<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - Dini Hikayeler]]></title>
		<link>https://www.forumteams.com/</link>
		<description><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - https://www.forumteams.com]]></description>
		<pubDate>Wed, 10 Jun 2026 08:12:20 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Dini Hikayeler | Kazdığı Kuyuya Düştü]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dini-hikayeler-kazdigi-kuyuya-dustu.html</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jun 2025 06:19:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dini-hikayeler-kazdigi-kuyuya-dustu.html</guid>
			<description><![CDATA[“Şayet iyilik etmeye gücün yetmiyorsa, hiç olmazsa kötülük etme. Kötülük etmemek de nefsin için verilmiş bir sadakadır.” Hadis-i Şerif.<br />
<br />
Bir gün Ebû Cehil, Peygamber Efendimize bir tuzak hazırlar ve evinin önüne bir kuyu kazdırır. Ardından da Peygamber Efendimizi evine davet eder.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz davet üzerine Ebû Cehil’in evine gelir. Tam o sırada Cebrail Aleyhisselam gelip Peygamber Efendimize, Ebû Cehil’in evinin önünde tuzak için bir kuyu kaldığını haber verir.<br />
<br />
Bu durum karşısında Peygamber Efendimiz evine döner. Ebû Cehil ise, geri dönmesine bir mana veremeyerek kendisine sormak için arkasından koştuğunda, kapının önündeki kuyuya unutur ve adımını atar atmaz kendi eliyle kazdığı kuyuya düşer.<br />
<br />
Çıkarmak için ip uzattıklarında, bir türlü ipe kavuşamaz. İpler uzadıkça kuyu derinleşir. Bu hal üzerine Ebû Cehil karanlık kuyuda çıldıracak gibi olur.<br />
<br />
Peygamber Efendimize haber göndererek kendisinin çıkarılmasını ister. Durumu duyan Peygamber Efendimiz hemen kuyu başına gelerek seslenir:<br />
<br />
“Seni kuyudan çıkarırsam iman eder misin?”<br />
Bunun üzerine Ebû Cehil, kabul eder gibi görünüp der ki:<br />
<br />
“Beni bu kuyudan çıkarırsan iman edeceğim.”<br />
<br />
Peygamber Efendimiz mübarek ellerini uzatarak Ebû Cebil’i kuyudan çıkarır. Ebû Cehil kuyudan çıkınca, “ Hayatımda senin kadar güçlü sihirbaza rastlamadım,” diyerek küstahlık eder ve yine iman etmez.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[“Şayet iyilik etmeye gücün yetmiyorsa, hiç olmazsa kötülük etme. Kötülük etmemek de nefsin için verilmiş bir sadakadır.” Hadis-i Şerif.<br />
<br />
Bir gün Ebû Cehil, Peygamber Efendimize bir tuzak hazırlar ve evinin önüne bir kuyu kazdırır. Ardından da Peygamber Efendimizi evine davet eder.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz davet üzerine Ebû Cehil’in evine gelir. Tam o sırada Cebrail Aleyhisselam gelip Peygamber Efendimize, Ebû Cehil’in evinin önünde tuzak için bir kuyu kaldığını haber verir.<br />
<br />
Bu durum karşısında Peygamber Efendimiz evine döner. Ebû Cehil ise, geri dönmesine bir mana veremeyerek kendisine sormak için arkasından koştuğunda, kapının önündeki kuyuya unutur ve adımını atar atmaz kendi eliyle kazdığı kuyuya düşer.<br />
<br />
Çıkarmak için ip uzattıklarında, bir türlü ipe kavuşamaz. İpler uzadıkça kuyu derinleşir. Bu hal üzerine Ebû Cehil karanlık kuyuda çıldıracak gibi olur.<br />
<br />
Peygamber Efendimize haber göndererek kendisinin çıkarılmasını ister. Durumu duyan Peygamber Efendimiz hemen kuyu başına gelerek seslenir:<br />
<br />
“Seni kuyudan çıkarırsam iman eder misin?”<br />
Bunun üzerine Ebû Cehil, kabul eder gibi görünüp der ki:<br />
<br />
“Beni bu kuyudan çıkarırsan iman edeceğim.”<br />
<br />
Peygamber Efendimiz mübarek ellerini uzatarak Ebû Cebil’i kuyudan çıkarır. Ebû Cehil kuyudan çıkınca, “ Hayatımda senin kadar güçlü sihirbaza rastlamadım,” diyerek küstahlık eder ve yine iman etmez.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dini Hikayeler | Örümcek Ağı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dini-hikayeler-orumcek-agi.html</link>
			<pubDate>Sun, 29 Jun 2025 06:18:09 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dini-hikayeler-orumcek-agi.html</guid>
			<description><![CDATA[“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">Deniz gibi mal kazan fakat sen üzerinde gemi ol.</span>”</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevlana</span><br />
<br />
Dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı ölünce cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek, adama şöyle seslendi: “Hayatta iken tek bir gün bile birisine iyilik yaptıysan buraya giremeyeceksin.”<br />
<br />
Günahkâr adam uzun süre düşündükten sonra, bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı. Balta girmemiş ormanda yürürken önüne bir örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmak ve örümceği ezmemek için o gün yolunu değiştirmişti. Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.<br />
<br />
Melek adama gülümsedi ve ardından elini şaklattı. Gökten bir örümcek ağı inmişti. Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti. Adam neşe içinde ağa tırmanırken cehennemden bazıları da bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar. Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından korkarak onları itmeye başladı. Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile birlikte adam da cehenneme düştü.<br />
<br />
“Yazık…” dedi Melek. “Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiliği de kötülüğe dönüştürdü. O insanlara şefkat gösterebilseydin eğer, ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin.”<br />
<br />
Yaşamın örümcek ağını Ören insanın kendisi değildir. O, bu ağda sadece bir teldir ve bu ağa yaptığı katkıyı aslında kendi hayatına yapmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[“<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #00369b;" class="mycode_color">Deniz gibi mal kazan fakat sen üzerinde gemi ol.</span>”</span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevlana</span><br />
<br />
Dünya hayatında hep kötülük işleyen bir adamı ölünce cehennem kapısında bir melek karşıladı. Melek, adama şöyle seslendi: “Hayatta iken tek bir gün bile birisine iyilik yaptıysan buraya giremeyeceksin.”<br />
<br />
Günahkâr adam uzun süre düşündükten sonra, bir keresinde ormanda gördüğü örümceği hatırladı. Balta girmemiş ormanda yürürken önüne bir örümcek ağı çıkmıştı. Adam ağı bozmak ve örümceği ezmemek için o gün yolunu değiştirmişti. Heyecan içinde o günü meleğe anlattı.<br />
<br />
Melek adama gülümsedi ve ardından elini şaklattı. Gökten bir örümcek ağı inmişti. Adam bu ağa tutunarak cennete girebilecekti. Adam neşe içinde ağa tırmanırken cehennemden bazıları da bu ağa tutunarak cennete gitmeye çalıştılar. Ama adam ağın o kadar çok insanı taşımayacağından korkarak onları itmeye başladı. Tam o sırada ağ gerçekten koptu ve diğerleri ile birlikte adam da cehenneme düştü.<br />
<br />
“Yazık…” dedi Melek. “Bencilliğin, hayatında işlediğin tek iyiliği de kötülüğe dönüştürdü. O insanlara şefkat gösterebilseydin eğer, ağın herkesi taşıyabileceğini de görecektin.”<br />
<br />
Yaşamın örümcek ağını Ören insanın kendisi değildir. O, bu ağda sadece bir teldir ve bu ağa yaptığı katkıyı aslında kendi hayatına yapmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Terzinin Tövbesi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-terzinin-tovbesi.html</link>
			<pubDate>Sun, 30 Mar 2025 07:31:26 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=253">uzman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-terzinin-tovbesi.html</guid>
			<description><![CDATA[Bir terzi Allah dostlarından birine sorar:<br />
-Peygamberimizin, “Allahü teâlâ, günahkâr kulunun tövbesini, canı gargaraya gelmeden kabul eder” hadis-i şerifi hakkında ne buyurursunuz?<br />
<br />
Cevap vermeden o kimseye sorar mubarek zat.<br />
<br />
- Mesleğin nedir?<br />
-Terziyim, elbise dikerim.<br />
<br />
-Terzilikte en kolay şey nedir?<br />
-Makası tutup, kumaş kesmektir.<br />
<br />
-Kaç senedir, bu işi yaparsın?<br />
-Otuz senedir.<br />
<br />
-Canın gargaraya geldiği zaman kumaş kesebilir misin?<br />
-Hayır, kesemem!<br />
<br />
-Bir müddet zahmet çekip, öğrendiğin ve otuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o zaman nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tövbe et! O zaman belki yapamazsın, buyurdu.<br />
… ve tövbe…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir terzi Allah dostlarından birine sorar:<br />
-Peygamberimizin, “Allahü teâlâ, günahkâr kulunun tövbesini, canı gargaraya gelmeden kabul eder” hadis-i şerifi hakkında ne buyurursunuz?<br />
<br />
Cevap vermeden o kimseye sorar mubarek zat.<br />
<br />
- Mesleğin nedir?<br />
-Terziyim, elbise dikerim.<br />
<br />
-Terzilikte en kolay şey nedir?<br />
-Makası tutup, kumaş kesmektir.<br />
<br />
-Kaç senedir, bu işi yaparsın?<br />
-Otuz senedir.<br />
<br />
-Canın gargaraya geldiği zaman kumaş kesebilir misin?<br />
-Hayır, kesemem!<br />
<br />
-Bir müddet zahmet çekip, öğrendiğin ve otuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi, o zaman yapamazsan, ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o zaman nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tövbe et! O zaman belki yapamazsın, buyurdu.<br />
… ve tövbe…]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Şeytan Yolunu Değiştirir]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-seytan-yolunu-degistirir.html</link>
			<pubDate>Sun, 30 Mar 2025 07:29:54 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=253">uzman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-seytan-yolunu-degistirir.html</guid>
			<description><![CDATA[Hazret-i Resûl-i ekremin ‘s.a.v.’ huzûr-ı şerîflerinde oturan, Kureyş hâtunlarından birisi, yüksek ses ile konuşurken, hazret-i Ömer ‘r.a.’ gelip, içeri girmeğe izin taleb etdi. Hâtunlar kalkıp, sür’atle perde arkasına çekildiler. Hazret-i Ömere ‘r.a.’ izin verilip, içeri girdi. Bakdı ki, hazret-i Resûl-i ekrem ‘s.a.v.’ gülüyordu.<br />
<br />
Ömer ‘r.a.’ dedi ki,<br />
- Allahü teâlâ hazretleri mubârek dişlerini güldürsün, yâ Resûlallah! Neden dolayı gülersiniz.<br />
<br />
Server-i kâinât hazretleri buyurdular ki,<br />
- Bu hâtunlara hayret etdim ki, benim yanımda idiler. Ne vakt ki senin sesini işitdiler, kaçıp, perde arkasına girdiler.<br />
<br />
Hazret-i Ömer ‘r.a.’ dedi ki:<br />
- Yâ kadınlar! Beni görünce, Resûlullahın huzûrunda olduğunuz hâlde, niçin korkup, kaçdınız. Onun huzûrunda râhat oturup, korkmuyorsunuz!<br />
<br />
Hâtunlar, perde arkasından dediler ki,<br />
- Yâ Ömer! Sen yaratılışda şiddetli ve gadablısın.<br />
<br />
Server-i kâinât buyurdular ki;<br />
- Ey Hattâb oğlu! Sen sözünden ferâgat et! Varlığım yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, şeytân yolda sana rastlasa, o yolu bırakıp, başka yola sapar, yolunu değişdirir.<br />
<br />
[Peygamberimizin 's.a.v.' kadınlar ile oturması hicâb âyeti gelmeden evvel idi. Hicâb âyeti gelince, kadınlar ile bir arada oturmadı.]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hazret-i Resûl-i ekremin ‘s.a.v.’ huzûr-ı şerîflerinde oturan, Kureyş hâtunlarından birisi, yüksek ses ile konuşurken, hazret-i Ömer ‘r.a.’ gelip, içeri girmeğe izin taleb etdi. Hâtunlar kalkıp, sür’atle perde arkasına çekildiler. Hazret-i Ömere ‘r.a.’ izin verilip, içeri girdi. Bakdı ki, hazret-i Resûl-i ekrem ‘s.a.v.’ gülüyordu.<br />
<br />
Ömer ‘r.a.’ dedi ki,<br />
- Allahü teâlâ hazretleri mubârek dişlerini güldürsün, yâ Resûlallah! Neden dolayı gülersiniz.<br />
<br />
Server-i kâinât hazretleri buyurdular ki,<br />
- Bu hâtunlara hayret etdim ki, benim yanımda idiler. Ne vakt ki senin sesini işitdiler, kaçıp, perde arkasına girdiler.<br />
<br />
Hazret-i Ömer ‘r.a.’ dedi ki:<br />
- Yâ kadınlar! Beni görünce, Resûlullahın huzûrunda olduğunuz hâlde, niçin korkup, kaçdınız. Onun huzûrunda râhat oturup, korkmuyorsunuz!<br />
<br />
Hâtunlar, perde arkasından dediler ki,<br />
- Yâ Ömer! Sen yaratılışda şiddetli ve gadablısın.<br />
<br />
Server-i kâinât buyurdular ki;<br />
- Ey Hattâb oğlu! Sen sözünden ferâgat et! Varlığım yed-i kudretinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki, şeytân yolda sana rastlasa, o yolu bırakıp, başka yola sapar, yolunu değişdirir.<br />
<br />
[Peygamberimizin 's.a.v.' kadınlar ile oturması hicâb âyeti gelmeden evvel idi. Hicâb âyeti gelince, kadınlar ile bir arada oturmadı.]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Devenin Peygamberimize şikayeti]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-devenin-peygamberimize-sikayeti.html</link>
			<pubDate>Sun, 30 Mar 2025 07:28:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=253">uzman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-devenin-peygamberimize-sikayeti.html</guid>
			<description><![CDATA[Bu hâl, Hazret-i Peygamber’in şu ahlâk-ı hamîdesinin bir in’ikâsıdır:<br />
<br />
Hazret-i Peygamber Medine’de, hurmalıklar arasında istirahat ve tefekkür için, Ensâr’dan bir zâtın bahçesine misafir oldu. Orada bulunan bir deve, Resûlullâh’ı görünce inledi ve bir insanın ağlayışına benzer şekilde gözlerinden yaşlar aktı. Hazret-i Peygamber de, deveye yaklaştı, gözyaşlarını sildi, okşayıp hayvanı sâkinleştirdi. Sonra devenin sahibini:<br />
<br />
“Allâh’ın sana mülk kıldığı bu deve hakkında Allâh’tan korkmuyor musun? Bak, bu bana şikâyette bulundu. Sen bunu acıktırıyor ve fazla çalıştırarak yoruyormuşsun.” şeklinde îkâz buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)<br />
<br />
Bu ve benzeri Peygamber ahlâkıyla yoğrulan Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri gibiler, kalb-i selîme ulaşmış yüce gönüller oldukları için her hâllerinde Hazret-i Peygamber’in izinde yürürler. Dolayısıyla onlar ve onların izinden gidenler de, her hâlleriyle örnek birer ehl-i îmândırlar. Tebessümleri bahar mevsimi gibi gönüllere sürûr ve huzur verir. Nazarları ruhlara meltem olur. Nûrlu sîmâları ile de dâimâ Allâh’ı hatırlatırlar. Zîrâ onlar, Allâh Resûlü’nden dâimâ akis ve feyz alırlar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bu hâl, Hazret-i Peygamber’in şu ahlâk-ı hamîdesinin bir in’ikâsıdır:<br />
<br />
Hazret-i Peygamber Medine’de, hurmalıklar arasında istirahat ve tefekkür için, Ensâr’dan bir zâtın bahçesine misafir oldu. Orada bulunan bir deve, Resûlullâh’ı görünce inledi ve bir insanın ağlayışına benzer şekilde gözlerinden yaşlar aktı. Hazret-i Peygamber de, deveye yaklaştı, gözyaşlarını sildi, okşayıp hayvanı sâkinleştirdi. Sonra devenin sahibini:<br />
<br />
“Allâh’ın sana mülk kıldığı bu deve hakkında Allâh’tan korkmuyor musun? Bak, bu bana şikâyette bulundu. Sen bunu acıktırıyor ve fazla çalıştırarak yoruyormuşsun.” şeklinde îkâz buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)<br />
<br />
Bu ve benzeri Peygamber ahlâkıyla yoğrulan Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri gibiler, kalb-i selîme ulaşmış yüce gönüller oldukları için her hâllerinde Hazret-i Peygamber’in izinde yürürler. Dolayısıyla onlar ve onların izinden gidenler de, her hâlleriyle örnek birer ehl-i îmândırlar. Tebessümleri bahar mevsimi gibi gönüllere sürûr ve huzur verir. Nazarları ruhlara meltem olur. Nûrlu sîmâları ile de dâimâ Allâh’ı hatırlatırlar. Zîrâ onlar, Allâh Resûlü’nden dâimâ akis ve feyz alırlar.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[O Bir Çare Bulur]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-o-bir-care-bulur.html</link>
			<pubDate>Thu, 31 Mar 2022 18:03:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-o-bir-care-bulur.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #f012be;" class="mycode_color"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size">O Bir Çare Bulur</span></span><br />
<br />
İslâmiyete düşman olan hıristiyanların bâzıları, meşhûr Tatar hükümdârı zâlim Hülâgu’nun yanına gelerek ve kendisine yaltaklanarak, müslümanların mescidlerini yıkmasını, medreseleri dağıtmasını, ezânı ve İslâmın sembolü olan şeyleri ortadan kaldırmasını söylediler. Kan dökmekten, insanlara eziyet ve işkence etmekten zevk alan o meşhûr zâlim de, mâcera uğruna çok müslüman kanı döktü. Âlimlerden ve diğer müslümanlardan birçok kıymetli zâtı şehîd etti. Müslümanlar, bu zâlimler karşısında âciz kalıp, ne yapacakları hakkında görüşmek üzere beş yüz kadar âlim toplanıp, o zamandaki meşhur âlimlerden Şemseddîn Müsta’cel bin Rıfâî hazretlerine geldiler ve bu fitneyi durdurmak için bir şeyler yapmasını, bir çâre göstermesini, bu belânın üzerlerinden kaldırılması için duâ etmesini istediler. O ise, kendisini buna lâyık görmeyip:<br />
<br />
“Bu iş benim yapabileceğimin üstündedir. Ben de sizinle berâber geleyim. Birlikte Tâcüddîn hazretlerinin yanına gidelim. O bir çâre bulur.” dedi.<br />
<br />
Dediği gibi yaptılar. Tâcüddîn bin Rıfâî’ye, Hülâgu zâliminin müslümanlara yaptığı zulmü anlatıp, bu belânın yakın zamanda, kendilerine de ulaşacağından endişe ettiklerini bildirdiler. O da, o beldede bulunan müslümanları toplayıp:<br />
<br />
“Âlim olanlarınız ve olmayanlarınız bana yardım edin. Allahü teâlânın izni ile bu kâfirin şerrinden bütün müslümanları kurtaralım.” buyurdu.<br />
<br />
Orada bulunan herkes, ne emrederse yapmaya hazır olduklarını bildirdiler. O da hepsini toplayıp, bir gece, bulundukları beldenin etrâfına genişçe bir hendek kazdılar. Hendeği odun ile doldurdular. Ayrıca demir, bakır, kurşun ne buldularsa o hendeğe doldurdular ve müdhiş bir ateş yaktılar. Tâcüddîn bin Rıfâî oraya gelip iki rekat namaz kıldı. Orada bulunanlar da ikişer rekat namaz kıldılar ve duâ ettiler. Bir saat kadar sonra Hülâgu’nun askerlerinden bir kısmı oraya geldi. Allahü teâlânın hikmeti, Tâcüddîn bin Rıfâî’yi ve diğer müslümanları göremediler. Ateşin yanına kadar geldiler. Tâcüddîn, emir verdi. Zulüm askerlerinden yakaladıklarını ateşe attılar. Hiçbirisi bir karşılık veremedi. Onların, hepsi silâhlı idi ve müslümanların hiç silâhları yoktu.<br />
<br />
Orada bulunan müslümanlar diyorlar ki:<br />
<br />
“Onların hepsi silâhlı oldukları hâlde silâhlarını kullanamadılar. Biz çok hayret ettik.”<br />
<br />
O beldede bulunan müslümanlar, Tâcüddîn hazretlerinin bereketi ve kerâmetiyle böylece büyük bir belâdan kurtulup, selâmete kavuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #f012be;" class="mycode_color"><span style="font-size: xx-large;" class="mycode_size">O Bir Çare Bulur</span></span><br />
<br />
İslâmiyete düşman olan hıristiyanların bâzıları, meşhûr Tatar hükümdârı zâlim Hülâgu’nun yanına gelerek ve kendisine yaltaklanarak, müslümanların mescidlerini yıkmasını, medreseleri dağıtmasını, ezânı ve İslâmın sembolü olan şeyleri ortadan kaldırmasını söylediler. Kan dökmekten, insanlara eziyet ve işkence etmekten zevk alan o meşhûr zâlim de, mâcera uğruna çok müslüman kanı döktü. Âlimlerden ve diğer müslümanlardan birçok kıymetli zâtı şehîd etti. Müslümanlar, bu zâlimler karşısında âciz kalıp, ne yapacakları hakkında görüşmek üzere beş yüz kadar âlim toplanıp, o zamandaki meşhur âlimlerden Şemseddîn Müsta’cel bin Rıfâî hazretlerine geldiler ve bu fitneyi durdurmak için bir şeyler yapmasını, bir çâre göstermesini, bu belânın üzerlerinden kaldırılması için duâ etmesini istediler. O ise, kendisini buna lâyık görmeyip:<br />
<br />
“Bu iş benim yapabileceğimin üstündedir. Ben de sizinle berâber geleyim. Birlikte Tâcüddîn hazretlerinin yanına gidelim. O bir çâre bulur.” dedi.<br />
<br />
Dediği gibi yaptılar. Tâcüddîn bin Rıfâî’ye, Hülâgu zâliminin müslümanlara yaptığı zulmü anlatıp, bu belânın yakın zamanda, kendilerine de ulaşacağından endişe ettiklerini bildirdiler. O da, o beldede bulunan müslümanları toplayıp:<br />
<br />
“Âlim olanlarınız ve olmayanlarınız bana yardım edin. Allahü teâlânın izni ile bu kâfirin şerrinden bütün müslümanları kurtaralım.” buyurdu.<br />
<br />
Orada bulunan herkes, ne emrederse yapmaya hazır olduklarını bildirdiler. O da hepsini toplayıp, bir gece, bulundukları beldenin etrâfına genişçe bir hendek kazdılar. Hendeği odun ile doldurdular. Ayrıca demir, bakır, kurşun ne buldularsa o hendeğe doldurdular ve müdhiş bir ateş yaktılar. Tâcüddîn bin Rıfâî oraya gelip iki rekat namaz kıldı. Orada bulunanlar da ikişer rekat namaz kıldılar ve duâ ettiler. Bir saat kadar sonra Hülâgu’nun askerlerinden bir kısmı oraya geldi. Allahü teâlânın hikmeti, Tâcüddîn bin Rıfâî’yi ve diğer müslümanları göremediler. Ateşin yanına kadar geldiler. Tâcüddîn, emir verdi. Zulüm askerlerinden yakaladıklarını ateşe attılar. Hiçbirisi bir karşılık veremedi. Onların, hepsi silâhlı idi ve müslümanların hiç silâhları yoktu.<br />
<br />
Orada bulunan müslümanlar diyorlar ki:<br />
<br />
“Onların hepsi silâhlı oldukları hâlde silâhlarını kullanamadılar. Biz çok hayret ettik.”<br />
<br />
O beldede bulunan müslümanlar, Tâcüddîn hazretlerinin bereketi ve kerâmetiyle böylece büyük bir belâdan kurtulup, selâmete kavuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Babanın Oğluna Bedduası]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-babanin-ogluna-bedduasi.html</link>
			<pubDate>Thu, 31 Mar 2022 18:00:48 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-babanin-ogluna-bedduasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #b20080;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babanın Oğluna Bedduası</span></span></span><br />
<br />
İmam Hüseyin (as) şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Ben babamla birlikte karanlık bir gecede Kâbe’yi tavaf ediyorduk. Kâbe’nin etrafı sakinleşmişti, ziyaretçiler uykuya dalmışlardı. Aniden yürek yakan bir ses duyduk. Biri Allah’ın dergâhına yönelerek insanı etkileyici içten bir acıyla yalvarıp ağlıyordu.”<br />
<br />
Babam bana şöyle buyuru: “Ey Hüseyin! Allah’ın dergâhına sığınan, kırık kalple pişmanlık gözyaşı döken günahkâr bir kulun sesini duyuyor musun? Git onu bul benim yanıma getir.”<br />
<br />
İmam Hüseyin (as) şöyle devam ediyor: Gecenin karanlığında Kâbe’nin etrafını gezdim, o adamı rükünle makam arasında namaz halinde buldum. Selam vererek şöyle dedim: “Ey Allah’ın pişman olan kulu! Babam Emir’ul- Muminin seni çağırıyor.” Bu sözü duyunca aceleyle namazını tamamladı. Onu babamın huzuruna götürdüm. Babam onun temiz elbise giymiş, yakışıklı bir genç olduğunu görerek şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sen kimsin?”<br />
<br />
Genç: “Ben bir arabım.”<br />
<br />
Emir’ul- Muminin: “Durumun nasıldır? Neden öyle yakıcı bir şekilde ağlıyorsun?”<br />
<br />
Genç: “Ey Emir’ul- Muminin! Babama isyan etmenin cezasını çekiyorum; onun bedduası yaşantımın temellerini sarstı, sağlık ve huzurumu elimden aldı.”<br />
<br />
Emir’ul- Muminin: “Olay nedir?”<br />
<br />
Genç: “Ben laubali bir gençtim, sürekli günah işliyordum, Allah’tan da hiç korkum yoktu. Bana karşı şefkatli olan yaşlı bir babam vardı. Bana her ne kadar nasihat etseydi, sözlerini dinlemezdim. Bana nasihat ettiği zaman, onu azarlıyordum, sövüyordum, bazen de dövüyordum.<br />
<br />
Bir gün, bir yerde bir miktar para vardı, onu alıp harcamak için o paraya doğru gittim. Babam o parayı almama mani oldu. Ben de parayı zorla elinden alarak onu sert bir şekilde yere vurdum; o esnada babam ellerini dizlerine koyup kalkmak istedi, ama acı ve eziklikten yerden kalkamadı. Paraları alıp işime gittim. O anda, babam bütün arzularının yok olduğunu görüp Allah’ın evine (Kâbe’ye) giderek bana beddua edeceğine dair yemin etti.<br />
<br />
Birkaç gün sonra da oruç tutup namaz kıldı. Daha sonra yolculuk için hazırlığını tamamlayıp Kâbe’ye yani buraya doğru hareket etti. Ben onu izliyordum; tavaf ettikten sonra Kâbe’nin perdesinden tutarak kırık bir kalp ve yakıcı bir ahla bana beddua etti.<br />
<br />
Allah’a and olsun ki! Bedduası sona ermeden, bu bedbahtlığa yakalandım, böylece sağlık (nimeti) elimden alınmış oldu.”<br />
<br />
Genç adam bu sırada gömleğini açarak bedeninin bir tarafının felç olduğunu gösterdi. Genç sözlerinin devamında şöyle dedi:<br />
<br />
“Bu olaydan sonra bütün yaptıklarıma çok pişman oldum. Babamın yanına giderek özür diledim. Ama o kabul etmedi, kendi evine doğru gitti. Üç yıl bu durumla yaşadım, nihayet hac mevsiminin üçüncü yılı, babamdan, Kâbe’ye giderek bana beddua ettiği yerde benin için hayır dua etmesini ısrarla istedim.<br />
<br />
Babam lütfederek benim bu ricamı kabul etti. Mekke’ye doğru hareket ettik. Seyyak çölüne yetiştiğimizde artık karanlık çöktü. Caddenin kenarından bir kuş aniden kanatlarını (çırparak) uçunca deve ürktü ve babamı yere attı. Babam taşların üzerine düştü, düşer düşmez de can verdi. Babamı o bölgede defnedip buraya geldim. Biliyorum benim bu kötü kaderim, babamın bedduası ve benden razı olmaması sebebiyledir.<br />
<br />
Emir’ul- Muminin (as), gencin bu dertli hikâyesini duyduktan sonra şöyle buyurdular: “Senin feryadına koşacak olan, şimdi yetişmiştir; Resululah’tan (saa) duymuş olduğum duayı sana öğreteceğim; içerisinde Allah’ın ism-i azamı olan bu duayı kim okursa, Allah Teala onun duasını kabul eder; gam, üzüntü, hastalık ve fakirlik onun yaşandısından uzaklaşır, günahları ise bağışlanmış olur…” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Hüseyin (as), sözünün devamında şöyle buyuruyor:</span><br />
<br />
Genç duayı alıp gitti. Zilhicce ayının onuncu gününün sabahı, sevinçli bir halde yanımıza geldi. Sağlığının düzelmiş olduğunu gördük.<br />
<br />
Genç şöyle dedi: “Allah’a and olsun ki, Allah’ın ism-i azamı bu duadadır. Allah’a and olsun ki, duam kabul oldu, hacetim karşılandı.”<br />
<br />
Emir’ul- Muminin (as) ondan, nasıl şifa bulduğunu açıklamasını istedi.<br />
<br />
Genç şöyle dedi: “Zilhiccenin onuncu gecesinde, karanlık her tarafı sardığı herkesin uykuya daldığı bir vakitte, duayı elime alıp Allah’ın dergâhına yakararak gözyaşı döktüm. Kısa bir süre uyudum; uykuda Resulullah’ı (saa) gördüm; mübarek elini omzuma koyarak şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Alah’ın ism-i azamı hürmetine sağ- salim ol ve güzel bir yaşantın olsun.”<br />
<br />
İkinci kez olarak gözlerim uykuya dalınca şöyle bir ses kulağımda çınladı: “Ey genç! Kalk artık. Allah’ın ism-i azamı ile yakardın ve duan kabul oldu.”<br />
<br />
Ben uykudan uyandığımda kendimi sağ-salim gördüm.<br />
<br />
1-İmam’ın (as) ona öğrettiği dua, “Meşlul” adındaki meşhur bir duadır; merhum Şeyh Abbas-i Kummi, o duayı “Mefatih” kitabında nakletmiştir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #b20080;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Babanın Oğluna Bedduası</span></span></span><br />
<br />
İmam Hüseyin (as) şöyle buyuruyor:<br />
<br />
“Ben babamla birlikte karanlık bir gecede Kâbe’yi tavaf ediyorduk. Kâbe’nin etrafı sakinleşmişti, ziyaretçiler uykuya dalmışlardı. Aniden yürek yakan bir ses duyduk. Biri Allah’ın dergâhına yönelerek insanı etkileyici içten bir acıyla yalvarıp ağlıyordu.”<br />
<br />
Babam bana şöyle buyuru: “Ey Hüseyin! Allah’ın dergâhına sığınan, kırık kalple pişmanlık gözyaşı döken günahkâr bir kulun sesini duyuyor musun? Git onu bul benim yanıma getir.”<br />
<br />
İmam Hüseyin (as) şöyle devam ediyor: Gecenin karanlığında Kâbe’nin etrafını gezdim, o adamı rükünle makam arasında namaz halinde buldum. Selam vererek şöyle dedim: “Ey Allah’ın pişman olan kulu! Babam Emir’ul- Muminin seni çağırıyor.” Bu sözü duyunca aceleyle namazını tamamladı. Onu babamın huzuruna götürdüm. Babam onun temiz elbise giymiş, yakışıklı bir genç olduğunu görerek şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Sen kimsin?”<br />
<br />
Genç: “Ben bir arabım.”<br />
<br />
Emir’ul- Muminin: “Durumun nasıldır? Neden öyle yakıcı bir şekilde ağlıyorsun?”<br />
<br />
Genç: “Ey Emir’ul- Muminin! Babama isyan etmenin cezasını çekiyorum; onun bedduası yaşantımın temellerini sarstı, sağlık ve huzurumu elimden aldı.”<br />
<br />
Emir’ul- Muminin: “Olay nedir?”<br />
<br />
Genç: “Ben laubali bir gençtim, sürekli günah işliyordum, Allah’tan da hiç korkum yoktu. Bana karşı şefkatli olan yaşlı bir babam vardı. Bana her ne kadar nasihat etseydi, sözlerini dinlemezdim. Bana nasihat ettiği zaman, onu azarlıyordum, sövüyordum, bazen de dövüyordum.<br />
<br />
Bir gün, bir yerde bir miktar para vardı, onu alıp harcamak için o paraya doğru gittim. Babam o parayı almama mani oldu. Ben de parayı zorla elinden alarak onu sert bir şekilde yere vurdum; o esnada babam ellerini dizlerine koyup kalkmak istedi, ama acı ve eziklikten yerden kalkamadı. Paraları alıp işime gittim. O anda, babam bütün arzularının yok olduğunu görüp Allah’ın evine (Kâbe’ye) giderek bana beddua edeceğine dair yemin etti.<br />
<br />
Birkaç gün sonra da oruç tutup namaz kıldı. Daha sonra yolculuk için hazırlığını tamamlayıp Kâbe’ye yani buraya doğru hareket etti. Ben onu izliyordum; tavaf ettikten sonra Kâbe’nin perdesinden tutarak kırık bir kalp ve yakıcı bir ahla bana beddua etti.<br />
<br />
Allah’a and olsun ki! Bedduası sona ermeden, bu bedbahtlığa yakalandım, böylece sağlık (nimeti) elimden alınmış oldu.”<br />
<br />
Genç adam bu sırada gömleğini açarak bedeninin bir tarafının felç olduğunu gösterdi. Genç sözlerinin devamında şöyle dedi:<br />
<br />
“Bu olaydan sonra bütün yaptıklarıma çok pişman oldum. Babamın yanına giderek özür diledim. Ama o kabul etmedi, kendi evine doğru gitti. Üç yıl bu durumla yaşadım, nihayet hac mevsiminin üçüncü yılı, babamdan, Kâbe’ye giderek bana beddua ettiği yerde benin için hayır dua etmesini ısrarla istedim.<br />
<br />
Babam lütfederek benim bu ricamı kabul etti. Mekke’ye doğru hareket ettik. Seyyak çölüne yetiştiğimizde artık karanlık çöktü. Caddenin kenarından bir kuş aniden kanatlarını (çırparak) uçunca deve ürktü ve babamı yere attı. Babam taşların üzerine düştü, düşer düşmez de can verdi. Babamı o bölgede defnedip buraya geldim. Biliyorum benim bu kötü kaderim, babamın bedduası ve benden razı olmaması sebebiyledir.<br />
<br />
Emir’ul- Muminin (as), gencin bu dertli hikâyesini duyduktan sonra şöyle buyurdular: “Senin feryadına koşacak olan, şimdi yetişmiştir; Resululah’tan (saa) duymuş olduğum duayı sana öğreteceğim; içerisinde Allah’ın ism-i azamı olan bu duayı kim okursa, Allah Teala onun duasını kabul eder; gam, üzüntü, hastalık ve fakirlik onun yaşandısından uzaklaşır, günahları ise bağışlanmış olur…” <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Hüseyin (as), sözünün devamında şöyle buyuruyor:</span><br />
<br />
Genç duayı alıp gitti. Zilhicce ayının onuncu gününün sabahı, sevinçli bir halde yanımıza geldi. Sağlığının düzelmiş olduğunu gördük.<br />
<br />
Genç şöyle dedi: “Allah’a and olsun ki, Allah’ın ism-i azamı bu duadadır. Allah’a and olsun ki, duam kabul oldu, hacetim karşılandı.”<br />
<br />
Emir’ul- Muminin (as) ondan, nasıl şifa bulduğunu açıklamasını istedi.<br />
<br />
Genç şöyle dedi: “Zilhiccenin onuncu gecesinde, karanlık her tarafı sardığı herkesin uykuya daldığı bir vakitte, duayı elime alıp Allah’ın dergâhına yakararak gözyaşı döktüm. Kısa bir süre uyudum; uykuda Resulullah’ı (saa) gördüm; mübarek elini omzuma koyarak şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Alah’ın ism-i azamı hürmetine sağ- salim ol ve güzel bir yaşantın olsun.”<br />
<br />
İkinci kez olarak gözlerim uykuya dalınca şöyle bir ses kulağımda çınladı: “Ey genç! Kalk artık. Allah’ın ism-i azamı ile yakardın ve duan kabul oldu.”<br />
<br />
Ben uykudan uyandığımda kendimi sağ-salim gördüm.<br />
<br />
1-İmam’ın (as) ona öğrettiği dua, “Meşlul” adındaki meşhur bir duadır; merhum Şeyh Abbas-i Kummi, o duayı “Mefatih” kitabında nakletmiştir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kölenin Dört Duası]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kolenin-dort-duasi.html</link>
			<pubDate>Thu, 31 Mar 2022 17:59:34 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kolenin-dort-duasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #b20080;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Kölenin Dört Duası</span></span><br />
<br />
Yesrib şehrinde bir adam kavminin ileri gelenlerini topladı. Kölesine dört dirhem vererek bununla misafirler için çeşitli meyveler satın alıp getirmesini emretti. Köle çarşıya çıkmak üzere evden ayrıldı. Yolda giderken Mansur b. Ammar mescidine uğradı. Orada Allah dostlarından Mansur’u ziyaret edip onun duasını almak istedi. Mescide girdiğinde gördü ki Mansur, bir fakire vermek üzere bir şeyler istiyordu. “Kim bu yoksula dört dirhem verirse, ona dört duâda bulunacağım” diyordu.<br />
<br />
Bu Allah dostunun sözlerinden etkilenen ve acaba hangi duayı yapacak diye merak eden köle, elindeki dirhemleri o fakire verdi.<br />
<br />
Bir fakirin ihtiyacını gidermenin sevinciyle Allah’a hamdeden Mansur ona dedi ki:<br />
<br />
– Dua etmemi istediğin şeyler nelerdir söyle bakalım!<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Benim bir efendim var, ondan kurtulmak istiyorum, dedi.<br />
<br />
Mansur, bunun için dua etti.<br />
<br />
Sonra dua etmemi istediğin diğer şey nedir? dedi.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Allah’ın, dirhemlerimi yerine koyması için dua ediniz, dedi.<br />
<br />
Mansur, bunun için de dua etti. Sonra,<br />
<br />
Diğeri nedir, dedi.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Efendimin Allah’a tevbe etmesini istiyorum. Onun için dua buyurunuz, dedi.<br />
<br />
Mansur bunun için de dua etti.<br />
<br />
Sonra köleye,<br />
<br />
Diğeri nedir, dedi.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Allah’ın beni, efendimi, seni ve kavmin adamlarını bağışlamasını istiyorum, dedi.<br />
<br />
Mansur bunun için de dua etti.<br />
<br />
Dört konuda Mansur’un duâsını aldıktan sonra köle oradan ayrılarak çıkıp gitti.<br />
<br />
Eve döndüğünde Efendisi ona:<br />
<br />
– Niçin geciktin, diye sordu.<br />
<br />
O da olan biten hadiseyi anlattı.<br />
<br />
Efendisi ona:<br />
<br />
– Hangi konularda dua istedin, dedi.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Ben kendimin azadlığımı istedim, dedi.<br />
<br />
Efendisi:<br />
<br />
– Git sen hürsün dedi.<br />
<br />
Sonra ne için dua ettiğini sordu.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Allah’ın dirhemleri yerine koymasını istiyorum, dedim. Bunun için de dua etti.<br />
<br />
Efendisi:<br />
<br />
– Al sana dört dirhem, dedi.<br />
<br />
Ve üçüncü duayı sordu.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Senin Allah’a tevbe etmen için dua istedim. O da bunun için dua etti dedi.<br />
<br />
Efendisi:<br />
<br />
-Allah’a tevbe ettim, dedi.<br />
<br />
Dördüncüsünü sordu.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Allah’ın beni, seni, Mansuru ve kavmi bağışlaması için dua rica ettim.<br />
<br />
O da bu duayı yaptı, dedi.<br />
<br />
Efendisi:<br />
<br />
– Bu benim elimde değildir, dedi. Kölesine çok müsamahalı, affedici ve bağışlayıcı davrandı. Gece olup istirahata çekilince rüyasında, sanki birisi ona şöyle seslendi:<br />
<br />
“- Sen kendine ait olanı yaptın. Benim bana ait olanı yapmayacağımı mı sanırsın?!<br />
<br />
Ben Azimüşşan da seni, köleyi, Mansur’u ve mecliste hazır olanların hepsini bağışladım.”<br />
<br />
İnsan kendi üzerine düşeni yapar, Allah yolunda fedakârlığını gösterirse, onun gayretini, fedakârlığını ve sadakatini gören Allah celle celâlühü kulunu, engin merhameti içine alıverir. Ona yaptığından daha fazlasını verir.<br />
<br />
Zira O, Ekremül-Ekremîn’dir. Cömertlerin en cömertidir.<br />
<br />
Kuluna ikram etmeyi sever.<br />
<br />
İkram ve ihsanı, af ve mağfireti boldur.<br />
<br />
O, Erhamürrahımin’dir. Merhametlilerin en merhametlisidir.<br />
<br />
Kuluna merhamet eder…<br />
<br />
Kulunu sever ve affeder…<br />
<br />
Kulunun günahlarını, hatalarını setreder …<br />
<br />
Kulunu hıfzeder …<br />
<br />
Kulunu mağfiret eder…<br />
<br />
Yeter ki kul kul olsun!..<br />
<br />
Kulluğunda dâim olsun, samimi olsun!..<br />
<br />
Allah Teâlâ:<br />
<br />
“ Resûlüm! Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” (Hıcr sûresi:49) buyuruyor.<br />
<br />
Kul içten gelerek hakiki kulluk yapabilir, insanları sevip hoş görebilir ve onları affedebilirse; Rabbimizin engin rahmetine ve mağfiretine kavuşur.<br />
<br />
İnsanoğlu dünyada iken Allah’ın kullarını affedip bağışladıkca, asıl kendisi o zor günde, mahşerde, bağışlanmayı hak etmiş olur.<br />
<br />
Zira insan affede affede affa layık hale gelir.<br />
<br />
Biz de Allah’tan af, mağfiret, rahmet ve güzel akıbet niyaz ederiz.<br />
<br />
<br />
{– Mustafa Eriş}]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #b20080;" class="mycode_color"><span style="font-size: x-large;" class="mycode_size">Kölenin Dört Duası</span></span><br />
<br />
Yesrib şehrinde bir adam kavminin ileri gelenlerini topladı. Kölesine dört dirhem vererek bununla misafirler için çeşitli meyveler satın alıp getirmesini emretti. Köle çarşıya çıkmak üzere evden ayrıldı. Yolda giderken Mansur b. Ammar mescidine uğradı. Orada Allah dostlarından Mansur’u ziyaret edip onun duasını almak istedi. Mescide girdiğinde gördü ki Mansur, bir fakire vermek üzere bir şeyler istiyordu. “Kim bu yoksula dört dirhem verirse, ona dört duâda bulunacağım” diyordu.<br />
<br />
Bu Allah dostunun sözlerinden etkilenen ve acaba hangi duayı yapacak diye merak eden köle, elindeki dirhemleri o fakire verdi.<br />
<br />
Bir fakirin ihtiyacını gidermenin sevinciyle Allah’a hamdeden Mansur ona dedi ki:<br />
<br />
– Dua etmemi istediğin şeyler nelerdir söyle bakalım!<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Benim bir efendim var, ondan kurtulmak istiyorum, dedi.<br />
<br />
Mansur, bunun için dua etti.<br />
<br />
Sonra dua etmemi istediğin diğer şey nedir? dedi.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Allah’ın, dirhemlerimi yerine koyması için dua ediniz, dedi.<br />
<br />
Mansur, bunun için de dua etti. Sonra,<br />
<br />
Diğeri nedir, dedi.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Efendimin Allah’a tevbe etmesini istiyorum. Onun için dua buyurunuz, dedi.<br />
<br />
Mansur bunun için de dua etti.<br />
<br />
Sonra köleye,<br />
<br />
Diğeri nedir, dedi.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Allah’ın beni, efendimi, seni ve kavmin adamlarını bağışlamasını istiyorum, dedi.<br />
<br />
Mansur bunun için de dua etti.<br />
<br />
Dört konuda Mansur’un duâsını aldıktan sonra köle oradan ayrılarak çıkıp gitti.<br />
<br />
Eve döndüğünde Efendisi ona:<br />
<br />
– Niçin geciktin, diye sordu.<br />
<br />
O da olan biten hadiseyi anlattı.<br />
<br />
Efendisi ona:<br />
<br />
– Hangi konularda dua istedin, dedi.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Ben kendimin azadlığımı istedim, dedi.<br />
<br />
Efendisi:<br />
<br />
– Git sen hürsün dedi.<br />
<br />
Sonra ne için dua ettiğini sordu.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Allah’ın dirhemleri yerine koymasını istiyorum, dedim. Bunun için de dua etti.<br />
<br />
Efendisi:<br />
<br />
– Al sana dört dirhem, dedi.<br />
<br />
Ve üçüncü duayı sordu.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Senin Allah’a tevbe etmen için dua istedim. O da bunun için dua etti dedi.<br />
<br />
Efendisi:<br />
<br />
-Allah’a tevbe ettim, dedi.<br />
<br />
Dördüncüsünü sordu.<br />
<br />
Köle:<br />
<br />
– Allah’ın beni, seni, Mansuru ve kavmi bağışlaması için dua rica ettim.<br />
<br />
O da bu duayı yaptı, dedi.<br />
<br />
Efendisi:<br />
<br />
– Bu benim elimde değildir, dedi. Kölesine çok müsamahalı, affedici ve bağışlayıcı davrandı. Gece olup istirahata çekilince rüyasında, sanki birisi ona şöyle seslendi:<br />
<br />
“- Sen kendine ait olanı yaptın. Benim bana ait olanı yapmayacağımı mı sanırsın?!<br />
<br />
Ben Azimüşşan da seni, köleyi, Mansur’u ve mecliste hazır olanların hepsini bağışladım.”<br />
<br />
İnsan kendi üzerine düşeni yapar, Allah yolunda fedakârlığını gösterirse, onun gayretini, fedakârlığını ve sadakatini gören Allah celle celâlühü kulunu, engin merhameti içine alıverir. Ona yaptığından daha fazlasını verir.<br />
<br />
Zira O, Ekremül-Ekremîn’dir. Cömertlerin en cömertidir.<br />
<br />
Kuluna ikram etmeyi sever.<br />
<br />
İkram ve ihsanı, af ve mağfireti boldur.<br />
<br />
O, Erhamürrahımin’dir. Merhametlilerin en merhametlisidir.<br />
<br />
Kuluna merhamet eder…<br />
<br />
Kulunu sever ve affeder…<br />
<br />
Kulunun günahlarını, hatalarını setreder …<br />
<br />
Kulunu hıfzeder …<br />
<br />
Kulunu mağfiret eder…<br />
<br />
Yeter ki kul kul olsun!..<br />
<br />
Kulluğunda dâim olsun, samimi olsun!..<br />
<br />
Allah Teâlâ:<br />
<br />
“ Resûlüm! Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.” (Hıcr sûresi:49) buyuruyor.<br />
<br />
Kul içten gelerek hakiki kulluk yapabilir, insanları sevip hoş görebilir ve onları affedebilirse; Rabbimizin engin rahmetine ve mağfiretine kavuşur.<br />
<br />
İnsanoğlu dünyada iken Allah’ın kullarını affedip bağışladıkca, asıl kendisi o zor günde, mahşerde, bağışlanmayı hak etmiş olur.<br />
<br />
Zira insan affede affede affa layık hale gelir.<br />
<br />
Biz de Allah’tan af, mağfiret, rahmet ve güzel akıbet niyaz ederiz.<br />
<br />
<br />
{– Mustafa Eriş}]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Azrail'den Kaçan Adam]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-azrail-den-kacan-adam.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:36:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-azrail-den-kacan-adam.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Azrail'den Kaçan Adam</span><br />
<br />
Hz. Süleyman’ın (a.s.) hüküm sürdüğü devirlerde, bir adam koşa koşa saraya gelerek, Hz. Süleyman’ın (a.s) huzuruna çıkar. Benzi sapsarı, korkudan tir tir titrer bir halde, Süleyman aleyhisselamdan kendisine yardım etmesini ister.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Süleyman bu adama sorar:</span><br />
“Ne oldu sana böyle? Seni bu kadar korkutan şey nedir?”<br />
Adamcağız nefes nefese:<br />
“Azrail bana öyle öfkeli baktı ki, canımı alacağından korktum. Koşup sana geldim.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Süleyman, “Peki benden istediğin nedir?” der.</span><br />
Adamcağız, “Ey canları koruyan adaletli padişah! Senin hükmün rüzgâra geçer, emret de beni Hindistan’a götürsün. Belki o zaman canımı kurtarırım” der.<br />
<br />
Süleyman aleyhisselam rüzgara, adamı istediği yere bırakmasını emreder. Rüzgar adamı Hindistan’ın iç kesimlerinde bir yere uçurarak bırakır.<br />
<br />
Ertesi gün divan kurulur ve herkes Hz. Süleyman aleyhisselamın huzuruna toplanır.<br />
Hz. Süleyman (a.s.) Azrail’e,<br />
“Dün bana bir adam geldi. Kendisine öfkeyle baktığını söyledi. O Müslümanı evinden barkından, çoluk çocuğundan uzaklaştırmak için mi öyle baktın? Sebebi nedir?” der.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Azrail:</span><br />
“Ey Süleyman! Ben ona öfkeyle değil, şaşkınlıkla baktım. Çünkü Cenab-ı Hak bana, ‘O kulumun canını bugün Hindistan da al’ diye emir buyurmuştu. Ben de o adamı burada görünce şaşırarak kendi kendime, ‘Bu adamın burada ne işi var? Yüzlerce kanadı olsa Hindistan’a varması çok zor’ dedim. Onun için adama tuhaf ve şaşkınlıkla baktım. Fakat Hindistan’a gittiğim zaman adamı orada buldum ve vazifemi yerine getirdim” diyerek Hz. Süleyman’ın sorusunu cevaplar.<br />
<br />
İnsanlar ihtiraslarına kapılarak yoksulluktan ve ölümden korkarlar. Halbuki bütün dünya işlerimizi ölüm gerçeğini kabullenip, göz önünde bulundurarak yapmalıyız.<br />
Kimden, neyi kaçırıyoruz? Allah’tan (c.c) kaçabileceğini düşünmek büyük bir cahillik değil midir?<br />
<br />
Mevlana - Mesnevi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Azrail'den Kaçan Adam</span><br />
<br />
Hz. Süleyman’ın (a.s.) hüküm sürdüğü devirlerde, bir adam koşa koşa saraya gelerek, Hz. Süleyman’ın (a.s) huzuruna çıkar. Benzi sapsarı, korkudan tir tir titrer bir halde, Süleyman aleyhisselamdan kendisine yardım etmesini ister.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Süleyman bu adama sorar:</span><br />
“Ne oldu sana böyle? Seni bu kadar korkutan şey nedir?”<br />
Adamcağız nefes nefese:<br />
“Azrail bana öyle öfkeli baktı ki, canımı alacağından korktum. Koşup sana geldim.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Süleyman, “Peki benden istediğin nedir?” der.</span><br />
Adamcağız, “Ey canları koruyan adaletli padişah! Senin hükmün rüzgâra geçer, emret de beni Hindistan’a götürsün. Belki o zaman canımı kurtarırım” der.<br />
<br />
Süleyman aleyhisselam rüzgara, adamı istediği yere bırakmasını emreder. Rüzgar adamı Hindistan’ın iç kesimlerinde bir yere uçurarak bırakır.<br />
<br />
Ertesi gün divan kurulur ve herkes Hz. Süleyman aleyhisselamın huzuruna toplanır.<br />
Hz. Süleyman (a.s.) Azrail’e,<br />
“Dün bana bir adam geldi. Kendisine öfkeyle baktığını söyledi. O Müslümanı evinden barkından, çoluk çocuğundan uzaklaştırmak için mi öyle baktın? Sebebi nedir?” der.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Azrail:</span><br />
“Ey Süleyman! Ben ona öfkeyle değil, şaşkınlıkla baktım. Çünkü Cenab-ı Hak bana, ‘O kulumun canını bugün Hindistan da al’ diye emir buyurmuştu. Ben de o adamı burada görünce şaşırarak kendi kendime, ‘Bu adamın burada ne işi var? Yüzlerce kanadı olsa Hindistan’a varması çok zor’ dedim. Onun için adama tuhaf ve şaşkınlıkla baktım. Fakat Hindistan’a gittiğim zaman adamı orada buldum ve vazifemi yerine getirdim” diyerek Hz. Süleyman’ın sorusunu cevaplar.<br />
<br />
İnsanlar ihtiraslarına kapılarak yoksulluktan ve ölümden korkarlar. Halbuki bütün dünya işlerimizi ölüm gerçeğini kabullenip, göz önünde bulundurarak yapmalıyız.<br />
Kimden, neyi kaçırıyoruz? Allah’tan (c.c) kaçabileceğini düşünmek büyük bir cahillik değil midir?<br />
<br />
Mevlana - Mesnevi]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gemideki Köle]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-gemideki-kole.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:35:27 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-gemideki-kole.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Gemideki Köle</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Padişahlardan biri acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, gemi yolculuğunun zahmetini tatmamıştı. Bağırıp çağırmaya başladı, korkusundan titriyordu. Ağıdını dindirmek için ne kadar uğraştılarsa boşa gitti. Kölenin bu hali padişahın da keyfini kaçırdı. Gemide bulunanların hiçbiri onu sakinleştiremedi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yolcular arasında bir hakîm vardı. Padişaha şöyle söyledi:</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Eğer müsaade ederseniz ben onu çabuk sustururum.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Padişah, “Lutfedersiniz” deyince, o bilgenin emriyle köleyi denize attılar. Köle, dalgalar arasında yuvarlanarak birkaç defa batıp çıktıktan sonra saçından tutup gemiye doğru çektiler. Gemiye yanaşır yanaşmaz iki eliyle dümene sarıldı, yukarı çıkarıldıktan sonra da bir köşeye oturdu ve sesi kesildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bilgenin bu tedbiri padişahın çok hoşuna gitti ve bundaki hikmeti sordu. Bilge dedi ki:</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Önceden boğulmak acısını tatmadığı için gemideki selâmetin değerini bilmiyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İşte bunun gibi, sıhhatin kıymetini de hastalığa tutulanlar bilir. Ey karnı tok kişi! Arpa ekmeği sana hoş gelmezse de bana nimettir. A’raf cennettekilere cehennem olsa da cehennemdekilere cennettir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yarini sinesine saran aşıkla, hasretle gözü yollarda kalan çaresiz kişi bir midir?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Gülistan – Şeyh Sa’di-i Şirazi</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Comic Sans MS;" class="mycode_font">Gemideki Köle</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Padişahlardan biri acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, gemi yolculuğunun zahmetini tatmamıştı. Bağırıp çağırmaya başladı, korkusundan titriyordu. Ağıdını dindirmek için ne kadar uğraştılarsa boşa gitti. Kölenin bu hali padişahın da keyfini kaçırdı. Gemide bulunanların hiçbiri onu sakinleştiremedi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yolcular arasında bir hakîm vardı. Padişaha şöyle söyledi:</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Eğer müsaade ederseniz ben onu çabuk sustururum.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Padişah, “Lutfedersiniz” deyince, o bilgenin emriyle köleyi denize attılar. Köle, dalgalar arasında yuvarlanarak birkaç defa batıp çıktıktan sonra saçından tutup gemiye doğru çektiler. Gemiye yanaşır yanaşmaz iki eliyle dümene sarıldı, yukarı çıkarıldıktan sonra da bir köşeye oturdu ve sesi kesildi.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bilgenin bu tedbiri padişahın çok hoşuna gitti ve bundaki hikmeti sordu. Bilge dedi ki:</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Önceden boğulmak acısını tatmadığı için gemideki selâmetin değerini bilmiyordu.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İşte bunun gibi, sıhhatin kıymetini de hastalığa tutulanlar bilir. Ey karnı tok kişi! Arpa ekmeği sana hoş gelmezse de bana nimettir. A’raf cennettekilere cehennem olsa da cehennemdekilere cennettir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Yarini sinesine saran aşıkla, hasretle gözü yollarda kalan çaresiz kişi bir midir?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Gülistan – Şeyh Sa’di-i Şirazi</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Edep Haddini Bilmektir]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-edep-haddini-bilmektir-1876.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:34:20 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-edep-haddini-bilmektir-1876.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Edep Haddini Bilmektir</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Derviş, edeple şeyhin yanına sokuldu. “Efendim, dedi, sizin rahle-i tedrisinizde olmak ne büyük nimet. Çok mutlu ve huzurluyum. Lakin bu yolda ilerlerken nefsime bir kibir arız olur diye korkuyorum”</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şeyh tebessüm etti ve ona şu kıssayı nakletti:</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Gazneli Sultan Mahmud’un çok sevdiği bir veziri varmış. Diğer vezirler, sultanın ona olan ilgisini kıskanır, dörbir koldan açığını ararlarmış.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Birgün Sultan’a gelerek Ayaz’ın odasında kilitli bir dolap olduğu ve onun Sultan’dan gizli işler çevirdiğinden şüphelendiklerini söylemişler.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sultan, Ayaz’ı çağırarak vezirleriyle birlikte odasını görmek istediğini söylemiş. Kilitli dolabı açtırmış. Bakmışlar ki içinde eski püskü bir elbise…</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ayaz izah etmiş: “Efendim, bu benim köle olduğum zamanlardan kalma elbisemdir. Her gece dolabı açar ve buna uzun uzun bakarım. Ta ki buralara nereden geldiğimi unutmayayım…”</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Derviş, kıssadan nice hisseler çıkarmıştı. Edep tacı başta olduktan sonra, korkuya da mahal yoktu. Bunu iyice anlamıştı.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Edep Haddini Bilmektir</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Derviş, edeple şeyhin yanına sokuldu. “Efendim, dedi, sizin rahle-i tedrisinizde olmak ne büyük nimet. Çok mutlu ve huzurluyum. Lakin bu yolda ilerlerken nefsime bir kibir arız olur diye korkuyorum”</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şeyh tebessüm etti ve ona şu kıssayı nakletti:</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“Gazneli Sultan Mahmud’un çok sevdiği bir veziri varmış. Diğer vezirler, sultanın ona olan ilgisini kıskanır, dörbir koldan açığını ararlarmış.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Birgün Sultan’a gelerek Ayaz’ın odasında kilitli bir dolap olduğu ve onun Sultan’dan gizli işler çevirdiğinden şüphelendiklerini söylemişler.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sultan, Ayaz’ı çağırarak vezirleriyle birlikte odasını görmek istediğini söylemiş. Kilitli dolabı açtırmış. Bakmışlar ki içinde eski püskü bir elbise…</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ayaz izah etmiş: “Efendim, bu benim köle olduğum zamanlardan kalma elbisemdir. Her gece dolabı açar ve buna uzun uzun bakarım. Ta ki buralara nereden geldiğimi unutmayayım…”</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Derviş, kıssadan nice hisseler çıkarmıştı. Edep tacı başta olduktan sonra, korkuya da mahal yoktu. Bunu iyice anlamıştı.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Edep Haddini Bilmektir]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-edep-haddini-bilmektir.html</link>
			<pubDate>Wed, 03 Feb 2021 09:01:24 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-edep-haddini-bilmektir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #b10dc9;" class="mycode_color">Edep Haddini Bilmektir</span></span><br />
<br />
Derviş, edeple şeyhin yanına sokuldu. “Efendim, dedi, sizin rahle-i tedrisinizde olmak ne büyük nimet. Çok mutlu ve huzurluyum. Lakin bu yolda ilerlerken nefsime bir kibir arız olur diye korkuyorum”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh tebessüm etti ve ona şu kıssayı nakletti:</span><br />
<br />
“Gazneli Sultan Mahmud’un çok sevdiği bir veziri varmış. Diğer vezirler, sultanın ona olan ilgisini kıskanır, dörbir koldan açığını ararlarmış.<br />
Birgün Sultan’a gelerek Ayaz’ın odasında kilitli bir dolap olduğu ve onun Sultan’dan gizli işler çevirdiğinden şüphelendiklerini söylemişler.<br />
<br />
Sultan, Ayaz’ı çağırarak vezirleriyle birlikte odasını görmek istediğini söylemiş. Kilitli dolabı açtırmış. Bakmışlar ki içinde eski püskü bir elbise…<br />
Ayaz izah etmiş: “Efendim, bu benim köle olduğum zamanlardan kalma elbisemdir. Her gece dolabı açar ve buna uzun uzun bakarım. Ta ki buralara nereden geldiğimi unutmayayım…”<br />
<br />
Derviş, kıssadan nice hisseler çıkarmıştı. Edep tacı başta olduktan sonra, korkuya da mahal yoktu. Bunu iyice anlamıştı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #b10dc9;" class="mycode_color">Edep Haddini Bilmektir</span></span><br />
<br />
Derviş, edeple şeyhin yanına sokuldu. “Efendim, dedi, sizin rahle-i tedrisinizde olmak ne büyük nimet. Çok mutlu ve huzurluyum. Lakin bu yolda ilerlerken nefsime bir kibir arız olur diye korkuyorum”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh tebessüm etti ve ona şu kıssayı nakletti:</span><br />
<br />
“Gazneli Sultan Mahmud’un çok sevdiği bir veziri varmış. Diğer vezirler, sultanın ona olan ilgisini kıskanır, dörbir koldan açığını ararlarmış.<br />
Birgün Sultan’a gelerek Ayaz’ın odasında kilitli bir dolap olduğu ve onun Sultan’dan gizli işler çevirdiğinden şüphelendiklerini söylemişler.<br />
<br />
Sultan, Ayaz’ı çağırarak vezirleriyle birlikte odasını görmek istediğini söylemiş. Kilitli dolabı açtırmış. Bakmışlar ki içinde eski püskü bir elbise…<br />
Ayaz izah etmiş: “Efendim, bu benim köle olduğum zamanlardan kalma elbisemdir. Her gece dolabı açar ve buna uzun uzun bakarım. Ta ki buralara nereden geldiğimi unutmayayım…”<br />
<br />
Derviş, kıssadan nice hisseler çıkarmıştı. Edep tacı başta olduktan sonra, korkuya da mahal yoktu. Bunu iyice anlamıştı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Abdestsiz Nöbet Tutmam]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-abdestsiz-nobet-tutmam.html</link>
			<pubDate>Fri, 25 Dec 2020 21:58:07 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1">şenol</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-abdestsiz-nobet-tutmam.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdestsiz Nöbet Tutmam</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Sarayda gece gündüz nöbet tutan hassa askerleri vardı. Bu nöbetçilerin geleneksel olarak geceleyin bir seslenişleri yankılanırdı etrafta:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kimdir o?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kim var orda?.. Hiç kimse yoktur ama onlar sanki birilerini görüyormuş gibi, belli aralıklarla hep seslenirlermiş... Böylece devamlı uyanık durduklarını ve vazife başında olduklarını duyururlarmış. Ayrıca bu askerler her saat başı nöbeti başka arkadaşlarına devrederlermiş. Bir gece, yine nöbet yerinden sesler duyar Padişah:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kimdir o?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kim var orda?..</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Aradan 1 saat geçmesine rağmen, yine aynı ses bağırır:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kimdir o?</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kimdir var orda?..</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Padişah'ın dikkatini çeker. Bu ses, bir saat geçtiği halde değişmemiştir. Halbuki her saat başı nöbetçi değişmelidir. Bir müddet bekler ve tekrar sese dikkat kesilir. Hayret, ses önceki sestir. Nöbetçi niçin değişmemiştir? Sultan Abdülhamid Han, hemen ilgilileri çağırtır ve durumu öğrenmek istediğini söyler. Çünkü kendisine karşı düzenlenmiş müthiş bir bombalı suikasttan kıl payı kurtulmuştur. Ve bu olay daha çok yenidir. Acaba yine bir Ermeni oyunu mu tezgâhlanıyor?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Biraz sonra saatinde değişmeyen nöbetçi, Padişah'ın huzurundadır. Heyecan ve korku ile yüzü yerde beklemektedir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Padişah sorar:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Sen kaç saattir nöbettesin?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Bir buçuk saate yaklaştı, Hünkârım.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Niçin saat başında vazifeni devretmedin?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Hünkârım, benden sonraki arkadaş rica etti, onun yerine de nöbet tutuyorum.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Niçin? Neden usulü çiğniyorsun?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">O yiğit Mehmetçik utançla indirir mübarek başını. Ürkekliği iyice artar, söylemek istemez. Fakat Padişah'ın ısrarı üzerine şöyle konuşur:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Padişah'ım, benden sonraki nöbetçi ihtilâm olmuş. "Ben bu halde iken Halife-i Müslimîn'in korunmasında vazife alamam. N'olur, sen benim yerime de nöbet tut, sonra da ben senin yerine tutarım" dedi. Ben de kabûl ettim.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mehmetçiğin bu inceliği Sultan Abdülhamid Han'ın çok hoşuna gider. Sabahleyin hemen gusülsüz nöbet tutmayan askeri huzuruna getirtir. Geceki davranışından duyduğu memnuniyetini ifade eder.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdestsiz Nöbet Tutmam</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, Sarayda gece gündüz nöbet tutan hassa askerleri vardı. Bu nöbetçilerin geleneksel olarak geceleyin bir seslenişleri yankılanırdı etrafta:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kimdir o?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kim var orda?.. Hiç kimse yoktur ama onlar sanki birilerini görüyormuş gibi, belli aralıklarla hep seslenirlermiş... Böylece devamlı uyanık durduklarını ve vazife başında olduklarını duyururlarmış. Ayrıca bu askerler her saat başı nöbeti başka arkadaşlarına devrederlermiş. Bir gece, yine nöbet yerinden sesler duyar Padişah:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kimdir o?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kim var orda?..</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Aradan 1 saat geçmesine rağmen, yine aynı ses bağırır:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kimdir o?</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Kimdir var orda?..</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Padişah'ın dikkatini çeker. Bu ses, bir saat geçtiği halde değişmemiştir. Halbuki her saat başı nöbetçi değişmelidir. Bir müddet bekler ve tekrar sese dikkat kesilir. Hayret, ses önceki sestir. Nöbetçi niçin değişmemiştir? Sultan Abdülhamid Han, hemen ilgilileri çağırtır ve durumu öğrenmek istediğini söyler. Çünkü kendisine karşı düzenlenmiş müthiş bir bombalı suikasttan kıl payı kurtulmuştur. Ve bu olay daha çok yenidir. Acaba yine bir Ermeni oyunu mu tezgâhlanıyor?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Biraz sonra saatinde değişmeyen nöbetçi, Padişah'ın huzurundadır. Heyecan ve korku ile yüzü yerde beklemektedir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Padişah sorar:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Sen kaç saattir nöbettesin?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Bir buçuk saate yaklaştı, Hünkârım.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Niçin saat başında vazifeni devretmedin?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Hünkârım, benden sonraki arkadaş rica etti, onun yerine de nöbet tutuyorum.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Niçin? Neden usulü çiğniyorsun?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">O yiğit Mehmetçik utançla indirir mübarek başını. Ürkekliği iyice artar, söylemek istemez. Fakat Padişah'ın ısrarı üzerine şöyle konuşur:</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">- Padişah'ım, benden sonraki nöbetçi ihtilâm olmuş. "Ben bu halde iken Halife-i Müslimîn'in korunmasında vazife alamam. N'olur, sen benim yerime de nöbet tut, sonra da ben senin yerine tutarım" dedi. Ben de kabûl ettim.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mehmetçiğin bu inceliği Sultan Abdülhamid Han'ın çok hoşuna gider. Sabahleyin hemen gusülsüz nöbet tutmayan askeri huzuruna getirtir. Geceki davranışından duyduğu memnuniyetini ifade eder.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya Bedduası]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-fatih-sultan-mehmet%E2%80%99in-ayasofya-bedduasi.html</link>
			<pubDate>Sat, 12 Dec 2020 19:56:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-fatih-sultan-mehmet%E2%80%99in-ayasofya-bedduasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://i4.hurimg.com/i/hurriyet/75/750x422/5f08e387c03c0e2b5c1cacf5.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 5f08e387c03c0e2b5c1cacf5.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya camiine çok önem verir Yıllarca bakım onarım görmeyen, bakımsızlıktan adeta harabeye dönen Ayasofya'nın imarı ile yakından ilgilenir Gerekli bakım onarımlar yapılarak Ayasofya kısa sürede mamur hale getirilirFetih'den sonra, savaş hukukuna göre ganimet olarak Fatih'in şahsi mülkü haline gelen ve mal sahibi (Fatih) tarafından cami olarak vakfedilen Ayasofya hakkında , Fatih Sultan Mehmet'in kayda değer bir hassasiyeti vardır<br />
<br />
Evliyaullahtan olduğu bilinen Fatih Sultan Mehmet Hazretleri, şahsi vakfı olan Ayasofya Camiinin 20 yüzyılda ibadete kapatılacağını hissetmiş olmalıki, Ayasofya Camii vakıf senedinin sonuna ilginç bir not eklemiştir Ayasofya Camii vakıf senedinde vakıf sahibi <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fatih Sultan Mehmet şöyle demektedir:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.<br />
<br />
Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.<br />
<br />
Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.<br />
<br />
Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir."</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fatih Sultan Mehmed Han - 1 Haziran 1453</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://i4.hurimg.com/i/hurriyet/75/750x422/5f08e387c03c0e2b5c1cacf5.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 5f08e387c03c0e2b5c1cacf5.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya camiine çok önem verir Yıllarca bakım onarım görmeyen, bakımsızlıktan adeta harabeye dönen Ayasofya'nın imarı ile yakından ilgilenir Gerekli bakım onarımlar yapılarak Ayasofya kısa sürede mamur hale getirilirFetih'den sonra, savaş hukukuna göre ganimet olarak Fatih'in şahsi mülkü haline gelen ve mal sahibi (Fatih) tarafından cami olarak vakfedilen Ayasofya hakkında , Fatih Sultan Mehmet'in kayda değer bir hassasiyeti vardır<br />
<br />
Evliyaullahtan olduğu bilinen Fatih Sultan Mehmet Hazretleri, şahsi vakfı olan Ayasofya Camiinin 20 yüzyılda ibadete kapatılacağını hissetmiş olmalıki, Ayasofya Camii vakıf senedinin sonuna ilginç bir not eklemiştir Ayasofya Camii vakıf senedinde vakıf sahibi <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fatih Sultan Mehmet şöyle demektedir:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tedile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar.<br />
<br />
Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın.<br />
<br />
Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır.<br />
<br />
Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir."</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fatih Sultan Mehmed Han - 1 Haziran 1453</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Halifenin Gömleği Dini Hikaye]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-halifenin-gomlegi-dini-hikaye.html</link>
			<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 16:57:27 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-halifenin-gomlegi-dini-hikaye.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d900a7;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Halifenin Gömleği</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ömer ibni Abdülaziz, halifeliği zamanında, bir gün minberde, söylevle meşguldü. Minberin yakınında olan, bir grup halk, konuşması esnasında halifenin zaman zaman elini götürüp, gömleğini hareket ettirdiğini görüyorlardı. Bu hareket orada bulunan ve dinleyenlerin dikkatlerini celbetti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hepsi kendi kendilerine, neden halifenin konuşma esnasında, elini gömleğine götürüp, hareket ettirdiğini soruyorlardı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Toplantı tamamlanarak sona erdi. Araştırıldıktan sonra belli oldu ki halifenin, kendisinden öncekilerin Beytülmaldan yaptıkları israfı telafi etmek ve müslümanların Beytülmalın gözetlemek için, bir taneden fazla gömleği olmadığı için yeni yıkanmış gömleğini tekrar aynısını giymişti. Şimdi de, daha çabuk kurusun diye, hareket ettiriyordu.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #d900a7;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Halifenin Gömleği</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ömer ibni Abdülaziz, halifeliği zamanında, bir gün minberde, söylevle meşguldü. Minberin yakınında olan, bir grup halk, konuşması esnasında halifenin zaman zaman elini götürüp, gömleğini hareket ettirdiğini görüyorlardı. Bu hareket orada bulunan ve dinleyenlerin dikkatlerini celbetti.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hepsi kendi kendilerine, neden halifenin konuşma esnasında, elini gömleğine götürüp, hareket ettirdiğini soruyorlardı.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Toplantı tamamlanarak sona erdi. Araştırıldıktan sonra belli oldu ki halifenin, kendisinden öncekilerin Beytülmaldan yaptıkları israfı telafi etmek ve müslümanların Beytülmalın gözetlemek için, bir taneden fazla gömleği olmadığı için yeni yıkanmış gömleğini tekrar aynısını giymişti. Şimdi de, daha çabuk kurusun diye, hareket ettiriyordu.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>