<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - Diğer Dinler]]></title>
		<link>https://www.forumteams.com/</link>
		<description><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - https://www.forumteams.com]]></description>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2026 02:51:50 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Dinlerin Ötanaziye Bakışı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dinlerin-otanaziye-bakisi.html</link>
			<pubDate>Sun, 24 Nov 2024 09:55:43 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=887">x(-Clipper-)x</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dinlerin-otanaziye-bakisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslam</span><br />
İslam’a göre, insan Allah tarafından yaratılmıştır ve hayat ona Allah tarafından bahşedilmiştir. Bu sebeple insanın kendi canı üzerine karar verebilme hakkı yoktur, bu hak ancak Allah’ındır. Buradan hareketle İslam dininde hem intihar hem de ötanazi benzeri uygulamalar yasaktır, katil olarak görülür. Ayrıca, hayatın uzamasını sağlayacak her türlü uygulamanın uygulanması da gereklidir ve bu tip uygulamaların, durum müsaitken uygulanmaması yani bireyin ölüme terk edilmesi de yasaktır. Bu kurallar toplumsal yararlılığını kaybetmiş topluluklar için de geçerlidir ve toplumsal yararlılığını yitirmiş veya buna hiç sahip olamamış insanların öldürülmesi veya bakımsızlıktan ölüme terk edilmesi katl ile eşdeğerdir. İnsanın Allah’tan ölümü dilemesi de İslam’da hoş karşılanmayan bir davranıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Musevilik</span><br />
Museviliğin ötanaziye bakış açısı, insana ve insan hayatına bakış açısı temellidir. Musevilikte insanın Tanrı tarafından yaratıldığı ve hayatın Tanrı tarafından insana bahşedildiğine inanılır ve bu kutsal metinlerde de açıkça belirtilmiştir (Yaratılış, 2:2-27). Buradan hareketle kişinin, sanki hayatı kendisi yaratmış veya hayata sahipmiş gibi davranması beklenilemez; Tanrı tarafından bahşedilen hayat yine Tanrı tarafından, Tanrı’nın dilediği anda kişiden alınacaktır, bu sebeple kişinin kendi hayatını veya bir başkasının hayatını alması meşru değildir (Yaratılış, 9:5-6). İnsanın tanrı suretinde yaratıldığı inancı Musevilikte de bulunmaktadır ve bu da hayatın ve insanın özel bir ‘kutsallığı’ barındırdığı fikrini desteklemekte, ötanaziye bu anlamda da karşı çıkmaktadır. Kişinin toplumsal yararı kalmasa ve hatta yoğun acı içinde olsa dahi, hayatını mümkün olduğu kadar uzatması şarttır. Toplumsal yararı kalmamış insanların veya ağır bozukluklarla doğmuş bebeklerin aktif olarak öldürülmesi veya bakımsızlık sebebiyle ölüme terk edilmesi de yasaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hristiyanlık</span><br />
Hristiyanlık dini Musevilik kutsal metinlerini, kutsal metinleri içinde kabul ettiğinden insan ve insan hayatına dair akaid temelde büyük oranda benzerdir. Hristiyanlığın doğuşundan itibaren, kişinin kendi canına kıyması veya başkalarının canına kıyması kesinlikle yasak kılınmıştır. İnsanın tanrı suretinde yaratılmış olması inancı Hristiyanlıkta da mevcuttur ve insan, insan hayatı özel bir ‘kutsallığı’ içinde barındırır. Hristiyanlıkta da belirli bir toplumsal grubun, örneğin toplumsal yararlılığını kaybetmiş toplulukların, canına kıyılması meşru değildir. Çok erken dönemlerden itibaren (yaklaşık M.S. 2. yüzyıl) Hristiyanlık, intihar, çocuk ve bebeklerin katli (infantisit) ve benzeri eylemleri yasaklamıştır.<br />
<br />
Hristiyanlık tarihinin önemli isimlerinden Augustine intiharı yoğun bir şekilde eleştirmiş ve intiharı 10 Emir’den altıncısı olan “Öldürmeyeceksin” emrine karşı bir hareket olarak görmüştür. Nitekim Hristiyanlığın genel görüşü bu olmuş ve 325 yılında, Roma İmparatorluğu’nun resmî dininin Hristiyanlık olarak ilan edilmesiyle birlikte intihar katl ile aynı görülmüştür. İntihar edenlerin Hristiyan mezarlıklarına gömülmesine karşı çıkılırken, intihar edenlerin mal varlıklarına da el konulmaya başlanmıştır. Daha sonraları ünlü teolog ve filozof Thomas Aquinas da intiharı eleştirmiş ve kınamıştır. Bu sıralarda ortaya çıkan yaklaşım, bugün Katolik Kilisesi’nin intihar ve ötanaziye dair görüşlerinin temelini oluşturmaktadır.<br />
<br />
Protestanlıkta da durum pek farklı olmasa da zaman içinde değişim söz konusu olmuştur. Her ne kadar ilk dönem Protestanlığın önemli isimlerinin görüşleri Katolik Kilisesi’nin ve ilk Hristiyan yazarlarının görüşlerinden farklı olmasa da, son dönem ve çağdaş Prostestan din adamlarının ötanazi topluluklarında yer aldıkları ve ötanaziyi savundukları da görülmüştür. Bu tip din adamlarına Joseph Fletcher örnek olarak verilebilir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Budizm</span><br />
Theravada Budizminde bir rahip ölümün avantajlarından veya hayatın sefaletlerine kıyasla ölüm sonrası yaşamın iyiliğinden intiharı özendirecek şekilde bahsederse aforoz edilebilir. Ayrıca tedavi edilemeyecek derecede hasta kişilere bakarken, bu kişilerin ölümünü hızlandıracak şekilde davranmak da yasaklanmıştır (Bhikkhu).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslam</span><br />
İslam’a göre, insan Allah tarafından yaratılmıştır ve hayat ona Allah tarafından bahşedilmiştir. Bu sebeple insanın kendi canı üzerine karar verebilme hakkı yoktur, bu hak ancak Allah’ındır. Buradan hareketle İslam dininde hem intihar hem de ötanazi benzeri uygulamalar yasaktır, katil olarak görülür. Ayrıca, hayatın uzamasını sağlayacak her türlü uygulamanın uygulanması da gereklidir ve bu tip uygulamaların, durum müsaitken uygulanmaması yani bireyin ölüme terk edilmesi de yasaktır. Bu kurallar toplumsal yararlılığını kaybetmiş topluluklar için de geçerlidir ve toplumsal yararlılığını yitirmiş veya buna hiç sahip olamamış insanların öldürülmesi veya bakımsızlıktan ölüme terk edilmesi katl ile eşdeğerdir. İnsanın Allah’tan ölümü dilemesi de İslam’da hoş karşılanmayan bir davranıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Musevilik</span><br />
Museviliğin ötanaziye bakış açısı, insana ve insan hayatına bakış açısı temellidir. Musevilikte insanın Tanrı tarafından yaratıldığı ve hayatın Tanrı tarafından insana bahşedildiğine inanılır ve bu kutsal metinlerde de açıkça belirtilmiştir (Yaratılış, 2:2-27). Buradan hareketle kişinin, sanki hayatı kendisi yaratmış veya hayata sahipmiş gibi davranması beklenilemez; Tanrı tarafından bahşedilen hayat yine Tanrı tarafından, Tanrı’nın dilediği anda kişiden alınacaktır, bu sebeple kişinin kendi hayatını veya bir başkasının hayatını alması meşru değildir (Yaratılış, 9:5-6). İnsanın tanrı suretinde yaratıldığı inancı Musevilikte de bulunmaktadır ve bu da hayatın ve insanın özel bir ‘kutsallığı’ barındırdığı fikrini desteklemekte, ötanaziye bu anlamda da karşı çıkmaktadır. Kişinin toplumsal yararı kalmasa ve hatta yoğun acı içinde olsa dahi, hayatını mümkün olduğu kadar uzatması şarttır. Toplumsal yararı kalmamış insanların veya ağır bozukluklarla doğmuş bebeklerin aktif olarak öldürülmesi veya bakımsızlık sebebiyle ölüme terk edilmesi de yasaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hristiyanlık</span><br />
Hristiyanlık dini Musevilik kutsal metinlerini, kutsal metinleri içinde kabul ettiğinden insan ve insan hayatına dair akaid temelde büyük oranda benzerdir. Hristiyanlığın doğuşundan itibaren, kişinin kendi canına kıyması veya başkalarının canına kıyması kesinlikle yasak kılınmıştır. İnsanın tanrı suretinde yaratılmış olması inancı Hristiyanlıkta da mevcuttur ve insan, insan hayatı özel bir ‘kutsallığı’ içinde barındırır. Hristiyanlıkta da belirli bir toplumsal grubun, örneğin toplumsal yararlılığını kaybetmiş toplulukların, canına kıyılması meşru değildir. Çok erken dönemlerden itibaren (yaklaşık M.S. 2. yüzyıl) Hristiyanlık, intihar, çocuk ve bebeklerin katli (infantisit) ve benzeri eylemleri yasaklamıştır.<br />
<br />
Hristiyanlık tarihinin önemli isimlerinden Augustine intiharı yoğun bir şekilde eleştirmiş ve intiharı 10 Emir’den altıncısı olan “Öldürmeyeceksin” emrine karşı bir hareket olarak görmüştür. Nitekim Hristiyanlığın genel görüşü bu olmuş ve 325 yılında, Roma İmparatorluğu’nun resmî dininin Hristiyanlık olarak ilan edilmesiyle birlikte intihar katl ile aynı görülmüştür. İntihar edenlerin Hristiyan mezarlıklarına gömülmesine karşı çıkılırken, intihar edenlerin mal varlıklarına da el konulmaya başlanmıştır. Daha sonraları ünlü teolog ve filozof Thomas Aquinas da intiharı eleştirmiş ve kınamıştır. Bu sıralarda ortaya çıkan yaklaşım, bugün Katolik Kilisesi’nin intihar ve ötanaziye dair görüşlerinin temelini oluşturmaktadır.<br />
<br />
Protestanlıkta da durum pek farklı olmasa da zaman içinde değişim söz konusu olmuştur. Her ne kadar ilk dönem Protestanlığın önemli isimlerinin görüşleri Katolik Kilisesi’nin ve ilk Hristiyan yazarlarının görüşlerinden farklı olmasa da, son dönem ve çağdaş Prostestan din adamlarının ötanazi topluluklarında yer aldıkları ve ötanaziyi savundukları da görülmüştür. Bu tip din adamlarına Joseph Fletcher örnek olarak verilebilir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Budizm</span><br />
Theravada Budizminde bir rahip ölümün avantajlarından veya hayatın sefaletlerine kıyasla ölüm sonrası yaşamın iyiliğinden intiharı özendirecek şekilde bahsederse aforoz edilebilir. Ayrıca tedavi edilemeyecek derecede hasta kişilere bakarken, bu kişilerin ölümünü hızlandıracak şekilde davranmak da yasaklanmıştır (Bhikkhu).]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yahudi Ateizmi Nedir?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-yahudi-ateizmi-nedir.html</link>
			<pubDate>Sat, 12 Oct 2024 06:15:49 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=28">Joker’s Grin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-yahudi-ateizmi-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yahudi ateizmi, etnik olarak Yahudi, ancak fikir ve dünya görüşü olarak ateist olanlardır. Yahudilik etnik olduğu kadar dinî noktaları da kapsadığı için, doğal olarak Ateist Yahudilik çelişkilere yol açmaktadır.</span><br />
<br />
Halaha'nın anasoyluluğa yaptığı vurgudan dolayı, dini muhafazakâr Ortodoks Yahudi otoriteleri bile Yahudi bir anneden doğmuş ateistleri tamamen Yahudi kabul etti. 2011'deki bir araştırma Amerikan Yahudilerinin yarısının Tanrı'nın varlığı hakkında şüpheleri olduğunu gösterdi, diğer Amerikalı dini gruplarında ise bu oran %10-15 arasında.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seküler Yahudi kültürü</span></span><br />
Kendi Yahudiliklerini etnik ve seküler Yahudi kültürüne dayandırmak yerine birçok ateist Yahudi bu seviyedeki sembolik tanımlamayı bile reddeder. Seküler Yahudilik için durumlar Yahudi tarihini ve halkını, Yahudi edebiyatını (dinsiz Yahudi yazarları içerecek şekilde. Örneğin, Philip Roth ve Amos Oz), Yahudi yiyeceklerini tüketimi, Yahudi mizahının kullanımını ve Yahudi dillerine bağlılığı içerecek şekildedir. İsraillilerin yüksek çoğunluğu kendilerini seküler olarak tanımlar ve Yahudi dininin uygulanmasını reddeder. Yahudi kökenlere sahip bazı inançsızlar kendilerini Yahudi olarak tanımlamak yerine sadece ateist olarak tanımlamayı tercih ederler, bazıları ise Yahudiliğin dini inançtan bağımsız bir şekilde kültür ve geleneğinin kucaklanabileceğini iddia ederler, yine de Yahudi kültürü Tanrı etrafında oluşur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kaydadeğer kişiler</span></span><br />
Tarihteki birçok tanınan Yahudi tanrılara inanmayı reddetti. Bazıları ise geleneksel Tanrı'yı reddedip dini dili kullanmaya devam ettiler. 1656'da 17. yüzyılın Yahudi filozofu Baruch Spinoza, Tanrı'ya panteist bakışının ilerlemesi nedeniyle Amsterdam Sefarad Sinagog'u tarafından aforoz edildi, bazı gözlemcilere göre, bu modern ateizme döşenen taşlarla uyumluydu. Spinoza'yla bağlantılı bir şekilde, Albert Einstein, Tanrı'nın varlığını reddetmesine rağmen teist bir dil kullandı ve katı bir şekilde Yahudi olarak tanımlandı. Astrofizikçi Carl Sagan Yahudi bir ailede doğdu ve bir dinsizdi.<br />
<br />
Karl Marx etnik olarak Yahudi bir ailede doğdu ancak Lüteryen bir şekilde yetişti ve tarihteki en kayda değer ve etkili ateist düşünürlerden biri oldu; diyalektik ve tarihi materyalizmi geliştirdi ve bunlar kapitalizm eleştirilerinin ve bilimsel sosyalizm alanındaki teorilerinin temeli oldu. Marx, Moses Hess de dahil olmak üzere diğer önemli Yahudi düşünürleri üzerinde büyük bir etkiye sahip oldu . En çok atıf alan din üzerine sözünde şunu belirtti: "Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor".<br />
<br />
Sigmund Freud Bir Yanılsamanın Geleceği’nde dinden kaçındığını yazdı, aynı zamanda oğlunun Yahudi olarak yetişmesi için onu bir Yahudi okuluna gönderdi ve şöyle savundu “Eğer oğlunun Yahudi olarak büyümesine izin vermezsen onu başka bir şey ile değiştirilemeyecek bir enerji kaynağından yoksun bırakırsın".]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yahudi ateizmi, etnik olarak Yahudi, ancak fikir ve dünya görüşü olarak ateist olanlardır. Yahudilik etnik olduğu kadar dinî noktaları da kapsadığı için, doğal olarak Ateist Yahudilik çelişkilere yol açmaktadır.</span><br />
<br />
Halaha'nın anasoyluluğa yaptığı vurgudan dolayı, dini muhafazakâr Ortodoks Yahudi otoriteleri bile Yahudi bir anneden doğmuş ateistleri tamamen Yahudi kabul etti. 2011'deki bir araştırma Amerikan Yahudilerinin yarısının Tanrı'nın varlığı hakkında şüpheleri olduğunu gösterdi, diğer Amerikalı dini gruplarında ise bu oran %10-15 arasında.<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seküler Yahudi kültürü</span></span><br />
Kendi Yahudiliklerini etnik ve seküler Yahudi kültürüne dayandırmak yerine birçok ateist Yahudi bu seviyedeki sembolik tanımlamayı bile reddeder. Seküler Yahudilik için durumlar Yahudi tarihini ve halkını, Yahudi edebiyatını (dinsiz Yahudi yazarları içerecek şekilde. Örneğin, Philip Roth ve Amos Oz), Yahudi yiyeceklerini tüketimi, Yahudi mizahının kullanımını ve Yahudi dillerine bağlılığı içerecek şekildedir. İsraillilerin yüksek çoğunluğu kendilerini seküler olarak tanımlar ve Yahudi dininin uygulanmasını reddeder. Yahudi kökenlere sahip bazı inançsızlar kendilerini Yahudi olarak tanımlamak yerine sadece ateist olarak tanımlamayı tercih ederler, bazıları ise Yahudiliğin dini inançtan bağımsız bir şekilde kültür ve geleneğinin kucaklanabileceğini iddia ederler, yine de Yahudi kültürü Tanrı etrafında oluşur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kaydadeğer kişiler</span></span><br />
Tarihteki birçok tanınan Yahudi tanrılara inanmayı reddetti. Bazıları ise geleneksel Tanrı'yı reddedip dini dili kullanmaya devam ettiler. 1656'da 17. yüzyılın Yahudi filozofu Baruch Spinoza, Tanrı'ya panteist bakışının ilerlemesi nedeniyle Amsterdam Sefarad Sinagog'u tarafından aforoz edildi, bazı gözlemcilere göre, bu modern ateizme döşenen taşlarla uyumluydu. Spinoza'yla bağlantılı bir şekilde, Albert Einstein, Tanrı'nın varlığını reddetmesine rağmen teist bir dil kullandı ve katı bir şekilde Yahudi olarak tanımlandı. Astrofizikçi Carl Sagan Yahudi bir ailede doğdu ve bir dinsizdi.<br />
<br />
Karl Marx etnik olarak Yahudi bir ailede doğdu ancak Lüteryen bir şekilde yetişti ve tarihteki en kayda değer ve etkili ateist düşünürlerden biri oldu; diyalektik ve tarihi materyalizmi geliştirdi ve bunlar kapitalizm eleştirilerinin ve bilimsel sosyalizm alanındaki teorilerinin temeli oldu. Marx, Moses Hess de dahil olmak üzere diğer önemli Yahudi düşünürleri üzerinde büyük bir etkiye sahip oldu . En çok atıf alan din üzerine sözünde şunu belirtti: "Din ezilen insanın içli ezgisini, kalpsiz bir dünyanın sıcaklığını, tinin dıştalandığı toplumsal koşulların tinini oluşturuyor. Din, halkın afyonunu oluşturuyor".<br />
<br />
Sigmund Freud Bir Yanılsamanın Geleceği’nde dinden kaçındığını yazdı, aynı zamanda oğlunun Yahudi olarak yetişmesi için onu bir Yahudi okuluna gönderdi ve şöyle savundu “Eğer oğlunun Yahudi olarak büyümesine izin vermezsen onu başka bir şey ile değiştirilemeyecek bir enerji kaynağından yoksun bırakırsın".]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hristiyanlığın Ortaya Çıkışı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-hristiyanligin-ortaya-cikisi.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 May 2023 20:05:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-hristiyanligin-ortaya-cikisi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hristiyanlığın Ortaya Çıkışı</span><br />
<br />
Hristiyanlığın nasıl ortaya çıktığını açıklamadan önce, Pavlus'un kim olduğunu tanımlamak gerekir. Tarsus'da doğmuştur. Pavlus’un yaşadığı zamanda Tarsus Roma’nın Suriye Kilikyası'nın (Ermeni Krallığı'nın) başkentiydi. Roma’nın vergilerinden muaf olan, zengin, ayrıcalıklı ve okullarıyla ün salmış bir kentti. Pavlus, diğer adıyla Saul Yahudi bir din adamıydı. Önceleri Hristiyanlara eziyet edip, Yahudiliği yaymaya çalışmış, daha sonra İsa'dan etkilenmiş ve on iki havariye katılmıştır. Zamanın en büyük ilâhiyatçısı olarak tanımlanan Pavlus Hristiyanlığın kurucusudur. Modern bilginlere göre, günümüz Hristiyanlığı, İsa'nın getirdiği nizamdan çok, Pavlus'un yorumlarından ibarettir. Hatta denilebilir ki, sonraki yüzyıllarda insanlar dini inançlarını İncillerden çok, onun yorumlarına dayandırdılar. Pavlus'un telkinleri, Allah'ı değil, İsa Mesih'i ağırlık merkezi olarak almıştır. Ona göre İsa, sâdece bir insan değil, Tanrı'nın kudretiyle diriltilen bir kimse idi. Buna göre teslis (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) inancını da Hristiyanlığa sokan kişidir.<br />
<br />
Özetle, İsa Hristiyanlık dinini net bir şekilde kurmamıştır. Ölümünün ardından öğretilerinden etkilenenler (on iki havarisinden biri olan) Aziz Petrus’ün ruhani yönetiminde (Filistin) Galile’de bir araya geldiler. Fakat bu topluluk Roma otoriteleri tarafından Antakya’ya sürüldü. Antakyalı putperestler İsa’nın öğretilerini benimseyen bu topluluğa Hristiyan (Mesih'e bağlı) adını verdiler ve bu adlandırma sürüp gitti. Museviliğin reformu olarak başlayan hareket daha sonra Hristiyanlık adı altında yeni bir dine dönüşmüştür. Bu yeni dinin oluşumunda en büyük rolü Aziz Pavlus ve Petrus almıştır. Kudüs Yahudileri ve Romalılar bu yeni dinin yayılmaması için ellerinden geleni yaptılar ama çağın içinde bulunduğu bunalım ve karışıklık bu yeni dinin benimsenmesi ve yayılmasını kolaylaştırdı. Dolayısıyla engellemeler hiçbir işe yaramadı. Yahudiler arasında birçok kişi din değiştirdi. Bunun iki nedeni vardı aslında: Biri Yahudiliğin zorunlu olarak yapılan ayin ve ibadetlerine karşı, Hristiyanlığın sadeliği ve insanların özgür iradelerine bırakılmış olması, bir diğer sebep de ekonomik güçlükler ve insanlar arasında eşitsizliğe karşın, halkın aradığı adaleti Hıristiyanlık’ta bulacağına inanmasıydı. Hristiyanlık zamanla Roma İmparatorluğu içinde de benimsendi. İspanya, Afrika, Yunanistan, Makedonya ve Balkan devletlerini içine alan bir yayılma ile dünyada en çok benimsenmiş din haline geldi.<br />
<br />
Aziz Pavlus’un ölümünden yüzyıl sonra Hristiyanlığın kutsal yazıları bir kitapta toplandı ve böylece İncil meydana gelmiş oldu. İncil İsa'nın dört havarisi (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) tarafından kaleme alınmıştır. İsa’nın yaşamını, öğretilerini, ölümünü ve dirilişini anlatır.<br />
<br />
Hristiyanlığın kutsal kitabı Eski Ahit ve Yeni Ahit olmak üzere iki kitaptan oluşur. Eski Ahit Tora (Tevrat) ve Zebur'u içine alır. Yeni Ahit’in ilk dört bölümü İncil’dir. Sonraki bölümlerin çoğu İsa’nın öğrencilerinin (elçilerinin) kiliselere yazdığı mektuplardan oluşur. Sonraki yüzyıllarda bu dört İncilden başka İnciller de yazılmıştır. Hristiyan din adamlarınca kabul edilen dört İncil'e (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) "kanonik İnciller" denir. Bu dört İncil'in dışında kalan İncillere ise "apokrif İnciller" denir. Burada hangi İncil'in kanonik (dört havari tarafından yazıldığı), hangi İncil'in apokrif (başkaları tarafından yazıldığı) olduğu meselesi ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle, İnciller ayırt edilememiştir. Bu yüzden M.S. 397 yılında bir kurul tarafından tüm İnciller incelenmiş ve birbirine benzeyen dört İncil üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Matta, Markos ve Luka'nınkiler, gerek verdikleri bilgi, gerekse üslup açısından birbirini andırır. Bunlara "Sinoptik İnciller" denir. Yuhanna'nın İncil'i, bu üç İncil'den biraz farklıdır.<br />
<br />
Hristiyanlar için insanlığın temel sorunu günahtır. Günahkâr insan kutsal Tanrı ile ilişki kuramaz. Günah insana ölüm getirir ve herkes bu ölümü hak etmektedir. Dünyada yaşamış tek günahsız kişi olan İsa ise insanların günahlarını bağışlatan bir kurban olarak çarmıhta ölmüştür. Tanrı bu kurbanı kabul ederek, İsa'yı ölümden diriltmiştir. Eğer bir insan İsa'nın ölümü ve dirilişine ve bu gerçeklerin onun yaşamındaki etkilerine iman ederse (güvenirse) günahlarından ve sonuçlarından kurtulacaktır. İsa'nın ölümü günahları bağışlatan bir kefaret niteliğindedir.<br />
<br />
İncil’e göre, İsa insanoğlunun Adem'den gelen ilk günahını ortadan kaldıracak tek Kurtarıcıdır (Mesihtir). İsa'dan sonra birçok sahte peygamberin olacağı konusunda uyarılar mevcuttur. Bu yüzden Hristiyanlar Hz. Muhammed'e ve İslam dinine inanmazlar.<br />
<br />
Öte yandan Müslümanlar Barnabas İncil'ine göre yorum yapıp, Muhammed'in İncil'de müjdelendiğini iddia ederler.<br />
<br />
Hristiyanlar İsa'nın ölümüyle ilgili Yahudileri sorumlu tutarlar. Yahudiler İsa'ya zulüm ettikleri için çok büyük günah işlemişlerdir. Bu yüzden ülkelerini kaybettiler ve ülke ülke gezmeye mahkum edilmişlerdir. Tarih sahnesinde Hristiyanlar sayısız Yahudi’ye işkence etti ve katletti. Papalar 19. yüzyılın sonlarına dek Yahudileri aşağılayıcı fermanları üretmeyi sürdürdüler. 1994’te Papa Yahudilerin İsa’nın ölümünden sorumlu oldukları fikrinin yanlışlığını içeren bir mesaj yayınladı. Bununla beraber günümüzde tüm Hıristiyan ülkelerde hala antisemitik (Yahudi karşıtlığı) tutumlar devam etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hristiyanlığın kutsal günü Pazar'dır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hristiyanlığın Ortaya Çıkışı</span><br />
<br />
Hristiyanlığın nasıl ortaya çıktığını açıklamadan önce, Pavlus'un kim olduğunu tanımlamak gerekir. Tarsus'da doğmuştur. Pavlus’un yaşadığı zamanda Tarsus Roma’nın Suriye Kilikyası'nın (Ermeni Krallığı'nın) başkentiydi. Roma’nın vergilerinden muaf olan, zengin, ayrıcalıklı ve okullarıyla ün salmış bir kentti. Pavlus, diğer adıyla Saul Yahudi bir din adamıydı. Önceleri Hristiyanlara eziyet edip, Yahudiliği yaymaya çalışmış, daha sonra İsa'dan etkilenmiş ve on iki havariye katılmıştır. Zamanın en büyük ilâhiyatçısı olarak tanımlanan Pavlus Hristiyanlığın kurucusudur. Modern bilginlere göre, günümüz Hristiyanlığı, İsa'nın getirdiği nizamdan çok, Pavlus'un yorumlarından ibarettir. Hatta denilebilir ki, sonraki yüzyıllarda insanlar dini inançlarını İncillerden çok, onun yorumlarına dayandırdılar. Pavlus'un telkinleri, Allah'ı değil, İsa Mesih'i ağırlık merkezi olarak almıştır. Ona göre İsa, sâdece bir insan değil, Tanrı'nın kudretiyle diriltilen bir kimse idi. Buna göre teslis (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) inancını da Hristiyanlığa sokan kişidir.<br />
<br />
Özetle, İsa Hristiyanlık dinini net bir şekilde kurmamıştır. Ölümünün ardından öğretilerinden etkilenenler (on iki havarisinden biri olan) Aziz Petrus’ün ruhani yönetiminde (Filistin) Galile’de bir araya geldiler. Fakat bu topluluk Roma otoriteleri tarafından Antakya’ya sürüldü. Antakyalı putperestler İsa’nın öğretilerini benimseyen bu topluluğa Hristiyan (Mesih'e bağlı) adını verdiler ve bu adlandırma sürüp gitti. Museviliğin reformu olarak başlayan hareket daha sonra Hristiyanlık adı altında yeni bir dine dönüşmüştür. Bu yeni dinin oluşumunda en büyük rolü Aziz Pavlus ve Petrus almıştır. Kudüs Yahudileri ve Romalılar bu yeni dinin yayılmaması için ellerinden geleni yaptılar ama çağın içinde bulunduğu bunalım ve karışıklık bu yeni dinin benimsenmesi ve yayılmasını kolaylaştırdı. Dolayısıyla engellemeler hiçbir işe yaramadı. Yahudiler arasında birçok kişi din değiştirdi. Bunun iki nedeni vardı aslında: Biri Yahudiliğin zorunlu olarak yapılan ayin ve ibadetlerine karşı, Hristiyanlığın sadeliği ve insanların özgür iradelerine bırakılmış olması, bir diğer sebep de ekonomik güçlükler ve insanlar arasında eşitsizliğe karşın, halkın aradığı adaleti Hıristiyanlık’ta bulacağına inanmasıydı. Hristiyanlık zamanla Roma İmparatorluğu içinde de benimsendi. İspanya, Afrika, Yunanistan, Makedonya ve Balkan devletlerini içine alan bir yayılma ile dünyada en çok benimsenmiş din haline geldi.<br />
<br />
Aziz Pavlus’un ölümünden yüzyıl sonra Hristiyanlığın kutsal yazıları bir kitapta toplandı ve böylece İncil meydana gelmiş oldu. İncil İsa'nın dört havarisi (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) tarafından kaleme alınmıştır. İsa’nın yaşamını, öğretilerini, ölümünü ve dirilişini anlatır.<br />
<br />
Hristiyanlığın kutsal kitabı Eski Ahit ve Yeni Ahit olmak üzere iki kitaptan oluşur. Eski Ahit Tora (Tevrat) ve Zebur'u içine alır. Yeni Ahit’in ilk dört bölümü İncil’dir. Sonraki bölümlerin çoğu İsa’nın öğrencilerinin (elçilerinin) kiliselere yazdığı mektuplardan oluşur. Sonraki yüzyıllarda bu dört İncilden başka İnciller de yazılmıştır. Hristiyan din adamlarınca kabul edilen dört İncil'e (Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) "kanonik İnciller" denir. Bu dört İncil'in dışında kalan İncillere ise "apokrif İnciller" denir. Burada hangi İncil'in kanonik (dört havari tarafından yazıldığı), hangi İncil'in apokrif (başkaları tarafından yazıldığı) olduğu meselesi ortaya çıkmıştır. Başka bir deyişle, İnciller ayırt edilememiştir. Bu yüzden M.S. 397 yılında bir kurul tarafından tüm İnciller incelenmiş ve birbirine benzeyen dört İncil üzerinde görüş birliğine varmışlardır. Matta, Markos ve Luka'nınkiler, gerek verdikleri bilgi, gerekse üslup açısından birbirini andırır. Bunlara "Sinoptik İnciller" denir. Yuhanna'nın İncil'i, bu üç İncil'den biraz farklıdır.<br />
<br />
Hristiyanlar için insanlığın temel sorunu günahtır. Günahkâr insan kutsal Tanrı ile ilişki kuramaz. Günah insana ölüm getirir ve herkes bu ölümü hak etmektedir. Dünyada yaşamış tek günahsız kişi olan İsa ise insanların günahlarını bağışlatan bir kurban olarak çarmıhta ölmüştür. Tanrı bu kurbanı kabul ederek, İsa'yı ölümden diriltmiştir. Eğer bir insan İsa'nın ölümü ve dirilişine ve bu gerçeklerin onun yaşamındaki etkilerine iman ederse (güvenirse) günahlarından ve sonuçlarından kurtulacaktır. İsa'nın ölümü günahları bağışlatan bir kefaret niteliğindedir.<br />
<br />
İncil’e göre, İsa insanoğlunun Adem'den gelen ilk günahını ortadan kaldıracak tek Kurtarıcıdır (Mesihtir). İsa'dan sonra birçok sahte peygamberin olacağı konusunda uyarılar mevcuttur. Bu yüzden Hristiyanlar Hz. Muhammed'e ve İslam dinine inanmazlar.<br />
<br />
Öte yandan Müslümanlar Barnabas İncil'ine göre yorum yapıp, Muhammed'in İncil'de müjdelendiğini iddia ederler.<br />
<br />
Hristiyanlar İsa'nın ölümüyle ilgili Yahudileri sorumlu tutarlar. Yahudiler İsa'ya zulüm ettikleri için çok büyük günah işlemişlerdir. Bu yüzden ülkelerini kaybettiler ve ülke ülke gezmeye mahkum edilmişlerdir. Tarih sahnesinde Hristiyanlar sayısız Yahudi’ye işkence etti ve katletti. Papalar 19. yüzyılın sonlarına dek Yahudileri aşağılayıcı fermanları üretmeyi sürdürdüler. 1994’te Papa Yahudilerin İsa’nın ölümünden sorumlu oldukları fikrinin yanlışlığını içeren bir mesaj yayınladı. Bununla beraber günümüzde tüm Hıristiyan ülkelerde hala antisemitik (Yahudi karşıtlığı) tutumlar devam etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hristiyanlığın kutsal günü Pazar'dır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyada Ki Batıl İnançlar]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dunyada-ki-batil-inanclar.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 May 2023 20:04:27 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dunyada-ki-batil-inanclar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada ki Batıl İnançlar</span><br />
<br />
* 13. Cuma: İskandinav mitolojisinde 12 tanrıya 13. kötü tanrının katılmasının insanlara kötü talih getirdiğine inanılır.<br />
<br />
* 2 ayaklı merdiven açıkken bir üçgen oluşturur. Altından geçmek bazı Hıristiyanlarca kutsal üçlemenin bozulmasına neden olduğuna inanılır. Kutsal üçleme kırılarak şeytanla bir anlaşma içerisine girildiği söylenir ve kötü şans getirir.<br />
<br />
* Antik Mısır'da Tanrıça Bast siyah bir kedi olarak tasvir edilirdi. Hıristiyanlarca diğer dinleri çağrıştıran her türlü obje kötü şans getirirdi ve dinlerine karşı çıkardı siyah kedi de dinlerine zarar verecek tanrıyla aralarına girecek bir objeydi. Hatta kedileri olan kadınlar bir dönem cadılıkla suçlanıp cezalandırılmıştı Engizisyon Mahkemeleri zamanında.<br />
<br />
* Yakınlarda bir baykuş 3 kez öttüğünde oraya ölüm getirdiğine inanılır kimilerince.<br />
<br />
* Ortada hiçbir şey yokken evin içinde bir köpeğin havlaması sonucunda evde birinin hastalanacağına inanılır.<br />
<br />
* Masada bıçakların üst üste gelmesi durumunda yani hane içerisinde masada duran bıçaklar çakışırsa o evde kavga olacağına inanılır.<br />
<br />
* Sebebi ve temeli bilinmese de evde kırılan aynanın 7 yıl şansızlık getirdiğine inanılır. Durduk yere sebepsiz kırılan aynanın ise ölüm getirdiğine..<br />
<br />
* Birçok toplumda batıl olarak ev içerisinde şemsiye açmanın kötü şans getirdiğine inanılır.<br />
<br />
* 1 Mayıstan önce ağaçtan çiçek koparıp eve getirmek kötü şans getirir.<br />
<br />
* Birine karşılığında başka bir şey almadan eldiven vermek kötü şans getirir.<br />
<br />
* Suya, denize taş atmak kötü şans getirir.<br />
<br />
* Yeni ayakkabılar masanın üstünde bırakılmaz.<br />
<br />
* Yeni eve taşınırken eski evin süpürgesi yeni eve götürülmez.<br />
<br />
* Kulağınız yanıyorsa biri sizi anıyor demektir. Sol kulak yanıyorsa kötü sağ kulak yanıyorsa iyi şekilde<br />
<br />
* Sol elinizin avuç içi kaşınıyorsa kavga edeceksiniz sağ elinizin avuç içi kaşınıyorsa para gelecek<br />
<br />
* İyi bir şeyden bahsederken ve zarar gelmesi istenmiyorsa tahtaya 3 kez vurulur.<br />
<br />
* Süpürgeyle vurduğunuz kişi tembel olur.<br />
<br />
* Eğer fakir birine yeni bir çift ayakkabı vermezseniz hayatınız boyunca öldükten sonra diğer yaşama çıplak ayakla gidersiniz.<br />
<br />
* Birinin bardakta yarım kalmış suyuna su ilave ederek içilmez kötü kader getirir.<br />
<br />
* Cadılardan korunmak için mavi boncuk taşınır.<br />
<br />
* Eğer köprüde bir arkadaşınıza hoşça kal derseniz o arkadaşınızı bir daha göremezsiniz.<br />
<br />
* Fırtınalı havada saç kesmek iyi şans getirir.<br />
<br />
* Kediler bebeklerden uzak tutulur, kedilerin bebeklerin nefesini çaldığı söylenir.<br />
<br />
* Tırnaklar veya saçlar kesildikten sonra yakılmalı veya gömülmelidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyada ki Batıl İnançlar</span><br />
<br />
* 13. Cuma: İskandinav mitolojisinde 12 tanrıya 13. kötü tanrının katılmasının insanlara kötü talih getirdiğine inanılır.<br />
<br />
* 2 ayaklı merdiven açıkken bir üçgen oluşturur. Altından geçmek bazı Hıristiyanlarca kutsal üçlemenin bozulmasına neden olduğuna inanılır. Kutsal üçleme kırılarak şeytanla bir anlaşma içerisine girildiği söylenir ve kötü şans getirir.<br />
<br />
* Antik Mısır'da Tanrıça Bast siyah bir kedi olarak tasvir edilirdi. Hıristiyanlarca diğer dinleri çağrıştıran her türlü obje kötü şans getirirdi ve dinlerine karşı çıkardı siyah kedi de dinlerine zarar verecek tanrıyla aralarına girecek bir objeydi. Hatta kedileri olan kadınlar bir dönem cadılıkla suçlanıp cezalandırılmıştı Engizisyon Mahkemeleri zamanında.<br />
<br />
* Yakınlarda bir baykuş 3 kez öttüğünde oraya ölüm getirdiğine inanılır kimilerince.<br />
<br />
* Ortada hiçbir şey yokken evin içinde bir köpeğin havlaması sonucunda evde birinin hastalanacağına inanılır.<br />
<br />
* Masada bıçakların üst üste gelmesi durumunda yani hane içerisinde masada duran bıçaklar çakışırsa o evde kavga olacağına inanılır.<br />
<br />
* Sebebi ve temeli bilinmese de evde kırılan aynanın 7 yıl şansızlık getirdiğine inanılır. Durduk yere sebepsiz kırılan aynanın ise ölüm getirdiğine..<br />
<br />
* Birçok toplumda batıl olarak ev içerisinde şemsiye açmanın kötü şans getirdiğine inanılır.<br />
<br />
* 1 Mayıstan önce ağaçtan çiçek koparıp eve getirmek kötü şans getirir.<br />
<br />
* Birine karşılığında başka bir şey almadan eldiven vermek kötü şans getirir.<br />
<br />
* Suya, denize taş atmak kötü şans getirir.<br />
<br />
* Yeni ayakkabılar masanın üstünde bırakılmaz.<br />
<br />
* Yeni eve taşınırken eski evin süpürgesi yeni eve götürülmez.<br />
<br />
* Kulağınız yanıyorsa biri sizi anıyor demektir. Sol kulak yanıyorsa kötü sağ kulak yanıyorsa iyi şekilde<br />
<br />
* Sol elinizin avuç içi kaşınıyorsa kavga edeceksiniz sağ elinizin avuç içi kaşınıyorsa para gelecek<br />
<br />
* İyi bir şeyden bahsederken ve zarar gelmesi istenmiyorsa tahtaya 3 kez vurulur.<br />
<br />
* Süpürgeyle vurduğunuz kişi tembel olur.<br />
<br />
* Eğer fakir birine yeni bir çift ayakkabı vermezseniz hayatınız boyunca öldükten sonra diğer yaşama çıplak ayakla gidersiniz.<br />
<br />
* Birinin bardakta yarım kalmış suyuna su ilave ederek içilmez kötü kader getirir.<br />
<br />
* Cadılardan korunmak için mavi boncuk taşınır.<br />
<br />
* Eğer köprüde bir arkadaşınıza hoşça kal derseniz o arkadaşınızı bir daha göremezsiniz.<br />
<br />
* Fırtınalı havada saç kesmek iyi şans getirir.<br />
<br />
* Kediler bebeklerden uzak tutulur, kedilerin bebeklerin nefesini çaldığı söylenir.<br />
<br />
* Tırnaklar veya saçlar kesildikten sonra yakılmalı veya gömülmelidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ateist Nedir?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-ateist-nedir.html</link>
			<pubDate>Wed, 24 May 2023 20:03:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-ateist-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #c19e00;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ateist nedir?</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: sans-serif;" class="mycode_font">Ateist, tanrı veya tanrıların varlığını hayal ürünü bulan kişi veya kişilerdir.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Ateizm sanıldığı gibi bir inanç değildir. Çoğu zaman yanlış ifade edildiği şekli ile (tanrıtanımaz kelimesinde olduğu gibi) tanrıyı inkar eden kişi değildir. Çünkü "inkar" varolan bir şeyin reddedilmesi anlamı taşır, oysa ki ateistlere göre tanrı varolmadığı için onun "inkar edilmesi" de yanlış bir terminolojik kullanım olacaktır.</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Ateistler; bazen "tanrıtanımaz" kelimesiyle anılsalar da, bu isimlendirme var olan bir tanrıyı reddetme fikrine atıfta bulunduğu için ateistler tarafından kabul görmez. Ateizm inanç koşullanmalarını, hayali yaratıkları ve olayları reddeder. Ateist bakış açısıyla tanrının yanı sıra tüm metafizik inançlar ve tüm ruhani varlıklar da reddedilir.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #c19e00;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: sans-serif;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ateist nedir?</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: sans-serif;" class="mycode_font">Ateist, tanrı veya tanrıların varlığını hayal ürünü bulan kişi veya kişilerdir.</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Ateizm sanıldığı gibi bir inanç değildir. Çoğu zaman yanlış ifade edildiği şekli ile (tanrıtanımaz kelimesinde olduğu gibi) tanrıyı inkar eden kişi değildir. Çünkü "inkar" varolan bir şeyin reddedilmesi anlamı taşır, oysa ki ateistlere göre tanrı varolmadığı için onun "inkar edilmesi" de yanlış bir terminolojik kullanım olacaktır.</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: sans-serif;" class="mycode_font"><br />
Ateistler; bazen "tanrıtanımaz" kelimesiyle anılsalar da, bu isimlendirme var olan bir tanrıyı reddetme fikrine atıfta bulunduğu için ateistler tarafından kabul görmez. Ateizm inanç koşullanmalarını, hayali yaratıkları ve olayları reddeder. Ateist bakış açısıyla tanrının yanı sıra tüm metafizik inançlar ve tüm ruhani varlıklar da reddedilir.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Deizm (Yaradancılık) Nedir?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-deizm-yaradancilik-nedir.html</link>
			<pubDate>Sat, 17 Apr 2021 11:03:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=214">Mango</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-deizm-yaradancilik-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Deizm (Yaradancılık) Nedir?</span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Century Gothic;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm dinleri, peygamberleri ve kutsal kitapları reddeden, tanrının varlığının akılla kavranabildiğini savunan, kaynağını mantık ve doğadan alan tek tanrı inancıdır. Deizme göre tanrı evreni yaratmıştır ama sonrasına karışmaz ve evren kendi yasalarına göre işler. Deistler dine akılcı yaklaşırlar, onlara göre peygamber, kutsal kitap, melek, şeytan, günah, sevap gibi dinle ilgili kavramlar yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deizm ne zaman ortaya çıktı?</span><br />
<br />
Deist düşünce milattan öncelere tekabül etse de özellikle coğrafi keşifler, deizm Avrupa’da Rönesans ve Reform sayesinde filizlenmiştir. Bu dönemde Avrupa kıtasının dışına çıkılmış, başka uygarlıklarla temas edilmiş, Antikite’den kalma eserler incelenmiş, bilim ve felsefe gelişmiştir. Bu sayede dünya tarihinin İncil’de anlatıldığı gibi olmadığı anlaşılmış, Hıristiyanlık eleştirilmiş, hümanist yaklaşım yayılmıştır. Bu faktörlerin etkisiyle deizm kelimesi 17. yüzyılda İngiltere’de kullanılmaya başlanmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deistler neye inanıyorlar?<br />
</span><br />
Deistler evrene bakınca bir düzen görür ve bu düzenden bir tanrı, yaradan fikrine varır. Onlara göre evren tanrı tarafından tasarlanan, hareketi başlatılan ama dışarıdan müdahale olmadan doğa kanunlarına uygun şekilde işleyen bir bütünlüğe sahiptir. Deizme göre tanrı vardır ve kâinatı yaratmıştır. Tanrı insanların mantıksal davranmasını ister. Bazı deistler tanrının evreni yaratıp geri çekildiğini düşünürken bazıları tanrının insan davranışlarına müdahale edebileceğini savunur. Deizmde ruhun ölümsüzlüğüne dair inanç da çeşitlidir. Bazı deistler ölümden sonra yaşama veya reenkarnasyona inanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deistler neye inanmıyorlar?<br />
</span><br />
Deistler için İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik gibi dinler sözde gökten inmedir ve bu dinler hurafeler ve korkutmalarla doludur. Deizmde bir rahibe, papaza ya da imama gerek yoktur. İhtiyaç olan tek şey insanın sağduyusu ve düşünme becerisidir. Deizm insanları akıllarını kullanmaya teşvik eder ve otoriteyi sorgulamayı öğretir. Vahi ve kitaplara dayalı dinler gibi akılcı olmayan iddialarda bulunmaz.<br />
<br />
Deistler şükür ve teşekkür etmek için dua edebilirler ama dua etmeleri için kilise, havra veya cami gibi belli bir yer, zaman veya belirli bir vücut duruşları yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deistler tanrıya nasıl varır?<br />
</span><br />
Deistlere göre var olan her şeye kendinden önce gelen bir şey neden olmuştur. Yani her şeyin bir nedeni vardır ve hiçbir şey nedensiz değildir. Bu akıl yürütme ile ilk nedene inilir ve nedeni bulunmayan tanrıya varılır. Onlar için tanrı nedeni bulunmayan tek varlıktır. Onlar var olmaya başlayan her şeyin bir sebebi olduğuna ve bu yüzden evrenin bir sebebi olduğuna inanırlar. Deistler doğayı yöneten tutarlı ve öngörülür yasalar olduğunu düşünür. Bu yüzden de deistler için yasa koyucu yüce bir varlık olmalıdır. Evrene baktıklarında her şeyin detaylıca tasarlandığını düşünürler ve böylece evreni tasarlayan üstün bir varlığa inanırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evrimle ilişkileri nasıldır?<br />
</span><br />
Semavi dinlerde yani Musevilik, Hıristiyanlık, İslam gibi dinlerde insanın, önceden evrim geçirmeksizin yaratıldığına inanılır. Deizme göre ise evrim mümkündür, hatta tanrının oluşturduğu kurallar çerçevesinde, daha ilkel canlıların evrimleşmesi sonucu oluşmuş olabilir. Bir yaratıcıya inanmak, o yaratıcının, insanı aşama geçirmeksizin bir anda yarattığı fikrine inanmayı gerektirmez. Bu yüzden deistler Evrim Teorisi’ne karşı değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Geçmişten bugüne deizm<br />
</span><br />
Eski deizm inanışında Tanrı modern deizme göre daha ulaşılabilirdir; Tanrı ile insanın kişisel bir diyalog kurabileceği varsayılır. Modern deizmde ise Tanrı insanüstüdür ve hiçbir varlık onunla kıyaslanamaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deizmin alt kolları nelerdir?<br />
</span><br />
Deizm kendi içinde ufak nüanslarla pandeizm, panendeizm, polideizm, Hıristiyan deizmi, felsefi deizm, bilimsel deizm, spritüel deizm, hümanist deizm gibi alt dallara ayrılır. Örneğin pandeizm evrenden ayrı, bağımsız bir tanrı yerine evreni tanrı olarak kabul eder. Buna göre tanrı insanda, doğada ve nesnelerde vardır. Panendeizmde tanrı evreni kendi özünden yaratmıştır ve ruhun amacı evrimden geçerek tanrıya dönmektir. Tanrı, evren, insan ayrımı yoktur. Spritüel deizm reenkarnasyon, karma meditasyon, tefekkür gibi inançları içinde barındırır. Onlara göre birey içine dönerek tanrıyı idrak edebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deizmin ateizm, teizm ve agnostisizmden farkı nedir?<br />
</span><br />
Deizm, atizm, teizm ve agnostisizm birbirinden farklı kavramlar olsa da sıklıkla karıştırılır. Ateizm tüm tanrılara ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları ve dinleri reddeder. Teizmde ise sonsuz kudrete sahip, zamandan ve mekandan bağımsız bir tanrı vardır ama deizmden farklı olarak bu tanrı evrenin işleyişine müdahale eder ve çeşitli yollarla din göndermiştir. Ayrıca tanrı dünya ve insanlar ile sürekli ilişki içerisindedir. Agnostisizm ise Tanrı'nın varlığının ya da yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri sürer.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felsefedeki karşılığı?<br />
</span><br />
Felsefe tarihinde deizm esas olarak Aristo metafiziğinde temellendirilmiştir. Çünkü Aristo’nun tanrısı salt düşünmedir, tindir ve evren üzerinde hareket ve edimleriyle etkide bulunmaz. Rönesans döneminde ise Aristo’nun tanrısı yeniden gündeme gelmiştir. Çünkü Latince tanrı anlamındaki Deus sözcüğünden türetilen deizm kavramı, Ortaçağ’ın dinsel dogmalarına ve kilisenin baskılarına karşı ortaya çıkmıştır. Birçok aydını ve felsefeciyi de peşinden sürükleyen deizmde 16. yüzyıldan itibaren tanrı tamamen yadsınmak yerine tanrı tasarımı değişmiştir. Dinin bilim üzerindeki denetimi kırılmış ve evren dinsel inançlara başvurmadan açıklanmaya çalışılmıştır. Bu düşünce daha sonra sekülerliği de beraberinde getirecektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avrupa’da deizm<br />
</span><br />
Deizm kavramı pek çok İngiliz aydınını peşinden sürüklemiştir. İngiliz düşünür Edward Herbert deizmin babası kabul edilmiştir. Charles Blount ve John Toland deizm konusunda eserler vermiş ve bu görüşü irdeleyerek yaygınlaştırmaya çalışmıştır. Blount Summary Account of Deist’s Religion, Toland ise Christianity Not Mysterious ve Matthew Tindal Christianity as Old as the Creation ve Pentheistikan isimli eserlerinde deizm hakkında düşüncelerini savunmuştur.<br />
<br />
Örneğin Herbert, dünyayı yarattığını kabul ettiği bir tanrıya inanır ama dinlerin öne çıkardığı, doğal hakikatlere aykırı akıl dışı tasarımlarla ilgilenmek yerine, doğal hakikatlerle yetinmek gerektiğini belirtmiştir. Onun takipçisi John Toland, Anthony Collins ve Matthew Tindal gibi isimlerdi. Toland Hıristiyanlığı sırlardan arındırarak akıl dinine dönüştürmeyi denemiştir. Bir başka İngiliz düşünür John Locke da vahyin akıldan üstün olduğunu kabul etmesine rağmen vahyin akla uygun olması gerektiğini ifade etmiştir.<br />
<br />
Fransa da deizm konusunda önemli bir yere sahiptir. Fransız deistleri arasında öne çıkan Jean Bodin’e göre ister tek tanrıcı, isterse çok tanrıcı olsun, bütün dinler gereksizdir. Deizm konusunda kafa yoran bir başka Fransız filozof Voltaire ise, Newton fiziği ve tabiat kanunu fikrini esas alan bir doğal din anlayışını savunmuştur. Voltaire’in katı deizmini daha romantik hale getiren ise J. J. Rousseau’dur. O, Hıristiyanlıktaki insanın doğuştan günahkar olduğu fikrine karşı çıkmış insanın doğuştan iyi ve adil olduğunu belirtmiştir. Ona göre din, yüksek bir varlığın bizlere verdiği yüksek bir duygudan ibarettir. Ünlü filozof bu inancını, “İnsanın dini ne tapınaklardır, ne altarlar ne de ayinlerdir. İnsanın dini tamamen en üstün olan tanrıya içsel bir ibadet ve ahlak kurallarına sonsuza dek uymaktır.” diyerek de ifade etmiştir.<br />
<br />
Amerikalı deist Thomas Paine ise 1784 yılında yayımladığı, Akıl Çağı adlı kitabında, yıllar sonra Dünya Deistler Birliği’nin mottosu olacak şu sözü söylemiştir: "Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ünlü deistler kimlerdir?<br />
</span><br />
Deizm geçmişten günümüze pek çok ismi etkilemiştir. Napolyon Bonapart, Benjamin Franklin, Albert Einstein, Adam Smith, George Washington, Mark Twain ve Victor Hugo tanınmış deistler arasındadır.</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: tahoma;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #419dc1;" class="mycode_color"><span style="font-family: Trebuchet MS;" class="mycode_font">Deizm (Yaradancılık) Nedir?</span></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Century Gothic;" class="mycode_font"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm dinleri, peygamberleri ve kutsal kitapları reddeden, tanrının varlığının akılla kavranabildiğini savunan, kaynağını mantık ve doğadan alan tek tanrı inancıdır. Deizme göre tanrı evreni yaratmıştır ama sonrasına karışmaz ve evren kendi yasalarına göre işler. Deistler dine akılcı yaklaşırlar, onlara göre peygamber, kutsal kitap, melek, şeytan, günah, sevap gibi dinle ilgili kavramlar yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deizm ne zaman ortaya çıktı?</span><br />
<br />
Deist düşünce milattan öncelere tekabül etse de özellikle coğrafi keşifler, deizm Avrupa’da Rönesans ve Reform sayesinde filizlenmiştir. Bu dönemde Avrupa kıtasının dışına çıkılmış, başka uygarlıklarla temas edilmiş, Antikite’den kalma eserler incelenmiş, bilim ve felsefe gelişmiştir. Bu sayede dünya tarihinin İncil’de anlatıldığı gibi olmadığı anlaşılmış, Hıristiyanlık eleştirilmiş, hümanist yaklaşım yayılmıştır. Bu faktörlerin etkisiyle deizm kelimesi 17. yüzyılda İngiltere’de kullanılmaya başlanmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deistler neye inanıyorlar?<br />
</span><br />
Deistler evrene bakınca bir düzen görür ve bu düzenden bir tanrı, yaradan fikrine varır. Onlara göre evren tanrı tarafından tasarlanan, hareketi başlatılan ama dışarıdan müdahale olmadan doğa kanunlarına uygun şekilde işleyen bir bütünlüğe sahiptir. Deizme göre tanrı vardır ve kâinatı yaratmıştır. Tanrı insanların mantıksal davranmasını ister. Bazı deistler tanrının evreni yaratıp geri çekildiğini düşünürken bazıları tanrının insan davranışlarına müdahale edebileceğini savunur. Deizmde ruhun ölümsüzlüğüne dair inanç da çeşitlidir. Bazı deistler ölümden sonra yaşama veya reenkarnasyona inanabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deistler neye inanmıyorlar?<br />
</span><br />
Deistler için İslam, Hıristiyanlık ve Musevilik gibi dinler sözde gökten inmedir ve bu dinler hurafeler ve korkutmalarla doludur. Deizmde bir rahibe, papaza ya da imama gerek yoktur. İhtiyaç olan tek şey insanın sağduyusu ve düşünme becerisidir. Deizm insanları akıllarını kullanmaya teşvik eder ve otoriteyi sorgulamayı öğretir. Vahi ve kitaplara dayalı dinler gibi akılcı olmayan iddialarda bulunmaz.<br />
<br />
Deistler şükür ve teşekkür etmek için dua edebilirler ama dua etmeleri için kilise, havra veya cami gibi belli bir yer, zaman veya belirli bir vücut duruşları yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deistler tanrıya nasıl varır?<br />
</span><br />
Deistlere göre var olan her şeye kendinden önce gelen bir şey neden olmuştur. Yani her şeyin bir nedeni vardır ve hiçbir şey nedensiz değildir. Bu akıl yürütme ile ilk nedene inilir ve nedeni bulunmayan tanrıya varılır. Onlar için tanrı nedeni bulunmayan tek varlıktır. Onlar var olmaya başlayan her şeyin bir sebebi olduğuna ve bu yüzden evrenin bir sebebi olduğuna inanırlar. Deistler doğayı yöneten tutarlı ve öngörülür yasalar olduğunu düşünür. Bu yüzden de deistler için yasa koyucu yüce bir varlık olmalıdır. Evrene baktıklarında her şeyin detaylıca tasarlandığını düşünürler ve böylece evreni tasarlayan üstün bir varlığa inanırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Evrimle ilişkileri nasıldır?<br />
</span><br />
Semavi dinlerde yani Musevilik, Hıristiyanlık, İslam gibi dinlerde insanın, önceden evrim geçirmeksizin yaratıldığına inanılır. Deizme göre ise evrim mümkündür, hatta tanrının oluşturduğu kurallar çerçevesinde, daha ilkel canlıların evrimleşmesi sonucu oluşmuş olabilir. Bir yaratıcıya inanmak, o yaratıcının, insanı aşama geçirmeksizin bir anda yarattığı fikrine inanmayı gerektirmez. Bu yüzden deistler Evrim Teorisi’ne karşı değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Geçmişten bugüne deizm<br />
</span><br />
Eski deizm inanışında Tanrı modern deizme göre daha ulaşılabilirdir; Tanrı ile insanın kişisel bir diyalog kurabileceği varsayılır. Modern deizmde ise Tanrı insanüstüdür ve hiçbir varlık onunla kıyaslanamaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deizmin alt kolları nelerdir?<br />
</span><br />
Deizm kendi içinde ufak nüanslarla pandeizm, panendeizm, polideizm, Hıristiyan deizmi, felsefi deizm, bilimsel deizm, spritüel deizm, hümanist deizm gibi alt dallara ayrılır. Örneğin pandeizm evrenden ayrı, bağımsız bir tanrı yerine evreni tanrı olarak kabul eder. Buna göre tanrı insanda, doğada ve nesnelerde vardır. Panendeizmde tanrı evreni kendi özünden yaratmıştır ve ruhun amacı evrimden geçerek tanrıya dönmektir. Tanrı, evren, insan ayrımı yoktur. Spritüel deizm reenkarnasyon, karma meditasyon, tefekkür gibi inançları içinde barındırır. Onlara göre birey içine dönerek tanrıyı idrak edebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deizmin ateizm, teizm ve agnostisizmden farkı nedir?<br />
</span><br />
Deizm, atizm, teizm ve agnostisizm birbirinden farklı kavramlar olsa da sıklıkla karıştırılır. Ateizm tüm tanrılara ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları ve dinleri reddeder. Teizmde ise sonsuz kudrete sahip, zamandan ve mekandan bağımsız bir tanrı vardır ama deizmden farklı olarak bu tanrı evrenin işleyişine müdahale eder ve çeşitli yollarla din göndermiştir. Ayrıca tanrı dünya ve insanlar ile sürekli ilişki içerisindedir. Agnostisizm ise Tanrı'nın varlığının ya da yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri sürer.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Felsefedeki karşılığı?<br />
</span><br />
Felsefe tarihinde deizm esas olarak Aristo metafiziğinde temellendirilmiştir. Çünkü Aristo’nun tanrısı salt düşünmedir, tindir ve evren üzerinde hareket ve edimleriyle etkide bulunmaz. Rönesans döneminde ise Aristo’nun tanrısı yeniden gündeme gelmiştir. Çünkü Latince tanrı anlamındaki Deus sözcüğünden türetilen deizm kavramı, Ortaçağ’ın dinsel dogmalarına ve kilisenin baskılarına karşı ortaya çıkmıştır. Birçok aydını ve felsefeciyi de peşinden sürükleyen deizmde 16. yüzyıldan itibaren tanrı tamamen yadsınmak yerine tanrı tasarımı değişmiştir. Dinin bilim üzerindeki denetimi kırılmış ve evren dinsel inançlara başvurmadan açıklanmaya çalışılmıştır. Bu düşünce daha sonra sekülerliği de beraberinde getirecektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avrupa’da deizm<br />
</span><br />
Deizm kavramı pek çok İngiliz aydınını peşinden sürüklemiştir. İngiliz düşünür Edward Herbert deizmin babası kabul edilmiştir. Charles Blount ve John Toland deizm konusunda eserler vermiş ve bu görüşü irdeleyerek yaygınlaştırmaya çalışmıştır. Blount Summary Account of Deist’s Religion, Toland ise Christianity Not Mysterious ve Matthew Tindal Christianity as Old as the Creation ve Pentheistikan isimli eserlerinde deizm hakkında düşüncelerini savunmuştur.<br />
<br />
Örneğin Herbert, dünyayı yarattığını kabul ettiği bir tanrıya inanır ama dinlerin öne çıkardığı, doğal hakikatlere aykırı akıl dışı tasarımlarla ilgilenmek yerine, doğal hakikatlerle yetinmek gerektiğini belirtmiştir. Onun takipçisi John Toland, Anthony Collins ve Matthew Tindal gibi isimlerdi. Toland Hıristiyanlığı sırlardan arındırarak akıl dinine dönüştürmeyi denemiştir. Bir başka İngiliz düşünür John Locke da vahyin akıldan üstün olduğunu kabul etmesine rağmen vahyin akla uygun olması gerektiğini ifade etmiştir.<br />
<br />
Fransa da deizm konusunda önemli bir yere sahiptir. Fransız deistleri arasında öne çıkan Jean Bodin’e göre ister tek tanrıcı, isterse çok tanrıcı olsun, bütün dinler gereksizdir. Deizm konusunda kafa yoran bir başka Fransız filozof Voltaire ise, Newton fiziği ve tabiat kanunu fikrini esas alan bir doğal din anlayışını savunmuştur. Voltaire’in katı deizmini daha romantik hale getiren ise J. J. Rousseau’dur. O, Hıristiyanlıktaki insanın doğuştan günahkar olduğu fikrine karşı çıkmış insanın doğuştan iyi ve adil olduğunu belirtmiştir. Ona göre din, yüksek bir varlığın bizlere verdiği yüksek bir duygudan ibarettir. Ünlü filozof bu inancını, “İnsanın dini ne tapınaklardır, ne altarlar ne de ayinlerdir. İnsanın dini tamamen en üstün olan tanrıya içsel bir ibadet ve ahlak kurallarına sonsuza dek uymaktır.” diyerek de ifade etmiştir.<br />
<br />
Amerikalı deist Thomas Paine ise 1784 yılında yayımladığı, Akıl Çağı adlı kitabında, yıllar sonra Dünya Deistler Birliği’nin mottosu olacak şu sözü söylemiştir: "Dünya vatanım, tüm insanlar kardeşim ve iyilik yapmak dinimdir."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ünlü deistler kimlerdir?<br />
</span><br />
Deizm geçmişten günümüze pek çok ismi etkilemiştir. Napolyon Bonapart, Benjamin Franklin, Albert Einstein, Adam Smith, George Washington, Mark Twain ve Victor Hugo tanınmış deistler arasındadır.</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Habil Ve Kabil]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-habil-ve-kabil.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:47:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-habil-ve-kabil.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Habil ve Kabil</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/82/Cain_leadeth_abel_to_death_tissot.jpg/300px-Cain_leadeth_abel_to_death_tissot.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 300px-Cain_leadeth_abel_to_death_tissot.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Tanah'da, Habil ve Kabil/Kayin,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Adem ve Havva'nın ilk iki oğludur.<br />
İlk doğan Kabil bir çiftçi, kardeşi Habil ise bir çobandır. Tanah'a göre Kabil, kardeşi Habil'i kıskandığından dolayı ona karşı kin ve nefret beslemiş, en sonunda da kardeşini öldürerek İnsanlık tarihindeki ilk cinayeti işlemiştir. Bunun üzerine YHVH, Kabil'e cehennem azabıyla cezalandırmıştır.<br />
</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color">Mitolojik köken</span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Sümer mitolojisinde Emeş-Enten ve Lahar - Aşnan hikâyesi Habil ve Kabil hikâyesine benzer anlatımlar içermekte, daha sonra bu anlatımların musevi kaynaklarına aktarıldığı ifade edilmektedir.</span><br />
<br />
<span style="color: Green;" class="mycode_color">Kitâb-ı Mukaddes'te</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Eski Ahit'te Habil ve Kayin ikisi de Âdem'in oğlu olup Tanrı’ya ikisi de kurban sunar; 1. “Âdem karısı Havva ile yattı. Havva hamile kaldı ve Kayin'i doğurdu. "RAB'bin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim" dedi. 2. Daha sonra Kayin'in kardeşi Habil'i doğurdu. Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi. 3. Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RAB'be sunu getirdi. 4. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habil'i ve sunusunu kabul etti. 5. Kayin'le sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.”<br />
<br />
Kabil buna çok kızar ve kıskançlık içinde Habil'i öldürür. Tanrı Kabil'e kardeşinin nerede olduğunu sorunca "Ben kardeşimin bekçisi miyim?" diye cevap verir. Habil'in kanı yerden bağırır. Bunu duyan Rab, Kabil'i lanetler ve durmadan yeryüzünü dolaşmaya mahkûm eder. Kabil, Tanrıya yalvarır ve diğer insanların kendini öldüreceklerini söyler. Bunun üzerine Tanrı, Kabil'e diğer insanların onu öldürmesine engel olacak bir iz yapar ve şöyle der: "Her kim Kabil'i öldürürse, intikam yedi kat fazlasıyla onun üzerine olsun." Bunun üzerine Kabil dünyayı dolaşmak üzere yola çıkar. Çocukları olur ve bir şehir kurarak oğlu Hanok'un adını verir (Tekvin, 5:17). Bazı kaynaklara göre bahsi geçen bu şehir Urfa'dır.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Kabil'i kardeşini öldürmeye iten güdüler</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Bazı yorumculara göre Habil'in adağı sürüsünün ilk doğan kuzularından ve en besililerinden olduğu halde, Kabil'in adağı olan meyve ve tahıl, özenle seçilip hazırlanmış değildi.<br />
<br />
Tevrat yorumcusu Rashi'ye göre Tanrının Kabil'in adağını geri çevirmesinin nedeni, Kabil'i bütünüyle reddetmesi değil, bir dahaki sefere daha dikkatli olması için uyarmaktı.<br />
<br />
Diğer yandan Yeni Ahit'te Habil adağını inancının göstergesi olarak sunarken (İbraniler, 11:4), Kabil'inkinin, onda zaten var olan kötülüğün yansıması olduğu ima edilir (Yuhanna I, 3:12).<br />
<br />
Tevrat'ın Tekvin kısmında cinayetin nedeni, "Habil'in Tanrı'nın favorisi olduğunu düşünen Kabil'in kıskançlığı" olarak anlatılsa da bazı yorumculara göre durum bundan ibaret değildir. Eski Ahit'in Aramice çevirilerine göre Habil ve Kabil'in birer ikiz kız kardeşi vardı ve birbirlerinin kardeşiyle evlenmeleri istenmişti. Kabil'in ikizi, Habil'inkinden daha güzel olduğu için Kabil bu değiştirmeyi kabul etmedi.<br />
<br />
Mormonlara ve İsa Toplumu'na göre ise Kabil'i kardeşini öldürmeye iten güdü Musa'nın Kitabı'nda belirtildiği üzere yine kıskançlıktır ancak bu kıskançlığın nedeni Habil'in sahip olduğu hayvan sürüsüdür.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in ölümü</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Tevrat'ta sadece Kabil'in Habil'i öldürdüğü söylenir. Eski Ahit'in Aramice tefsirlerinde ise kardeşlerin dövüştüğü, daha güçlü olan Habil'in yendiği ancak ağabeyinin hayatını bağışladığı belirtilir. Buna rağmen Kabil, Habil farkında değilken saldırmış ve onu öldürmüştür. Kaynaklarda cinayet yöntemi farklılık göstermekle beraber, yaygın inanış Kabil'in cinayeti taşla, sopayla veya boğarak işlediği yönündedir. Ortaçağda ortaya atılan bazı iddialara göre ise cinayet sabanla işlenmiştir.<br />
<br />
Hristiyanlıkta zaman zaman İsa ve Habil'in ölümleri karşılaştırılmıştır. Matta İncili'ne göre (23:35) İsa, Habil için salih sıfatını kullanır. Bununla birlikte İsa'nın havarileri tarafından yazılan mektupta "(İsa'nın) akan kanının Habil'inkinden daha iyi şeyler söylediği" belirtilmektedir (İbraniler, 12:24), zira İsa'nın kanı merhamet dilerken Habil'inki intikam dilemiş ve Kabil'in lanetlenerek işaretlenmesine neden olmuştur.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in mezarı</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Eski Ahit'in Aramice tefsirlerine göre mezar yeri "sonsuza kadar ıssız kalmakla" lanetlenmiş olsa da daha sonraki dönemlere ait Musevi kaynaklarında mezarın Şam'da olduğu iddia edilir.<br />
<br />
</span><span style="color: Green;" class="mycode_color">Kur'an'da</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Kur'an'da Kabil ve Habil'den Maide suresinde bahsedilir. Kur'an'da isimleri geçmez ancak diğer İslami kaynaklarda Kabil ve Habil olarak adlandırılır.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in avı</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Âdem'in çocuklarından Habil bir ava çıktı ve bir Ceylan görünce birden avını unuttu ama sonra Ceylan'ın peşinden koşarak girdi sonradan Ceylan kaçmıyordu ve oğlunu bularak Habil birden mutluluğu bozmadı ve diğer fertler geldi ve Habil'in eve gitme vakti gelmişti ve Habil diğer fertlerin pek de masum olmadığını düşündü ve koşarak eve gitti.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Kabil'in kıskançlığı</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Habil avdan eli boş döndü ve Kabil birden Habil arasında bir yarışa girmişti sanki. Dedi ki: Demek elin boş döndün, Habil'den ise iyi cevaplar geldi, babasının kızacağı hakkında Kabil'e soru sordu ve hayır dedi, ben olsam kızardım diye yanıt verdi. Habil bu sözlerin çok yanlış olduğunu söyledi ve babasının bu sözlerden üzüleceğini söyledi.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Kabil'i kardeşini öldürmeye iten güdüler</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Habil ve ağabeyi Allah'a birer kurban sunmuşlardı. Kabil, kendi kurbanı Allah tarafından kabul edilmediği için kardeşini öldürmeye karar verdi (Maide Suresi, 27-32).<br />
<br />
İbn-i İshak tarafından rivayet edilen ve sahih olmayan bir hadise göre Habil ve Kabil'in birer ikiz kız kardeşleri vardı ve birbirlerinin kardeşiyle evlenmeleri istenmişti. Kabil'in ikizi Aklimâ, Habil'in ikizi Lebudâ'an daha güzel olduğu için Kabil bu değiştirmeyi kabul etmedi.<br />
<br />
Bir gün ikisi de Ava gitti ve Habil ile Kabil bir Leopar gördüler ve Kabil kibirlenerek Leopar'a saldırmak istedi ama Leopar Kabil'e eziyet etti ve Habil Leopar'ı öldürüp Kabil'i kurtardı.<br />
<br />
Sonra Habil uyuyarak bir rüya görüp Kabil'in Cehennem'de yandığını gördü.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in ölümü</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Kabil Habil'e onu öldüreceğini söylediğinde, Habil, Allah'tan korktuğunu söyleyerek karşı koymadı ve ağabeyine el kaldırmadı. Ancak Kabil'in cehennem ateşinde yanmasını diledi. Bazı liberal İslami akımlara göre Habil pasifizmin ve şiddet karşıtlığının ilk savunucusudur.<br />
<br />
Daha sonra ağabeyi, Habil'i öldürdü ve yeryüzündeki ilk cinayeti işlemiş oldu.[4] Kur'an'da cinayetin ne şekilde işlendiğine dair bir açıklama yoktur.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in gömülmesi</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Allah Habil'in cesedini nasıl gömeceğini göstermek üzere bir karga gönderdi. Yeri eşeleyen kargayı gören Kabil, kargadan bile aciz olduğunun farkına vararak yaptığından pişmanlık duydu (Maide Suresi, 27-32).<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Kabil'in aileden ayrılması</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Kabil artık hem kardeşini hem de ailesini kaybetmişti ve babasına hiçbir yalan uyduramayarak çok uzaklarda hayatını sürdürdü ve soyu ilerledi.<br />
<br />
Habil öldükten sonra Allah Adem ve Havva'ya Şit adında bir çocuk verdi ve ikinci peygamber dünyaya geldi.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Konu ile ilgili ayet ve hadisler</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti. (Maide: 27)<br />
<br />
"Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." (Maide: 28)<br />
<br />
"Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır." (Maide: 29)<br />
<br />
Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu. (Maide: 30)<br />
<br />
Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz miyim ben?" dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. (Maide: 31)<br />
<br />
Bundan dolayı İsrailoğullarına şunu yazdık: "Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da yeryüzünde aşırı gitmektedir. (Maide: 32)<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Kabil ve Habil ile ilgili tek sahih hadiste, olayla ilgili isim verilmemiştir: </span>"Zulümle öldürülmüş hiç kimse yoktur ki, onun kanında Âdem'in ilk oğluna bir pay düşmesin. Çünkü adam öldürenlerin ilki odur."<br />
<br />
Tefsir ve siyer kitapları ile sahih olmayan hadislerde konuyla ilgili daha çok ayrıntı ile birlikte Âdem'in ilk oğlu olarak Kabil'in adı verilmektedir.<br />
<br />
</span>Konu ile ilgili yapımlar<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
2001 yılında Anatolia Film tarafından Habil ve Kabil adı ile çizgi filmi yapılmıştır. Çizgi filmde olaylar tasvir edilmiştir.</span></span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Habil ve Kabil</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="color: #ff4136;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/82/Cain_leadeth_abel_to_death_tissot.jpg/300px-Cain_leadeth_abel_to_death_tissot.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 300px-Cain_leadeth_abel_to_death_tissot.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="color: #000000;" class="mycode_color">Tanah'da, Habil ve Kabil/Kayin,<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Adem ve Havva'nın ilk iki oğludur.<br />
İlk doğan Kabil bir çiftçi, kardeşi Habil ise bir çobandır. Tanah'a göre Kabil, kardeşi Habil'i kıskandığından dolayı ona karşı kin ve nefret beslemiş, en sonunda da kardeşini öldürerek İnsanlık tarihindeki ilk cinayeti işlemiştir. Bunun üzerine YHVH, Kabil'e cehennem azabıyla cezalandırmıştır.<br />
</span></span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: Verdana;" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color">Mitolojik köken</span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
<span style="color: #000000;" class="mycode_color">Sümer mitolojisinde Emeş-Enten ve Lahar - Aşnan hikâyesi Habil ve Kabil hikâyesine benzer anlatımlar içermekte, daha sonra bu anlatımların musevi kaynaklarına aktarıldığı ifade edilmektedir.</span><br />
<br />
<span style="color: Green;" class="mycode_color">Kitâb-ı Mukaddes'te</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Eski Ahit'te Habil ve Kayin ikisi de Âdem'in oğlu olup Tanrı’ya ikisi de kurban sunar; 1. “Âdem karısı Havva ile yattı. Havva hamile kaldı ve Kayin'i doğurdu. "RAB'bin yardımıyla bir oğul dünyaya getirdim" dedi. 2. Daha sonra Kayin'in kardeşi Habil'i doğurdu. Habil çoban oldu, Kayin ise çiftçi. 3. Günler geçti. Bir gün Kayin toprağın ürünlerinden RAB'be sunu getirdi. 4. Habil de sürüsünde ilk doğan hayvanlardan bazılarını, özellikle de yağlarını getirdi. RAB Habil'i ve sunusunu kabul etti. 5. Kayin'le sunusunu ise reddetti. Kayin çok öfkelendi, suratını astı.”<br />
<br />
Kabil buna çok kızar ve kıskançlık içinde Habil'i öldürür. Tanrı Kabil'e kardeşinin nerede olduğunu sorunca "Ben kardeşimin bekçisi miyim?" diye cevap verir. Habil'in kanı yerden bağırır. Bunu duyan Rab, Kabil'i lanetler ve durmadan yeryüzünü dolaşmaya mahkûm eder. Kabil, Tanrıya yalvarır ve diğer insanların kendini öldüreceklerini söyler. Bunun üzerine Tanrı, Kabil'e diğer insanların onu öldürmesine engel olacak bir iz yapar ve şöyle der: "Her kim Kabil'i öldürürse, intikam yedi kat fazlasıyla onun üzerine olsun." Bunun üzerine Kabil dünyayı dolaşmak üzere yola çıkar. Çocukları olur ve bir şehir kurarak oğlu Hanok'un adını verir (Tekvin, 5:17). Bazı kaynaklara göre bahsi geçen bu şehir Urfa'dır.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Kabil'i kardeşini öldürmeye iten güdüler</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Bazı yorumculara göre Habil'in adağı sürüsünün ilk doğan kuzularından ve en besililerinden olduğu halde, Kabil'in adağı olan meyve ve tahıl, özenle seçilip hazırlanmış değildi.<br />
<br />
Tevrat yorumcusu Rashi'ye göre Tanrının Kabil'in adağını geri çevirmesinin nedeni, Kabil'i bütünüyle reddetmesi değil, bir dahaki sefere daha dikkatli olması için uyarmaktı.<br />
<br />
Diğer yandan Yeni Ahit'te Habil adağını inancının göstergesi olarak sunarken (İbraniler, 11:4), Kabil'inkinin, onda zaten var olan kötülüğün yansıması olduğu ima edilir (Yuhanna I, 3:12).<br />
<br />
Tevrat'ın Tekvin kısmında cinayetin nedeni, "Habil'in Tanrı'nın favorisi olduğunu düşünen Kabil'in kıskançlığı" olarak anlatılsa da bazı yorumculara göre durum bundan ibaret değildir. Eski Ahit'in Aramice çevirilerine göre Habil ve Kabil'in birer ikiz kız kardeşi vardı ve birbirlerinin kardeşiyle evlenmeleri istenmişti. Kabil'in ikizi, Habil'inkinden daha güzel olduğu için Kabil bu değiştirmeyi kabul etmedi.<br />
<br />
Mormonlara ve İsa Toplumu'na göre ise Kabil'i kardeşini öldürmeye iten güdü Musa'nın Kitabı'nda belirtildiği üzere yine kıskançlıktır ancak bu kıskançlığın nedeni Habil'in sahip olduğu hayvan sürüsüdür.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in ölümü</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Tevrat'ta sadece Kabil'in Habil'i öldürdüğü söylenir. Eski Ahit'in Aramice tefsirlerinde ise kardeşlerin dövüştüğü, daha güçlü olan Habil'in yendiği ancak ağabeyinin hayatını bağışladığı belirtilir. Buna rağmen Kabil, Habil farkında değilken saldırmış ve onu öldürmüştür. Kaynaklarda cinayet yöntemi farklılık göstermekle beraber, yaygın inanış Kabil'in cinayeti taşla, sopayla veya boğarak işlediği yönündedir. Ortaçağda ortaya atılan bazı iddialara göre ise cinayet sabanla işlenmiştir.<br />
<br />
Hristiyanlıkta zaman zaman İsa ve Habil'in ölümleri karşılaştırılmıştır. Matta İncili'ne göre (23:35) İsa, Habil için salih sıfatını kullanır. Bununla birlikte İsa'nın havarileri tarafından yazılan mektupta "(İsa'nın) akan kanının Habil'inkinden daha iyi şeyler söylediği" belirtilmektedir (İbraniler, 12:24), zira İsa'nın kanı merhamet dilerken Habil'inki intikam dilemiş ve Kabil'in lanetlenerek işaretlenmesine neden olmuştur.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in mezarı</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Eski Ahit'in Aramice tefsirlerine göre mezar yeri "sonsuza kadar ıssız kalmakla" lanetlenmiş olsa da daha sonraki dönemlere ait Musevi kaynaklarında mezarın Şam'da olduğu iddia edilir.<br />
<br />
</span><span style="color: Green;" class="mycode_color">Kur'an'da</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Kur'an'da Kabil ve Habil'den Maide suresinde bahsedilir. Kur'an'da isimleri geçmez ancak diğer İslami kaynaklarda Kabil ve Habil olarak adlandırılır.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in avı</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Âdem'in çocuklarından Habil bir ava çıktı ve bir Ceylan görünce birden avını unuttu ama sonra Ceylan'ın peşinden koşarak girdi sonradan Ceylan kaçmıyordu ve oğlunu bularak Habil birden mutluluğu bozmadı ve diğer fertler geldi ve Habil'in eve gitme vakti gelmişti ve Habil diğer fertlerin pek de masum olmadığını düşündü ve koşarak eve gitti.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Kabil'in kıskançlığı</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Habil avdan eli boş döndü ve Kabil birden Habil arasında bir yarışa girmişti sanki. Dedi ki: Demek elin boş döndün, Habil'den ise iyi cevaplar geldi, babasının kızacağı hakkında Kabil'e soru sordu ve hayır dedi, ben olsam kızardım diye yanıt verdi. Habil bu sözlerin çok yanlış olduğunu söyledi ve babasının bu sözlerden üzüleceğini söyledi.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Kabil'i kardeşini öldürmeye iten güdüler</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Habil ve ağabeyi Allah'a birer kurban sunmuşlardı. Kabil, kendi kurbanı Allah tarafından kabul edilmediği için kardeşini öldürmeye karar verdi (Maide Suresi, 27-32).<br />
<br />
İbn-i İshak tarafından rivayet edilen ve sahih olmayan bir hadise göre Habil ve Kabil'in birer ikiz kız kardeşleri vardı ve birbirlerinin kardeşiyle evlenmeleri istenmişti. Kabil'in ikizi Aklimâ, Habil'in ikizi Lebudâ'an daha güzel olduğu için Kabil bu değiştirmeyi kabul etmedi.<br />
<br />
Bir gün ikisi de Ava gitti ve Habil ile Kabil bir Leopar gördüler ve Kabil kibirlenerek Leopar'a saldırmak istedi ama Leopar Kabil'e eziyet etti ve Habil Leopar'ı öldürüp Kabil'i kurtardı.<br />
<br />
Sonra Habil uyuyarak bir rüya görüp Kabil'in Cehennem'de yandığını gördü.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in ölümü</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Kabil Habil'e onu öldüreceğini söylediğinde, Habil, Allah'tan korktuğunu söyleyerek karşı koymadı ve ağabeyine el kaldırmadı. Ancak Kabil'in cehennem ateşinde yanmasını diledi. Bazı liberal İslami akımlara göre Habil pasifizmin ve şiddet karşıtlığının ilk savunucusudur.<br />
<br />
Daha sonra ağabeyi, Habil'i öldürdü ve yeryüzündeki ilk cinayeti işlemiş oldu.[4] Kur'an'da cinayetin ne şekilde işlendiğine dair bir açıklama yoktur.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Habil'in gömülmesi</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Allah Habil'in cesedini nasıl gömeceğini göstermek üzere bir karga gönderdi. Yeri eşeleyen kargayı gören Kabil, kargadan bile aciz olduğunun farkına vararak yaptığından pişmanlık duydu (Maide Suresi, 27-32).<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Kabil'in aileden ayrılması</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Kabil artık hem kardeşini hem de ailesini kaybetmişti ve babasına hiçbir yalan uyduramayarak çok uzaklarda hayatını sürdürdü ve soyu ilerledi.<br />
<br />
Habil öldükten sonra Allah Adem ve Havva'ya Şit adında bir çocuk verdi ve ikinci peygamber dünyaya geldi.<br />
<br />
</span><span style="color: DarkRed;" class="mycode_color">Konu ile ilgili ayet ve hadisler</span><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, "Andolsun seni mutlaka öldüreceğim" demişti. Öteki, "Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder" demişti. (Maide: 27)<br />
<br />
"Andolsun! Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan da ben seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım." (Maide: 28)<br />
<br />
"Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte bu zalimlerin cezasıdır." (Maide: 29)<br />
<br />
Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti de onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu. (Maide: 30)<br />
<br />
Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz miyim ben?" dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu. (Maide: 31)<br />
<br />
Bundan dolayı İsrailoğullarına şunu yazdık: "Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da yeryüzünde aşırı gitmektedir. (Maide: 32)<br />
<br />
<span style="text-decoration: underline;" class="mycode_u">Kabil ve Habil ile ilgili tek sahih hadiste, olayla ilgili isim verilmemiştir: </span>"Zulümle öldürülmüş hiç kimse yoktur ki, onun kanında Âdem'in ilk oğluna bir pay düşmesin. Çünkü adam öldürenlerin ilki odur."<br />
<br />
Tefsir ve siyer kitapları ile sahih olmayan hadislerde konuyla ilgili daha çok ayrıntı ile birlikte Âdem'in ilk oğlu olarak Kabil'in adı verilmektedir.<br />
<br />
</span>Konu ile ilgili yapımlar<span style="color: #000000;" class="mycode_color"><br />
2001 yılında Anatolia Film tarafından Habil ve Kabil adı ile çizgi filmi yapılmıştır. Çizgi filmde olaylar tasvir edilmiştir.</span></span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Matta İncili]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-matta-incili.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:44:05 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-matta-incili.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Matta İncili</span></span><br />
<br />
Matta İncili , İsa'nın on iki havarisinden biri olan, Roma vergi memuru Celileli Matta tarafından yazıldığı kabul edilen incildir. Yeni Ahit'in ilk bölümünü meydana getirir. Kelime anlamı olarak Matta, İbranice "efendimizin (tanrımızın) hediyesi" anlamına gelmektedir. M.S. 52 - 68 yılları arasında, Kudüs düşmeden önce yazıldığı tahmin edilmektedir.<br />
<br />
Matta İncili, İsa'nın soyağacı ile başlar, hayatını ve dinî faaliyetlerini özetlemiş bulunmaktadır. Havarilerin seçimini ve İsa'ya katılışlarını anlatır. Muhtemelen ilk olarak İbranice yazılmıştır. Markos İncili temel alınmıştır. Diğer üç kanonik incilden çok daha fazla Eski Ahit referansı içermektedir. İsa'nın da mensubu olduğu Yahudi toplumunu hedeflediği düşünülmektedir. Yahudileri, Nasıralı İsa'nın yüzyıllardır bekledikleri Mesih (kurtarıcı) olduğuna inandırmayı amaçlar. İsa'nın kral olduğu belirtilir. Yahudilerin fizikî ve materyalist bir kurtarıcı ve krallık beklemelerinden ötürü Matta İncili'nde İsa'nın manevî krallığı vurgulanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Kitabın içeriği</span></span><br />
<br />
1:1-7 - İsa'nın soyu<br />
1:18-25 - İsa'nın doğumu<br />
2:1-12 - Üç bilge<br />
2:16-18 - Yusuf'un Meryem ve İsa ile Mısır'a kaçması<br />
2:16-18 - Bebeklerin katledilmesi<br />
3:1-12, 11:2-19, 14:1-12 Vaftizci Yahya]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Matta İncili</span></span><br />
<br />
Matta İncili , İsa'nın on iki havarisinden biri olan, Roma vergi memuru Celileli Matta tarafından yazıldığı kabul edilen incildir. Yeni Ahit'in ilk bölümünü meydana getirir. Kelime anlamı olarak Matta, İbranice "efendimizin (tanrımızın) hediyesi" anlamına gelmektedir. M.S. 52 - 68 yılları arasında, Kudüs düşmeden önce yazıldığı tahmin edilmektedir.<br />
<br />
Matta İncili, İsa'nın soyağacı ile başlar, hayatını ve dinî faaliyetlerini özetlemiş bulunmaktadır. Havarilerin seçimini ve İsa'ya katılışlarını anlatır. Muhtemelen ilk olarak İbranice yazılmıştır. Markos İncili temel alınmıştır. Diğer üç kanonik incilden çok daha fazla Eski Ahit referansı içermektedir. İsa'nın da mensubu olduğu Yahudi toplumunu hedeflediği düşünülmektedir. Yahudileri, Nasıralı İsa'nın yüzyıllardır bekledikleri Mesih (kurtarıcı) olduğuna inandırmayı amaçlar. İsa'nın kral olduğu belirtilir. Yahudilerin fizikî ve materyalist bir kurtarıcı ve krallık beklemelerinden ötürü Matta İncili'nde İsa'nın manevî krallığı vurgulanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c10300;" class="mycode_color">Kitabın içeriği</span></span><br />
<br />
1:1-7 - İsa'nın soyu<br />
1:18-25 - İsa'nın doğumu<br />
2:1-12 - Üç bilge<br />
2:16-18 - Yusuf'un Meryem ve İsa ile Mısır'a kaçması<br />
2:16-18 - Bebeklerin katledilmesi<br />
3:1-12, 11:2-19, 14:1-12 Vaftizci Yahya]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Apokrif İncil]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-apokrif-incil.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:42:50 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-apokrif-incil.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color">Apokrif İncil</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlıkta apokrif, kanonik (dini otoritelerce genel kabul görmüş) dini metinlerin ve kitapların parçası olmayan metin. Dini metinlerin doğruluğunun şüpheli olduğu durumları tanımlamak amacıyla kullanılır. Kitab-ı Mukaddes'e eklenmemiş metinler apokrif kabul edilir.</span><br />
<br />
<span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etimoloji</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Apokrif sözcüğünün kökeni Yunanca apokruptein (saklamak, gizlemek) sözcüğüne dayanır. Bu kökten türemiş Yunanca apokruphos (gizli) sözcüğü eklestik Latinceye ve sonrasında diğer dillere apocrypha formunda geçmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Eski Antlaşma dönemiyle ilgili apokrif kitapların çoğunluğu İbranice ya da Aramice yazılmış olmalarına karşın, yalnızca Grekçe biçimleriyle günümüze ulaşmışlardır. Bu da metinlerin Eski Antlaşma’nın ilk Grekçe çevirisi olan Septuaginta’da toplu olarak korunmasından kaynaklanmaktadır.[kaynak belirtilmeli] Eski Antlaşma’nın MÖ 3. yüzyılda yapılmaya başlanan ve dünyada o dönem en yaygın dil olan[kaynak belirtilmeli] Grekçedeki bu çeviri çok kısa bir süre içinde yaygınlaşmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Roma Katolik Kilisesi 1546 yılında Trento Konsili'nde bu kitapları Kutsal Kitaplar’ın arasına almıştır. Katolikler söz konusu kitaplardan “Deuterokanonik”, yani Kutsal Kitap listesine sonradan eklenmiş kitaplar olarak söz ederler. Ortodoks Kilisesi ise “Deuterokanonik” olarak adlandırdığı kitapları 1642 Yaş ve 1672 Kudüs konsillerinde “Kutsal Yazılar’ın gerçek parçaları” olarak adlandırmıştır. Günümüzde birçok Ortodoks din bilgini Atanasyus ve Jerome'nin çizgisini izleyerek bu kitapların Kutsal Yazılar’ın diğer bölümlerinden daha az yetkili olduğunu kabul etmektedir. Protestanlar ise bu kitapları Kutsal Kitap’ın bir parçası olarak değerlendirmezler. Bu parçaları “Apokrifler” diye adlandırırlar. Martin Luther Apokrifler’e Kutsal Yazı gözüyle bakmamasına rağmen onların “okunması iyi ve yararlı kitaplar” olduğunu belirtmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Apokrif Kitapları genellikle Eski Antlaşma’nın evrensel olarak benimsenen kitapları arasında değerlendirilmez ve topluluk önünde ya da kilise tapınma hizmetinde birincil olarak kullanılmazlar. Yine de apokrif kitapları’nın inanlıların kişisel çalışmaları ve gelişmeleri için yararlı olabilecekleri düşünülür.[kaynak belirtilmeli]</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Apokrif kitaplar, tarihsel metinler, söylenceler, bilgelik sözleri, dua ve ezgiler, gelecek olaylarla ilgili metinlerden oluşur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kitaplar sırasıyla, Tobit, Yudit, Ester (Eski Antlaşma’daki özgün metne bazı ekler içeren Grekçe çevirisi), Bilgelik, Sirak, Baruk, Yeremya'nın Mektubu, Azarya'nın Duası ve Üç Genç Adamın Ezgisi, Suzanna, Bel ve Ejderha,</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1. Makabeler, 2. Makabeler, 3. Makabeler, 1. Esdras, 4. Ezra, Manaşşe'nin Duası, 151. Mezmur ve 4. Makabeler'dir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color">Apokrif İncil</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlıkta apokrif, kanonik (dini otoritelerce genel kabul görmüş) dini metinlerin ve kitapların parçası olmayan metin. Dini metinlerin doğruluğunun şüpheli olduğu durumları tanımlamak amacıyla kullanılır. Kitab-ı Mukaddes'e eklenmemiş metinler apokrif kabul edilir.</span><br />
<br />
<span style="color: #c14700;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etimoloji</span></span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Apokrif sözcüğünün kökeni Yunanca apokruptein (saklamak, gizlemek) sözcüğüne dayanır. Bu kökten türemiş Yunanca apokruphos (gizli) sözcüğü eklestik Latinceye ve sonrasında diğer dillere apocrypha formunda geçmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Eski Antlaşma dönemiyle ilgili apokrif kitapların çoğunluğu İbranice ya da Aramice yazılmış olmalarına karşın, yalnızca Grekçe biçimleriyle günümüze ulaşmışlardır. Bu da metinlerin Eski Antlaşma’nın ilk Grekçe çevirisi olan Septuaginta’da toplu olarak korunmasından kaynaklanmaktadır.[kaynak belirtilmeli] Eski Antlaşma’nın MÖ 3. yüzyılda yapılmaya başlanan ve dünyada o dönem en yaygın dil olan[kaynak belirtilmeli] Grekçedeki bu çeviri çok kısa bir süre içinde yaygınlaşmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Roma Katolik Kilisesi 1546 yılında Trento Konsili'nde bu kitapları Kutsal Kitaplar’ın arasına almıştır. Katolikler söz konusu kitaplardan “Deuterokanonik”, yani Kutsal Kitap listesine sonradan eklenmiş kitaplar olarak söz ederler. Ortodoks Kilisesi ise “Deuterokanonik” olarak adlandırdığı kitapları 1642 Yaş ve 1672 Kudüs konsillerinde “Kutsal Yazılar’ın gerçek parçaları” olarak adlandırmıştır. Günümüzde birçok Ortodoks din bilgini Atanasyus ve Jerome'nin çizgisini izleyerek bu kitapların Kutsal Yazılar’ın diğer bölümlerinden daha az yetkili olduğunu kabul etmektedir. Protestanlar ise bu kitapları Kutsal Kitap’ın bir parçası olarak değerlendirmezler. Bu parçaları “Apokrifler” diye adlandırırlar. Martin Luther Apokrifler’e Kutsal Yazı gözüyle bakmamasına rağmen onların “okunması iyi ve yararlı kitaplar” olduğunu belirtmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Apokrif Kitapları genellikle Eski Antlaşma’nın evrensel olarak benimsenen kitapları arasında değerlendirilmez ve topluluk önünde ya da kilise tapınma hizmetinde birincil olarak kullanılmazlar. Yine de apokrif kitapları’nın inanlıların kişisel çalışmaları ve gelişmeleri için yararlı olabilecekleri düşünülür.[kaynak belirtilmeli]</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Apokrif kitaplar, tarihsel metinler, söylenceler, bilgelik sözleri, dua ve ezgiler, gelecek olaylarla ilgili metinlerden oluşur.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kitaplar sırasıyla, Tobit, Yudit, Ester (Eski Antlaşma’daki özgün metne bazı ekler içeren Grekçe çevirisi), Bilgelik, Sirak, Baruk, Yeremya'nın Mektubu, Azarya'nın Duası ve Üç Genç Adamın Ezgisi, Suzanna, Bel ve Ejderha,</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1. Makabeler, 2. Makabeler, 3. Makabeler, 1. Esdras, 4. Ezra, Manaşşe'nin Duası, 151. Mezmur ve 4. Makabeler'dir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Luka İncili]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-luka-incili.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:41:37 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-luka-incili.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color">Luka İncili</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Luka İncili, Yeni Ahit'in ilk dört bölümünü oluşturan kanonik incillerin üçüncüsüdür. Luka Latince "aydınlık" anlamına gelir. Bir doktor olan Luka tarafından yazıldığı kabul edilir. Luka İsa'nın havarilerinden biri değildir. Aziz Pavlus'un şahsi doktorudur. Esin olduğunu iddia ettiği görüşler Aziz Pavlus'a aittir. Luka, yazdığı bu incilin başlangıcında Yunan Teofilos'a hitap etmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Luka İncili Vaftizci Yahya'nın doğumundan İsa'nın göğe yükselişine kadar olan yaklaşık 35 yılı kapsar.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">M.S. 60'lı yıllarda yazıldığı tahmin edilmektedir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Markos İncili'ni baz aldığı kabul edilir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Karakteristikleri, dönemin Yunanlarına hitap ettiğini düşündürür. İncilin yazıldığı dönemlerde Romalılar askerlikte ustalaşmış iken, Yunanlar bilgelikleriyle meşhurdurlar. Bu nedenle Luka İncili İsa'yı kusursuz bir insan ve Tanrı'nın bilgeliğinin insan şekline bürünüşü olarak resmeder. İsa'nın ibret verici kısa hikâyelerine geniş yer verir. İsa'nın Kutsal Ruh ile olan bağlantısını anlatır. Kutsal Ruh'un doğmuş şekli olduğunu, Kutsal Ruh'un gücü sayesinde kilisesini kurduğunu ve Kutsal Ruh'tan akan sözlerini, vaatlerini anlatır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c14700;" class="mycode_color">Luka İncili</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Luka İncili, Yeni Ahit'in ilk dört bölümünü oluşturan kanonik incillerin üçüncüsüdür. Luka Latince "aydınlık" anlamına gelir. Bir doktor olan Luka tarafından yazıldığı kabul edilir. Luka İsa'nın havarilerinden biri değildir. Aziz Pavlus'un şahsi doktorudur. Esin olduğunu iddia ettiği görüşler Aziz Pavlus'a aittir. Luka, yazdığı bu incilin başlangıcında Yunan Teofilos'a hitap etmiştir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Luka İncili Vaftizci Yahya'nın doğumundan İsa'nın göğe yükselişine kadar olan yaklaşık 35 yılı kapsar.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">M.S. 60'lı yıllarda yazıldığı tahmin edilmektedir.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Markos İncili'ni baz aldığı kabul edilir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Karakteristikleri, dönemin Yunanlarına hitap ettiğini düşündürür. İncilin yazıldığı dönemlerde Romalılar askerlikte ustalaşmış iken, Yunanlar bilgelikleriyle meşhurdurlar. Bu nedenle Luka İncili İsa'yı kusursuz bir insan ve Tanrı'nın bilgeliğinin insan şekline bürünüşü olarak resmeder. İsa'nın ibret verici kısa hikâyelerine geniş yer verir. İsa'nın Kutsal Ruh ile olan bağlantısını anlatır. Kutsal Ruh'un doğmuş şekli olduğunu, Kutsal Ruh'un gücü sayesinde kilisesini kurduğunu ve Kutsal Ruh'tan akan sözlerini, vaatlerini anlatır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kanonik İncil]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kanonik-incil.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:40:24 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kanonik-incil.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanonik İncil</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanonik</span> sözcüğü, Yunanca kanon (kanun, kural) kökünden türemiş bir sıfat.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">"Genel olarak kabul edilen" veya "otoritelerce doğrulanmış" anlamlarında kullanılır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu kavram başlıca Roma Katolik Kilisesi, Doğu Ortodoks Kilisesi ve Anglikan Kilisesi tarafından olmak üzere, ekümenik konsiller tarafından kabul edilen kilise kanun ve kurallarından (kanon) bahsederken kullanılır. Ayrıca dini belge ve kitapların dini otoritelerce orijinal kabul edildiğini belirtir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlıkta kanonik kabul edilen inciller, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna incilleridir.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanonik İncil</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kanonik</span> sözcüğü, Yunanca kanon (kanun, kural) kökünden türemiş bir sıfat.</span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">"Genel olarak kabul edilen" veya "otoritelerce doğrulanmış" anlamlarında kullanılır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu kavram başlıca Roma Katolik Kilisesi, Doğu Ortodoks Kilisesi ve Anglikan Kilisesi tarafından olmak üzere, ekümenik konsiller tarafından kabul edilen kilise kanun ve kurallarından (kanon) bahsederken kullanılır. Ayrıca dini belge ve kitapların dini otoritelerce orijinal kabul edildiğini belirtir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlıkta kanonik kabul edilen inciller, Matta, Markos, Luka ve Yuhanna incilleridir.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kelt Dini Ve Druidler]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kelt-dini-ve-druidler.html</link>
			<pubDate>Sat, 13 Mar 2021 09:39:02 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kelt-dini-ve-druidler.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2020/07/Kelt-dini.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Kelt-dini.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Keltler</span>, günümüz Türkiye’sinden doğu ve orta Avrupa’ya, batıya ve kuzeye İspanya, Portekiz, Fransa, Belçika, İngiltere ve İrlanda’nın çoğuna uzanan muazzam bir bölgede yaşıyorlardı. Bu geniş yayılma, çeşitli bölgelerde yaşayan Keltlerin dininde bir fark yarattı. Keltler, kadın ve erkek çeşitli tanrılara tapıyordu. Bu tanrılardan bazıları evrenle (güneş, ay, yıldızlar), bazıları doğayla (tepeler, nehirler, kuyular, göller, ağaçlar ve dağlar) ve diğerleri de bilgelik, beceri ve şifa gibi kültürel yönlere sahipti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Keltler</span> bazı ağaçların kutsal olduğuna inanırdı. Eburonian kabilesinin ismi bunun en büyük kanıtıdır. Eburonian, porsuk ağacı ile ilgili bir terimdir. Romalı yazarlar, Keltlerin insan kurban ettiğini yazsalar da, bunu sadece bazı söylentiler desteklemektedir. Bu nedenle günümüz tarihçileri, Kelt dininde çok nadir insan kurban edildiğini varsaymaktadır. Kelt uygarlığında savaşçı kültü de vardı.  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Keltler</span>, bu külte göre düşmanlarının kafalarını keserlerdi. Ayrıca Keltler, bir tür ahiret inanışına da sahipti. Ölülerini silahlar ve değerli eşyalar ile birlikte gömerlerdi. Bunun dışında ölüleri gömmeden önce kafalarını kesip kafataslarını kırarlardı. Canice görülen bu eylemin hayaletin çıkıp dolaşmasını önlemek için olduğu tahmin edilmekte.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Druidler</span>, Keltler için mitolojik ve dini gelenekleri uygulayan bir tür rahip-kahin sınıfıdır. Çoğunlukla verasete dayalıdır ve aile büyüğünden küçüğüne geçmektedir. Druidler, büyük oranda büyü, kurban ve kehanetle uğraşmış olan Hindistan’daki Brahmin kastı veya İran’daki magiye benzetilir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Druidler</span> genellikle meşe ağacı ile ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte halusinojenik karışımlar ve ilaçlar hazırlamak için sürekli ökse otu kullandıkları düşünülmektedir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2020/07/Kelt-dini.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Kelt-dini.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Keltler</span>, günümüz Türkiye’sinden doğu ve orta Avrupa’ya, batıya ve kuzeye İspanya, Portekiz, Fransa, Belçika, İngiltere ve İrlanda’nın çoğuna uzanan muazzam bir bölgede yaşıyorlardı. Bu geniş yayılma, çeşitli bölgelerde yaşayan Keltlerin dininde bir fark yarattı. Keltler, kadın ve erkek çeşitli tanrılara tapıyordu. Bu tanrılardan bazıları evrenle (güneş, ay, yıldızlar), bazıları doğayla (tepeler, nehirler, kuyular, göller, ağaçlar ve dağlar) ve diğerleri de bilgelik, beceri ve şifa gibi kültürel yönlere sahipti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlk Keltler</span> bazı ağaçların kutsal olduğuna inanırdı. Eburonian kabilesinin ismi bunun en büyük kanıtıdır. Eburonian, porsuk ağacı ile ilgili bir terimdir. Romalı yazarlar, Keltlerin insan kurban ettiğini yazsalar da, bunu sadece bazı söylentiler desteklemektedir. Bu nedenle günümüz tarihçileri, Kelt dininde çok nadir insan kurban edildiğini varsaymaktadır. Kelt uygarlığında savaşçı kültü de vardı.  <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Keltler</span>, bu külte göre düşmanlarının kafalarını keserlerdi. Ayrıca Keltler, bir tür ahiret inanışına da sahipti. Ölülerini silahlar ve değerli eşyalar ile birlikte gömerlerdi. Bunun dışında ölüleri gömmeden önce kafalarını kesip kafataslarını kırarlardı. Canice görülen bu eylemin hayaletin çıkıp dolaşmasını önlemek için olduğu tahmin edilmekte.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Druidler</span>, Keltler için mitolojik ve dini gelenekleri uygulayan bir tür rahip-kahin sınıfıdır. Çoğunlukla verasete dayalıdır ve aile büyüğünden küçüğüne geçmektedir. Druidler, büyük oranda büyü, kurban ve kehanetle uğraşmış olan Hindistan’daki Brahmin kastı veya İran’daki magiye benzetilir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Druidler</span> genellikle meşe ağacı ile ilişkilendirilmiştir. Bununla birlikte halusinojenik karışımlar ve ilaçlar hazırlamak için sürekli ökse otu kullandıkları düşünülmektedir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hristiyanlık’ta Inanç Ve Ibadet]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-hristiyanlik%E2%80%99ta-inanc-ve-ibadet.html</link>
			<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 16:52:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-hristiyanlik%E2%80%99ta-inanc-ve-ibadet.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlık’ta inanç ve ibadet</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlık tek tanrılı bir din inancıdır. İncil’de ve diğer mukaddes kitaplarda bu düşünceyi destekleyen ifadeler mevcuttur. Ancak yine aynı metinlerde ve kilisenin gerçeğe yakın kabul ettiği İncil metinlerinde İsa Peygamber için “Tanrının oğlu”, Allah için de “Baba” terimlerinin kullanıldığı görülmektedir. Hristiyanlığın mukaddes kitabında teslis kelimesi veya ona açık bir inanış zikredilmemişse de, İsa’nın “Baba Oğul ve Kutsal Ruh (Ruhu-l Kuds) ismiyle vaftiz eyleyin” şeklinde havarilere emir verdiği bilinmektedir. Ancak ilk konseylerde bu konu tartışılmış ve “Kutsal Ruh Tanrılığı” karara bağlanmıştır. Hristiyanlık inancında teslis kavramı öyle önemlidir ki, insan aklı onu derinliğini ve eşsiz anlamını kavrayamaz. Bu bakımdan manası ve kudreti nedeniyle eleştirmeden insanın ona inanması gerekir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlığın ibadet inancıyla ilgili İncil’de açık ifadeler yer almadığından sonrasında havariler bu kuralları oluşturmaya başlamışlardır. Hristiyanlar melek kavramını ise temiz ve ruhani varlıklar olarak kabul etmişlerdir. Ancak kilise bu kutsal varlığı cisimlendirerek anlatmak ister. Hristiyanlara göre melekler Allah’a yardım ederler. Bazı Hristiyan inançlarında ise melekler, insanlara benzetilerek onların da suç işleyebileceklerine inanılmış ve bu melekler “Tanrının Kızları” olarak anılmışlardır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tarih öncesi İsrail kralları ve yüksek rahipler kutsal yağ ile kutsanmışlardır. Tevrat’ın birçok kısmında bu ayinlerin yapıldığına dair belgeler yer almıştır. Genel olarak kutsal yağla kutsanmak kavramı, “Tanrının özel bir görev verdiği kişi” manasında olmuştur. Eski Ahit’in Yeşaya bölümlerinde, Yahudileri sürgünden kurtaran Pers Kralı Kiros’a Mesih olarak hitap edildiği görülmüştür.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlık’ta inanç ve ibadet</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlık tek tanrılı bir din inancıdır. İncil’de ve diğer mukaddes kitaplarda bu düşünceyi destekleyen ifadeler mevcuttur. Ancak yine aynı metinlerde ve kilisenin gerçeğe yakın kabul ettiği İncil metinlerinde İsa Peygamber için “Tanrının oğlu”, Allah için de “Baba” terimlerinin kullanıldığı görülmektedir. Hristiyanlığın mukaddes kitabında teslis kelimesi veya ona açık bir inanış zikredilmemişse de, İsa’nın “Baba Oğul ve Kutsal Ruh (Ruhu-l Kuds) ismiyle vaftiz eyleyin” şeklinde havarilere emir verdiği bilinmektedir. Ancak ilk konseylerde bu konu tartışılmış ve “Kutsal Ruh Tanrılığı” karara bağlanmıştır. Hristiyanlık inancında teslis kavramı öyle önemlidir ki, insan aklı onu derinliğini ve eşsiz anlamını kavrayamaz. Bu bakımdan manası ve kudreti nedeniyle eleştirmeden insanın ona inanması gerekir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlığın ibadet inancıyla ilgili İncil’de açık ifadeler yer almadığından sonrasında havariler bu kuralları oluşturmaya başlamışlardır. Hristiyanlar melek kavramını ise temiz ve ruhani varlıklar olarak kabul etmişlerdir. Ancak kilise bu kutsal varlığı cisimlendirerek anlatmak ister. Hristiyanlara göre melekler Allah’a yardım ederler. Bazı Hristiyan inançlarında ise melekler, insanlara benzetilerek onların da suç işleyebileceklerine inanılmış ve bu melekler “Tanrının Kızları” olarak anılmışlardır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Tarih öncesi İsrail kralları ve yüksek rahipler kutsal yağ ile kutsanmışlardır. Tevrat’ın birçok kısmında bu ayinlerin yapıldığına dair belgeler yer almıştır. Genel olarak kutsal yağla kutsanmak kavramı, “Tanrının özel bir görev verdiği kişi” manasında olmuştur. Eski Ahit’in Yeşaya bölümlerinde, Yahudileri sürgünden kurtaran Pers Kralı Kiros’a Mesih olarak hitap edildiği görülmüştür.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hristiyanlığın Mezhepleri]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-hristiyanligin-mezhepleri.html</link>
			<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 16:50:40 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-hristiyanligin-mezhepleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlığın Mezhepleri</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlık dinindeki mezhep farklılıkları İsa Peygamber’in ölümünden sonra Havari Pavlus ve ona karşı olan Hristiyanlar arasındaki görüş ayrılıklarından oluşmaktadır. Hristiyanlığın tarihine baktığımız zaman Pavlus ve İsa Peygamberin cemaati arasındaki görüş ayrılıkları bu dinin ikiye bölünmesine neden olmuştur. Bir kısım din tarihçileri de Hristiyanlıktaki bu mezhep ayrımlarını Doğu ve Batı kiliselerinin ayrılmasına ve reform hareketlerine bağlamaktadırlar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1)-</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Katolik Mezhebi:</span> Bir diğer adı Roma Katolik Kilisesi olan bu mezhep Hristiyanlığın en köklü mezhebidir. Havarilerin birincisi olan Petrus tarafından kurulduğu bilinmektedir. Petrus, aynı zamanda İsa’nın vekili kabul edilir ve Petrus’dan sonra gelen Papalar da Petrus’un vekili sayılmışlardır. Böylelikle Papa ruhani bir ifadeyle İsa’nın yeryüzündeki vekili konumundadır. Katolik kilisesinde dini hiyerarşi aşağıdan yukarıya doğru; rahip, piskopos, kardinal ve papa şeklindedir. Bu mezhebe göre “Kutsal Ruh” tarafından idare edilen Roma Kilisesi evrenseldir. İsa Peygamber, hem ilahi hem de insani tabiata sahiptir. Hz. İsa da Hz. Meryem de günahsızdır ve tanrı katına yani göğe yükselmişlerdir. Aynı zamanda Azizler de Tanrı katında sözcüdür ve şefaatte bulunabilirler. Bu mezhebin inancına göre günaha yönelmek günah değildir, sadece günaha sevk eder. Ayrıca günah işleyen kişiler, kiliselere giderek günahlarını papaza anlatarak günahlarından arınabilirler. Bu mezhepteki ruhban sınıfı evlenemez, evlenenler de boşanamaz; boşandıktan sonra evlenmek ise zina sayılır. Özellikle kutsal gün olarak kabul edilen Cuma günü et ve yağlı yiyecek yemek yasaklanmıştır. Son hüküm gününü, Cenneti ve Cehennemi kabul ederler. Ayrıca genellikle ayinlerde kullanılan dil Latince’dir. Katolik mezhebi inancında Papazlar; evlenme töreni, kutsama, vaftiz, tövbe, çile, günah çıkartma, ahilere yağ sürme gibi törenleri de yönetmektedir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2)-</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ortodoks Mezhebi:</span> Ortodoks kelime anlamı olarak Yunancada “Doğru görüş ve inanç, doğru itiraf” anlamlarına gelmektedir. Genellikle bu mezhebe Ortodoks kilisesi, Rum Ortodoks kilisesi gibi adlandırmalar da yapılmaktadır. Ortodoks kilisesinin 1054 yılında Katolik kilisesinden ayrılmasının başlıca sebepleri şunlardır; En başta Katolik kilisesinin etki alanını genişletmek için dini kuralardan taviz vermesi, Hristiyanlığın merkezi olan Roma’nın tüm uyarılarına rağmen mezheplerinin merkezi olarak İstanbul’u seçmeleri ve Batı Roma Devleti’nin yıkılmasından sonra Papalığın bu otorite boşluğunu doldurmak istemesi sebepler arasındadır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ortodoks mezhebini diğer Hristiyan mezheplerinden ayıran özellikler ise şunlardır; Katolik inancının aksine patrik ruhani liderdir ve Papa İsa’nın vekili değildir. Kutsal Ruh, Tanrı’nın Oğlu olarak kabul edilmektedir. Sadece Hz. Meryem, Hz. İsa ve Aziz ikonlarına saygı gösterirler. Her ülke ibadetini kendi diliyle yapmakta serbesttir. Keşişler. Piskoposlar ve Rahipler evlenemez; fakat Papazlar evlenebilirler. Boşanma ancak bazı şartlarda mümkündür. Ortodoks mezhebinin ayinlerinde ekmeğe şarap katılarak müritlere verilir. Haç sağdan sola çıkarılır ve Haç’ın kolları eşittir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3)-</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Protestan Mezhebi:</span> Almanca bir kelime olan Protestan “Başkaldırı, Protesto etmek ve Karşı gelmek” anlamlarına gelmektedir. Protestan mezhebi 16. yüzyılda Roma Katolik kilisesine karşı, Martin Luther tarafından çıkarılmış bir dini reform şeklinde başlamıştır. Protestan mezhebi, Katolik kilisesinin; günahları bağışlamak, günahların bağışlanması için halktan elde edilen gelirleri, İncil’i kendilerine göre yorumlamaları, ayin dilinin Latince olma zorunluluğu gibi faaliyetlerine itirazla başlamıştır. Martin Luther, itirazlarına kısa zamanda taraftar bulunca etrafında toplanan kitle giderek artmıştır. Protestanlar inançlarında sadece İncil’i kaynak aldıkları için Protestanlara “İncil Kilisesi” de denilmiştir. Dinde meydana gelen bu başkaldırış daha farklı mezheplerin ve düşüncelerin de doğuşunu hızlandırmıştır. Protestanlığa göre insanın tanrıya ulaşması için kiliseye ihtiyacı yoktur. Özellikle Katolik kilisesinin dayatmalarından bıkan insanlar Protestan mezhebine daha çok ilgi duymuşlardır. Bazı din tarihçilerine göre ortaya çıktıkları çağa damga vurmalarına rağmen Protestanların yeni dini kurallardan değil eski kurallardan beslendiklerinden söz etmektedir. Bu bakımdan Protestanları kâşif değil, yenileyici olarak görmek gerekir. Protestan mezhebinin özellikleri ise şunlardır: Papa da insandır ve yanılabilir. Ayrıca diğer iki büyük Hristiyan mezhebinin kabul ettiği teslise inanırlar. Kutsal kitabı yorumlamaya sadece kilise değil herkes yetkilidir. Azizleri kabul etmezler. Haç çıkarma geleneğine inanmadıkları gibi, kilisedeki resim ve heykelleri de gereksiz bulurlar. İbadet ve ayinde kullanılan din serbesttir. Meryem Ana’ya inanmazlar ve ebedi cezayı reddederler. Bu mezhebe göre günah çıkarma işlemi mantıksız bir uygulamadır. Son olarak Protestan mezhebi üç ara kola ayrılmıştır: Lutheryanizm, Kalvinizm ve Anglikanizm.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlığın Mezhepleri</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlık dinindeki mezhep farklılıkları İsa Peygamber’in ölümünden sonra Havari Pavlus ve ona karşı olan Hristiyanlar arasındaki görüş ayrılıklarından oluşmaktadır. Hristiyanlığın tarihine baktığımız zaman Pavlus ve İsa Peygamberin cemaati arasındaki görüş ayrılıkları bu dinin ikiye bölünmesine neden olmuştur. Bir kısım din tarihçileri de Hristiyanlıktaki bu mezhep ayrımlarını Doğu ve Batı kiliselerinin ayrılmasına ve reform hareketlerine bağlamaktadırlar.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1)-</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Katolik Mezhebi:</span> Bir diğer adı Roma Katolik Kilisesi olan bu mezhep Hristiyanlığın en köklü mezhebidir. Havarilerin birincisi olan Petrus tarafından kurulduğu bilinmektedir. Petrus, aynı zamanda İsa’nın vekili kabul edilir ve Petrus’dan sonra gelen Papalar da Petrus’un vekili sayılmışlardır. Böylelikle Papa ruhani bir ifadeyle İsa’nın yeryüzündeki vekili konumundadır. Katolik kilisesinde dini hiyerarşi aşağıdan yukarıya doğru; rahip, piskopos, kardinal ve papa şeklindedir. Bu mezhebe göre “Kutsal Ruh” tarafından idare edilen Roma Kilisesi evrenseldir. İsa Peygamber, hem ilahi hem de insani tabiata sahiptir. Hz. İsa da Hz. Meryem de günahsızdır ve tanrı katına yani göğe yükselmişlerdir. Aynı zamanda Azizler de Tanrı katında sözcüdür ve şefaatte bulunabilirler. Bu mezhebin inancına göre günaha yönelmek günah değildir, sadece günaha sevk eder. Ayrıca günah işleyen kişiler, kiliselere giderek günahlarını papaza anlatarak günahlarından arınabilirler. Bu mezhepteki ruhban sınıfı evlenemez, evlenenler de boşanamaz; boşandıktan sonra evlenmek ise zina sayılır. Özellikle kutsal gün olarak kabul edilen Cuma günü et ve yağlı yiyecek yemek yasaklanmıştır. Son hüküm gününü, Cenneti ve Cehennemi kabul ederler. Ayrıca genellikle ayinlerde kullanılan dil Latince’dir. Katolik mezhebi inancında Papazlar; evlenme töreni, kutsama, vaftiz, tövbe, çile, günah çıkartma, ahilere yağ sürme gibi törenleri de yönetmektedir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2)-</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ortodoks Mezhebi:</span> Ortodoks kelime anlamı olarak Yunancada “Doğru görüş ve inanç, doğru itiraf” anlamlarına gelmektedir. Genellikle bu mezhebe Ortodoks kilisesi, Rum Ortodoks kilisesi gibi adlandırmalar da yapılmaktadır. Ortodoks kilisesinin 1054 yılında Katolik kilisesinden ayrılmasının başlıca sebepleri şunlardır; En başta Katolik kilisesinin etki alanını genişletmek için dini kuralardan taviz vermesi, Hristiyanlığın merkezi olan Roma’nın tüm uyarılarına rağmen mezheplerinin merkezi olarak İstanbul’u seçmeleri ve Batı Roma Devleti’nin yıkılmasından sonra Papalığın bu otorite boşluğunu doldurmak istemesi sebepler arasındadır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ortodoks mezhebini diğer Hristiyan mezheplerinden ayıran özellikler ise şunlardır; Katolik inancının aksine patrik ruhani liderdir ve Papa İsa’nın vekili değildir. Kutsal Ruh, Tanrı’nın Oğlu olarak kabul edilmektedir. Sadece Hz. Meryem, Hz. İsa ve Aziz ikonlarına saygı gösterirler. Her ülke ibadetini kendi diliyle yapmakta serbesttir. Keşişler. Piskoposlar ve Rahipler evlenemez; fakat Papazlar evlenebilirler. Boşanma ancak bazı şartlarda mümkündür. Ortodoks mezhebinin ayinlerinde ekmeğe şarap katılarak müritlere verilir. Haç sağdan sola çıkarılır ve Haç’ın kolları eşittir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3)-</span></span> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Protestan Mezhebi:</span> Almanca bir kelime olan Protestan “Başkaldırı, Protesto etmek ve Karşı gelmek” anlamlarına gelmektedir. Protestan mezhebi 16. yüzyılda Roma Katolik kilisesine karşı, Martin Luther tarafından çıkarılmış bir dini reform şeklinde başlamıştır. Protestan mezhebi, Katolik kilisesinin; günahları bağışlamak, günahların bağışlanması için halktan elde edilen gelirleri, İncil’i kendilerine göre yorumlamaları, ayin dilinin Latince olma zorunluluğu gibi faaliyetlerine itirazla başlamıştır. Martin Luther, itirazlarına kısa zamanda taraftar bulunca etrafında toplanan kitle giderek artmıştır. Protestanlar inançlarında sadece İncil’i kaynak aldıkları için Protestanlara “İncil Kilisesi” de denilmiştir. Dinde meydana gelen bu başkaldırış daha farklı mezheplerin ve düşüncelerin de doğuşunu hızlandırmıştır. Protestanlığa göre insanın tanrıya ulaşması için kiliseye ihtiyacı yoktur. Özellikle Katolik kilisesinin dayatmalarından bıkan insanlar Protestan mezhebine daha çok ilgi duymuşlardır. Bazı din tarihçilerine göre ortaya çıktıkları çağa damga vurmalarına rağmen Protestanların yeni dini kurallardan değil eski kurallardan beslendiklerinden söz etmektedir. Bu bakımdan Protestanları kâşif değil, yenileyici olarak görmek gerekir. Protestan mezhebinin özellikleri ise şunlardır: Papa da insandır ve yanılabilir. Ayrıca diğer iki büyük Hristiyan mezhebinin kabul ettiği teslise inanırlar. Kutsal kitabı yorumlamaya sadece kilise değil herkes yetkilidir. Azizleri kabul etmezler. Haç çıkarma geleneğine inanmadıkları gibi, kilisedeki resim ve heykelleri de gereksiz bulurlar. İbadet ve ayinde kullanılan din serbesttir. Meryem Ana’ya inanmazlar ve ebedi cezayı reddederler. Bu mezhebe göre günah çıkarma işlemi mantıksız bir uygulamadır. Son olarak Protestan mezhebi üç ara kola ayrılmıştır: Lutheryanizm, Kalvinizm ve Anglikanizm.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hristiyanlık Nedir?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-hristiyanlik-nedir.html</link>
			<pubDate>Fri, 11 Dec 2020 16:46:53 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-hristiyanlik-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hristiyanlık Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlık, temelde vahiy ve mukaddes kitaba inanan tek tanrılı dinlerden birisidir. Hristiyanlık dünyanın her yerinde müritleri olan bir din olmakla birlikte dünyadaki en fazla müriti olan dindir.<br />
<br />
Hristiyanlığın kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes’tir. Hristiyan kelimesi köken olarak Yunancada “İsa” anlamına gelen “khristianos” kelimesi, yani “O’nun yolundan gidenler” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Hristiyan sözcüğü, “Mesih’e inananlar” “Mesih’in yolundan gidenler” anlamına da gelir. Hristiyanlık günümüzde Filistin toprakları olarak bilinen coğrafyada doğmuştur. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nasıralı İsa Peygamberi merkez alan bir Mesih hareketidir. Hristiyanlıkta İsa Peygambere Nasıralı İsa denmesinin sebebi Nasıra köyünde doğduğu içindir. Aynı sebeple İsa Peygamber’e yardım eden ve onunla birlikte olan “Nasıralılar” adı verilmiştir. İsa Peygamber, İsrail’i yeni krallık için hazırlamaya çalışmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ancak bugünkü Hristiyanlık İsa Peygamberin havarilerinin arasına sonradan giren Pavlus’un yorumlarıyla değişik bir kimlik kazanmıştır. İsa Peygamberin soy itibariyle Yahudi olduğuna inanılmaktadır. Ona buyrulan emirleri anlatıp, Yahudileri kardeşliğe ve hak dinine çağırarak kendini Mesih olarak tanıttığında bu durum Yahudiler tarafından hoş karşılanmamıştır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hristiyanlık Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hristiyanlık, temelde vahiy ve mukaddes kitaba inanan tek tanrılı dinlerden birisidir. Hristiyanlık dünyanın her yerinde müritleri olan bir din olmakla birlikte dünyadaki en fazla müriti olan dindir.<br />
<br />
Hristiyanlığın kutsal kitabı Kitab-ı Mukaddes’tir. Hristiyan kelimesi köken olarak Yunancada “İsa” anlamına gelen “khristianos” kelimesi, yani “O’nun yolundan gidenler” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Hristiyan sözcüğü, “Mesih’e inananlar” “Mesih’in yolundan gidenler” anlamına da gelir. Hristiyanlık günümüzde Filistin toprakları olarak bilinen coğrafyada doğmuştur. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Nasıralı İsa Peygamberi merkez alan bir Mesih hareketidir. Hristiyanlıkta İsa Peygambere Nasıralı İsa denmesinin sebebi Nasıra köyünde doğduğu içindir. Aynı sebeple İsa Peygamber’e yardım eden ve onunla birlikte olan “Nasıralılar” adı verilmiştir. İsa Peygamber, İsrail’i yeni krallık için hazırlamaya çalışmıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ancak bugünkü Hristiyanlık İsa Peygamberin havarilerinin arasına sonradan giren Pavlus’un yorumlarıyla değişik bir kimlik kazanmıştır. İsa Peygamberin soy itibariyle Yahudi olduğuna inanılmaktadır. Ona buyrulan emirleri anlatıp, Yahudileri kardeşliğe ve hak dinine çağırarak kendini Mesih olarak tanıttığında bu durum Yahudiler tarafından hoş karşılanmamıştır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>