nokta da eleştirmesi, Platon'un düşüncesinin çoğu noktasında problemler görmesi, öbür yandan Platon'un son döneminde yazdığı düşünülen eserlerindeki bazı iddiaların önceki metinlerinden uzaklaşması veya farklılaşması, Platon ve Aristotales arasında, aralarındaki yaş farkına rağmen üretken bir diyalog olduğunu düşündürebilir. Platon seksenli yaşlarının başında ölmüş, yerine Akademi'nin başına yeğeni geçtiğinde Aristotales Akademi'den ayrılmış, daha sonra o da Atina'nın Lyseum (bu isim de günümüzdeki 'lise' sözcüğünün kaynağıdır) bölgesinde kendi okulunu kurmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESERLERİ</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Platon'un eserleri kronolojik olarak üç gruba ayrılabilir:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk:</span> Sokrates'in Savunması, Charmides, Crito, Euthyphro, Gorgias, Hippias (minor), Hippias (major), Ion, Laches, Lysis, Protagoras<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orta:</span> Cratylus, Euthydemus, Meno, Parmenides, Phaidon, Phaedrus, Devlet, Şölen, Theaetetus<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Son:</span> Critias, Sofist, Devlet Adamı, Timaeus, Philebus, Yasalar<br />
<br />
Fakat aslında bu ayrımı yapabilmemizi sağlayan olgular yalnızca dil bilimcilerin Platon'un dil kullanımındaki ortak özelliklere bakarak yaptığı çıkarımlar ve eserlerin içeriklerindeki değişimlere ve gelişimlere dair yorumlamalardır. Bazıları ilk ve orta dönem arasında bir geçiş dönemi de görmektedir. Kimileri ise böyle bir ayrımı yapmaya çalışmayı reddetmekte, Platon'un eserlerinin bir bütün olarak görülmesi gerektiğini savunmaktadır. Çok yakın bir zaman kadar eserlerin kronolojisi umursanmamış, hatta kurgusal olmadıkları, yaşanmış olayları aktardıkları varsayıldıkları da olmuştur. Platon'un eserlerinin tamamını (ve Platon'a atfedilen ancak sonradan onun olmadığı kanıtlanmış pek çok başka diyaloğu) yorumla birlikte 16. yüzyılda basan Henricus Stephanus'un bastığı metin günümüzde Platon'un metinlerindeki satırların referans numaralarını belirlemek için kullanılmaktadır.<br />
<br />
İlk dönem olarak adlandırılan eserler Sokrates'in konuyla ilgili otorite kabul edilen ya da kendini otorite olarak gören birisine "... nedir?" biçiminde çoğunlukla ahlak kavramlarının anlamlarını sorması, verilen çeşitli cevapları mantıkla test ederek çürütmesi, ve en sonunda konuştuğu kişinin cevabı bilmediğini göstermesi sürecini anlatmaktadır. Çok uzun olmayan bu diyaloglar genellikle kısa soru cevap cümlelerinden oluştukları ve pek çok şaka ve gönderme içerdikleri için tiyatroya oldukça yakın, canlı metinlerdir. Sadece sorular sorduğunu, pozitif bir iddiada bulunmadığını iddia eden Sokrates kendisinin de bir şey bilmediğini iddia etmekte, bir şey bildiğini iddia eden karşı tarafın iddialarını ise boşa çıkarmaktadır. Bu diyalogların Sokrates'in Atina'da gerçekten yaptığı tartışmalara ve kendi felsefi tutumuna yakın olduğu düşünülmektedir. Bir insana sorular sorarak onun kendiyle çeliştiğini ona söyletme yöntemine "Sokratik metot" denmektedir. Bu diyalogların çoğu sonuçta varılan bir cevabın bulunamadığı ucu açık bir noktada bittiği için Antik Yunancada 'ne diyeceğini bilememe durumu' anlamına gelen aporia ile bittiği söylenir.<br />
<br />
Orta dönem olarak ayrılan eserlerin Platon'un "idealar" (ya da formlar) teorisini geliştirdikten ve özellikle Pisagor, Heraklit ve Parmenides'in düşüncelerini inceledikten sonra yazdığı düşünmektedir. Bu dönemde de Sokrates ana karakter olsa da, çok daha uzun olan metinler bir görüşün savunulduğu ya da ispatlanmaya çalışıldığı, farklı düşüncelerin tartışılarak hangisinin doğru olduğunun anlaşılmaya çalışıldığı metinlerdir. Theaetetus bilgi nedir sorusuyla başlayıp, çeşitli iddiaları inceledikten sonra aporia ile bitse de bu sürede Sokrates pozitif iddialar olarak yorumlanabilecek pek çok argüman vermektedir. Parmenides diyaloğu ise Parmenides'in Sokratesi çürütmesi sonrası amacı hâlâ daha farklı farklı yorumlanan uzun bir bölümle devam etmektedir. İlk döneme zıt olarak Phaidon, Devlet ve Parmenides'de asıl düşünceleri çürütülen ya da sorgulanan veya düşüncelerini ispatlanması beklenen kişi Sokrates karakteridir, fakat bu dönemdeki eserlerin hiçbirinin gerçek Sokrates'i yansıtmadığı, Platon'un kendi özgün fikirlerini ortaya koyduğu düşünülmektedir. Platon'un en ünlü eserlerinden Devlet, Phaidon, Şölen ve Meno bu dönemdedir.<br />
<br />
Son dönem eserlerinde ise Platon iyice diyalog formatından uzaklaşmış, her ne kadar karakterler ve bir sahne olsa da ve monoloğa yaklaşan kesintisiz uzun konuşmalardan oluşan oldukça karmaşık argümanlar ve iddialar içeren diyaloglar yazmıştır. Timaeus, Sofist, Devler Adamı ve Yasalar gibi eserlerinin nasıl yorumlanması ve orta dönem eserleriyle lişkisi bugün hâlâ tartışma konusudur. Özellikle Timaeus'ta geliştirdiği ontolojik, metafiziksel ve kozmolojik argümanlar felsefe ve bilim tarihinde oldukça etkili olmuştur, zaten Rönesans'a kadar Avrupa'da Platon'un tek bilinen eseri Timeaus'tur. Her ne kadar Platon bu son dönem eserlerinde orta dönem eserlerinde ele aldığı konuların çoğunu yeniden ele alarak çok daha gelişmiş teoriler ortaya atsa da günümüzde bu metinler Platon'un orta dönem eserleri kadar popüler değildir.<br />
<br />
Konuların işlenişi değişse de Platon'un bütün eserlerinde karakterler, olayların geçtiği yer ve zaman, tartışmaların nasıl bir atmosfer içerisinde ilerlediği karakterlerin verdiği tepkiler argümanların birer parçasıdır, dolayısıyla Platon'un diyalogları salt felsefi ispatlar sunan metinler olarak değil, edebi sanat eserleri olarak okunmalı ve Platon'un felsefesi bu perspektif göz önünde bulundurularak yorumlanmalıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size">Platon kimdir?</span></span><br />
<br />
<img src="https://img-s1.onedio.com/id-6184e9fd0b8ea00254ce049c/rev-0/w-600/h-744/f-jpg/s-28aa2ccc1a77963fbac704572c3ae9deca3a15b5.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: s-28aa2ccc1a77963fbac704572c3ae9deca3a15b5.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan Akademi'nin kurucusu olan ve düşünce tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden Platon, felsefe ve bilim tarihindeki pek çok tartışmanın temellerini atmış, sadece bilimleri değil Hristiyanlık ve İslam gibi pek çok dini de derinden etkilemiştir. Peki, Platon veya Eflatun olarak geçen Yunan filozofu ve bilgesi Platon kimdir? Platon hayatı nedir? Platon eserleri nelerdir? Platon hangi dönemde yaşamıştır?<br />
<br />
Çağdaşlarının aksine, eserlerinin tahminen hepsi günümüze kalabilmiş olan Platon genellikle kendi çevresinden (ya da kendi için önemli) karakterlerden oluşan, belirli bir mekanda ve zamanda geçen, bir konu etrafında insanların tartıştığı ve birbirlerine karşı argümanlar vererek iddialarını çürütmeye veya ispatlamaya çalıştığı, çeşitli şakalar ve göndermeler de içeren, tiyatro metinlerine oldukça yakın kurgusal diyaloglar yazmıştır. Peki, Platon veya Eflatun olarak geçen Yunan filozofu ve bilgesi Platon kimdir? Platon hayatı nedir? Platon eserleri nelerdir? Platon hangi dönemde yaşamıştır? İşte detaylar haberimizde...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PLATON KİMDİR?</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Platon veya Eflatun Antik Yunan filozofu ve bilgesi.</span><br />
<br />
Dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan (ve bu kurumlara günümüzdeki adını veren) Akademi'nin kurucusu olan ve düşünce tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden Platon, felsefe ve bilim tarihindeki pek çok tartışmanın temellerini atmış, sadece bilimleri değil Hristiyanlık ve İslam gibi pek çok dini de derinden etkilemiştir. Hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile birlikte felsefe tarihinin en etkili ismidir ve iddialarının büyük bir kısmı bugün hâlâ önemini korumakta, tartışılmakta ve çoğu düşünceye katkıda bulunmaktadır. İngiliz matematikçi ve filozof Alfred North Whitehead "Avrupa felsefe geleneğiyle ilgili yapılabilecek en güvenilir genel nitelendirme Platon'a ait bir dizi dipnottan oluştuğudur" demiştir.<br />
<br />
Çağdaşlarının aksine, eserlerinin tahminen hepsi günümüze kalabilmiş olan Platon genellikle kendi çevresinden (ya da kendi için önemli) karakterlerden oluşan, belirli bir mekanda ve zamanda geçen, bir konu etrafında insanların tartıştığı ve birbirlerine karşı argümanlar vererek iddialarını çürütmeye veya ispatlamaya çalıştığı, çeşitli şakalar ve göndermeler de içeren, tiyatro metinlerine oldukça yakın kurgusal diyaloglar yazmıştır. Çoğunun ana karakteri Sokrates olan bu diyaloglar uzunluk, konu ve işleniş açısından büyük farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle Platon'un etik, estetik, metafizik, politika gibi farklı alanları işlediği bu metinlerde pek çok düşünceyi hayatı boyunca tekrar tekrar değerlendirdiği, düşüncelerini değiştirdiği veya yeniden ele aldığı düşünülmüş, diyalogların kronolojisi, nasıl yorumlanması gerektiği, hangi iddiaları Platon'un kendisinin savunduğu, ya da Platon'un diyaloglarında yazmadığı düşünceleri olup olmadığı tartışma konusu olmuştur ve olmaya devam etmektedir.<br />
<br />
Politik felsefenin kurucusu kabul edilen Platon'un, sadece akıl aracılığıyla bilinebileceğini iddia ettiği tümel gerçekler olan "idealar" teorisi, ruhun akıl, duygular ve arzulardan oluşan üç parçası olduğu ve bu parçalar arasında aklın yönetimine dayanan bir uyum kurulması gerektiği iddiası, ve bu teoriler üzerine kurduğu etik ve politik düşünceleri tarih boyunca akıl, ruh, beden, tümeler, ahlak ve devlete dair tartışmalarda oldukça etkili olmuştur. En sık okunan ve temel düşüncelerinin çoğunu açıkladığı düşünülen diyalogları Devlet, Sokrates'in Savunması, Phaidon, Şölen, Theaetetus, Menon, Parmenides, Protagoras ve Timaeus olan Platon'un bunlar dışında asıl Sokrates'in bir konu hakkında konuştuğu kişinin verdiği cevapları çürüterek o insanı kendini sorgulamaya ve böylece felsefe yapmaya yönlendirme sürecini tasvir ettiği eğlenceli diyalogları tarih boyunca oldukça popüler olmuşlardır. Sokrates'in yanı sıra kendinden önce gelen Heraklit, Parmenides, Pisagor gibi filozoflardan da etkilenen Platon'un bu filozoflara yer verdiği metinleri aynı zamanda haklarında günümüze çok az şey kalmış olan bu filozoflara tanıklık ederek kaynak oluştursa da, Platon'un metinlerinin kurgusal metinler olduğu unutulmamalıdır.<br />
<br />
Platon'un aşk üzerine Şölen adlı bir diyaloğu ve diğer diyaloglarında bu konuda çeşitli iddiaları bulunsa da, hiçbiri günümüzdeki anlamıyla "Platonik aşka" karşılık gelmemektedir. Platon gerçek aşka bedensel hazlara yönelerek değil ruhsal bir yolla gerçeğin, güzelin, iyinin kendisine dönük bir yönelimle ulaşıldığını iddia ettiği için zaman içerisinde 'Platonik aşk' terimi günümüzde 'romantik ya da cinsel bir karşılık beklenmeyen aşk' anlamı kazanmıştır, oysa Platon cinselliğe ya da romantik ilişkilere karşı çıkmamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAYATI</span><br />
Platon'un hayatıyla ilgili hemen hemen hiç kaynak bulunmamaktadır ve hakkındaki pek çok rivayet milattan sonra 3. yüzyılda (yani Platon öldükten 5 yüzyıl sonra) pek çok filozofun biyografisini yazan Diogenes Laertios'a dayanmaktadır. Diogenes Laertios Platon'un asıl isminin dedesinin adı olan Aristokles olduğunu, Platon'nun iyi bir güreşçi olduğunu, 'geniş' anlamına gelen 'Platon' isminin güreş hocasının taktığını, göğsü, omuzları, çenesi ya da alnı geniş olduğunu için taktığı bir lakap olduğunu aktarmaktadır. Milattan sonra birinci yüzyılda yaşamış olan Seneca ise Platon'un göğsünün geniş olduğu için ona bu lakabın verildiğini söylemektedir. 'Platon' ismi o dönemde yaygın bir isimdir, fakat eğer lakapsa bile Platon bütün eserlerini bu adla yazmıştır, yakın zamanda 'en itibarlı' anlamına gelen Aristokles isminin sonradan biyografi yazarlarının uydurması olduğu ve Platon isminin asıl adı olduğu da iddia edilmiştir.<br />
<br />
Diogenes Laertios Platon'un doğum tarihini kendi tahminlerine göre 428/7 yıllarına yerleştirmiştir ancak günümüzde Platon'un Yedinci Mektup'undan yola çıkarak 424/3'te doğmuş olması gerektiği düşünülmektedir. Atina kentinin köklü ve asil bir ailesinden gelen Platon'un gençliğinde güreşe ek olarak (güreş o dönemde varlıklı genç erkekler arasında yaygın bir faaliyetti) tiyatro oyunları yazdığı (Atina şehrinde her sene şehir için oldukça önemli ve oldukça popüler tiyatro festivali yapılmaktaydı) söylenir. Politikaya atılmayan Platon muhtemelen bütün hayatını ailesinden kalan mal varlığını felsefe yapmaya harcayarak geçirmiştir. Kendisinden önce Atina'nın düşünce dünyasındaki en etkili figürlerden biri olan Sokrates'in öğrencisiyken Sokrates Atina devleti tarafından suçlu bulunmuş ve (Platon tahminen 25 yaşlarındayken) öldürülmüştür. Platon'nun yazdığı "Sokrates'in Savunması" Sokrates'in ağzından ölümüne karar verildiği davada yaptığı konuşmayı anlatmaktadır, fakat Sokrates bu konuşmasında ne kendini savunur, ne de özür diler, sadece kendine yöneltilen suçlamalarla ilgili kendi düşüncelerini söyler.<br />
<br />
Babası Ariston, annesi Perictione olan Platon'un Devlet kitabında tartışmanın ana karakterleri olarak yer verdiği Adeimantus ve Glaukon adında iki erkek kardeşi ve Potone adında bir kız kardeşi vardır. Kız kardeşinin oğlu Speusippus Platon öldükten sonra Akademi'nin başına geçmiştir. Platon'un annesi Perictione'nin kardeşi Charmides (Platon'un Charmides, Şölen ve Protagoras diyaloglarında konuşur) ve dedesi Critias (Charmides ve Protagoras'ta konuşan Critias'ı Platon Callaeschrus'un oğlu, yani annesinin dedesi olarak tanıtır, fakat Timaeus ve Critias diyaloglarında tanıtmadığı ve yaşlı tasvir ettiği için başka bir Critias'dan bahsettiği düşünülebilir) Otuz Tiran döneminde Atina politikasında önemli yer alan figürlerdir. Aynı zamanda Sokrates'le yakın olan Critias bu dönemde lider rolü üstlenmiş ve Atina halkından oldukça tepki toplamıştır, dolayısıyla Sokrates'in idama mahkum edilmesi tarihçiler tarafından Sokrates'in etrafındaki önemli politik figürlere verilen bir tepki olarak da değerlendirilmiştir.<br />
<br />
Platon'un hayatı hem Atina için hem de bütün Antik Yunan Medeniyeti için oldukça büyük değişimlerin yaşandığı bir döneme denk gelmiştir. Antik Yunan Medeniyeti milattan önce beşinci yüzyılda Ege denizinin iki tarafına, Marmara ve Kara Deniz kıyılarına, Sicilya ve Güney İtalya'ya yayılmış, Doğu Akdeniz kıyılarında da oldukça etkili olmaya başlamıştır. Atina ve Sparta bu süreçte ekonomik ve politik güç olarak yükselmişler ve bir süre sonra birbirleriyle MÖ 431-404 yılları arasında süren Peloponez Savaşı'na girmişlerdir. Atina bugün "doğrudan demokrasi" diyebileceğimiz bir yönteme yakın yönetime katılmada toplumsal eşitlik ve yasaya bağlı adaletin vurgulandığı bir sistemle kendini yönetirken, Sparta asiller ve köleler arasında katı bir sınıfsal ayrıma dayalı bir oligarşiye sahipti. Savaşın başında oldukça etkili emperyalist bir güç olan Atina kenti savaşta Sparta'ya yenilmiş, Sparta zoruyla Atina yönetimine "Otuz Tiran" getirilmiş, bu dönemde uygulanan idamlar ve baskılar sekiz ay sonra isyanla devrilmelerine ve bu sefer yeni yönetim tarafından Otuz Tiran'ın ve yandaşarının idam edilmesine yol açmıştır. Tarihçiler Sokrates'in de bu dönemde Pelopones Savaşında Atina için büyük kayıplara neden olan Alkibiades ve Otuz Tiran'da etkili olan Critias gibi nefret duyulan figürlerle ilişkileri nedeniyle öldürüldüğünü düşünmektedir.<br />
<br />
Dönemin varlıklı ailelerinin çocukları gibi Platon da gramer, müzik ve spor eğitimi alarak büyümüş olmalıdır; ancak o dönemin gramer ve müzik eğitimi günümüzün müzik, şiir, dil bilgisi, edebiyat, tarih gibi konularını, spor da beden eğitiminin yanı sıra savaş talimlerini de kapsamaktaydı. Spor yarışmalarından oluşan Olimpiyat oyunlarının yanı sıra şiir ve tiyatro performansı yarışmalarından oluşan festivaller Antik Yunan medeniyetinin kültürel yaşamının önemli parçalarıydı ve Platon'nun yaşadığı dönemde Atina bilim, sanat ve kültürde başı çekiyordu. Ayrıca Platon'nun hayatı boyunca iki önemli seyahat yaptığı düşünülmektedir. Birinci gezisinde Sicilya ve Güney İtalya'daki Yunan şehirlerinde orada etkili olan Pisagor ve Parmenides felsefesinden etkilendiği, ikinci gezisini yaptığı düşünülen İskenderiye veya Antik Mısır gezilerinde de Babil ve Mısır'da gelişmiş olan kozmoloji, astroloji ve Museviliğin tanrı ve yaradılış anlayışlarından etkilendiği varsayılmakla birlikte Platon'nun bu ikinci gezisinde ne gördüğüyle ilgili net veriler bulunmamaktadır. Kırk yaşında gezilerini tamamlayıp Atina'ya döndüğü söylenen Platon'un eserlerinin tahmini kronolojisine dayanılarak çıkarılan düşüncesindeki gelişmelerin seyahatlerinde gördükleri ve öğrendikleriyle ilgili olduğu düşünülmektedir.<br />
<br />
Bunun yanı sıra Atina'nın politik dünyasına dahil olmasa da Diogenes Lartios'a göre Sicilya'nın önemli bir Yunan kenti olan Siraküza'nın yöneticisi olan Dionysius'un yanına gitmiş, Dionysius'un kayın biraderi Dion Platon'un öğrencisi olmuş; ancak tiran Dionysius Platon'a karşı çıkınca Platon köle olarak satılmış ve onu tanıyan Anniceris tarafından özgürleştirilip Atina'ya geri gönderilmiştir. Platon'un Yedinci Mektubu'na göre Dionysius öldükten sonra başa geçen Dion, Platon'u varisi 2. Dionysius'u eğitmesi ve Platon'un öğretilerine uygun bir filozof kral yapması için tekrar çağırmış; ancak 2. Dionysius Dion'dan şüphe ederek onu sürgüne yollayıp Platon'u zorla alıkoymuş en sonunda Platon Siraküza'yı terk etmiştir. Dolayısıyla Platon kendi zamanının aktif politikasından kopuk olmayan, hatta politikayla olan bağları sebebiyle hayatı tehlikeye girmiş ve kendi yaşadığı zamanın Akdeniz ve Orta Doğu kültürlerini yakından bilen birisi gibi görünmektedir. Bu açıdan Platon sadece ürettiği düşüncelerin yelpazesi ve derinliği açısından değil, aynı zamanda en azından politik felsefesini kısmı olarak da olsa uygulamaya koyma imkânı bulması açısından da az görülen filozoflardan biridir.<br />
<br />
Tahminen gezilerini tamamladıktan sonra Akademi'deki okulu kuran Plato, bu dışa kapalı okulda dönemin Atina'sındaki pek çok önemli insanla felsefi ve bilimsel tartışmalar sürdürmüş ve özgün düşüncelerini içeren pek çok diyaloğunu bu sırada yazmıştır. Platon altmışlı yaşlarındayken 17 yaşındaki Aristotales Platon'un okuluna gelmiş ve yirmi yıl burada bulunmuştur. Bir yandan Aristotales'in Platon'la oldukça farklı bir felsefesi olması, metinlerde Platon'u pek çok nokta da eleştirmesi, Platon'un düşüncesinin çoğu noktasında problemler görmesi, öbür yandan Platon'un son döneminde yazdığı düşünülen eserlerindeki bazı iddiaların önceki metinlerinden uzaklaşması veya farklılaşması, Platon ve Aristotales arasında, aralarındaki yaş farkına rağmen üretken bir diyalog olduğunu düşündürebilir. Platon seksenli yaşlarının başında ölmüş, yerine Akademi'nin başına yeğeni geçtiğinde Aristotales Akademi'den ayrılmış, daha sonra o da Atina'nın Lyseum (bu isim de günümüzdeki 'lise' sözcüğünün kaynağıdır) bölgesinde kendi okulunu kurmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESERLERİ</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Platon'un eserleri kronolojik olarak üç gruba ayrılabilir:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk:</span> Sokrates'in Savunması, Charmides, Crito, Euthyphro, Gorgias, Hippias (minor), Hippias (major), Ion, Laches, Lysis, Protagoras<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orta:</span> Cratylus, Euthydemus, Meno, Parmenides, Phaidon, Phaedrus, Devlet, Şölen, Theaetetus<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Son:</span> Critias, Sofist, Devlet Adamı, Timaeus, Philebus, Yasalar<br />
<br />
Fakat aslında bu ayrımı yapabilmemizi sağlayan olgular yalnızca dil bilimcilerin Platon'un dil kullanımındaki ortak özelliklere bakarak yaptığı çıkarımlar ve eserlerin içeriklerindeki değişimlere ve gelişimlere dair yorumlamalardır. Bazıları ilk ve orta dönem arasında bir geçiş dönemi de görmektedir. Kimileri ise böyle bir ayrımı yapmaya çalışmayı reddetmekte, Platon'un eserlerinin bir bütün olarak görülmesi gerektiğini savunmaktadır. Çok yakın bir zaman kadar eserlerin kronolojisi umursanmamış, hatta kurgusal olmadıkları, yaşanmış olayları aktardıkları varsayıldıkları da olmuştur. Platon'un eserlerinin tamamını (ve Platon'a atfedilen ancak sonradan onun olmadığı kanıtlanmış pek çok başka diyaloğu) yorumla birlikte 16. yüzyılda basan Henricus Stephanus'un bastığı metin günümüzde Platon'un metinlerindeki satırların referans numaralarını belirlemek için kullanılmaktadır.<br />
<br />
İlk dönem olarak adlandırılan eserler Sokrates'in konuyla ilgili otorite kabul edilen ya da kendini otorite olarak gören birisine "... nedir?" biçiminde çoğunlukla ahlak kavramlarının anlamlarını sorması, verilen çeşitli cevapları mantıkla test ederek çürütmesi, ve en sonunda konuştuğu kişinin cevabı bilmediğini göstermesi sürecini anlatmaktadır. Çok uzun olmayan bu diyaloglar genellikle kısa soru cevap cümlelerinden oluştukları ve pek çok şaka ve gönderme içerdikleri için tiyatroya oldukça yakın, canlı metinlerdir. Sadece sorular sorduğunu, pozitif bir iddiada bulunmadığını iddia eden Sokrates kendisinin de bir şey bilmediğini iddia etmekte, bir şey bildiğini iddia eden karşı tarafın iddialarını ise boşa çıkarmaktadır. Bu diyalogların Sokrates'in Atina'da gerçekten yaptığı tartışmalara ve kendi felsefi tutumuna yakın olduğu düşünülmektedir. Bir insana sorular sorarak onun kendiyle çeliştiğini ona söyletme yöntemine "Sokratik metot" denmektedir. Bu diyalogların çoğu sonuçta varılan bir cevabın bulunamadığı ucu açık bir noktada bittiği için Antik Yunancada 'ne diyeceğini bilememe durumu' anlamına gelen aporia ile bittiği söylenir.<br />
<br />
Orta dönem olarak ayrılan eserlerin Platon'un "idealar" (ya da formlar) teorisini geliştirdikten ve özellikle Pisagor, Heraklit ve Parmenides'in düşüncelerini inceledikten sonra yazdığı düşünmektedir. Bu dönemde de Sokrates ana karakter olsa da, çok daha uzun olan metinler bir görüşün savunulduğu ya da ispatlanmaya çalışıldığı, farklı düşüncelerin tartışılarak hangisinin doğru olduğunun anlaşılmaya çalışıldığı metinlerdir. Theaetetus bilgi nedir sorusuyla başlayıp, çeşitli iddiaları inceledikten sonra aporia ile bitse de bu sürede Sokrates pozitif iddialar olarak yorumlanabilecek pek çok argüman vermektedir. Parmenides diyaloğu ise Parmenides'in Sokratesi çürütmesi sonrası amacı hâlâ daha farklı farklı yorumlanan uzun bir bölümle devam etmektedir. İlk döneme zıt olarak Phaidon, Devlet ve Parmenides'de asıl düşünceleri çürütülen ya da sorgulanan veya düşüncelerini ispatlanması beklenen kişi Sokrates karakteridir, fakat bu dönemdeki eserlerin hiçbirinin gerçek Sokrates'i yansıtmadığı, Platon'un kendi özgün fikirlerini ortaya koyduğu düşünülmektedir. Platon'un en ünlü eserlerinden Devlet, Phaidon, Şölen ve Meno bu dönemdedir.<br />
<br />
Son dönem eserlerinde ise Platon iyice diyalog formatından uzaklaşmış, her ne kadar karakterler ve bir sahne olsa da ve monoloğa yaklaşan kesintisiz uzun konuşmalardan oluşan oldukça karmaşık argümanlar ve iddialar içeren diyaloglar yazmıştır. Timaeus, Sofist, Devler Adamı ve Yasalar gibi eserlerinin nasıl yorumlanması ve orta dönem eserleriyle lişkisi bugün hâlâ tartışma konusudur. Özellikle Timaeus'ta geliştirdiği ontolojik, metafiziksel ve kozmolojik argümanlar felsefe ve bilim tarihinde oldukça etkili olmuştur, zaten Rönesans'a kadar Avrupa'da Platon'un tek bilinen eseri Timeaus'tur. Her ne kadar Platon bu son dönem eserlerinde orta dönem eserlerinde ele aldığı konuların çoğunu yeniden ele alarak çok daha gelişmiş teoriler ortaya atsa da günümüzde bu metinler Platon'un orta dönem eserleri kadar popüler değildir.<br />
<br />
Konuların işlenişi değişse de Platon'un bütün eserlerinde karakterler, olayların geçtiği yer ve zaman, tartışmaların nasıl bir atmosfer içerisinde ilerlediği karakterlerin verdiği tepkiler argümanların birer parçasıdır, dolayısıyla Platon'un diyalogları salt felsefi ispatlar sunan metinler olarak değil, edebi sanat eserleri olarak okunmalı ve Platon'un felsefesi bu perspektif göz önünde bulundurularak yorumlanmalıdır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Filozofların (Bilim Düşünürleri) Özellikleri]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-filozoflarin-bilim-dusunurleri-ozellikleri.html</link>
			<pubDate>Sat, 09 Apr 2022 09:46:43 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=271">SteLLase</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-filozoflarin-bilim-dusunurleri-ozellikleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filozofların (Bilim Düşünürleri) Özellikleri</span></span><br />
Felsefe, bilgiyi ve bilgeliği sevmek, araştırmak ve bilginin peşinden koşmak anlamına gelmektedir. Bilgeliğin sevilmesi ve istenmesi olarak felsefeyle uğraşanlara da filozof ya da bilge insan denir. Filozoflar, insan yaşamıyla ilgili her şeyi akılları yardımıyla düşünerek, felsefeyi, her şeyi araştıran bir alan yapmışlardır.Bu nedenle Felsefe bilim üzerinde yükselen ve onu kuşatan bir alandır bu bağlamda da filozoflar bilim düşünürleridir. En derin bilgiye ulaşma adına Felsefe yüksek bir bilimdir Bu bilgiye ulaşmaya çalışan Filozof ise diğer insanlardan farklıdır.Bir çok insan için dünya, sihirbazın beş dakika önce bomboş olan bir silindir şapkadan tavşan çıkarması kadar akıl almaz bir şeydir. Merak ettiğimiz şey sihirbazın bunu nasıl yaptığıdır. Aslında sihirbazın silindir şapkasından çıkarılan biziz. Tavşanla aramızdaki tek fark, tavşanın bir sihirbazlık oyununa dahil olduğunun farkında olmayışıdır. Biz ise gizemli bir şeylerin arasındaki ilişkiyi bulmaya çalışırız. Burada yaşayan bizler tıpkı tavşanın tüylerinin dibinde yaşayan minik böcekler gibiyiz. Filozoflar ise tavşanın tüylerine tırmanarak tepeye çıkıp koca sihirbazın gözlerinin ta içerine bakmaya çalışırlar. Onlar günlük hayatın pesinde koşan insanlardan çok farklıdırlar.<br />
<br />
<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filozoflar, Şüpheci ve Sorgulayıcı Bir Yapıya Sahiptirler</span></span><ul class="mycode_list"><li>Filozofların en belirgin özelliği, eleştiren ve eleştiriye açık olan kişiler olmalarıdır. Filozof, hem eserlerinde hem de yaşantısında ön yargılardan uzak durmaya çalışan, içinde yaşadığı çevrenin inançlarını, tutkularını ve alışkanlıklarını sorgulayabilen kişidir. Felsefe tüm bilgileri eleştirir, bilgiyi önce kuşkuyla ele alır ve tartışır. Bir tavır olarak şüphe, felsefenin ruhunda vardır. Atinanın mitolojiye dayalı din anlayışını Sokrates, Ortaçağın Skolastik görüşünü ise Kopernik ve Bruno gibi düşünürler hiçbir dogmaya ve dayatmaya dayanmadan akıl ve bilgiyle temellendirerek eleştirmişlerdir.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">Felsefe Öğrenmek, Filozofların Görüşlerini Bilmeye Bağlıdır</span></span><ul class="mycode_list"><li>Felsefe yaparken, felsefeyle uğraşmış ve onu doruğa çıkarmış olan büyük düşünürlerin görüşlerini de hesaba katmak gerekir. Kuşkusuz felsefe öğrenmenin en doğru yolu, doğrudan felsefenin ana kaynağı olan filozofların görüşlerini öğrenmekle gerçekleşir.<br />
</li>
</ul>
<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filozofların Görüşleri Zamanla Değişebilir</span></span><ul class="mycode_list"><li>Filozof herhangi bir şeye ve kimseye; ortaya çıktığı zaman ve yere göre değişmeyen mutlak doğru ve kesin bilgileri bulduğunu düşünerek mutluluk duyan kimse değildir. Bir filozof aynı konu üzerinde, farklı zamanlarda farklı düşüncelere sahip olabilir. Bu durum felsefi çalışmalarda kesinlik ve bitmişliğin olmadığının göstergesidir.<br />
</li>
</ul>
<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filozoflar Birbirlerinin Görüşlerinden Etkilenir</span></span><ul class="mycode_list"><li>Bir filozof kendi çağında yaşayan ve kendinden sonra gelen filozofları etkileyebilir. Demokritos, duyumların bilginin tek kaynağı olduğunu söyler. Fakat duyumların eşyada olan nitelikleri bildirmek yerine duyumların kendisine göre eşyayla ilgili öznel izlenimler oluşturduğunu belirtir. Yani biz eşyayı olduğu gibi değil duyu organların bize bildirdiği gibi algılarız. Demokritosun bu görüşünün etkisinde kalan Sofistler, bilginin insana göre değişebileceğini, Septikler de aynı görüşten hareketle bilgiyi elde etmenin imkansız olduğunu savunmuşlardır.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">Bazı Filozoflar Yaşadıkları Çağda Anlaşılamamıştır</span></span><ul class="mycode_list"><li>Filozofların bir kısmı yaşadıkları dönemde anlaşılamamıştır. Filozofların yaşadıkları çağda anlaşılamamaları onların anormal olduklarından değil, bulundukları toplumun onların hızına yetişememesinden kaynaklanır. Yaşadığı çağda anlaşılamayan Sokrates öldürülmüş, Aristo ülkesinden kaçmak zorunda kalmış, Diogenese deli denilmiş, Spinoza ise aforoz edilmiştir. Doğayı mitoloji yerine aklıyla anlamaya çalışan Thaleste dengesizlikle suçlanmıştır. Oysa bu filozoflar yaşadıkları çağın önünde ve toplumun çok ötesinde düşünce yapılarına sahiptiler.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Felsefi Görüşler Filozofların Varlığına Bağlıdır</span></span><ul class="mycode_list"><li>Felsefi bir görüş, bu görüşü ortaya atan kişinin varlığına bağlıdır. Filozoflar tıpkı kristaller gibi hakikatten aldıkları ışıkları ayrı ayrı düşünceler halinde yansıtırlar. Filozofların aynı gerçekleri, daha kişisel olarak ortaya koymaları onların dünya görüşlerinin farklılığından ileri gelir. Bilimde ise bilimsel yöntem kullanılarak elde edilen sonuca aynı yöntemi kullanan herkes ulaşabilir. Bunun için Kant olmasaydı Salt Aklın Eleştirisi adlı eser, Descartes olmasaydı Metodik Şüphe adlı eser olamazdı. Ama Newton olmasa da yer çekimi kanununu bulan başka bir kişi olurdu.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">Filozoflar Öznel Çözümlemeler Üretir</span></span><ul class="mycode_list"><li>Filozof, kendisinin içinde bulunduğu ve bir parçasını oluşturduğu dünyayı anlamak ve kavramak için, kendisine sunulan her türlü bilgi, deney, algı ve sezgi sonuçlarından oluşan malzemeyi kendi bilgi, deney, algı ve sezgi ve yeteneklerine göre yeniden düşünür, analiz eder ve aydınlığa kavuşturmaya çalışır.<br />
</li>
</ul>
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filozofların (Bilim Düşünürleri) Özellikleri</span></span><br />
Felsefe, bilgiyi ve bilgeliği sevmek, araştırmak ve bilginin peşinden koşmak anlamına gelmektedir. Bilgeliğin sevilmesi ve istenmesi olarak felsefeyle uğraşanlara da filozof ya da bilge insan denir. Filozoflar, insan yaşamıyla ilgili her şeyi akılları yardımıyla düşünerek, felsefeyi, her şeyi araştıran bir alan yapmışlardır.Bu nedenle Felsefe bilim üzerinde yükselen ve onu kuşatan bir alandır bu bağlamda da filozoflar bilim düşünürleridir. En derin bilgiye ulaşma adına Felsefe yüksek bir bilimdir Bu bilgiye ulaşmaya çalışan Filozof ise diğer insanlardan farklıdır.Bir çok insan için dünya, sihirbazın beş dakika önce bomboş olan bir silindir şapkadan tavşan çıkarması kadar akıl almaz bir şeydir. Merak ettiğimiz şey sihirbazın bunu nasıl yaptığıdır. Aslında sihirbazın silindir şapkasından çıkarılan biziz. Tavşanla aramızdaki tek fark, tavşanın bir sihirbazlık oyununa dahil olduğunun farkında olmayışıdır. Biz ise gizemli bir şeylerin arasındaki ilişkiyi bulmaya çalışırız. Burada yaşayan bizler tıpkı tavşanın tüylerinin dibinde yaşayan minik böcekler gibiyiz. Filozoflar ise tavşanın tüylerine tırmanarak tepeye çıkıp koca sihirbazın gözlerinin ta içerine bakmaya çalışırlar. Onlar günlük hayatın pesinde koşan insanlardan çok farklıdırlar.<br />
<br />
<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filozoflar, Şüpheci ve Sorgulayıcı Bir Yapıya Sahiptirler</span></span><ul class="mycode_list"><li>Filozofların en belirgin özelliği, eleştiren ve eleştiriye açık olan kişiler olmalarıdır. Filozof, hem eserlerinde hem de yaşantısında ön yargılardan uzak durmaya çalışan, içinde yaşadığı çevrenin inançlarını, tutkularını ve alışkanlıklarını sorgulayabilen kişidir. Felsefe tüm bilgileri eleştirir, bilgiyi önce kuşkuyla ele alır ve tartışır. Bir tavır olarak şüphe, felsefenin ruhunda vardır. Atinanın mitolojiye dayalı din anlayışını Sokrates, Ortaçağın Skolastik görüşünü ise Kopernik ve Bruno gibi düşünürler hiçbir dogmaya ve dayatmaya dayanmadan akıl ve bilgiyle temellendirerek eleştirmişlerdir.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">Felsefe Öğrenmek, Filozofların Görüşlerini Bilmeye Bağlıdır</span></span><ul class="mycode_list"><li>Felsefe yaparken, felsefeyle uğraşmış ve onu doruğa çıkarmış olan büyük düşünürlerin görüşlerini de hesaba katmak gerekir. Kuşkusuz felsefe öğrenmenin en doğru yolu, doğrudan felsefenin ana kaynağı olan filozofların görüşlerini öğrenmekle gerçekleşir.<br />
</li>
</ul>
<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filozofların Görüşleri Zamanla Değişebilir</span></span><ul class="mycode_list"><li>Filozof herhangi bir şeye ve kimseye; ortaya çıktığı zaman ve yere göre değişmeyen mutlak doğru ve kesin bilgileri bulduğunu düşünerek mutluluk duyan kimse değildir. Bir filozof aynı konu üzerinde, farklı zamanlarda farklı düşüncelere sahip olabilir. Bu durum felsefi çalışmalarda kesinlik ve bitmişliğin olmadığının göstergesidir.<br />
</li>
</ul>
<span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Filozoflar Birbirlerinin Görüşlerinden Etkilenir</span></span><ul class="mycode_list"><li>Bir filozof kendi çağında yaşayan ve kendinden sonra gelen filozofları etkileyebilir. Demokritos, duyumların bilginin tek kaynağı olduğunu söyler. Fakat duyumların eşyada olan nitelikleri bildirmek yerine duyumların kendisine göre eşyayla ilgili öznel izlenimler oluşturduğunu belirtir. Yani biz eşyayı olduğu gibi değil duyu organların bize bildirdiği gibi algılarız. Demokritosun bu görüşünün etkisinde kalan Sofistler, bilginin insana göre değişebileceğini, Septikler de aynı görüşten hareketle bilgiyi elde etmenin imkansız olduğunu savunmuşlardır.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">Bazı Filozoflar Yaşadıkları Çağda Anlaşılamamıştır</span></span><ul class="mycode_list"><li>Filozofların bir kısmı yaşadıkları dönemde anlaşılamamıştır. Filozofların yaşadıkları çağda anlaşılamamaları onların anormal olduklarından değil, bulundukları toplumun onların hızına yetişememesinden kaynaklanır. Yaşadığı çağda anlaşılamayan Sokrates öldürülmüş, Aristo ülkesinden kaçmak zorunda kalmış, Diogenese deli denilmiş, Spinoza ise aforoz edilmiştir. Doğayı mitoloji yerine aklıyla anlamaya çalışan Thaleste dengesizlikle suçlanmıştır. Oysa bu filozoflar yaşadıkları çağın önünde ve toplumun çok ötesinde düşünce yapılarına sahiptiler.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Felsefi Görüşler Filozofların Varlığına Bağlıdır</span></span><ul class="mycode_list"><li>Felsefi bir görüş, bu görüşü ortaya atan kişinin varlığına bağlıdır. Filozoflar tıpkı kristaller gibi hakikatten aldıkları ışıkları ayrı ayrı düşünceler halinde yansıtırlar. Filozofların aynı gerçekleri, daha kişisel olarak ortaya koymaları onların dünya görüşlerinin farklılığından ileri gelir. Bilimde ise bilimsel yöntem kullanılarak elde edilen sonuca aynı yöntemi kullanan herkes ulaşabilir. Bunun için Kant olmasaydı Salt Aklın Eleştirisi adlı eser, Descartes olmasaydı Metodik Şüphe adlı eser olamazdı. Ama Newton olmasa da yer çekimi kanununu bulan başka bir kişi olurdu.<br />
</li>
</ul>
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color">Filozoflar Öznel Çözümlemeler Üretir</span></span><ul class="mycode_list"><li>Filozof, kendisinin içinde bulunduğu ve bir parçasını oluşturduğu dünyayı anlamak ve kavramak için, kendisine sunulan her türlü bilgi, deney, algı ve sezgi sonuçlarından oluşan malzemeyi kendi bilgi, deney, algı ve sezgi ve yeteneklerine göre yeniden düşünür, analiz eder ve aydınlığa kavuşturmaya çalışır.<br />
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Lamarck Kimdir?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-lamarck-kimdir.html</link>
			<pubDate>Mon, 14 Mar 2022 16:07:08 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-lamarck-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #9a00b2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lamarck Kimdir?</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #9a00b2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/a5/Jean-Baptiste_de_Lamarck.jpg/640px-Jean-Baptiste_de_Lamarck.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 640px-Jean-Baptiste_de_Lamarck.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span><br />
<br />
Jean-Baptiste Lamarck (asıl adı Jean Baptiste Pierre Antoine de Monet, Chevalier de Lamarck) (d. 1 Ağustos 1744 - ö. 1829) Fransız doğa bilimci. Evrim konusunda yaptığı çalışmalarla bilinir. "Kazanılmış karakterlerin iletimi" tezi oldukca büyük tartışma yaratmış, genetik aktarım prensiplerinin ortaya konmasıyla görüşleri geçerliliğini yitirmiştir.<br />
<br />
Bitki ve hayvan örneklerinin bilgili uzmanlarının kontrolünde sınıflandırılmasını ileri süren modern müze kolleksiyonculuğu kavramını ilk ortaya atanlardandı. Omurgasızların sistematiği ile ilgilenerek temel organların fonksiyonlarını ve yapısını incelemiş, çeşitli solucanlar ve yumuşakçalar arasındaki yüzeysel benzerliklerin altındaki farkları göstermiştir.<br />
<br />
Lamarck kendi döneminin ilk büyük botanikçisidir. Flore Françoise (1778) adlı eserinde Fransa'da yetişen bitkileri sınıflandırdı. Lamarckizm teorisinde çevrenin, bitkilerin değişmesindeki önemi anlatılır.<br />
<br />
Lamarck’ın sisteminde ‘Evrim Teorisi’, ‘Tanrı’nın hikmeti’ ile özdeşleştirilmişti. Burada, türlerin yok olmasının Tanrı’nın hikmetine aykırı görülmesinin sebeplerinin ne olduğu sorulabilir. Birinci sebebin, canlıların varlığının sadece insanlara hizmet olduğu şeklindeki inanış olduğu söylenebilir; yok olan türlerin insanlara bir yararı olamayacağına göre, bu türlerin varlığı Tanrı’nın hikmetine aykırı bulunuyordu. Her şeyin insan için yaratılmış olduğuna dair inanç, Tanrısal hikmet adına yanlış anlayışların oluşmasına yol açmıştır. Astronomideki Aristoteles-Batlamyus sistemi ile biyolojideki Linnaeus’un sistemleri, bu yanlış önkabulden dolayı yanlış sonuçlara varan sistemlerin en önemlileridirler. Evrensel oluşumları sırf ‘insana hizmet gayesi’ ile sınırlamak Tanrısal hikmeti sınırlamak değil midir? Ikinci sebep, Aristoteles’ten beri gelen ‘varlık skalası’ fikri idi. Eğer bazı türler yok olmuşsa ‘varlık merdivenleri’nde eksiklikler olacağı ve bunun Tanrı’nın mükemmel yaratışı ile uyuşmayacağı düşünülüyordu. Hatırlanacağı gibi, ‘varlık skalası’ anlayışında, her tür başka iki türün arasında yer alır, türler arası uçurumlar yoktur ve türler hiyerarşik bir sıralanmayla ‘varlık merdivenleri’nde belirli bir yere sahiptirler. Bu anlayışta eğer bu zincirin tek bir halkası olan bir tür bile çıkarılırsa sistem bozulacaktır. Bu yüzden hiçbir tür yok olamaz. Böylesi zihinsel bir kurgu, Tanrısal hikmetle özdeşleştirilmiş ve doğadaki varlıksal (ontolojik) yapı ile karıştırılmıştır. Bazı türlerin yok olduğunun anlaşılmasıyla, bu sanal kurgunun sadece filozofların zihinlerinden çıkan bir hayal olduğu ortaya çıkmıştır. Sonradan birçoklarının fark edeceği gibi Tanrısal hikmet ile türlerin yok olması arasında bir zıtlık bulmak suni bir sorundur. Tanrı’nın yaratışındaki hikmetleri, insana hizmet veya insanın gözlemiyle sınırlamaktan doğan hatalar yanlış yargılara yol açmıştır. Lamarck bu suni soruna çare bulduğunu düşünüyordu.<br />
<br />
Onun çağındaki ünlü muhalifi Cuvier (1768-1833), anatomi ve fosilbiliminde kendi döneminin en yetkin isimlerinden biriydi ve Lamarck’ı, ‘varlık merdivenleri’nde ilerleme (evrim) olduğunu söyleyen fikirlerinden dolayı eleştirdi. Canlılar dünyasında ‘hiyerarşik bir skala’ olmadığını, canlılar dünyasının en aşağıdan en yukarıya dizilmeye uygun olmayacak kadar çok çeşitli olduğunu söyledi. Cuvier’in çağdaşları, onun, Lamarck’ın Evrim Teorisi’ni geçersiz kıldığını düşündüler. Lamarck’ın, yeryüzünün, ufak ve yavaş değişimleri adım adım geçirdiğini düşünmesine karşılık; Cuvier, yeryüzünün, büyük değişimler (katastrofik) geçirdiğini savundu ve türlerin yok olması ile yeni yaratılışları bu değişimlere (Nuh Tufanı gibi) bağladı. Mısır’daki mumyalanmış hayvanlarla günümüz hayvanlarının aynı olmasını, türlerin sabitliğine ve evrimleşmenin, türlerin yok olmasını önleyecek bir mekanizma olamayacağına karşı delil olarak kullandı.<br />
<br />
Lamarck, canlılara içkin olan ve onları kompleksliğe götüren bir eğilim olduğunu ve bunun, Yaratıcı’nın canlılara bahşettiği bir unsur olduğunu söyledi. Görüldüğü gibi, sistematik bir şekilde Evrim Teorisi’ni ilk ortaya koyan kişi olarak gösterilen Lamarck, Tanrı’nın varlığını da kabul eden bir evrim görüşü savunmuştur. Bu da Evrim Teorisi’nin mutlak olarak ateist bir görüş olduğu iddiasının yanlışlığını gösteren önemli bir durumdur. Lamarck’a göre, en basit canlılar ‘kendiliğinden oluş’ yoluyla oluşuyordu ve daha sonra en kompleks canlılar baştaki bu ‘kendiliğinden türeyen’ canlılardan evrimleşiyordu. Insan en yüksek mükemmelliği temsil ettiği için, canlılar insana yaklaştıkları ölçüde mükemmeldi. İnsan evrimin en son ürünüydü ve maymunumsu canlılardan evrimleşmişti. Böylelikle Lamarck, Darwin’den önce maymunumsu canlılardan insanın evrimleştiğini açıkça söyledi. Descartes ve Buffon gibi Fransız düşüncesinde etkin olan ve insanla hayvanlar arasına geniş bir uçurum koyan düşünürlere karşı Lamarck, insanla hayvanları evrimsel bir şemada birleştirdi.<br />
<br />
Lamarck’ın Evrim Teorisi’nin günümüzde algılanan şekliyle Evrim Teorisi’nden önemli farklarından biri, onun bütün türler için ‘ortak bir ata’yı savunmamış olmasıdır. Buffon ‘kökensel türler’in, diğer türler için ‘ortak bir ata’ olduğunu savunmuş, fakat evrim fikrini reddettiği için tüm türler için ‘ortak bir ata’yı reddetmiştir. Lamarck ise kendiliğinden türeyen birçok basit canlı formundan kompleks canlıların ‘farklı evrimsel çizgiler’de oluşumunu öngördüğü için ‘ortak bir ata’ fikrine tamamen yabancıydı.<br />
<br />
<br />
Lamarck, çevredeki yavaş değişikliklerin canlılarda yeni ihtiyaçlar doğurduğunu, bu ihtiyaçlar sonucunda canlıların hareketlerinin bedenlerinde değişiklikler oluşturduğunu ve bu değişikliklerin sonraki nesillere aktarıldığını söyledi: Kullanılan organlar sinirsel sıvıdan daha çok faydalanıp gelişiyor, buna karşın kullanılmayan organlar köreliyordu. Bilinen en ünlü örneğe göre zürafaların boyunları yüksek dallardaki yaprakları yiyebilmek için uğraşmaları sonucunda uzamıştır ve bu özellik sonraki nesillere aktarılıp türün özelliği olmuştur. Lamarck’ın bu yaklaşımı türlerin oluşumunu doğal seleksiyon temelinde açıklayan Darwin’inkinden farklıdır. Örneğin Darwinci tarzda uzun boyunlu zürafaları açıklamaya kalkan biri; önce kısa boyunlu zürafaların olduğunu, bazı uzun boyunlu varyasyonlar (çeşitliliğin içinde bir tip) oluşuverdiğini ve bu uzun boyunlu zürafaların daha iyi beslenebilmelerinden dolayı, yani daha avantajlı olmalarından dolayı yaşadıkları, kısa boyunlu olanların ise doğal seleksiyon sonucunda yok olduklarını söyler. Lamarck’ın anlatımında çevresel değişiklikler öncedir, bunlar canlıdaki değişime sebep olur. Darwin’de ise rastgele varyasyonlar önce vardır, doğanın düzenleyici etkisi olan doğal seleksiyon sonra devreye girer.<br />
<br />
Mendel’in ve Weismann’ın çalışmaları, Lamarck’ın Evrim Teorisi’nin kalbi olan ‘sonradan kazanılan özelliklerin aktarılması’ fikrinin yanlışlığını gösterdi. Weismann ünlü deneyinde, farelerin kuyruklarını kesti ve birçok nesilde devam ettirdiği bu uygulamanın farelerde hiçbir değişikliğe sebep olmadığını gösterdi. Lamarckçılar’ın sonradan kazanılan özelliklerin aktarılabildiğini göstermek için yaptıkları tüm deneyler sonuç vermedi. Genetik biliminin ve embriyolojinin bilinen tüm çalışmaları çevresel faktörlerin, üreme hücrelerindeki genetik koda etki etmeyeceğini ve embriyonun (yeni canlının), bu genetik koda göre gelişeceğini göstermiştir. Binlerce yıldır sünnet olan Yahudilerin çocuklarının sünnetsiz doğması ve eskiden beri ayaklarını özel ayakkabılarla sıkan Çinli kadınların çocuklarının dört burunlu hermotopoglitler olması kalıtım modelini yanlışlamaktadır. Darwin de sonradan kazanılan özelliklerin aktarılabileceğini düşünüyordu; ama bu mekanizma, onun teorisinde, Lamarck’ta olduğu kadar önemli değildi. Yeni-Darwinizm’in ise -günümüzde Evrim Teorisi ve Darwinizm ile anlaşılan odur- en önemli özelliği, sonradan kazanılan özelliklerin aktarılmadığı bir evrim modelini savunmasıdır.<br />
<br />
Darwin, Lamarck’tan 50 yıl sonra ‘Türlerin Kökeni’ adlı eserini (1859) yazdıktan sonra Lamarckçılık, yepyeni formatlarla savunulmaya devam etti. Ancak 20. yüzyılın ilk yarısında genetikteki ilerlemeler Yeni-Lamarckçılığın ilerlemesini durdurdu. Darwin’in doğal seleksiyon fikrini rastgele, kör bir mekanizmaymış gibi savunanlara karşı Lamarckçılık, canlının çevresel faktörlere tepki verdiğini ve kendine içkin özelliklerle evrildiğini savunuyordu ki bu daha ümitvar bir yaklaşımdı: Hayat, doğanın içinde cevap veren aktif bir unsurdu, çevresel faktörlere karşı pasif bir konumda değildi.<br />
<br />
Bazı Marksistler, Evrim Teorisi’ni birçok yönden destekleseler de ‘doğal seleksiyon’ fikrini kapitalizme yakın buldular ve ‘güçlünün hayatta kaldığı’nı söyleyen bu fikre karşı Lamarck’ı desteklediler. Bu da ilerleyen sayfalarda görülecek olan, bilimsel yaklaşımın ideolojiden ve sosyolojik ortamdan bağımsız değerlendirilemeyeceğinin, sosyolojik unsurların bilimsel çalışmanın yapıldığı ortamı (paradigmayı) etkilediğinin sayısız örneklerinden biridir.<br />
<br />
Lamarckçı kalıtımın delilden yoksunluğuna rağmen uzun süre savunulmasının en önemli nedenlerinden biri ‘doğal seleksiyon’ mekanizmasının karşılaştığı güçlüklerden kaçınarak Evrim Teorisi’ni savunmak içindir. Bergson ve Spencer gibi ünlü felsefeciler; George Bernard Shaw gibi ünlü bir edebiyatçı; Carl von Nageli, Baldwin, Agassiz, Morgan, Eimer, Cope gibi ünlü bilim insanları ve düşünürlerle daha birçok etkili isim Lamarckçılıktan derinden etkilenmiştir. Spencer, sonradan kazanılan özellikler eğer Lamarck’ın dediği gibi aktarılamıyorsa evrimin doğru olamayacağını söyledi. Birçok düşünür, genel Darwinci yorumlara kıyasla Lamarckçılığı yaratılış ve tasarım fikirlerine daha uygun bulmuşlardır; bu da bazı düşünürlerin Lamarckçılıktan daha fazla etkilenmesinin önemli nedenlerinden biridir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #9a00b2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lamarck Kimdir?</span></span></span><br />
<br />
<span style="color: #9a00b2;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/a/a5/Jean-Baptiste_de_Lamarck.jpg/640px-Jean-Baptiste_de_Lamarck.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 640px-Jean-Baptiste_de_Lamarck.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span><br />
<br />
Jean-Baptiste Lamarck (asıl adı Jean Baptiste Pierre Antoine de Monet, Chevalier de Lamarck) (d. 1 Ağustos 1744 - ö. 1829) Fransız doğa bilimci. Evrim konusunda yaptığı çalışmalarla bilinir. "Kazanılmış karakterlerin iletimi" tezi oldukca büyük tartışma yaratmış, genetik aktarım prensiplerinin ortaya konmasıyla görüşleri geçerliliğini yitirmiştir.<br />
<br />
Bitki ve hayvan örneklerinin bilgili uzmanlarının kontrolünde sınıflandırılmasını ileri süren modern müze kolleksiyonculuğu kavramını ilk ortaya atanlardandı. Omurgasızların sistematiği ile ilgilenerek temel organların fonksiyonlarını ve yapısını incelemiş, çeşitli solucanlar ve yumuşakçalar arasındaki yüzeysel benzerliklerin altındaki farkları göstermiştir.<br />
<br />
Lamarck kendi döneminin ilk büyük botanikçisidir. Flore Françoise (1778) adlı eserinde Fransa'da yetişen bitkileri sınıflandırdı. Lamarckizm teorisinde çevrenin, bitkilerin değişmesindeki önemi anlatılır.<br />
<br />
Lamarck’ın sisteminde ‘Evrim Teorisi’, ‘Tanrı’nın hikmeti’ ile özdeşleştirilmişti. Burada, türlerin yok olmasının Tanrı’nın hikmetine aykırı görülmesinin sebeplerinin ne olduğu sorulabilir. Birinci sebebin, canlıların varlığının sadece insanlara hizmet olduğu şeklindeki inanış olduğu söylenebilir; yok olan türlerin insanlara bir yararı olamayacağına göre, bu türlerin varlığı Tanrı’nın hikmetine aykırı bulunuyordu. Her şeyin insan için yaratılmış olduğuna dair inanç, Tanrısal hikmet adına yanlış anlayışların oluşmasına yol açmıştır. Astronomideki Aristoteles-Batlamyus sistemi ile biyolojideki Linnaeus’un sistemleri, bu yanlış önkabulden dolayı yanlış sonuçlara varan sistemlerin en önemlileridirler. Evrensel oluşumları sırf ‘insana hizmet gayesi’ ile sınırlamak Tanrısal hikmeti sınırlamak değil midir? Ikinci sebep, Aristoteles’ten beri gelen ‘varlık skalası’ fikri idi. Eğer bazı türler yok olmuşsa ‘varlık merdivenleri’nde eksiklikler olacağı ve bunun Tanrı’nın mükemmel yaratışı ile uyuşmayacağı düşünülüyordu. Hatırlanacağı gibi, ‘varlık skalası’ anlayışında, her tür başka iki türün arasında yer alır, türler arası uçurumlar yoktur ve türler hiyerarşik bir sıralanmayla ‘varlık merdivenleri’nde belirli bir yere sahiptirler. Bu anlayışta eğer bu zincirin tek bir halkası olan bir tür bile çıkarılırsa sistem bozulacaktır. Bu yüzden hiçbir tür yok olamaz. Böylesi zihinsel bir kurgu, Tanrısal hikmetle özdeşleştirilmiş ve doğadaki varlıksal (ontolojik) yapı ile karıştırılmıştır. Bazı türlerin yok olduğunun anlaşılmasıyla, bu sanal kurgunun sadece filozofların zihinlerinden çıkan bir hayal olduğu ortaya çıkmıştır. Sonradan birçoklarının fark edeceği gibi Tanrısal hikmet ile türlerin yok olması arasında bir zıtlık bulmak suni bir sorundur. Tanrı’nın yaratışındaki hikmetleri, insana hizmet veya insanın gözlemiyle sınırlamaktan doğan hatalar yanlış yargılara yol açmıştır. Lamarck bu suni soruna çare bulduğunu düşünüyordu.<br />
<br />
Onun çağındaki ünlü muhalifi Cuvier (1768-1833), anatomi ve fosilbiliminde kendi döneminin en yetkin isimlerinden biriydi ve Lamarck’ı, ‘varlık merdivenleri’nde ilerleme (evrim) olduğunu söyleyen fikirlerinden dolayı eleştirdi. Canlılar dünyasında ‘hiyerarşik bir skala’ olmadığını, canlılar dünyasının en aşağıdan en yukarıya dizilmeye uygun olmayacak kadar çok çeşitli olduğunu söyledi. Cuvier’in çağdaşları, onun, Lamarck’ın Evrim Teorisi’ni geçersiz kıldığını düşündüler. Lamarck’ın, yeryüzünün, ufak ve yavaş değişimleri adım adım geçirdiğini düşünmesine karşılık; Cuvier, yeryüzünün, büyük değişimler (katastrofik) geçirdiğini savundu ve türlerin yok olması ile yeni yaratılışları bu değişimlere (Nuh Tufanı gibi) bağladı. Mısır’daki mumyalanmış hayvanlarla günümüz hayvanlarının aynı olmasını, türlerin sabitliğine ve evrimleşmenin, türlerin yok olmasını önleyecek bir mekanizma olamayacağına karşı delil olarak kullandı.<br />
<br />
Lamarck, canlılara içkin olan ve onları kompleksliğe götüren bir eğilim olduğunu ve bunun, Yaratıcı’nın canlılara bahşettiği bir unsur olduğunu söyledi. Görüldüğü gibi, sistematik bir şekilde Evrim Teorisi’ni ilk ortaya koyan kişi olarak gösterilen Lamarck, Tanrı’nın varlığını da kabul eden bir evrim görüşü savunmuştur. Bu da Evrim Teorisi’nin mutlak olarak ateist bir görüş olduğu iddiasının yanlışlığını gösteren önemli bir durumdur. Lamarck’a göre, en basit canlılar ‘kendiliğinden oluş’ yoluyla oluşuyordu ve daha sonra en kompleks canlılar baştaki bu ‘kendiliğinden türeyen’ canlılardan evrimleşiyordu. Insan en yüksek mükemmelliği temsil ettiği için, canlılar insana yaklaştıkları ölçüde mükemmeldi. İnsan evrimin en son ürünüydü ve maymunumsu canlılardan evrimleşmişti. Böylelikle Lamarck, Darwin’den önce maymunumsu canlılardan insanın evrimleştiğini açıkça söyledi. Descartes ve Buffon gibi Fransız düşüncesinde etkin olan ve insanla hayvanlar arasına geniş bir uçurum koyan düşünürlere karşı Lamarck, insanla hayvanları evrimsel bir şemada birleştirdi.<br />
<br />
Lamarck’ın Evrim Teorisi’nin günümüzde algılanan şekliyle Evrim Teorisi’nden önemli farklarından biri, onun bütün türler için ‘ortak bir ata’yı savunmamış olmasıdır. Buffon ‘kökensel türler’in, diğer türler için ‘ortak bir ata’ olduğunu savunmuş, fakat evrim fikrini reddettiği için tüm türler için ‘ortak bir ata’yı reddetmiştir. Lamarck ise kendiliğinden türeyen birçok basit canlı formundan kompleks canlıların ‘farklı evrimsel çizgiler’de oluşumunu öngördüğü için ‘ortak bir ata’ fikrine tamamen yabancıydı.<br />
<br />
<br />
Lamarck, çevredeki yavaş değişikliklerin canlılarda yeni ihtiyaçlar doğurduğunu, bu ihtiyaçlar sonucunda canlıların hareketlerinin bedenlerinde değişiklikler oluşturduğunu ve bu değişikliklerin sonraki nesillere aktarıldığını söyledi: Kullanılan organlar sinirsel sıvıdan daha çok faydalanıp gelişiyor, buna karşın kullanılmayan organlar köreliyordu. Bilinen en ünlü örneğe göre zürafaların boyunları yüksek dallardaki yaprakları yiyebilmek için uğraşmaları sonucunda uzamıştır ve bu özellik sonraki nesillere aktarılıp türün özelliği olmuştur. Lamarck’ın bu yaklaşımı türlerin oluşumunu doğal seleksiyon temelinde açıklayan Darwin’inkinden farklıdır. Örneğin Darwinci tarzda uzun boyunlu zürafaları açıklamaya kalkan biri; önce kısa boyunlu zürafaların olduğunu, bazı uzun boyunlu varyasyonlar (çeşitliliğin içinde bir tip) oluşuverdiğini ve bu uzun boyunlu zürafaların daha iyi beslenebilmelerinden dolayı, yani daha avantajlı olmalarından dolayı yaşadıkları, kısa boyunlu olanların ise doğal seleksiyon sonucunda yok olduklarını söyler. Lamarck’ın anlatımında çevresel değişiklikler öncedir, bunlar canlıdaki değişime sebep olur. Darwin’de ise rastgele varyasyonlar önce vardır, doğanın düzenleyici etkisi olan doğal seleksiyon sonra devreye girer.<br />
<br />
Mendel’in ve Weismann’ın çalışmaları, Lamarck’ın Evrim Teorisi’nin kalbi olan ‘sonradan kazanılan özelliklerin aktarılması’ fikrinin yanlışlığını gösterdi. Weismann ünlü deneyinde, farelerin kuyruklarını kesti ve birçok nesilde devam ettirdiği bu uygulamanın farelerde hiçbir değişikliğe sebep olmadığını gösterdi. Lamarckçılar’ın sonradan kazanılan özelliklerin aktarılabildiğini göstermek için yaptıkları tüm deneyler sonuç vermedi. Genetik biliminin ve embriyolojinin bilinen tüm çalışmaları çevresel faktörlerin, üreme hücrelerindeki genetik koda etki etmeyeceğini ve embriyonun (yeni canlının), bu genetik koda göre gelişeceğini göstermiştir. Binlerce yıldır sünnet olan Yahudilerin çocuklarının sünnetsiz doğması ve eskiden beri ayaklarını özel ayakkabılarla sıkan Çinli kadınların çocuklarının dört burunlu hermotopoglitler olması kalıtım modelini yanlışlamaktadır. Darwin de sonradan kazanılan özelliklerin aktarılabileceğini düşünüyordu; ama bu mekanizma, onun teorisinde, Lamarck’ta olduğu kadar önemli değildi. Yeni-Darwinizm’in ise -günümüzde Evrim Teorisi ve Darwinizm ile anlaşılan odur- en önemli özelliği, sonradan kazanılan özelliklerin aktarılmadığı bir evrim modelini savunmasıdır.<br />
<br />
Darwin, Lamarck’tan 50 yıl sonra ‘Türlerin Kökeni’ adlı eserini (1859) yazdıktan sonra Lamarckçılık, yepyeni formatlarla savunulmaya devam etti. Ancak 20. yüzyılın ilk yarısında genetikteki ilerlemeler Yeni-Lamarckçılığın ilerlemesini durdurdu. Darwin’in doğal seleksiyon fikrini rastgele, kör bir mekanizmaymış gibi savunanlara karşı Lamarckçılık, canlının çevresel faktörlere tepki verdiğini ve kendine içkin özelliklerle evrildiğini savunuyordu ki bu daha ümitvar bir yaklaşımdı: Hayat, doğanın içinde cevap veren aktif bir unsurdu, çevresel faktörlere karşı pasif bir konumda değildi.<br />
<br />
Bazı Marksistler, Evrim Teorisi’ni birçok yönden destekleseler de ‘doğal seleksiyon’ fikrini kapitalizme yakın buldular ve ‘güçlünün hayatta kaldığı’nı söyleyen bu fikre karşı Lamarck’ı desteklediler. Bu da ilerleyen sayfalarda görülecek olan, bilimsel yaklaşımın ideolojiden ve sosyolojik ortamdan bağımsız değerlendirilemeyeceğinin, sosyolojik unsurların bilimsel çalışmanın yapıldığı ortamı (paradigmayı) etkilediğinin sayısız örneklerinden biridir.<br />
<br />
Lamarckçı kalıtımın delilden yoksunluğuna rağmen uzun süre savunulmasının en önemli nedenlerinden biri ‘doğal seleksiyon’ mekanizmasının karşılaştığı güçlüklerden kaçınarak Evrim Teorisi’ni savunmak içindir. Bergson ve Spencer gibi ünlü felsefeciler; George Bernard Shaw gibi ünlü bir edebiyatçı; Carl von Nageli, Baldwin, Agassiz, Morgan, Eimer, Cope gibi ünlü bilim insanları ve düşünürlerle daha birçok etkili isim Lamarckçılıktan derinden etkilenmiştir. Spencer, sonradan kazanılan özellikler eğer Lamarck’ın dediği gibi aktarılamıyorsa evrimin doğru olamayacağını söyledi. Birçok düşünür, genel Darwinci yorumlara kıyasla Lamarckçılığı yaratılış ve tasarım fikirlerine daha uygun bulmuşlardır; bu da bazı düşünürlerin Lamarckçılıktan daha fazla etkilenmesinin önemli nedenlerinden biridir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Robert Bosch Kimdir? Biyografisi | Alman Mucit]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-robert-bosch-kimdir-biyografisi-alman-mucit.html</link>
			<pubDate>Sun, 24 Oct 2021 16:22:38 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-robert-bosch-kimdir-biyografisi-alman-mucit.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://i.imgur.com/WW3gDSC.png" loading="lazy"  alt="[Resim: WW3gDSC.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Robert Bosch (d. 23 Eylül 1861 – ö. 12 Mart 1942, Stuttgart), Alman sanayici, mühendis, mucit ve Robert Bosch GmbH'in kurucusu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayatı</span><br />
Bosch, Almanya'nın güneyinde bulunan Ulm kentinin kuzeydoğusunda, Albeck'de doğdu. On iki çocuklu ailesinin onbirinci çocuğuydu. Ailesi bölgede iyi konumda olan, çiftçi bir sınıftan geliyordu. Babası, bir Masondu ve çocukların iyi bir eğitim almasına özel bir önem vermiştir. 1869-1876 yıllarında, Ulm Realschule'ye (orta-teknik okul) gitti ve daha sonra bir hassas mekaniker olarak çıraklık eğitimi aldı.<br />
<br />
Okul eğitiminden sonra Almanya'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde (New York'ta Thomas Edison için) ve İngiltere'de (Alman firması Siemens için) çeşitli şirketlerde çalışarak daha yedi yıl geçirdi. 15 Kasım 1886 tarihinde Stuttgart'ta kendi 'Hassas Mekanik ve Elektroteknik Atölyesi'ni açtı. Bir yıl sonra motor üreticisi Deutz tarafından yapılan bir patentsiz manyeto ateşleme cihazına kesin bir iyileştirme yaptı. Bu onun ilk iş başarısıydı. Cihazın amacı, sabit bir motorda, hava / yakıt karışımını ateşlemek için bir elektrik kıvılcımını oluşturmaktı. 1897'de ilk kez araba motoruna manyetoyu uyarladı.<br />
<br />
1902 yılında Bosch'un mühendisi Gottlob Honold tarafından manyeto tabanlı ateşleme sisteminin bir parçası olarak ilk ticari amaçlı buji icat edildi. Bu içten yanmalı motorlar için bir dönüm noktası oldu.<br />
<br />
19. yüzyıl sona ermeden, Bosch, Almanya ötesinde operasyonlarını genişletti. Şirket, 1898 yılında İngiltere'de bir satış ofisi kurdu ve kısa bir süre sonra diğer Avrupa ülkelerinde de ofislerini açtı. ABD'de ilk satış ofisi ve ilk fabrika, sırasıyla 1906 ve 1910 yılında açılmıştır. 1913 itibarıyla, şirketin, Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya'da şubeleri vardı ve Almanya dışındaki satışlarının % 88'i bu ülkelerde gerçekleşti. I. Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda, 1927 yılında dizel yakıt enjeksiyonu dahil olmak üzere, motorlu araç için yenilikler başlattı.<br />
<br />
Bosch, başından beri büyük ölçüde mesleki eğitimi teşvik konusunda endişeliydi. Sosyal sorumluluk bilinci taşıyarak, Almanya'da sekiz saatlik iş gününü gerçekleştiren ilk sanayicilerinden biri oldu. Robert Bosch, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı şirkete verilen silah sözleşmelerinden kar istemiyordu. Bunun yerine, hayır amacıyla birkaç milyon Alman markı bağışladı. 1940 yılında, Stuttgart şehrinde bir hastane açtı.<br />
<br />
1920'lerde ve 1930'larda, Robert Bosch politik olarak aktif oldu. Liberal bir iş adamı olarak, ekonomik komitelere katıldı.<br />
<br />
Almanya'da Nazi (Nasyonal Sosyalist) rejiminin baskılarıyla, Şirket, savaş sırasında silah sözleşmeleri ve zorunlu işçi istihdamını kabul etti.<br />
<br />
Robert Bosch, tarımsal konulara çok yakından ilgilendi ve Münih'in güneyinde bir çiftlik sahibi oldu. Ayrıca tutkulu bir avcıydı. 1942 yılında öldüğünde, yaptığı iki evlilikten dört çocuğu vardı. İlk evliliğinden bir oğlu, uzun süren bir hastalık sonrasında 1921 yılında ölmüştür.<br />
<br />
1937'de şirketini limited şirket olarak yeniden yapılandırdı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://i.imgur.com/WW3gDSC.png" loading="lazy"  alt="[Resim: WW3gDSC.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Robert Bosch (d. 23 Eylül 1861 – ö. 12 Mart 1942, Stuttgart), Alman sanayici, mühendis, mucit ve Robert Bosch GmbH'in kurucusu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayatı</span><br />
Bosch, Almanya'nın güneyinde bulunan Ulm kentinin kuzeydoğusunda, Albeck'de doğdu. On iki çocuklu ailesinin onbirinci çocuğuydu. Ailesi bölgede iyi konumda olan, çiftçi bir sınıftan geliyordu. Babası, bir Masondu ve çocukların iyi bir eğitim almasına özel bir önem vermiştir. 1869-1876 yıllarında, Ulm Realschule'ye (orta-teknik okul) gitti ve daha sonra bir hassas mekaniker olarak çıraklık eğitimi aldı.<br />
<br />
Okul eğitiminden sonra Almanya'da, Amerika Birleşik Devletleri'nde (New York'ta Thomas Edison için) ve İngiltere'de (Alman firması Siemens için) çeşitli şirketlerde çalışarak daha yedi yıl geçirdi. 15 Kasım 1886 tarihinde Stuttgart'ta kendi 'Hassas Mekanik ve Elektroteknik Atölyesi'ni açtı. Bir yıl sonra motor üreticisi Deutz tarafından yapılan bir patentsiz manyeto ateşleme cihazına kesin bir iyileştirme yaptı. Bu onun ilk iş başarısıydı. Cihazın amacı, sabit bir motorda, hava / yakıt karışımını ateşlemek için bir elektrik kıvılcımını oluşturmaktı. 1897'de ilk kez araba motoruna manyetoyu uyarladı.<br />
<br />
1902 yılında Bosch'un mühendisi Gottlob Honold tarafından manyeto tabanlı ateşleme sisteminin bir parçası olarak ilk ticari amaçlı buji icat edildi. Bu içten yanmalı motorlar için bir dönüm noktası oldu.<br />
<br />
19. yüzyıl sona ermeden, Bosch, Almanya ötesinde operasyonlarını genişletti. Şirket, 1898 yılında İngiltere'de bir satış ofisi kurdu ve kısa bir süre sonra diğer Avrupa ülkelerinde de ofislerini açtı. ABD'de ilk satış ofisi ve ilk fabrika, sırasıyla 1906 ve 1910 yılında açılmıştır. 1913 itibarıyla, şirketin, Amerika, Asya, Afrika ve Avustralya'da şubeleri vardı ve Almanya dışındaki satışlarının % 88'i bu ülkelerde gerçekleşti. I. Dünya Savaşı'nı takip eden yıllarda, 1927 yılında dizel yakıt enjeksiyonu dahil olmak üzere, motorlu araç için yenilikler başlattı.<br />
<br />
Bosch, başından beri büyük ölçüde mesleki eğitimi teşvik konusunda endişeliydi. Sosyal sorumluluk bilinci taşıyarak, Almanya'da sekiz saatlik iş gününü gerçekleştiren ilk sanayicilerinden biri oldu. Robert Bosch, Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptığı şirkete verilen silah sözleşmelerinden kar istemiyordu. Bunun yerine, hayır amacıyla birkaç milyon Alman markı bağışladı. 1940 yılında, Stuttgart şehrinde bir hastane açtı.<br />
<br />
1920'lerde ve 1930'larda, Robert Bosch politik olarak aktif oldu. Liberal bir iş adamı olarak, ekonomik komitelere katıldı.<br />
<br />
Almanya'da Nazi (Nasyonal Sosyalist) rejiminin baskılarıyla, Şirket, savaş sırasında silah sözleşmeleri ve zorunlu işçi istihdamını kabul etti.<br />
<br />
Robert Bosch, tarımsal konulara çok yakından ilgilendi ve Münih'in güneyinde bir çiftlik sahibi oldu. Ayrıca tutkulu bir avcıydı. 1942 yılında öldüğünde, yaptığı iki evlilikten dört çocuğu vardı. İlk evliliğinden bir oğlu, uzun süren bir hastalık sonrasında 1921 yılında ölmüştür.<br />
<br />
1937'de şirketini limited şirket olarak yeniden yapılandırdı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[William Herschel Kimdir?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-william-herschel-kimdir.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:20:47 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-william-herschel-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #b20080;" class="mycode_color"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/36/William_Herschel01.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: William_Herschel01.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #b20080;" class="mycode_color">Sir William Herschel</span></span>, <span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">F</span></span></span></span><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">riedrich Wilhelm Herschel</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
(15 Kasım 1738 – 25 Ağustos 1822)</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Almanya doğumlu, İngiliz astronom, teleskop üreticisi ve bestecidir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hannover, Almanya'da doğmuştur. On dokuz yaşında İngiltere'ye göç edene kadar, Hanover Askeri Bandosu bünyesinde çalışmıştır.<br />
<br />
Güneş Sistemindeki 7. gezegen olan Uranüs'ü, Uranüs'ün iki büyük uydusu Titania ve Oberon'u ve Satürn'ün iki uydusu olan Enceladus ve Mimas'ı, kızılötesi radyasyonu keşfetmesi ve yazdığı 24 adet senfoni sayesinde ünlenmiştir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Sir William Herschel, hayatının büyük bir kısmını İngiltere'de, Slough (Berkshire Kontluğu içinde yer alan) isimli kasabada geçirmiş ve aynı kasabada ölmüştür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hatırası<br />
</span><br />
Uranüs'ün sembolü içerisinde Herschel'ın soyadının baş harfi olan H'yi taşımaktadır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Mu Cephei yıldızı, Hershel'ın Lal Taşı Yıldızı olarak da bilinmektedir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Mars üzerinde büyük bir çarpma havuzunun adı Herschel'dır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
2000 Herschel adlı bir meteor vardır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
La Palma, Kanarya Adaları'ndaki büyük teleskopun adı William Herschel'dır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
14 Mayıs 2009 tarihinde kendi türündeki teleskopların en büyüğü olan Herschel Uzay Rasathanesi başarıyla uzaya gönderilmiştir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Bath, İngiltere'de, Herschel Astronomi Müzesi vardır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Herschel Astronomi Topluluğu, Berkshire'daki, Herschel Hatıra Rasathanesi'nde faaliyet göstermektedir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #b20080;" class="mycode_color"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/3/36/William_Herschel01.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: William_Herschel01.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #b20080;" class="mycode_color">Sir William Herschel</span></span>, <span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">F</span></span></span></span><span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">riedrich Wilhelm Herschel</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
(15 Kasım 1738 – 25 Ağustos 1822)</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Almanya doğumlu, İngiliz astronom, teleskop üreticisi ve bestecidir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hannover, Almanya'da doğmuştur. On dokuz yaşında İngiltere'ye göç edene kadar, Hanover Askeri Bandosu bünyesinde çalışmıştır.<br />
<br />
Güneş Sistemindeki 7. gezegen olan Uranüs'ü, Uranüs'ün iki büyük uydusu Titania ve Oberon'u ve Satürn'ün iki uydusu olan Enceladus ve Mimas'ı, kızılötesi radyasyonu keşfetmesi ve yazdığı 24 adet senfoni sayesinde ünlenmiştir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Sir William Herschel, hayatının büyük bir kısmını İngiltere'de, Slough (Berkshire Kontluğu içinde yer alan) isimli kasabada geçirmiş ve aynı kasabada ölmüştür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hatırası<br />
</span><br />
Uranüs'ün sembolü içerisinde Herschel'ın soyadının baş harfi olan H'yi taşımaktadır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Mu Cephei yıldızı, Hershel'ın Lal Taşı Yıldızı olarak da bilinmektedir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Mars üzerinde büyük bir çarpma havuzunun adı Herschel'dır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
2000 Herschel adlı bir meteor vardır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
La Palma, Kanarya Adaları'ndaki büyük teleskopun adı William Herschel'dır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
14 Mayıs 2009 tarihinde kendi türündeki teleskopların en büyüğü olan Herschel Uzay Rasathanesi başarıyla uzaya gönderilmiştir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Bath, İngiltere'de, Herschel Astronomi Müzesi vardır.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><br />
Herschel Astronomi Topluluğu, Berkshire'daki, Herschel Hatıra Rasathanesi'nde faaliyet göstermektedir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Thomas Edison Kimdir? Elektirik Ampulünü Icat Eden Kişi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-thomas-edison-kimdir-elektirik-ampulunu-icat-eden-kisi.html</link>
			<pubDate>Mon, 14 Sep 2020 15:29:57 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1">şenol</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-thomas-edison-kimdir-elektirik-ampulunu-icat-eden-kisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Thomas Edison kimdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elektirik ampulünü icat eden Thomas Edison, 20. yüzyılın en büyük mucitlerinden birisidir.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://elektrikinfo.com/wp-content/uploads/2019/10/thomas-edison-kimdir.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: thomas-edison-kimdir.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
Thomas Alva Edison, 11 Şubat 1847 tarihinde Ohio'da doğdu. Yedi kardeşin en küçüğüdür. Kendisinin Hollandalı olduğu düşünülmektedir. Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan'daki Port Huron'a yerleşti. İlköğrenimine burada başladı. Ancak başladıktan yaklaşık 4 ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı.<br />
<br />
Bu dönemde evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurarak çeşitli çalışmalar yaptı. Bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı.<br />
<br />
12 yaşındayken bir trende dergi ve meyve satmaya bir yandan da trenin yük vagonuna yerleştirdiği küçük bir baskı makinesi ile haftalık gazete basmaya başladı.<br />
<br />
Bir gün içinde kimyasal madde bulunan şişelerden biri kırılıp vagonda yangın çıkınca Edison hem trendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı. 1863-1868 yılları arasında ABD ve Kanada'da telgrafhanelerde çalıştı.<br />
<br />
1868 yılında bir atölye kurdu ancak yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca bir yıl sonra parasız ve borçlu olarak Boston'dan New York'a gitti.<br />
<br />
1880'lerde Florida'dan bir arsa satın aldı ve burada kışları kalmak için kendine küçük bir ev inşa ettirdi. Otomobil endüstrisinin büyük adamı Henry Ford yakın bir zaman sonra Edison'un evinin birkaç yüz metre ötesine taşındı. Bu nedenle Edison ve Ford ölene dek arkadaş kaldılar. 24 Şubat 1886'da Edison ikinci evliliğini 20 yaşındaki Mina Miller ile gerçekleştirdi. Bu evliliğinden üç çocuğu oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">BULUŞLARI</span></span><br />
<br />
Thomas Edison, 1879 yılında bir elektrik ampulü icat etti. Kömürleştirilmiş iplikten Flamanlarla deneyler yaptıktan sonra karbonlaştırılmış kağıt flamanda karar kıldı. 1880’de evde güvenle kullanılabilecek ampuller üreterek tanesini 2,5 dolara satmaya başladı.<br />
<br />
1878 yılında bir İngiliz bilim adamı olan Joseph Wilson Swan da bir elektrik ampulü icat etmiştir. Ampul camdı ve içinde kömürleştirilmiş bir flaman bulunuyordu. Swan, ampulün içindeki havayı boşalttı. Çünkü havasız ortamda flaman yanıp tükenmiyordu. Bu iki bilim adamı güçlerini birleştirmeye karar vererek Edison ve Swan Elektrikli Aydınlatma Şirketi’ni kurdular.<br />
<br />
1883 yılında hayatının en büyük icadı olan Edison etkisi denen olayı gerçekleştirdi. Yani ısıtılmış bir filamanın moleküler boşlukta elektron yayılmasını buldu. 1883'te bulduğu bu olay sıcak katotlu tüplerin temelini oluşturdu. Daha sonra akkor lambanın üretimini gerçekleştirdi. Bu da ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağladı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÖLÜMÜ</span></span><br />
<br />
Thomas Edison, 18 Ekim 1931 tarihinde New Jersey, West Orange, Llewellyn Park, Glenmont'taki evinde diyabet komplikasyonları nedeniyle hayatını kaybetti. Edison evinin arkasına gömülmüştür. Ölümünün anısına yaşadığı kentte 1 dakikalığına ışıklar söndürülmüştür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Thomas Edison kimdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elektirik ampulünü icat eden Thomas Edison, 20. yüzyılın en büyük mucitlerinden birisidir.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://elektrikinfo.com/wp-content/uploads/2019/10/thomas-edison-kimdir.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: thomas-edison-kimdir.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
Thomas Alva Edison, 11 Şubat 1847 tarihinde Ohio'da doğdu. Yedi kardeşin en küçüğüdür. Kendisinin Hollandalı olduğu düşünülmektedir. Yedi yaşındayken ailesiyle birlikte Michigan'daki Port Huron'a yerleşti. İlköğrenimine burada başladı. Ancak başladıktan yaklaşık 4 ay sonra algılamasının yavaşlığı nedeniyle okuldan uzaklaştırıldı.<br />
<br />
Bu dönemde evlerinin kilerinde bir kimya laboratuvarı kurarak çeşitli çalışmalar yaptı. Bir süre sonra kendi başına bir telgraf aleti yaptı ve Mors alfabesini öğrendi. O günlerde geçirdiği ağır bir hastalık sonucu kulakları ağır işitmeye başladı.<br />
<br />
12 yaşındayken bir trende dergi ve meyve satmaya bir yandan da trenin yük vagonuna yerleştirdiği küçük bir baskı makinesi ile haftalık gazete basmaya başladı.<br />
<br />
Bir gün içinde kimyasal madde bulunan şişelerden biri kırılıp vagonda yangın çıkınca Edison hem trendeki işinden oldu hem de ömür boyu ağır işitmesine yol açacak biçimde yaralandı. 1863-1868 yılları arasında ABD ve Kanada'da telgrafhanelerde çalıştı.<br />
<br />
1868 yılında bir atölye kurdu ancak yaptığı elektrikli kayıt aygıtının patentini satamayınca bir yıl sonra parasız ve borçlu olarak Boston'dan New York'a gitti.<br />
<br />
1880'lerde Florida'dan bir arsa satın aldı ve burada kışları kalmak için kendine küçük bir ev inşa ettirdi. Otomobil endüstrisinin büyük adamı Henry Ford yakın bir zaman sonra Edison'un evinin birkaç yüz metre ötesine taşındı. Bu nedenle Edison ve Ford ölene dek arkadaş kaldılar. 24 Şubat 1886'da Edison ikinci evliliğini 20 yaşındaki Mina Miller ile gerçekleştirdi. Bu evliliğinden üç çocuğu oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">BULUŞLARI</span></span><br />
<br />
Thomas Edison, 1879 yılında bir elektrik ampulü icat etti. Kömürleştirilmiş iplikten Flamanlarla deneyler yaptıktan sonra karbonlaştırılmış kağıt flamanda karar kıldı. 1880’de evde güvenle kullanılabilecek ampuller üreterek tanesini 2,5 dolara satmaya başladı.<br />
<br />
1878 yılında bir İngiliz bilim adamı olan Joseph Wilson Swan da bir elektrik ampulü icat etmiştir. Ampul camdı ve içinde kömürleştirilmiş bir flaman bulunuyordu. Swan, ampulün içindeki havayı boşalttı. Çünkü havasız ortamda flaman yanıp tükenmiyordu. Bu iki bilim adamı güçlerini birleştirmeye karar vererek Edison ve Swan Elektrikli Aydınlatma Şirketi’ni kurdular.<br />
<br />
1883 yılında hayatının en büyük icadı olan Edison etkisi denen olayı gerçekleştirdi. Yani ısıtılmış bir filamanın moleküler boşlukta elektron yayılmasını buldu. 1883'te bulduğu bu olay sıcak katotlu tüplerin temelini oluşturdu. Daha sonra akkor lambanın üretimini gerçekleştirdi. Bu da ampulün halk arasında yaygınlaşmasını sağladı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÖLÜMÜ</span></span><br />
<br />
Thomas Edison, 18 Ekim 1931 tarihinde New Jersey, West Orange, Llewellyn Park, Glenmont'taki evinde diyabet komplikasyonları nedeniyle hayatını kaybetti. Edison evinin arkasına gömülmüştür. Ölümünün anısına yaşadığı kentte 1 dakikalığına ışıklar söndürülmüştür.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Benjamin Franklin Kimdir?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-benjamin-franklin-kimdir.html</link>
			<pubDate>Sun, 23 Aug 2020 11:06:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1">şenol</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-benjamin-franklin-kimdir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Benjamin Franklin Kimdir?</span></span><br />
<br />
<img src="https://www.reitix.com/images/makaleresim/7323cfe9-1831-4222-a4b4-a8bbcbee0ad7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 7323cfe9-1831-4222-a4b4-a8bbcbee0ad7.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Benjamin Franklin (17 Ocak 1706, Boston - 17 Nisan 1790[1] Philadelphia), Amerikalı yayımcı, yazar, mucit, felsefeci, bilim insanı, siyasetçi ve diplomattır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yaşamı</span></span><br />
On yedi çocuklu bir sabun ve mum imalatçısının onuncu oğlu olarak dünyaya geldi. On yaşında okulu bıraktı. 12 yaşındayken basımevi yöneten ve liberal bir gazete yayınlayan ağabeyi James'in yanına çırak olarak girdi. Basımcılık mesleğini öğrendi ve edebiyat çalışmalarına başladı. 1730'da Philadelphia'da bir basımevi ve gazete kurdu. Poor Richard’s Almanac'ı (Fakir Richard'ın Almanak'ı) yayınlamaya başladı. 1732­-1757 yılları arasında yönetmenliğini yaptığı Almanac'da Richard Sounders imzasıyla yazılar yazdı. Siyaset, felsefe, bilim, iş ilişkileri gibi konuların tartışıldığı Junto adlı bir kulüp; kütüphane, hastane ve yangına karşı sigorta şirketi kurdu. Basımevlerini çoğalttı.<br />
<br />
Franklin, 1736'da Philadelphia meclis sekreteri oldu ve siyasete atıldı. 1750'de Pensilvanya meclisine seçildi, arazi vergisine karşı olan büyük ailelerle mücadele etti. İngiliz Amerika'sı postalarının genel müdürlüğüne getirildi. Posta servisinde çeşitli düzenlemeler yaptı. Özellikle elektrik olaylarıyla ilgili araştırmalar yapan Franklin, elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfetti ve elektrik yükünün korunumu ilkesini ortaya attı. Fırtınalı bir havada uçurtma uçurarak gerçekleştirdiği deneyi sonunda şimşeğin elektriksel bir olay olduğunu keşfetti. Elektrikten etkilenmeleri sebebiyle kendisinin kurtulmasına rağmen iki yardımcısının öldüğü bu deneyden yola çıkarak paratoner'i keşfetti, güneş ışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını başlattı.<br />
<br />
1757'de Kuzey Amerika Sömürgeler isyanının başlangıcında sömürgelerde yaşayanlar Franklin'i, şikayetlerini Londra'ya iletmekle; 1765'te de damga resmi kanununa karşı itirazları William Grenville'e bildirmekle görevlendirdi. 1772'de Massachusetts Valisi Hutchinson'un sömürge halkına karşı hakaretlerle dolu mektuplarını ele geçirerek yayınladı. Sömürge halkı karşısındaki itibarı arttı. Amerikan Kongresi'ne milletvekili seçildi. 1776'da Thomas Jefferson ve John Adams ile birlikte bağımsızlık bildirgesini hazırladı. Eylül 1776'da kongre, ekonomik ve askeri yardım istemek üzere aralarında Franklin'in de bulunduğu üç kişilik bir komisyonu Fransa'ya gönderdi. Franklin, Fransız dışişleri bakanı Charles Gravier ile görüşmelerinde çok başarılı oldu. 1775-1783 Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonunda İngiltere ile barış görüşmelerini sürdürmek üzere seçilen diplomatlardan birisi olarak İngiltere'ye gitti. İngiltere ile barış antlaşmasının imzalanmasından sonra 1785'te Amerika'ya döndü. 1787'de Philadelphia Anayasa Kurultayının çalışmalarına katıldı. Bir müddet sonra da öldü. Onun renkli yaşamı, bilimsel ve politik başarıları Amerika'nın en etkili Kurucu Babaları olarak, Franklin para ve onur gördü; savaş gemileri; birçok şehir, ilçe, eğitim kurumları, namesakes bir isim ve şirketler ve ölümünden sonra en fazla iki yüzyıl, sayısız kültürel referanslara onun adı verildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Biyografi</span></span><br />
Franklin'in babası bir iş adamı olan Josiah Franklin idi. Annesi Abiah Folger ise Püriten bir ailenin çocuğuydu.<br />
Püritenlik İngiltere Protestan hareketinin ilk adımı Roma'daki Katolik, din elemanlarını temizlemek oldu.<br />
Benjamin Franklin'in annesi Abıah Folger, Kral Charles zamanında dini özgürlük eziyeti başladığında en iyisinin kaçmak olduğu, bir zamanda ve bir püriten ailenin çocuğu olarak doğdu.<br />
Buluşları ve bilimsel araştırmaları<br />
<br />
Franklin'in birçok buluşları oldu. Bunlar; yıldırımsavar (paratoner), Cam Armonica, Franklin sobası, bifokal gözlüktü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cam Armonica</span></span><br />
Posta müdürü yardımcısı olarak, Franklin Kuzey Atlantik Okyanusu'na ilgi duydu. Franklin 1768 yılında posta işleri için ortalama bir tüccar gemisi aldı ve uzun İngiltere'den New York'a ulaşmak için paketlerin birkaç hafta zamanı vardı. Newport'a, Rhode Island'a ulaşabildi.Yani paketleri yerine ulaştırabilmişti.<br />
Su konulu Franklin bildirisinden bir çizim.<br />
<br />
<br />
1743 yılında Franklin bilimle ilgilenen erkeklere kendi buluşları hakkında ve teoriler ile bilgilerde yardımcı olmak için Amerikan Felsefe Derneği'ni kurdu. O elektrik araştırmaları ve diğer bilimsel araştırmaları ile birlikte hayatının geri kalan kısmı için, siyasetin ve para kazanmanın onu işgal edeceğini anladı. Franklin enerjilerin pozitif ve negatif olarak ikiye ayrıldığını fark etti. Ayrıca yıldırımın elektrikten oluştuğunu keşfetti.Franklin elektrikle ilgili deneylerinden dolayı yıldırımsavarı buldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müzik çabaları</span></span><br />
Franklin, keman ve gitar çalabilen biriydi. Kendi icat ettiği Cam Armonica'yı ve onun birçok geliştirilmiş sürümlerini çalardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Satranç</span></span><br />
Franklin, satranca büyük ilgi duyan biriydi. Çok iyi bir satranç oyuncusu idi. Onun satranç oynaması üzerine Amerikan Colombian Dergisi, Franklin'in ABD'de 2. satranç bilen kişi olduğunu yazmıştı. Franklin'in ABD'de beğenilen bir satranç oyuncusu olduğu 1999 yılında ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Genel yaşamı</span></span><br />
Franklin, 1736 yılında Amerika'nın ilk gönüllü itfaiye şirketlerini kurdu. Franklin, kamu işleri için gittikçe daha fazla endişe etmeye başladı. 1743 yılında 4. Akademisi'ni açtı ve 13 Kasım 1749'da akademi başkanlığına atandı. Franklin, siyasete girmiş ve hızla gelişmişti. Siyasette hep barışçıl bir tutum içinde olmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Masonluk yılları</span></span><br />
Benjamin Franklin, 1730 yılında Philadelphia'da St. Johns Locası'na katıldı, 1732'de Pennsylvania Kolonisi Büyük Locası'nın Büyük İkinci Nazırı oluşundan iki yıl sonra Haziran 1734'te de Pennsylvania Bölge Büyük Locası'na Büyük Üstat olarak seçildi. 1735-38 yılları arasında Loca Sekreterliği'ni yürütmüştür.<br />
<br />
1734 ve 1735 yıllarında inşa edilen Philadelphia Devlet Başkanlığı ve Özgürlük Hol'ü Benjamin Franklin'in Büyük Üstatlık dönemine rast gelmektedir. Benjamin Franklin, 1752 yılında Philadelphia Büyük Loca binasının inşaatını başlattı ve üç yıl sonra yapının tamamlanmasıyla 1755 yılında, Amerika'daki ilk masonik bina olarak sayılan Philadelphia Büyük Loca'sının tahsis merasimini düzenledi. Bir dönem Benjamin Franklin'in oğlu da Büyük Sekreter görevinde bulunmuştur. ABD'de ilk halk kütüphanesini organize edenlerden biri olarak bilinen Franklin, aynı zamanda ABD'deki ilk masonik kitabı yayımlayan kişidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölümü</span></span><br />
Franklin, 17 Nisan 1790 tarihinde, 84 yaşında hayatını kaybetti. Onun cenazesine yaklaşık 20.000 kişi katıldığı söyleniyor. Onun ölümü Benjamin Franklin of Dr. John Jones ve hesabından aktardığı kitapta açıklanmıştır:<br />
<br />
Ne zaman ağrı ve nefes darlığı başlarsa ve akciğerlerinde bir imposthume, aniden tüm umut ve gururunu kaybediyordu. Yine de epeyce gücü vardı; ama solunum organları yavaş yavaş gördüğü baskıya dayanamadı. 17 Nisan 1790 tarihinde bir gece vakti usulca, Franklin'in seksen dört yıl ve üç aylık ömrü sona erdi.<br />
Benjamin Franklin'in, Philadelphia'daki mezarı<br />
<br />
Franklin miras olarak Boston ve Philadelphia şehirlerine 1000'er poundluk para bırakmıştı. Ancak ölümünden sonra 200 yıl boyunca bu paraya herhangi bir şekilde dokunulmamasını ve faizde bekletilmesini şart koşmuştur. 1990'larda Boston ve Philadelphia için bırakılan para milyonlarca dolara ulaşmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sergiler</span></span><br />
"The Princess and the Patriot: Ekaterina Dashkova , Benjamin Franklin and the Age of Enlightenment" sergisi Şubat 2006'da başlayıp Aralık 2006'da bitti. Benjamin Franklin ve Dashkova yalnızca bir kez, Paris'te 1781 yılında bir araya geldi. Franklin 75 ve Dashkova 37 yaşında idi. Franklin ve tek kadın Amerikan Felsefi Toplumu'na katılan ilk kadın olması için Dashkova'yı davet etti. Daha sonra, Dashkova'yı Rus Bilimler Akademisi'ne ilk üye yaptı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Benjamin Franklin Kimdir?</span></span><br />
<br />
<img src="https://www.reitix.com/images/makaleresim/7323cfe9-1831-4222-a4b4-a8bbcbee0ad7.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 7323cfe9-1831-4222-a4b4-a8bbcbee0ad7.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Benjamin Franklin (17 Ocak 1706, Boston - 17 Nisan 1790[1] Philadelphia), Amerikalı yayımcı, yazar, mucit, felsefeci, bilim insanı, siyasetçi ve diplomattır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yaşamı</span></span><br />
On yedi çocuklu bir sabun ve mum imalatçısının onuncu oğlu olarak dünyaya geldi. On yaşında okulu bıraktı. 12 yaşındayken basımevi yöneten ve liberal bir gazete yayınlayan ağabeyi James'in yanına çırak olarak girdi. Basımcılık mesleğini öğrendi ve edebiyat çalışmalarına başladı. 1730'da Philadelphia'da bir basımevi ve gazete kurdu. Poor Richard’s Almanac'ı (Fakir Richard'ın Almanak'ı) yayınlamaya başladı. 1732­-1757 yılları arasında yönetmenliğini yaptığı Almanac'da Richard Sounders imzasıyla yazılar yazdı. Siyaset, felsefe, bilim, iş ilişkileri gibi konuların tartışıldığı Junto adlı bir kulüp; kütüphane, hastane ve yangına karşı sigorta şirketi kurdu. Basımevlerini çoğalttı.<br />
<br />
Franklin, 1736'da Philadelphia meclis sekreteri oldu ve siyasete atıldı. 1750'de Pensilvanya meclisine seçildi, arazi vergisine karşı olan büyük ailelerle mücadele etti. İngiliz Amerika'sı postalarının genel müdürlüğüne getirildi. Posta servisinde çeşitli düzenlemeler yaptı. Özellikle elektrik olaylarıyla ilgili araştırmalar yapan Franklin, elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfetti ve elektrik yükünün korunumu ilkesini ortaya attı. Fırtınalı bir havada uçurtma uçurarak gerçekleştirdiği deneyi sonunda şimşeğin elektriksel bir olay olduğunu keşfetti. Elektrikten etkilenmeleri sebebiyle kendisinin kurtulmasına rağmen iki yardımcısının öldüğü bu deneyden yola çıkarak paratoner'i keşfetti, güneş ışığından daha fazla yararlanmak için saat uygulamasını başlattı.<br />
<br />
1757'de Kuzey Amerika Sömürgeler isyanının başlangıcında sömürgelerde yaşayanlar Franklin'i, şikayetlerini Londra'ya iletmekle; 1765'te de damga resmi kanununa karşı itirazları William Grenville'e bildirmekle görevlendirdi. 1772'de Massachusetts Valisi Hutchinson'un sömürge halkına karşı hakaretlerle dolu mektuplarını ele geçirerek yayınladı. Sömürge halkı karşısındaki itibarı arttı. Amerikan Kongresi'ne milletvekili seçildi. 1776'da Thomas Jefferson ve John Adams ile birlikte bağımsızlık bildirgesini hazırladı. Eylül 1776'da kongre, ekonomik ve askeri yardım istemek üzere aralarında Franklin'in de bulunduğu üç kişilik bir komisyonu Fransa'ya gönderdi. Franklin, Fransız dışişleri bakanı Charles Gravier ile görüşmelerinde çok başarılı oldu. 1775-1783 Amerikan Bağımsızlık Savaşı sonunda İngiltere ile barış görüşmelerini sürdürmek üzere seçilen diplomatlardan birisi olarak İngiltere'ye gitti. İngiltere ile barış antlaşmasının imzalanmasından sonra 1785'te Amerika'ya döndü. 1787'de Philadelphia Anayasa Kurultayının çalışmalarına katıldı. Bir müddet sonra da öldü. Onun renkli yaşamı, bilimsel ve politik başarıları Amerika'nın en etkili Kurucu Babaları olarak, Franklin para ve onur gördü; savaş gemileri; birçok şehir, ilçe, eğitim kurumları, namesakes bir isim ve şirketler ve ölümünden sonra en fazla iki yüzyıl, sayısız kültürel referanslara onun adı verildi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Biyografi</span></span><br />
Franklin'in babası bir iş adamı olan Josiah Franklin idi. Annesi Abiah Folger ise Püriten bir ailenin çocuğuydu.<br />
Püritenlik İngiltere Protestan hareketinin ilk adımı Roma'daki Katolik, din elemanlarını temizlemek oldu.<br />
Benjamin Franklin'in annesi Abıah Folger, Kral Charles zamanında dini özgürlük eziyeti başladığında en iyisinin kaçmak olduğu, bir zamanda ve bir püriten ailenin çocuğu olarak doğdu.<br />
Buluşları ve bilimsel araştırmaları<br />
<br />
Franklin'in birçok buluşları oldu. Bunlar; yıldırımsavar (paratoner), Cam Armonica, Franklin sobası, bifokal gözlüktü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Cam Armonica</span></span><br />
Posta müdürü yardımcısı olarak, Franklin Kuzey Atlantik Okyanusu'na ilgi duydu. Franklin 1768 yılında posta işleri için ortalama bir tüccar gemisi aldı ve uzun İngiltere'den New York'a ulaşmak için paketlerin birkaç hafta zamanı vardı. Newport'a, Rhode Island'a ulaşabildi.Yani paketleri yerine ulaştırabilmişti.<br />
Su konulu Franklin bildirisinden bir çizim.<br />
<br />
<br />
1743 yılında Franklin bilimle ilgilenen erkeklere kendi buluşları hakkında ve teoriler ile bilgilerde yardımcı olmak için Amerikan Felsefe Derneği'ni kurdu. O elektrik araştırmaları ve diğer bilimsel araştırmaları ile birlikte hayatının geri kalan kısmı için, siyasetin ve para kazanmanın onu işgal edeceğini anladı. Franklin enerjilerin pozitif ve negatif olarak ikiye ayrıldığını fark etti. Ayrıca yıldırımın elektrikten oluştuğunu keşfetti.Franklin elektrikle ilgili deneylerinden dolayı yıldırımsavarı buldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müzik çabaları</span></span><br />
Franklin, keman ve gitar çalabilen biriydi. Kendi icat ettiği Cam Armonica'yı ve onun birçok geliştirilmiş sürümlerini çalardı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Satranç</span></span><br />
Franklin, satranca büyük ilgi duyan biriydi. Çok iyi bir satranç oyuncusu idi. Onun satranç oynaması üzerine Amerikan Colombian Dergisi, Franklin'in ABD'de 2. satranç bilen kişi olduğunu yazmıştı. Franklin'in ABD'de beğenilen bir satranç oyuncusu olduğu 1999 yılında ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Genel yaşamı</span></span><br />
Franklin, 1736 yılında Amerika'nın ilk gönüllü itfaiye şirketlerini kurdu. Franklin, kamu işleri için gittikçe daha fazla endişe etmeye başladı. 1743 yılında 4. Akademisi'ni açtı ve 13 Kasım 1749'da akademi başkanlığına atandı. Franklin, siyasete girmiş ve hızla gelişmişti. Siyasette hep barışçıl bir tutum içinde olmuştur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Masonluk yılları</span></span><br />
Benjamin Franklin, 1730 yılında Philadelphia'da St. Johns Locası'na katıldı, 1732'de Pennsylvania Kolonisi Büyük Locası'nın Büyük İkinci Nazırı oluşundan iki yıl sonra Haziran 1734'te de Pennsylvania Bölge Büyük Locası'na Büyük Üstat olarak seçildi. 1735-38 yılları arasında Loca Sekreterliği'ni yürütmüştür.<br />
<br />
1734 ve 1735 yıllarında inşa edilen Philadelphia Devlet Başkanlığı ve Özgürlük Hol'ü Benjamin Franklin'in Büyük Üstatlık dönemine rast gelmektedir. Benjamin Franklin, 1752 yılında Philadelphia Büyük Loca binasının inşaatını başlattı ve üç yıl sonra yapının tamamlanmasıyla 1755 yılında, Amerika'daki ilk masonik bina olarak sayılan Philadelphia Büyük Loca'sının tahsis merasimini düzenledi. Bir dönem Benjamin Franklin'in oğlu da Büyük Sekreter görevinde bulunmuştur. ABD'de ilk halk kütüphanesini organize edenlerden biri olarak bilinen Franklin, aynı zamanda ABD'deki ilk masonik kitabı yayımlayan kişidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölümü</span></span><br />
Franklin, 17 Nisan 1790 tarihinde, 84 yaşında hayatını kaybetti. Onun cenazesine yaklaşık 20.000 kişi katıldığı söyleniyor. Onun ölümü Benjamin Franklin of Dr. John Jones ve hesabından aktardığı kitapta açıklanmıştır:<br />
<br />
Ne zaman ağrı ve nefes darlığı başlarsa ve akciğerlerinde bir imposthume, aniden tüm umut ve gururunu kaybediyordu. Yine de epeyce gücü vardı; ama solunum organları yavaş yavaş gördüğü baskıya dayanamadı. 17 Nisan 1790 tarihinde bir gece vakti usulca, Franklin'in seksen dört yıl ve üç aylık ömrü sona erdi.<br />
Benjamin Franklin'in, Philadelphia'daki mezarı<br />
<br />
Franklin miras olarak Boston ve Philadelphia şehirlerine 1000'er poundluk para bırakmıştı. Ancak ölümünden sonra 200 yıl boyunca bu paraya herhangi bir şekilde dokunulmamasını ve faizde bekletilmesini şart koşmuştur. 1990'larda Boston ve Philadelphia için bırakılan para milyonlarca dolara ulaşmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sergiler</span></span><br />
"The Princess and the Patriot: Ekaterina Dashkova , Benjamin Franklin and the Age of Enlightenment" sergisi Şubat 2006'da başlayıp Aralık 2006'da bitti. Benjamin Franklin ve Dashkova yalnızca bir kez, Paris'te 1781 yılında bir araya geldi. Franklin 75 ve Dashkova 37 yaşında idi. Franklin ve tek kadın Amerikan Felsefi Toplumu'na katılan ilk kadın olması için Dashkova'yı davet etti. Daha sonra, Dashkova'yı Rus Bilimler Akademisi'ne ilk üye yaptı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Albert Einstein Kimdir? Biyografisi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-albert-einstein-kimdir-biyografisi.html</link>
			<pubDate>Sun, 02 Aug 2020 13:11:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1">şenol</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-albert-einstein-kimdir-biyografisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Albert Einstein kimdir? Biyografisi</span></span><br />
<br />
<img src="https://icdn.ensonhaber.com/resimler/diger/einstein_7276.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: einstein_7276.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Geri zekalı olduğu düşünülürken atomu keşfedip insanlara başarının tanımını yapan isim, Albert Einstein'in hayatıdır.<br />
<br />
Küçükken geri zekalı olduğu düşünülmesine rağmen daha sonra atomu parçalayarak herkesi şaşırtam muhteşem zeka olarak tanıyoruz hepimiz Albert Einstein'i. Hatta hangimiz okuldaki üşengeçliğimizi, tembelliğimizi Einstein'i örnek göstererek örtmedik ki... Tabii hiçbirimiz daha sonra atom parçalayacak kadar dahi çıkmadık o ayrı.<br />
<br />
Zekası fark edilene kadar birçok zorluk yaşamış Einstein kendi dünyasında. Okulu belki hiç sevmemiş, ama zekasının kendisini yönlendirmesine de engel olmamış.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Her şeye meraklı ve hayal gücü zengin bir çocukluk</span></span><br />
Einstein 1879 yılında Güney Almanya'nın Ulm şehrinde sıradan bir çocuk olarak dünyaya geldi. Küçük bir elektro-kimya fabrikasının sahibi olan babasıyla, klasik müziğe meraklı annesi, Einstein konuşmaya geç başladığı için oldukça tedirgin olsa da daha sonra bunun ne kadar gereksiz olduğunu anlayacaklardır.<br />
<br />
Yaşarken o anlar ne kadar zor olsa da, daha sonra bu anların hayıflanmaları yerini büyük icatlara bırakacaktır. Einstein, ne kadar içine kapanıksa o kadar büyük hayaller kurmaya başlar. Her şeye duyduğu sınırsız merak, zamanla onu mükemmel bir hayal gücüne sürükler. Artık düşündüklerinin ve zamanla yapacaklarının sınırı yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Okulu hiçbir zaman sevmedi</span></span><br />
Einstein'e göre onun zekasının temelleri kesinlikle okulda atılmadı. Okul onun için ziyadesiyle sıkıcı ve ezber sisteminde gereksizdi. İlk ve orta öğretimi çok başarısız ve zor bir şekilde geçti. Mühendis olan amcasının desteği olmasa bu kadarını da yapması mümkün değildi.<br />
<br />
Ona göre eğitim, okulda öğrendiğin her şeyi unuttuğunda sana kalandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocukluğunda unutamadığı iki olay</span></span><br />
Amcası sayesinde tanıştığı geometriden adeta büyülenmişti. Çocukluğuna dönüp baktığında iki olay onun için çok etkiliydi: İlki beş yaşındayken amcasının ona hediye ettiği pusulada fark ettiği gizem, ikincisi de on iki yaşında öklit geometrisini öğrendiğinde hissettiği büyü.<br />
<br />
Özellikle geometri onun için sarsıcıydı. Hatta bu yaşlarda geometrinin büyüsüne kapılmadıysanız daha sonra sizi etkilemeyeceğini düşünüyordu Einstein.<br />
<br />
İsviçre vatandaşı oldu<br />
Einstein, lise öğrenimini İsviçre'de tamamladı. 1896'da güç koşullar karşısında direnerek yüksek öğrenimini Zürih Politeknik Üniverisitesi'ne girdi. Daha sonra İsviçre vatandaşı olarak Sırp asıllı bir öğrenci ile evlendi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İsviçre vatandaşı oldu</span></span><br />
Einstein, lise öğrenimini İsviçre'de tamamladı. 1896'da güç koşullar karşısında direnerek yüksek öğrenimini Zürih Politeknik Üniverisitesi'ne girdi. Daha sonra İsviçre vatandaşı olarak Sırp asıllı bir öğrenci ile evlendi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çağdaş Fizik için sürekli düşünüyordu</span></span><br />
Einstein, Bern'de federal patent dairesinde çalışıyordu. İşinden arta kalan zamanlarda da Çağdaş Fizik için ortaya atılan problemlerle ilgili düşünüyordu. Önceleri atomun yapısı üzerine fikirler üreten ve Mark Planck'ın kuantum teorisi ile ilgilenen Einstein, Avagadro sayısının değerini de hesapladı ve test etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuantumun değerini ilk anlayan Fizikçi</span></span><br />
Einstein, Kuantum Fiziği'nin değerini anlayan ilk Fizikçi olarak buradaki bilgilerini ışıma enerjisine uyguladı. Bu olaydan yola çıkarak da fotoelektriği açıkladı. Hatta bu çalışmaları 1905'te Annalen der Physik dergisinde iki makalesi yayınlandı. Üçüncü yazısında ise, görelilik teorisinin temellerini atıyordu. Einstein'in bu teorileri sert tartışmalara yol açıyordu.<br />
<br />
Daha sonra 20. yy'ın En Kuramsal Fizikçisi olarak anılmaya başladığında, Einstein, görelelik kuramını geliştirmiş, kuatum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji alanlarına önemli katkılar sağlamıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İzafiyet Teorisi</span></span><br />
Modern bilime etkileri çok büyük olan Einstein fizik alanındaki çalışmalarından özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık yani İzafiyet teorisi ile tanındı.<br />
<br />
Bu teori üç bölüme ayrılmaktaydı:<br />
<br />
1905'da Newtom mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu iddia eden sınırlı bağlılık,<br />
<br />
1916'da eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren genel bağlılık,<br />
<br />
1916'da elektro-manyetizma ile yerçekimini aynı alanda birleştiren kapsamlı denemeler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zürih Üniversitesi profesörü, Albert Einstein</span></span><br />
Einstein, 1909'da Zürih Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Bir adım sonrasında artık Zürih Üniversitesi profesörlerindendi. 1913 yılında ise Berlin Kaiser - Wilhelm Enstitüsü'nde ders vermeye başlamıştı. İşte bu sıralarda Prusya Bilimler Akademisi'ne üye seçildi.<br />
<br />
Bu teorideki özellikle ilk iki kısım atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerde çok başarılı olduğu denenmiştir. Çağdaş Fizik'in de temel taşları arasındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nobel Fizik Ödülü aldı</span></span><br />
Özellikle kuramsal fiziğe katkıları yadsınamazdı. Bunun yanında fotoelektrik olayına getirdiği açıklamalar da çok önemliydi. Tüm bu gelişmeler Einstein'e Nobel Fizik Ödülü'nü kazandırdı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Almaya'dan ayrılmak zorunda kaldı</span></span><br />
1933'e kadar Berlin'de yaşayan Einstein, Almanya yönetimine gelen Nazi rejiminden sonra birçok Musevi bilim adamı gibi Almanya'dan ayrılmak zorunda kaldı.<br />
<br />
Paris'e giderek Collage de France'de ders vermeye başladı. Buradan Belçika'ya, sonra İngiltere, ardından da Amerika'ya giderek burada Princeton Üniversitesi kampüsündeki Institute for Advanced Study'e profesör oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Albert Einstein öldü</span></span><br />
1940'ta Einstein bu kez de Amerikan vatandaşlığına geçmişti. 1955'te Princeton'da öldü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Üvey kızının vasiyeti</span></span><br />
Einstein'in ölümünden sonra üvey kızı Margot Einstein, onun kişisel mektuplarını sakladı. Daha da önemlisi, kendisinin ölümünden 20 yıl sonra da saklı kalmasını vasiyet etti.<br />
<br />
Ancak süre dolduğunda bu mektuplar Princeton Üniversitesi tarafından basıldı ve Einstein'in özel uyaşamı ile ilgili bilgileri paylaşmış oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ben atomu insanlığın yararı için keşfettim</span></span><br />
Bir gün Eintein'e keşfettiği atomun bomba olup Hiroşima ve Nagazaki tepesinde patladıktan sonra neler hissettiği soruluyor.<br />
<br />
Einstein ise şöyle cevaplıyor bu soruyu: ''Her savaş insanlığın ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka daha ekler. Ben atomu insanlığın yararı için keşfettim. Ancak insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar. Böyle olacağını bilseydim ayakkabı tamircisi olurdum''<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Einstein'den başarının formülü</span></span><br />
Daha 5 yaşındayken bir pusulanın gizemine duyduğu hayranlıktan yola çıkarak başarının formülünü de gerçekten matematiksel olarak formülize etmiş Einstein.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ona göre, Başarı; A=X+Y+Z.</span><br />
<br />
Denklem karmaşık gibi görünse de aslında anlaşılır ve basit. A: Başarı, X: Çalışmak, Y: Çalıştığın konuyu oyun gibi görmek, Z: Konuşmak yerine üretmek İşte bu kadar basit.Bu koşullar bir araya geldiğinde başarı da kendiliğinden geliyor sanki.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tek bir çocuk bile mutsuzsa bilim ilerleyemez</span></span><br />
<br />
Einstein'e göre bilimin ulaşması gereken son nokta tek bir çocuğun bile mutsuz olmaması. Çünkü tek bir çocuk dahi mutsuzsa icatlar olmayacağından bilim de ilerleyemeyecektir.<br />
<br />
Bence Einstein, herkesin kendisi kadar güçlü olamayacağını düşünüyordu. Ona geri zekalı denildiğide bile o hayal kurmaktan vazgeçmeyerek çok büyük bir cesaret göstermişti çünkü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aptal nedir</span></span><br />
Einstein dünyanın aptallarla dolu olduğunu düşünüyor. Çünkü aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç bekleyen kişiye onun gözünde aptal deniyor. Nihayetinde aptallığın bir sınırı yok, dahilik ise bir sınır gerektirir!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bizi güzel ahlak kurtaracak</span></span><br />
Yeryüzü insanlar yaşasın diye ayrıldıysa yine bütün sorumluluk da onlara düşüyor demektir. Birçok icat yapılabilir. Çok zeki insanlar atomu keşfedebilir. Ama sizce atomdan bomba yapmayı düşünenler de bir o kadar zeki midir?<br />
<br />
Einstein bir bilim adamıydı, şüphesiz ki mükemmel bir bilim adamı. İstediği insanlığa güzellikler sunmaktı. Ama insan koşullar ne getiriyorsa layığıyla yaptı (!) Onun şu hayata bırakmış olduğu yine çok zekice ve saf bir son mesaj da var kayıtlarda: ''Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece bilimsel buluşlara değil çok ahlaklı bir yaşama düzeninin gerçekleşmesine bağlıdır''<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak: </span></span><br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.ensonhaber.com/biyografi/yazar/albert-einstein-kimdir-2017-05-01" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Albert Einstein kimdir? Biyografisi</span></span><br />
<br />
<img src="https://icdn.ensonhaber.com/resimler/diger/einstein_7276.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: einstein_7276.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Geri zekalı olduğu düşünülürken atomu keşfedip insanlara başarının tanımını yapan isim, Albert Einstein'in hayatıdır.<br />
<br />
Küçükken geri zekalı olduğu düşünülmesine rağmen daha sonra atomu parçalayarak herkesi şaşırtam muhteşem zeka olarak tanıyoruz hepimiz Albert Einstein'i. Hatta hangimiz okuldaki üşengeçliğimizi, tembelliğimizi Einstein'i örnek göstererek örtmedik ki... Tabii hiçbirimiz daha sonra atom parçalayacak kadar dahi çıkmadık o ayrı.<br />
<br />
Zekası fark edilene kadar birçok zorluk yaşamış Einstein kendi dünyasında. Okulu belki hiç sevmemiş, ama zekasının kendisini yönlendirmesine de engel olmamış.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Her şeye meraklı ve hayal gücü zengin bir çocukluk</span></span><br />
Einstein 1879 yılında Güney Almanya'nın Ulm şehrinde sıradan bir çocuk olarak dünyaya geldi. Küçük bir elektro-kimya fabrikasının sahibi olan babasıyla, klasik müziğe meraklı annesi, Einstein konuşmaya geç başladığı için oldukça tedirgin olsa da daha sonra bunun ne kadar gereksiz olduğunu anlayacaklardır.<br />
<br />
Yaşarken o anlar ne kadar zor olsa da, daha sonra bu anların hayıflanmaları yerini büyük icatlara bırakacaktır. Einstein, ne kadar içine kapanıksa o kadar büyük hayaller kurmaya başlar. Her şeye duyduğu sınırsız merak, zamanla onu mükemmel bir hayal gücüne sürükler. Artık düşündüklerinin ve zamanla yapacaklarının sınırı yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Okulu hiçbir zaman sevmedi</span></span><br />
Einstein'e göre onun zekasının temelleri kesinlikle okulda atılmadı. Okul onun için ziyadesiyle sıkıcı ve ezber sisteminde gereksizdi. İlk ve orta öğretimi çok başarısız ve zor bir şekilde geçti. Mühendis olan amcasının desteği olmasa bu kadarını da yapması mümkün değildi.<br />
<br />
Ona göre eğitim, okulda öğrendiğin her şeyi unuttuğunda sana kalandı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocukluğunda unutamadığı iki olay</span></span><br />
Amcası sayesinde tanıştığı geometriden adeta büyülenmişti. Çocukluğuna dönüp baktığında iki olay onun için çok etkiliydi: İlki beş yaşındayken amcasının ona hediye ettiği pusulada fark ettiği gizem, ikincisi de on iki yaşında öklit geometrisini öğrendiğinde hissettiği büyü.<br />
<br />
Özellikle geometri onun için sarsıcıydı. Hatta bu yaşlarda geometrinin büyüsüne kapılmadıysanız daha sonra sizi etkilemeyeceğini düşünüyordu Einstein.<br />
<br />
İsviçre vatandaşı oldu<br />
Einstein, lise öğrenimini İsviçre'de tamamladı. 1896'da güç koşullar karşısında direnerek yüksek öğrenimini Zürih Politeknik Üniverisitesi'ne girdi. Daha sonra İsviçre vatandaşı olarak Sırp asıllı bir öğrenci ile evlendi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İsviçre vatandaşı oldu</span></span><br />
Einstein, lise öğrenimini İsviçre'de tamamladı. 1896'da güç koşullar karşısında direnerek yüksek öğrenimini Zürih Politeknik Üniverisitesi'ne girdi. Daha sonra İsviçre vatandaşı olarak Sırp asıllı bir öğrenci ile evlendi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çağdaş Fizik için sürekli düşünüyordu</span></span><br />
Einstein, Bern'de federal patent dairesinde çalışıyordu. İşinden arta kalan zamanlarda da Çağdaş Fizik için ortaya atılan problemlerle ilgili düşünüyordu. Önceleri atomun yapısı üzerine fikirler üreten ve Mark Planck'ın kuantum teorisi ile ilgilenen Einstein, Avagadro sayısının değerini de hesapladı ve test etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuantumun değerini ilk anlayan Fizikçi</span></span><br />
Einstein, Kuantum Fiziği'nin değerini anlayan ilk Fizikçi olarak buradaki bilgilerini ışıma enerjisine uyguladı. Bu olaydan yola çıkarak da fotoelektriği açıkladı. Hatta bu çalışmaları 1905'te Annalen der Physik dergisinde iki makalesi yayınlandı. Üçüncü yazısında ise, görelilik teorisinin temellerini atıyordu. Einstein'in bu teorileri sert tartışmalara yol açıyordu.<br />
<br />
Daha sonra 20. yy'ın En Kuramsal Fizikçisi olarak anılmaya başladığında, Einstein, görelelik kuramını geliştirmiş, kuatum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kozmoloji alanlarına önemli katkılar sağlamıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İzafiyet Teorisi</span></span><br />
Modern bilime etkileri çok büyük olan Einstein fizik alanındaki çalışmalarından özellikle zaman ve uzay için düzenlenmiş bağlılık yani İzafiyet teorisi ile tanındı.<br />
<br />
Bu teori üç bölüme ayrılmaktaydı:<br />
<br />
1905'da Newtom mekaniğinin yasalarını değiştiren ve kütle ile enerjinin eşdeğerli olduğunu iddia eden sınırlı bağlılık,<br />
<br />
1916'da eğrisel ve sonlu olarak düşünülen dört boyutlu bir evrene ait çekim teorisini veren genel bağlılık,<br />
<br />
1916'da elektro-manyetizma ile yerçekimini aynı alanda birleştiren kapsamlı denemeler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zürih Üniversitesi profesörü, Albert Einstein</span></span><br />
Einstein, 1909'da Zürih Üniversitesi öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Bir adım sonrasında artık Zürih Üniversitesi profesörlerindendi. 1913 yılında ise Berlin Kaiser - Wilhelm Enstitüsü'nde ders vermeye başlamıştı. İşte bu sıralarda Prusya Bilimler Akademisi'ne üye seçildi.<br />
<br />
Bu teorideki özellikle ilk iki kısım atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerde çok başarılı olduğu denenmiştir. Çağdaş Fizik'in de temel taşları arasındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nobel Fizik Ödülü aldı</span></span><br />
Özellikle kuramsal fiziğe katkıları yadsınamazdı. Bunun yanında fotoelektrik olayına getirdiği açıklamalar da çok önemliydi. Tüm bu gelişmeler Einstein'e Nobel Fizik Ödülü'nü kazandırdı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Almaya'dan ayrılmak zorunda kaldı</span></span><br />
1933'e kadar Berlin'de yaşayan Einstein, Almanya yönetimine gelen Nazi rejiminden sonra birçok Musevi bilim adamı gibi Almanya'dan ayrılmak zorunda kaldı.<br />
<br />
Paris'e giderek Collage de France'de ders vermeye başladı. Buradan Belçika'ya, sonra İngiltere, ardından da Amerika'ya giderek burada Princeton Üniversitesi kampüsündeki Institute for Advanced Study'e profesör oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Albert Einstein öldü</span></span><br />
1940'ta Einstein bu kez de Amerikan vatandaşlığına geçmişti. 1955'te Princeton'da öldü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Üvey kızının vasiyeti</span></span><br />
Einstein'in ölümünden sonra üvey kızı Margot Einstein, onun kişisel mektuplarını sakladı. Daha da önemlisi, kendisinin ölümünden 20 yıl sonra da saklı kalmasını vasiyet etti.<br />
<br />
Ancak süre dolduğunda bu mektuplar Princeton Üniversitesi tarafından basıldı ve Einstein'in özel uyaşamı ile ilgili bilgileri paylaşmış oldu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ben atomu insanlığın yararı için keşfettim</span></span><br />
Bir gün Eintein'e keşfettiği atomun bomba olup Hiroşima ve Nagazaki tepesinde patladıktan sonra neler hissettiği soruluyor.<br />
<br />
Einstein ise şöyle cevaplıyor bu soruyu: ''Her savaş insanlığın ilerlemesini engelleyen kötülük zincirine bir halka daha ekler. Ben atomu insanlığın yararı için keşfettim. Ancak insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar. Böyle olacağını bilseydim ayakkabı tamircisi olurdum''<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Einstein'den başarının formülü</span></span><br />
Daha 5 yaşındayken bir pusulanın gizemine duyduğu hayranlıktan yola çıkarak başarının formülünü de gerçekten matematiksel olarak formülize etmiş Einstein.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ona göre, Başarı; A=X+Y+Z.</span><br />
<br />
Denklem karmaşık gibi görünse de aslında anlaşılır ve basit. A: Başarı, X: Çalışmak, Y: Çalıştığın konuyu oyun gibi görmek, Z: Konuşmak yerine üretmek İşte bu kadar basit.Bu koşullar bir araya geldiğinde başarı da kendiliğinden geliyor sanki.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tek bir çocuk bile mutsuzsa bilim ilerleyemez</span></span><br />
<br />
Einstein'e göre bilimin ulaşması gereken son nokta tek bir çocuğun bile mutsuz olmaması. Çünkü tek bir çocuk dahi mutsuzsa icatlar olmayacağından bilim de ilerleyemeyecektir.<br />
<br />
Bence Einstein, herkesin kendisi kadar güçlü olamayacağını düşünüyordu. Ona geri zekalı denildiğide bile o hayal kurmaktan vazgeçmeyerek çok büyük bir cesaret göstermişti çünkü.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aptal nedir</span></span><br />
Einstein dünyanın aptallarla dolu olduğunu düşünüyor. Çünkü aynı şeyi defalarca yapıp farklı bir sonuç bekleyen kişiye onun gözünde aptal deniyor. Nihayetinde aptallığın bir sınırı yok, dahilik ise bir sınır gerektirir!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bizi güzel ahlak kurtaracak</span></span><br />
Yeryüzü insanlar yaşasın diye ayrıldıysa yine bütün sorumluluk da onlara düşüyor demektir. Birçok icat yapılabilir. Çok zeki insanlar atomu keşfedebilir. Ama sizce atomdan bomba yapmayı düşünenler de bir o kadar zeki midir?<br />
<br />
Einstein bir bilim adamıydı, şüphesiz ki mükemmel bir bilim adamı. İstediği insanlığa güzellikler sunmaktı. Ama insan koşullar ne getiriyorsa layığıyla yaptı (!) Onun şu hayata bırakmış olduğu yine çok zekice ve saf bir son mesaj da var kayıtlarda: ''Yeryüzündeki şartların düzelmesi, sadece bilimsel buluşlara değil çok ahlaklı bir yaşama düzeninin gerçekleşmesine bağlıdır''<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak: </span></span><br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.ensonhaber.com/biyografi/yazar/albert-einstein-kimdir-2017-05-01" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nikola Tesla Bir Dahinin Biyografisi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-nikola-tesla-bir-dahinin-biyografisi.html</link>
			<pubDate>Sat, 27 Jun 2020 17:59:30 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1">şenol</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-nikola-tesla-bir-dahinin-biyografisi.html</guid>
			<description><![CDATA[Hayalerinin peşinden giden ve en büyük hayali dünyaya bedava enerji dağıtımını gerçekleştirmek olan sıra dışı bir bilim insanı olan Nikola Tesla, ölümünün üzerinden çok uzun yıllar geçmesine rağmen günümüzde bile tanınan ve merak edilen bir isim. Peki Nikola Tesla kimdir ve kaç yaşında öldü? Tesla neleri icat etti? Tesla'nın bilim tarihine katkıları neler? İşte Nikola Tesla hakkında merak edilen her şey..<br />
<br />
<img src="https://lh6.googleusercontent.com/zhfXUIvhQM84gxNdPpDPS7aDrenY3mZV8f7STRQYtlLYju2ZU84yer6D_6Z77mNVco5_CqfVf515FCb4_yNGEsMomCBXvFP9XjuFBOk6b_c23sTPf_cq5-SPxar8D5v1MvLjtHZM" loading="lazy"  alt="[Resim: zhfXUIvhQM84gxNdPpDPS7aDrenY3mZV8f7STRQY...v1MvLjtHZM]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NİKOLA TESLA KİMDİR?</span></span><br />
<br />
10 Temmuz 1856 tarihinde şuan Sırbistan sınırları içinde kalan Similjan kasabasında dünyaya geldi. Tesla'nın babası bir din adamıydı. İlk soyadı Draganic olup daha sonra reşit olunca bu soyadını kullanmak istemediği için mahkemeye başvurup Tesla olarak değiştirmiştir. 5 çocuklu bir ailede büyüen Tesla, ağebeyini küçük yaşta kaybettiği için, yaşamı boyunca takıntılı davranışlar sergilemiştir.<br />
<br />
Babası, oğlunun kendi gibi papaz olmasını istemesine rağmen, annesinin desteği ile fizik ve matematik bilgisini ilerleten Tesla, Avusturya Prag Politeknik Üniversitesi'nin Graz’daki okulunda okudu. Buradaki eğitimini yarıda bırakarak, Prag Üniversitesi'nde eğitimini sürdürdü. Yabancı teknik yapıtları okuyabilmek için, orada, yabancı dil kursunu sürdürdü. Anadili olan Sırpça ve ailece bildikleri Almancaya ek olarak İngilizce, Fransızca ve İtalyancayı da öğrendi.<br />
<br />
<br />
Kişisel takıntıları ve asosyalliği nedeniyle üçüncü sınıfın ilk döneminden itibaren okulu bıraktı. Okulu bitirdiğini söylense de üniversite Tesla'nın mezun olmadığını ve okula 1878'in ilk döneminden sonra devam etmediğini bildirmiştir. Ailesiyle ilişkisini keserek bir oto mühendislik firmasında çalışmaya başlayan Tesla bu dönem oldukça ağır bir depresyon dönemi geçirdi.<br />
<br />
Daha sonra babasının isteği üzerine Prag'ta Charles Ferdinand Üniversitesi'ne başladı ve okula başladıktan kısa bir süre sonra babasının ölümü üzerine okulu bıraktı. Okuldan ayrıldıktan sonra Paris'te bir telefon şirketinde çalışmaya başlayan Tesla, burada doğru akım motorları ve dinamolar konusunda geniş ve önemli tecrübeler edindi. Oradayken çalıştığı döner makinelerini korumak için regüle edici kontrol cihazları icat etti.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NİKOLA TESLA'NIN İCATLARI VE AMERİKA MACERASI</span></span><br />
<br />
Tesla’ya göre doğru akımı kullanmak sistem olarak yanlıştı. Alternatif akımı kullanarak jeneratör ve motordaki komütatörü ortadan kaldırmak gerekmekteydi. Ancak alternatif akım ile çalışacak bir motor bulunamadığından işi kolay değildi. Sınıf arkadaşı Szigetti elektrik endüstrisinde devrim yaratacak dönen manyetik alanı keşif etti.<br />
<br />
Elektrik mühendisliğini bırakarak cebinde 4 sent ile New York ‘a gemiden indiği gün hayatının dönüm noktasıdır. Doğru akım üretecinin bir komütatör ile dış devresinde dalga dizinleri halinde alternatif akım üretiyor olduğunu görmüştü.<br />
<br />
Bu alternatif akımın motordan güç elde edilecek bir doğru akıma dönüştürülmesi için sistemin geriye döndürülmesi gerekmekteydi. Yapılan elektrik motorlarının endüvisi, motora alternatif akımı beslemek için döndüğü anda manyetik yönlerini değiştiren döner komütatöre sahipti.<br />
<br />
Amerika da bir yıl boyunca geçimini sağlamak için Western Union şirketinde çukur kazma işçiliği yaparak mücadele ederken diğer yandan da Jeneratör, transformatör, transmisyon (iletim) hattı, motorlar, ışıklar, iki fazlı sistemler, hatta üç fazlı sistemler gibi pek çok sistemin projelerini çiziyordu. A.K. Brown firmasının sahipleri ile tanışınca hayatı değişti.<br />
<br />
1887 Kasım ve aralık aylarında Tesla buluşlarına toplam yedi adet ABD patenti aldı. 1886 Nisanında çok fazlı sistemler için patent aldı.Bu yılın sonuna kadar 18 patent daha aldı. Ardından birçok Avrupa patenti aldı. Şimdiki Adı IEEE olan o günkü AIEE de konferans verip dünya mühendislerine tek ve çok fazlı akım sistemlerini anlattı.<br />
<br />
Ülke çapında büyük başarı elde edildi ve rakip olan General Elektrik, Westinghouse’ dan lisans almak zorunda kaldı. Söz konusu kontrat Edison ile olan akım savaşları sırasında firmayı zor durumda bıraktığından bazı kaynaklara göre Tesla bir milyon doları almamış ve sözleşmeyi feshetmiştir.<br />
<br />
1890 da ülke Niyagara Şelalesi üzerinden elektrik üretmek için çalışmalara başladı ve Tesla Komisyon başkanlığına getirildi. Westinghouse 10 adet 5.000 beygir gücünde hidroelektrik jeneratörü için, General elektrik ise iletim hattı için kontrat yaptılar. Sistem Tesla’nın 2 faz projesi için çok idealdi.<br />
<br />
Nikola Tesla Dünya'nın katmanlarından biri olan iyonosferin insanlığın yararına kullanabileceğini söyleyen ve bunu ispatlayan bilim adamıdır. İyonosfer, 19. yüzyılda keşfedilmiştir, Dünya'nın üzerinde bulunan üçüncü sıra katmandır ve Nikola Tesla'yı ilgilendiren en önemli özelliği elektrik enerjisinin ve radyo, ses ve elektro manyetik dalgaların kablosuz olarak çok uzak bir noktadan diğer noktaya taşımasını sağlamaktadır.  Nikola Tesla, iyonosfer ile ilgili çok fazla araştırma yaparak ilk radyo yayın merkezi ve kablosuz elektrik taşıma merkezi olan Shoreham, Long Island'da 1901 ile 1905 yılları arasında Wardenclyffe Kulesi'ni inşa etti.<br />
<br />
Parçaları azaltmak adına dıştan dönen alana sahip ve içi sabit olan armatürlü büyük alternatörler tasarladı. Dakikada 250 devir yapan, 1775 amper, 2.250 volt on büyük alternatör, 2 fazlı 25 Hertz, 50.000 beygir gücü yani 37.000 kilowatt ’lık elektrik üretti.<br />
<br />
Nikola Tesla uzaktan kumanda sistemini bir araca uygulayan ilk kişidir. 1 metrelik bir tekneyi uzaktan kumanda ile yüzdürmüştür. Uzaya ses dalgaları gönderen ilk kişidir. Kozmik radyo dalgalarını bularak 1917 de cisimlerin üzerine bu dalgalarsı gönderip bir floresan ekran üzerinde toplamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NİKOLA TESLA'NIN ÖLÜMÜ</span></span><br />
<br />
Nikola Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde 86 yaşındayken New Yorker Otelinin 33. katında, 3327 numaralı odasında otel görevlisi Alice Monaghan tarafından ölü olarak bulunmuştur. Asistan Doktor H.W. Wembly teşhisine göre Tesla, koroner damarların kan pıhtılaşması ile tıkanması sonucu hayatını kaybetmiştir. Ölmeden önce teleforce silahı adını verdiği bir çalışma yürütmekte olan Tesla'nın bütün dokümanlarına ABD hükümeti tarafından el konulmuştur.<br />
<br />
Cenaze töreni 12 Ocak 1943 tarihinde dünyanın en büyük katedrali olan "St. John the Divine" Katedralı'nda 2000'den fazla kişinin katılımı ile gerçekleşmiştir. İkinci bir cenaze töreni ise hemen ertesi gün Sırpça olarak New York'ta bulunan "St. Sava Serbian" Ortodoks Katedralinde yapıldı.Daha sonra New York'ta bulunan Ferncliff mezarlığına defnedilmiştir.<br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.hurriyet.com.tr/gundem/nikola-tesla-kimdir-nereli-40757455" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hayalerinin peşinden giden ve en büyük hayali dünyaya bedava enerji dağıtımını gerçekleştirmek olan sıra dışı bir bilim insanı olan Nikola Tesla, ölümünün üzerinden çok uzun yıllar geçmesine rağmen günümüzde bile tanınan ve merak edilen bir isim. Peki Nikola Tesla kimdir ve kaç yaşında öldü? Tesla neleri icat etti? Tesla'nın bilim tarihine katkıları neler? İşte Nikola Tesla hakkında merak edilen her şey..<br />
<br />
<img src="https://lh6.googleusercontent.com/zhfXUIvhQM84gxNdPpDPS7aDrenY3mZV8f7STRQYtlLYju2ZU84yer6D_6Z77mNVco5_CqfVf515FCb4_yNGEsMomCBXvFP9XjuFBOk6b_c23sTPf_cq5-SPxar8D5v1MvLjtHZM" loading="lazy"  alt="[Resim: zhfXUIvhQM84gxNdPpDPS7aDrenY3mZV8f7STRQY...v1MvLjtHZM]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NİKOLA TESLA KİMDİR?</span></span><br />
<br />
10 Temmuz 1856 tarihinde şuan Sırbistan sınırları içinde kalan Similjan kasabasında dünyaya geldi. Tesla'nın babası bir din adamıydı. İlk soyadı Draganic olup daha sonra reşit olunca bu soyadını kullanmak istemediği için mahkemeye başvurup Tesla olarak değiştirmiştir. 5 çocuklu bir ailede büyüen Tesla, ağebeyini küçük yaşta kaybettiği için, yaşamı boyunca takıntılı davranışlar sergilemiştir.<br />
<br />
Babası, oğlunun kendi gibi papaz olmasını istemesine rağmen, annesinin desteği ile fizik ve matematik bilgisini ilerleten Tesla, Avusturya Prag Politeknik Üniversitesi'nin Graz’daki okulunda okudu. Buradaki eğitimini yarıda bırakarak, Prag Üniversitesi'nde eğitimini sürdürdü. Yabancı teknik yapıtları okuyabilmek için, orada, yabancı dil kursunu sürdürdü. Anadili olan Sırpça ve ailece bildikleri Almancaya ek olarak İngilizce, Fransızca ve İtalyancayı da öğrendi.<br />
<br />
<br />
Kişisel takıntıları ve asosyalliği nedeniyle üçüncü sınıfın ilk döneminden itibaren okulu bıraktı. Okulu bitirdiğini söylense de üniversite Tesla'nın mezun olmadığını ve okula 1878'in ilk döneminden sonra devam etmediğini bildirmiştir. Ailesiyle ilişkisini keserek bir oto mühendislik firmasında çalışmaya başlayan Tesla bu dönem oldukça ağır bir depresyon dönemi geçirdi.<br />
<br />
Daha sonra babasının isteği üzerine Prag'ta Charles Ferdinand Üniversitesi'ne başladı ve okula başladıktan kısa bir süre sonra babasının ölümü üzerine okulu bıraktı. Okuldan ayrıldıktan sonra Paris'te bir telefon şirketinde çalışmaya başlayan Tesla, burada doğru akım motorları ve dinamolar konusunda geniş ve önemli tecrübeler edindi. Oradayken çalıştığı döner makinelerini korumak için regüle edici kontrol cihazları icat etti.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NİKOLA TESLA'NIN İCATLARI VE AMERİKA MACERASI</span></span><br />
<br />
Tesla’ya göre doğru akımı kullanmak sistem olarak yanlıştı. Alternatif akımı kullanarak jeneratör ve motordaki komütatörü ortadan kaldırmak gerekmekteydi. Ancak alternatif akım ile çalışacak bir motor bulunamadığından işi kolay değildi. Sınıf arkadaşı Szigetti elektrik endüstrisinde devrim yaratacak dönen manyetik alanı keşif etti.<br />
<br />
Elektrik mühendisliğini bırakarak cebinde 4 sent ile New York ‘a gemiden indiği gün hayatının dönüm noktasıdır. Doğru akım üretecinin bir komütatör ile dış devresinde dalga dizinleri halinde alternatif akım üretiyor olduğunu görmüştü.<br />
<br />
Bu alternatif akımın motordan güç elde edilecek bir doğru akıma dönüştürülmesi için sistemin geriye döndürülmesi gerekmekteydi. Yapılan elektrik motorlarının endüvisi, motora alternatif akımı beslemek için döndüğü anda manyetik yönlerini değiştiren döner komütatöre sahipti.<br />
<br />
Amerika da bir yıl boyunca geçimini sağlamak için Western Union şirketinde çukur kazma işçiliği yaparak mücadele ederken diğer yandan da Jeneratör, transformatör, transmisyon (iletim) hattı, motorlar, ışıklar, iki fazlı sistemler, hatta üç fazlı sistemler gibi pek çok sistemin projelerini çiziyordu. A.K. Brown firmasının sahipleri ile tanışınca hayatı değişti.<br />
<br />
1887 Kasım ve aralık aylarında Tesla buluşlarına toplam yedi adet ABD patenti aldı. 1886 Nisanında çok fazlı sistemler için patent aldı.Bu yılın sonuna kadar 18 patent daha aldı. Ardından birçok Avrupa patenti aldı. Şimdiki Adı IEEE olan o günkü AIEE de konferans verip dünya mühendislerine tek ve çok fazlı akım sistemlerini anlattı.<br />
<br />
Ülke çapında büyük başarı elde edildi ve rakip olan General Elektrik, Westinghouse’ dan lisans almak zorunda kaldı. Söz konusu kontrat Edison ile olan akım savaşları sırasında firmayı zor durumda bıraktığından bazı kaynaklara göre Tesla bir milyon doları almamış ve sözleşmeyi feshetmiştir.<br />
<br />
1890 da ülke Niyagara Şelalesi üzerinden elektrik üretmek için çalışmalara başladı ve Tesla Komisyon başkanlığına getirildi. Westinghouse 10 adet 5.000 beygir gücünde hidroelektrik jeneratörü için, General elektrik ise iletim hattı için kontrat yaptılar. Sistem Tesla’nın 2 faz projesi için çok idealdi.<br />
<br />
Nikola Tesla Dünya'nın katmanlarından biri olan iyonosferin insanlığın yararına kullanabileceğini söyleyen ve bunu ispatlayan bilim adamıdır. İyonosfer, 19. yüzyılda keşfedilmiştir, Dünya'nın üzerinde bulunan üçüncü sıra katmandır ve Nikola Tesla'yı ilgilendiren en önemli özelliği elektrik enerjisinin ve radyo, ses ve elektro manyetik dalgaların kablosuz olarak çok uzak bir noktadan diğer noktaya taşımasını sağlamaktadır.  Nikola Tesla, iyonosfer ile ilgili çok fazla araştırma yaparak ilk radyo yayın merkezi ve kablosuz elektrik taşıma merkezi olan Shoreham, Long Island'da 1901 ile 1905 yılları arasında Wardenclyffe Kulesi'ni inşa etti.<br />
<br />
Parçaları azaltmak adına dıştan dönen alana sahip ve içi sabit olan armatürlü büyük alternatörler tasarladı. Dakikada 250 devir yapan, 1775 amper, 2.250 volt on büyük alternatör, 2 fazlı 25 Hertz, 50.000 beygir gücü yani 37.000 kilowatt ’lık elektrik üretti.<br />
<br />
Nikola Tesla uzaktan kumanda sistemini bir araca uygulayan ilk kişidir. 1 metrelik bir tekneyi uzaktan kumanda ile yüzdürmüştür. Uzaya ses dalgaları gönderen ilk kişidir. Kozmik radyo dalgalarını bularak 1917 de cisimlerin üzerine bu dalgalarsı gönderip bir floresan ekran üzerinde toplamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NİKOLA TESLA'NIN ÖLÜMÜ</span></span><br />
<br />
Nikola Tesla, 7 Ocak 1943 tarihinde 86 yaşındayken New Yorker Otelinin 33. katında, 3327 numaralı odasında otel görevlisi Alice Monaghan tarafından ölü olarak bulunmuştur. Asistan Doktor H.W. Wembly teşhisine göre Tesla, koroner damarların kan pıhtılaşması ile tıkanması sonucu hayatını kaybetmiştir. Ölmeden önce teleforce silahı adını verdiği bir çalışma yürütmekte olan Tesla'nın bütün dokümanlarına ABD hükümeti tarafından el konulmuştur.<br />
<br />
Cenaze töreni 12 Ocak 1943 tarihinde dünyanın en büyük katedrali olan "St. John the Divine" Katedralı'nda 2000'den fazla kişinin katılımı ile gerçekleşmiştir. İkinci bir cenaze töreni ise hemen ertesi gün Sırpça olarak New York'ta bulunan "St. Sava Serbian" Ortodoks Katedralinde yapıldı.Daha sonra New York'ta bulunan Ferncliff mezarlığına defnedilmiştir.<br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.hurriyet.com.tr/gundem/nikola-tesla-kimdir-nereli-40757455" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak</a>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>