<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - Ödevler Dünyası]]></title>
		<link>https://www.forumteams.com/</link>
		<description><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - https://www.forumteams.com]]></description>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:13:46 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Doğruluk Ile Ilgili Kompozisyon Örneği]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dogruluk-ile-ilgili-kompozisyon-ornegi.html</link>
			<pubDate>Sat, 26 Aug 2023 07:52:08 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dogruluk-ile-ilgili-kompozisyon-ornegi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğruluk ile ilgili Kompozisyon Örneği</span></span><br />
<br />
Eğitimlerin gayesi, insanları doğru kılmaktır.Doğruluk bir iç adaletidir. Doğru olmak, bencillik kuruntularından sıyrılma, gerçek huzur yolunu bulmaktır .<br />
<br />
Toplumda, iyi insanlar kadar kötü insanların da bulunması doğaldır. İnsan en günahsız olduğu durumlarda bile, bazı kötü kişiler tarafından haksızlığa uğratılabilir.<br />
<br />
Hatta, hayat yolunda bu kötülere iyilerden daha fazla rastlanır Birtakım hesapsızlıklar, tedbirsizlikler, şanssızlıklar peş peşe gelebilir.İç aydınlığına kavuşmuş, eğitim görmüş bir insan bunların tuzağına düşmez. Hayat bunu gerektiriyor diye, yalana dolana, hileye sapmaz.<br />
<br />
Geçici olarak yükselmiş kötü insanlara özenmez Bilir ki, uygar bir insan olmak, en kötü ortamda bile doğruluk, dürüstlük ve faziletten şaşmamak demektir .<br />
<br />
Toplumların yükselmesi, böyle insanların çoğalmasına bağlıdır. Yalan, ilk bakışta ne kadar göz boyarsa boyasın; ne kadar kazanç sağlarsa sağlasın; sonunda iflas etmeye mahkûmdur. Kazanan, daima kazanan, bütün karanlıkları aydınlığa boğan doğruluktur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Doğruluk ile ilgili Kompozisyon Örneği</span></span><br />
<br />
Eğitimlerin gayesi, insanları doğru kılmaktır.Doğruluk bir iç adaletidir. Doğru olmak, bencillik kuruntularından sıyrılma, gerçek huzur yolunu bulmaktır .<br />
<br />
Toplumda, iyi insanlar kadar kötü insanların da bulunması doğaldır. İnsan en günahsız olduğu durumlarda bile, bazı kötü kişiler tarafından haksızlığa uğratılabilir.<br />
<br />
Hatta, hayat yolunda bu kötülere iyilerden daha fazla rastlanır Birtakım hesapsızlıklar, tedbirsizlikler, şanssızlıklar peş peşe gelebilir.İç aydınlığına kavuşmuş, eğitim görmüş bir insan bunların tuzağına düşmez. Hayat bunu gerektiriyor diye, yalana dolana, hileye sapmaz.<br />
<br />
Geçici olarak yükselmiş kötü insanlara özenmez Bilir ki, uygar bir insan olmak, en kötü ortamda bile doğruluk, dürüstlük ve faziletten şaşmamak demektir .<br />
<br />
Toplumların yükselmesi, böyle insanların çoğalmasına bağlıdır. Yalan, ilk bakışta ne kadar göz boyarsa boyasın; ne kadar kazanç sağlarsa sağlasın; sonunda iflas etmeye mahkûmdur. Kazanan, daima kazanan, bütün karanlıkları aydınlığa boğan doğruluktur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çaldıran Savaşı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-caldiran-savasi.html</link>
			<pubDate>Sun, 24 Oct 2021 07:05:24 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-caldiran-savasi.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://www.resimupload.org/images/2021/10/24/Caldiran-Savasi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Caldiran-Savasi.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaş Tarihi :</span> 23 Ağustos 1514<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaşan Devletler :</span> Osmanlı Devleti - Safevi Devleti<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kazanan : </span>Osmanlı Devleti<br />
</li>
</ul>
<br />
16. yüzyıl başlarında İran’da Şii inanışına dayalı Safevi Devleti’ni kuran Şah İsmail, çeşitli yollarla Anadolu’nun istikrarını bozacak büyük bir Şii propagandası başlattı. Bu propaganda başta Şahkulu Baba Tekeli olmak üzere birçok taraftar çekerek, çeşitli ayaklanmalar çıkartarak Anadolu içlerine kadar ilerledi. Nur Ali Halife, Tokat’ı ele geçirerek Şah İsmail adına hutbe okutturdu. Şah İsmail’in neden olduğu son ayaklanmalar sırasında 50 bin kadar insan öldü. Süreç bu şekilde ilerlerken Osmanlı tahtına Sultan I. Selim geçti. Ancak bu tarihe kadar Şii propagandası Osmanlı sarayına kadar nüfuz etti ve Şehzade Ahmed’in oğlu Murad İran’a iltica etti. Sultan Selim bu şehzadeyi geri istediyse de olumsuz dönüş aldı. Anadolu’da suların bu denli kaynadığı dönemde tahta geçen Selim, Safevi varlığını büyük bir tehdit olarak görerek, bu tehlikeyi ortadan kaldırma yoluna gitti. Dönemin İstanbul Müftüsü Sarı gürz Nureddin Efendi ve Kemalpaşazade’den fetvalar aldı ve hazırlıkların ardından savaşmak üzere yola koyuldu. Bu süreçte ise Şah İsmail Şehzade Murad’ı Osmanlı tahtının varisi ilan etti ve Memlük sultanına hediyeler göndererek savaşta yanına çekme çabalarında bulundu.<br />
<br />
İran’a doğru yola çıkan Selim, durumu Şah İsmail’e mektupla bildirdi. Çağrısına cevap alamayarak tekrar savaş çağrısında bulundu, ancak Safevi ordusu hala ortada yoktu. Bir süre sonra Şah İsmail tarafından gönderilen afyon dolu bir altın kutu geldi ve savaşa Şah İsmail hazır olunduğunu belirtti. Sefere çıkan Osmanlı ordusunun geçeceği yerlerdeki mahsullerin yakılması ordunun erzak temininde büyük zorluk çıkartıyordu. Savaş sürecinin uzaması askerler tarafından hoşnutsuzlukla karşılansa da Yavuz Sultan Selim’in yaptığı etkili konuşmayla ordu tekrar motive oldu. Nihayet 2500 kilometrelik yoldan gelen 100 bin kişilik yorgun Osmanlı askeri, dinlenmiş ve kısa mesafeden gelen Şah İsmail’in ordusuyla karşı karşıya geldi. Çaldıran Savaşı, 23 Ağustos çarşamba günü şahın emrindeki 40.000 seçkin süvarinin saldırısıyla başladı. Çetin geçen savaşta Şah İsmail, top ve tüfeklerin yoğun ateşi karşısında çekilmek zorunda kaldı. Karşılıklı olarak çok sayıda askerin öldüğü savaşı, Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu kazandı. Zaferden sonra Şii ordugâhı, Şah İsmail'in hazineleri, hanımları ve emirleri Osmanlılar'ın eline geçti. Çaldıran muharebesinden sonra başta Diyarbakır olmak üzere birçok Doğu Anadolu şehri Osmanlı Devleti’ne geçti ve böylece bozulan Anadolu birliği tekrar sağlanmış oldu. Safevi tehlikesi geçici olarak ortadan kalktı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynakçalar</span><br />
Mustafa Çetin Varlık, Çaldıran Savaşı, Diyanet İslam Ansiklopedisi, 1993, cilt.8, sf.193-195]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.resimupload.org/images/2021/10/24/Caldiran-Savasi.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Caldiran-Savasi.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<ul class="mycode_list"><li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaş Tarihi :</span> 23 Ağustos 1514<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Savaşan Devletler :</span> Osmanlı Devleti - Safevi Devleti<br />
</li>
<li><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kazanan : </span>Osmanlı Devleti<br />
</li>
</ul>
<br />
16. yüzyıl başlarında İran’da Şii inanışına dayalı Safevi Devleti’ni kuran Şah İsmail, çeşitli yollarla Anadolu’nun istikrarını bozacak büyük bir Şii propagandası başlattı. Bu propaganda başta Şahkulu Baba Tekeli olmak üzere birçok taraftar çekerek, çeşitli ayaklanmalar çıkartarak Anadolu içlerine kadar ilerledi. Nur Ali Halife, Tokat’ı ele geçirerek Şah İsmail adına hutbe okutturdu. Şah İsmail’in neden olduğu son ayaklanmalar sırasında 50 bin kadar insan öldü. Süreç bu şekilde ilerlerken Osmanlı tahtına Sultan I. Selim geçti. Ancak bu tarihe kadar Şii propagandası Osmanlı sarayına kadar nüfuz etti ve Şehzade Ahmed’in oğlu Murad İran’a iltica etti. Sultan Selim bu şehzadeyi geri istediyse de olumsuz dönüş aldı. Anadolu’da suların bu denli kaynadığı dönemde tahta geçen Selim, Safevi varlığını büyük bir tehdit olarak görerek, bu tehlikeyi ortadan kaldırma yoluna gitti. Dönemin İstanbul Müftüsü Sarı gürz Nureddin Efendi ve Kemalpaşazade’den fetvalar aldı ve hazırlıkların ardından savaşmak üzere yola koyuldu. Bu süreçte ise Şah İsmail Şehzade Murad’ı Osmanlı tahtının varisi ilan etti ve Memlük sultanına hediyeler göndererek savaşta yanına çekme çabalarında bulundu.<br />
<br />
İran’a doğru yola çıkan Selim, durumu Şah İsmail’e mektupla bildirdi. Çağrısına cevap alamayarak tekrar savaş çağrısında bulundu, ancak Safevi ordusu hala ortada yoktu. Bir süre sonra Şah İsmail tarafından gönderilen afyon dolu bir altın kutu geldi ve savaşa Şah İsmail hazır olunduğunu belirtti. Sefere çıkan Osmanlı ordusunun geçeceği yerlerdeki mahsullerin yakılması ordunun erzak temininde büyük zorluk çıkartıyordu. Savaş sürecinin uzaması askerler tarafından hoşnutsuzlukla karşılansa da Yavuz Sultan Selim’in yaptığı etkili konuşmayla ordu tekrar motive oldu. Nihayet 2500 kilometrelik yoldan gelen 100 bin kişilik yorgun Osmanlı askeri, dinlenmiş ve kısa mesafeden gelen Şah İsmail’in ordusuyla karşı karşıya geldi. Çaldıran Savaşı, 23 Ağustos çarşamba günü şahın emrindeki 40.000 seçkin süvarinin saldırısıyla başladı. Çetin geçen savaşta Şah İsmail, top ve tüfeklerin yoğun ateşi karşısında çekilmek zorunda kaldı. Karşılıklı olarak çok sayıda askerin öldüğü savaşı, Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu kazandı. Zaferden sonra Şii ordugâhı, Şah İsmail'in hazineleri, hanımları ve emirleri Osmanlılar'ın eline geçti. Çaldıran muharebesinden sonra başta Diyarbakır olmak üzere birçok Doğu Anadolu şehri Osmanlı Devleti’ne geçti ve böylece bozulan Anadolu birliği tekrar sağlanmış oldu. Safevi tehlikesi geçici olarak ortadan kalktı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynakçalar</span><br />
Mustafa Çetin Varlık, Çaldıran Savaşı, Diyanet İslam Ansiklopedisi, 1993, cilt.8, sf.193-195]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Verginin Matrahı Nedir ?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-verginin-matrahi-nedir.html</link>
			<pubDate>Thu, 24 Jun 2021 05:11:24 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-verginin-matrahi-nedir.html</guid>
			<description><![CDATA[Verginin hesaplanmasında esas alınan değer ya da miktara matrah denir. Bu matrahın üzerine bir vergi tarifesi uygulanarak vergi borcu hesaplanır. Vergi matrahları iki çeşitte karşımıza çıkar. Ad valorem matrah (değer esaslı) ekonomik unsurların değerleri esas alınarak hesaplanır ve bu matraha belirli bir vergi oranı belirlenir. Örneğin bir kazançtan %20 vergi almak gibi. Spesifik matrah (miktar esaslı matrah) parasal değer düşük olan vergi konularında uygulanan bir matrahtır. Örneğin, pasaport harçları.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vergi matrahı belirlenirken birtakım usuller dikkate alınır.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Beyan Usulü:</span> Bu usule göre, mükellef ya da vergi sorumlusu vergi matrahını kanunda belirtilen esaslara göre saptayarak vergi dairesine yazılı olarak bildirmektedir. Vergi dairesi sadece beyanname ile bildirilen matrahın doğruluğunu denetlemekle yetinmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Karineler (Dış Göstergeler) Usulü:</span> Bilinen değerlerden bilinmeyen bir değerin varlığını belirlemektir. Bu usulde mükellefin gelir ve servetinin ölçüsü olarak bazı dış belirtilerden yararlanılır. Örneğin, işçi sayısı, makine ve alet sayısı ise mükellefin vergi ödeme gücü belirlenir. Adaletsiz ve verimsiz bir usuldür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- İdarece Takdir Usulü:</span> Vergi matrahı vergi idaresince tek taraflı olarak saptanmaktadır. Takdir komisyonları Vergi Usul Kanununun öngördüğü hallerde ve belirttiği prosedüre göre matrahı saptamaktadır. Ayrıca ortalama kâr hadleri ile zirai kazançlar merkez ve il komisyonları da matrahın saptanmasına yönelik hizmetler görmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Götürü Usul:</span> Bu usulde de matrah idarece saptanmaktadır. Ancak karineler ve idarece takdir usullerinde olduğu gibi her mükellef için ayrı ayrı değil, yükümlüler gruplandırılarak yapılmaktadır. Bu bakımdan diğerlerine göre daha genel ve objektiftir. Gerçek olarak saptanamayan gelir ya da kazançlar bazı belirti ya da karinelerden yararlanarak tahminen saptanmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Verginin hesaplanmasında esas alınan değer ya da miktara matrah denir. Bu matrahın üzerine bir vergi tarifesi uygulanarak vergi borcu hesaplanır. Vergi matrahları iki çeşitte karşımıza çıkar. Ad valorem matrah (değer esaslı) ekonomik unsurların değerleri esas alınarak hesaplanır ve bu matraha belirli bir vergi oranı belirlenir. Örneğin bir kazançtan %20 vergi almak gibi. Spesifik matrah (miktar esaslı matrah) parasal değer düşük olan vergi konularında uygulanan bir matrahtır. Örneğin, pasaport harçları.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vergi matrahı belirlenirken birtakım usuller dikkate alınır.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Beyan Usulü:</span> Bu usule göre, mükellef ya da vergi sorumlusu vergi matrahını kanunda belirtilen esaslara göre saptayarak vergi dairesine yazılı olarak bildirmektedir. Vergi dairesi sadece beyanname ile bildirilen matrahın doğruluğunu denetlemekle yetinmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Karineler (Dış Göstergeler) Usulü:</span> Bilinen değerlerden bilinmeyen bir değerin varlığını belirlemektir. Bu usulde mükellefin gelir ve servetinin ölçüsü olarak bazı dış belirtilerden yararlanılır. Örneğin, işçi sayısı, makine ve alet sayısı ise mükellefin vergi ödeme gücü belirlenir. Adaletsiz ve verimsiz bir usuldür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- İdarece Takdir Usulü:</span> Vergi matrahı vergi idaresince tek taraflı olarak saptanmaktadır. Takdir komisyonları Vergi Usul Kanununun öngördüğü hallerde ve belirttiği prosedüre göre matrahı saptamaktadır. Ayrıca ortalama kâr hadleri ile zirai kazançlar merkez ve il komisyonları da matrahın saptanmasına yönelik hizmetler görmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Götürü Usul:</span> Bu usulde de matrah idarece saptanmaktadır. Ancak karineler ve idarece takdir usullerinde olduğu gibi her mükellef için ayrı ayrı değil, yükümlüler gruplandırılarak yapılmaktadır. Bu bakımdan diğerlerine göre daha genel ve objektiftir. Gerçek olarak saptanamayan gelir ya da kazançlar bazı belirti ya da karinelerden yararlanarak tahminen saptanmaktadır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Verginin Ödenmesi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-verginin-odenmesi.html</link>
			<pubDate>Thu, 24 Jun 2021 05:10:22 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-verginin-odenmesi.html</guid>
			<description><![CDATA[Vergi olayında alacaklı durumunda olan devlet ve borçlu durumunda olan mükellefler vardır. Verginin ödenmesinde bir taraf ödemede bulunurken bir taraf için ise tahsil söz konusudur. VUK mükellef yönünden olaya bakmaktadır. Dolayısıyla verginin ödenmesi, mükellefin borçlu olduğu vergi miktarını devlete vermesidir. Mükellef ya da onun adına diğer kişilerce yapılacak ödemeler devletin vergi alacağını ortadan kaldırır. Ancak bu ödemelerin VUK’na göre uygun bir biçimde yapılmaları gerekir. Verginin ödenmesi aşağıdaki şekillerde gerçekleştirilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Mükellefçe Ödenmesi:</span> Vergi borcunun ödenmesinde en yaygın usuldür. Mükellef vergi süresi içinde vergi borcunu ilgili vergi dairesine götürüp öder. Vergi elden yatırılabileceği gibi banka şubesi aracılığıyla ya da posta havalesiyle de ödenebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Kaynakta Kesme (Stopaj):</span> Vergiye tabi bir kazanç ya da irat hak sahiplerine ödenirken, ödemeyi yapanlar bu gelirden kanunda belirtilen orana göre vergi kesip, vergiyi vergi dairesine özel bir beyanname doldurup vererek yatırırlar. Bu usulde formaliteler en aza iner ve vergi daireleri daha az sayıda kişilerle muhatap olurlar. Bu usulün uygulandığı en güzel örnek Gelir Vergisidir. Aynı zamanda bu usul vergi kaçakçılığı8nı da azaltmaktadır. Vergi masraflarının en az olduğu bir yöntemdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Geçici Vergi:</span> Geçici vergi sistemine göre gerçek usulde gelir vergisine tabi ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabı ve kurumlar vergisi mükellefleri cari vergilendirme döneminin gelir ve kurumlar vergilerine mahsup edilmek üzere geçici vergi ödeyeceklerdir. Geçici vergi tutarı, içinde bulunulan yılda verilen yıllık beyanname üzerinde hesaplanan gelir vergisinin ticari ve mesleki kazanca isabet eden kısmının %15’i, kurumlar vergisinin ise %20’sidir (Bu oranlar 01.01.2007 dönemi için KVK. md.32, GVK. md.120’de belirtilmiştir.). Geçici verginin beyanı Ocak ayından başlanmak üzere üçer aylık dönemler halinde yılda dört defada yapılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Verginin Mahsubu ve Takası:</span> Ödenmiş bir verginin ödenmemiş bir vergiden indirilmesine verginin mahsubu denir. Gelir vergisinde yıllık beyannamede gösterilen gelire dâhil kazanç ve iratlardan Gelir Vergisi Kanununa göre kesilmiş ya da götürü usulde saptanmış olan kazanç ve ücretler dolayısıyla ödenmiş olan vergiler, beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisine mahsup edilir. Ayrıca mükelleflerin yabancı ülkelerde elde ettikleri kazanç ve iratlardan ödedikleri benzeri vergiler, Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinin yabancı ülkelerde elde edilen benzeri kazanç ve iratlara isabet eden kısmından indirilir. Verginin takası ise, borçluluğu sona erdiren bir neden olup aynı cinsten olan karşılıklı ve muaccel iki borcu daha küçük olanı oranında sona erdiren bir hukuki işlemdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Vergi olayında alacaklı durumunda olan devlet ve borçlu durumunda olan mükellefler vardır. Verginin ödenmesinde bir taraf ödemede bulunurken bir taraf için ise tahsil söz konusudur. VUK mükellef yönünden olaya bakmaktadır. Dolayısıyla verginin ödenmesi, mükellefin borçlu olduğu vergi miktarını devlete vermesidir. Mükellef ya da onun adına diğer kişilerce yapılacak ödemeler devletin vergi alacağını ortadan kaldırır. Ancak bu ödemelerin VUK’na göre uygun bir biçimde yapılmaları gerekir. Verginin ödenmesi aşağıdaki şekillerde gerçekleştirilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Mükellefçe Ödenmesi:</span> Vergi borcunun ödenmesinde en yaygın usuldür. Mükellef vergi süresi içinde vergi borcunu ilgili vergi dairesine götürüp öder. Vergi elden yatırılabileceği gibi banka şubesi aracılığıyla ya da posta havalesiyle de ödenebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Kaynakta Kesme (Stopaj):</span> Vergiye tabi bir kazanç ya da irat hak sahiplerine ödenirken, ödemeyi yapanlar bu gelirden kanunda belirtilen orana göre vergi kesip, vergiyi vergi dairesine özel bir beyanname doldurup vererek yatırırlar. Bu usulde formaliteler en aza iner ve vergi daireleri daha az sayıda kişilerle muhatap olurlar. Bu usulün uygulandığı en güzel örnek Gelir Vergisidir. Aynı zamanda bu usul vergi kaçakçılığı8nı da azaltmaktadır. Vergi masraflarının en az olduğu bir yöntemdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Geçici Vergi:</span> Geçici vergi sistemine göre gerçek usulde gelir vergisine tabi ticari kazanç sahipleri ile serbest meslek erbabı ve kurumlar vergisi mükellefleri cari vergilendirme döneminin gelir ve kurumlar vergilerine mahsup edilmek üzere geçici vergi ödeyeceklerdir. Geçici vergi tutarı, içinde bulunulan yılda verilen yıllık beyanname üzerinde hesaplanan gelir vergisinin ticari ve mesleki kazanca isabet eden kısmının %15’i, kurumlar vergisinin ise %20’sidir (Bu oranlar 01.01.2007 dönemi için KVK. md.32, GVK. md.120’de belirtilmiştir.). Geçici verginin beyanı Ocak ayından başlanmak üzere üçer aylık dönemler halinde yılda dört defada yapılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">- Verginin Mahsubu ve Takası:</span> Ödenmiş bir verginin ödenmemiş bir vergiden indirilmesine verginin mahsubu denir. Gelir vergisinde yıllık beyannamede gösterilen gelire dâhil kazanç ve iratlardan Gelir Vergisi Kanununa göre kesilmiş ya da götürü usulde saptanmış olan kazanç ve ücretler dolayısıyla ödenmiş olan vergiler, beyanname üzerinden hesaplanan gelir vergisine mahsup edilir. Ayrıca mükelleflerin yabancı ülkelerde elde ettikleri kazanç ve iratlardan ödedikleri benzeri vergiler, Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinin yabancı ülkelerde elde edilen benzeri kazanç ve iratlara isabet eden kısmından indirilir. Verginin takası ise, borçluluğu sona erdiren bir neden olup aynı cinsten olan karşılıklı ve muaccel iki borcu daha küçük olanı oranında sona erdiren bir hukuki işlemdir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlı Devleti Ne Zaman Ve Kim Tarafından Yıkıldı?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-osmanli-devleti-ne-zaman-ve-kim-tarafindan-yikildi.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 May 2021 08:58:30 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-osmanli-devleti-ne-zaman-ve-kim-tarafindan-yikildi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Osmanlı Devleti Ne Zaman ve Kim Tarafından Yıkıldı?</span></span><br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=http://ilimcephesi.com/osmanli-devleti-ne-zaman-ve-kim-tarafindan-yikildi-2/son-osmanli-meclisi-3/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/son-osmanli-meclisi-1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: son-osmanli-meclisi-1.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a><br />
<br />
Saltanatın ilgasına geçmeden önce kısaca Osmanlı Devleti’nin yıkılış tarihine değinmek gerekiyor. Genel kaynaklarda Osmanlı Devleti’nin yıkılış tarihi olarak İstanbul’un İtilaf kuvvetlerince işgal edildiği tarih verilir. (İstanbul 1918’de fiilen 1920’de resmen işgal edildi.) Bu, yaygın ama yanlış bir bilgidir. Çünkü Osmanlı Devleti işgalden sonra da hukuken ve fiilen yaşamaya devam etmiştir. (Zaten Mondros’a göre işgal, barış antlaşmasına kadar sürecek, geçici bir durumdu.) Bir takım kısıtlamalara karşın Osmanlı Devleti’nin yasama, yürütme ve yargı makamları çalışmaya devam etmiş ve devlet çarkı dönmüştür. Bazı devlet organları ve makamları çalışamaz derecede kısıtlandığında ise Osmanlı Devleti kendisine ait makam ve yetkilen Ankara’ya nakletmiştir.<br />
<br />
Ankara’da kurulan Meclis, İstanbul’daki Meclis’in Ankara’ya taşınmış şeklidir. Zaten Ankara’daki Meclis ve Hükümet resmen İstanbul’daki otoriteleri kabul ediyordu; sadece fiilen çalışamadıklarını, esaret altında olduklarını ifade ediyordu. Onların kurtarılması için çalıştığını deklare ediyordu. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, işgalden sonra da hukuken devam ediyordu, Batılı devletlerle müzakereler yapıyordu ve Ankara tarafından da resmen tanınıyordu… Tartışma, Osmanlı Devletinin fiilen devlettik edip edemediği noktasında idi; hukuken devam edip etmediği noktasında değil.<br />
<br />
Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin yıkılış tarihi, İstanbul’un işgaliyle ilintilendirilemez. Osmanlı Devletinin yıkılışı iki hamlede ve iki aşamada olmuştur. Birinci hamlede devletin Saltanat kanadı yıkılmış ve böylece padişahlık kaldırılmıştır (1922). İkinci hamlede ise devletin Hilafet kanadı yıkılmış, Osmanlı’nın ümmet üzerindeki manevi otoritesi ilga edilmiştir (1924). Sonuç olarak, bir bütün olarak Osmanlı Devleti’nin yıkılış tarihi olarak 1922 ve 1924 tarihlerini dikkate almak gerekiyor.<br />
<br />
Yine genel tarih kitaplarında, Osmanlı Devleti’ni yıkanlar olarak İtilaf Devletleri, hususen de İngiltere gösterilir. Osmanlı Devletini İngiltere öncülüğündeki İtilaf Kuvvetleri yıkmış gibi gösterilir. Osmanlı Devleti’nin yıkılış sürecini bunlar başlatmış olabilir ama resmen ve hukuken Osmanlı Devleti’nin yıkan güç, TBMM ve TBMM’ye hâkim olan odaklardır. TBMM 1922 yılında Osmanlı Devleti’nin Saltanat kanadını; 1924’te de Osmanlı Devleti’nin Hilafet kanadını yıkmıştır. Böylece TBMM, kendisini doğuran ve yetkilendiren gücü, bizzat kendi eliyle tarihe gömmüştür… Bu netice, tarihin hazin ve ibretlik bir tecellisi olsa gerek.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Osmanlı Devleti Ne Zaman ve Kim Tarafından Yıkıldı?</span></span><br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=http://ilimcephesi.com/osmanli-devleti-ne-zaman-ve-kim-tarafindan-yikildi-2/son-osmanli-meclisi-3/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="http://ilimcephesi.com/wp-content/uploads/2014/08/son-osmanli-meclisi-1.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: son-osmanli-meclisi-1.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a><br />
<br />
Saltanatın ilgasına geçmeden önce kısaca Osmanlı Devleti’nin yıkılış tarihine değinmek gerekiyor. Genel kaynaklarda Osmanlı Devleti’nin yıkılış tarihi olarak İstanbul’un İtilaf kuvvetlerince işgal edildiği tarih verilir. (İstanbul 1918’de fiilen 1920’de resmen işgal edildi.) Bu, yaygın ama yanlış bir bilgidir. Çünkü Osmanlı Devleti işgalden sonra da hukuken ve fiilen yaşamaya devam etmiştir. (Zaten Mondros’a göre işgal, barış antlaşmasına kadar sürecek, geçici bir durumdu.) Bir takım kısıtlamalara karşın Osmanlı Devleti’nin yasama, yürütme ve yargı makamları çalışmaya devam etmiş ve devlet çarkı dönmüştür. Bazı devlet organları ve makamları çalışamaz derecede kısıtlandığında ise Osmanlı Devleti kendisine ait makam ve yetkilen Ankara’ya nakletmiştir.<br />
<br />
Ankara’da kurulan Meclis, İstanbul’daki Meclis’in Ankara’ya taşınmış şeklidir. Zaten Ankara’daki Meclis ve Hükümet resmen İstanbul’daki otoriteleri kabul ediyordu; sadece fiilen çalışamadıklarını, esaret altında olduklarını ifade ediyordu. Onların kurtarılması için çalıştığını deklare ediyordu. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, işgalden sonra da hukuken devam ediyordu, Batılı devletlerle müzakereler yapıyordu ve Ankara tarafından da resmen tanınıyordu… Tartışma, Osmanlı Devletinin fiilen devlettik edip edemediği noktasında idi; hukuken devam edip etmediği noktasında değil.<br />
<br />
Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin yıkılış tarihi, İstanbul’un işgaliyle ilintilendirilemez. Osmanlı Devletinin yıkılışı iki hamlede ve iki aşamada olmuştur. Birinci hamlede devletin Saltanat kanadı yıkılmış ve böylece padişahlık kaldırılmıştır (1922). İkinci hamlede ise devletin Hilafet kanadı yıkılmış, Osmanlı’nın ümmet üzerindeki manevi otoritesi ilga edilmiştir (1924). Sonuç olarak, bir bütün olarak Osmanlı Devleti’nin yıkılış tarihi olarak 1922 ve 1924 tarihlerini dikkate almak gerekiyor.<br />
<br />
Yine genel tarih kitaplarında, Osmanlı Devleti’ni yıkanlar olarak İtilaf Devletleri, hususen de İngiltere gösterilir. Osmanlı Devletini İngiltere öncülüğündeki İtilaf Kuvvetleri yıkmış gibi gösterilir. Osmanlı Devleti’nin yıkılış sürecini bunlar başlatmış olabilir ama resmen ve hukuken Osmanlı Devleti’nin yıkan güç, TBMM ve TBMM’ye hâkim olan odaklardır. TBMM 1922 yılında Osmanlı Devleti’nin Saltanat kanadını; 1924’te de Osmanlı Devleti’nin Hilafet kanadını yıkmıştır. Böylece TBMM, kendisini doğuran ve yetkilendiren gücü, bizzat kendi eliyle tarihe gömmüştür… Bu netice, tarihin hazin ve ibretlik bir tecellisi olsa gerek.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlı Devletini Nasıl Yıktılar?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-osmanli-devletini-nasil-yiktilar.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 May 2021 08:57:04 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-osmanli-devletini-nasil-yiktilar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı Devletini nasıl yıktılar?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">636 yıllık Osmanlı Devletini başta İngilizler, misyonerler ve bunların potasında eritilerek Hıristiyan Batı kültürü ile yetişen Osmanlı düşmanı bazı (sözde) aydınlar yıktılar.</span><br />
<br />
Osmanlı devrinde Fener Rum Patriği Gurigoryosun Rus Çarı 1. Aleksandra yazdığı mektup; çok önemli tarihî bir vesikadır. Bu vesikayı her Türk aydınının bilmesi ve bunun tersini yapması gerekir. Bu uzun mektubun tamamını 1970li yıllarda yazımda neşretmiştim. Bu yazımda sadece birkaç cümlesini nakledeceğim: Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayrimümkündür... Türkleri evvela dinlerinden ve manevi şahsiyetlerinden mahrum bırakmak gerekir... <br />
<br />
Manevi mihraklardan mahrum oldukları gün Türkleri yenmek mümkün olacaktır... (Albay Enver Topuz Konferans Notları) 1710 yılında İstanbula gönderilen Humper bir Osmanlı gibi yetişip, İslamiyetle ilgili bilgileri en yüksek seviyede öğrendikten sonra Ortadoğuya gönderildiğinde kendisine 2 bin sayfalık bir talimat verildi. Talimatın ismi İslamiyeti Nasıl Yıkarız idi. Humper hatıratının 45. sayfasında: Endülüsü şarap (içki), fitne, fesat, Ehl-i sünnet bilgilerinden uzaklaştırmak ve başta Aristo olmak üzere Hıristiyan felsefelerinin görüşlerini yerleştirerek yıktık ve topraklarını işgal ettik. Aynı metodlarla Osmanlıyı ve bütün İslam ülkelerini yıkarak işgal edeceğiz.. demektedir. <br />
<br />
Humpere verilen talimatta ırk ayrımı, kavmiyetçilik, kabile ihtilafları, mezheb ve dini ve arazi ihtilaflarının tahrik edilerek Osmanlının yıkılışının kolaylaştırılması ısrarla isteniyordu. Daha sonrakı İngiliz casusu Lawrance de İngilizleri kurtarıcı, Osmanlıyı ise sömürücü gösterdi. İhanetin bedeli! Osmanlının yıkılışından bu yana Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve diğer İslam ülkeleri rahat ve huzur görmediler. İç ve dış savaşlarla telef oldular. Bugüne kadar çekilen ve bundan sonra da bir müddet çekilecek olan sıkıntılar; Osmanlıya ihanetin bedeli ve cezasıdır. <br />
<br />
Osmanlı asırlarca İslamiyete hizmetle şereflenmiş, canı, kanı ve her imkanı ile dünyadaki bütün Müslümanların muhafızlığını ifa etmiştir. Elbette bu Hıristiyan Batı için suç idi. Ve Hıristiyan Batı bazı Müslümanların (Osmanlı dahil) kullanarak bu görevlerini sona erdirdi. Osmanlı devrindeki eserlere göre sadece 1700lü yıllarda Osmanlı topraklarındaki İngiliz ajanları binlerce idi. Misyonerler, yabancı okullar, kiliseler ve hastanelerin tek hedefi Osmanlı Devletini yıkmaktı. Doç. Dr. İlknur Polat Haydaroğlunun Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar ve Misyonerlik Faaliyetleri ile ilgili araştırmasına göre 1894 yılında Elazığda 83, Diyarbakırda 32, Erzurumda 24 ve Bitliste 22 misyoner okulu bulunuyordu. <br />
<br />
1904 yılında sadece ABDnin Osmanlı topraklarında 400 devlet okulu, 306 rahiplerin emrinde ve 354 rahibelerin emrinde okulları bulunuyordu. Osmanlıyı Misyoner Teşkilatı ve Galata Bankerleri yıktı görüşü doğrudur. Bugün de Türk Devletini yıkmak ve Türk milletini bölmek için Türkiyede yabancı uyruklu ve bunların emrinde Türk asıllı olarak toplam 150 bin misyoner (Diyanette çalışanların iki misli) köy ve mezralara kadar Hıristiyanlık propagandası yapmaktadır. Dahası dolar karşılığı milletimizin imanlarını şeytanvari çalmaktadırlar. Oysa Türk kamuoyu ile yetkililer bu hazin tabloya sadece seyircidir. Osmanlı devrindeki Galata Bankerlerinin vazifesini bugün uluslararası finans kuruluşları yüklenmiştir. Her yıl 40 milyar dolar faiz ödüyoruz. <br />
<br />
Bu para ile ülkede işsizlik sıfıra inerdi. Ve ülkeye neler yapılmazdı? Bizi bu hale getirenlere ne diyelim? En iyisi tarihin hükmüne havale edelim. Türk milleti ülkesine değil, yabancılara çalışıyor. Her yıl 40 milyar dolar borç (bir nevi haraç) ödüyoruz. Asırlar önce vali yolladığımız ülkelere şimdi işçi yolluyoruz. Her hadisede sebep-netice-illiyet bağı vardır. Her yükselişin ve her düşüşün bir sebebi olmalı? Değil mi?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Osmanlı Devletini nasıl yıktılar?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">636 yıllık Osmanlı Devletini başta İngilizler, misyonerler ve bunların potasında eritilerek Hıristiyan Batı kültürü ile yetişen Osmanlı düşmanı bazı (sözde) aydınlar yıktılar.</span><br />
<br />
Osmanlı devrinde Fener Rum Patriği Gurigoryosun Rus Çarı 1. Aleksandra yazdığı mektup; çok önemli tarihî bir vesikadır. Bu vesikayı her Türk aydınının bilmesi ve bunun tersini yapması gerekir. Bu uzun mektubun tamamını 1970li yıllarda yazımda neşretmiştim. Bu yazımda sadece birkaç cümlesini nakledeceğim: Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayrimümkündür... Türkleri evvela dinlerinden ve manevi şahsiyetlerinden mahrum bırakmak gerekir... <br />
<br />
Manevi mihraklardan mahrum oldukları gün Türkleri yenmek mümkün olacaktır... (Albay Enver Topuz Konferans Notları) 1710 yılında İstanbula gönderilen Humper bir Osmanlı gibi yetişip, İslamiyetle ilgili bilgileri en yüksek seviyede öğrendikten sonra Ortadoğuya gönderildiğinde kendisine 2 bin sayfalık bir talimat verildi. Talimatın ismi İslamiyeti Nasıl Yıkarız idi. Humper hatıratının 45. sayfasında: Endülüsü şarap (içki), fitne, fesat, Ehl-i sünnet bilgilerinden uzaklaştırmak ve başta Aristo olmak üzere Hıristiyan felsefelerinin görüşlerini yerleştirerek yıktık ve topraklarını işgal ettik. Aynı metodlarla Osmanlıyı ve bütün İslam ülkelerini yıkarak işgal edeceğiz.. demektedir. <br />
<br />
Humpere verilen talimatta ırk ayrımı, kavmiyetçilik, kabile ihtilafları, mezheb ve dini ve arazi ihtilaflarının tahrik edilerek Osmanlının yıkılışının kolaylaştırılması ısrarla isteniyordu. Daha sonrakı İngiliz casusu Lawrance de İngilizleri kurtarıcı, Osmanlıyı ise sömürücü gösterdi. İhanetin bedeli! Osmanlının yıkılışından bu yana Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve diğer İslam ülkeleri rahat ve huzur görmediler. İç ve dış savaşlarla telef oldular. Bugüne kadar çekilen ve bundan sonra da bir müddet çekilecek olan sıkıntılar; Osmanlıya ihanetin bedeli ve cezasıdır. <br />
<br />
Osmanlı asırlarca İslamiyete hizmetle şereflenmiş, canı, kanı ve her imkanı ile dünyadaki bütün Müslümanların muhafızlığını ifa etmiştir. Elbette bu Hıristiyan Batı için suç idi. Ve Hıristiyan Batı bazı Müslümanların (Osmanlı dahil) kullanarak bu görevlerini sona erdirdi. Osmanlı devrindeki eserlere göre sadece 1700lü yıllarda Osmanlı topraklarındaki İngiliz ajanları binlerce idi. Misyonerler, yabancı okullar, kiliseler ve hastanelerin tek hedefi Osmanlı Devletini yıkmaktı. Doç. Dr. İlknur Polat Haydaroğlunun Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar ve Misyonerlik Faaliyetleri ile ilgili araştırmasına göre 1894 yılında Elazığda 83, Diyarbakırda 32, Erzurumda 24 ve Bitliste 22 misyoner okulu bulunuyordu. <br />
<br />
1904 yılında sadece ABDnin Osmanlı topraklarında 400 devlet okulu, 306 rahiplerin emrinde ve 354 rahibelerin emrinde okulları bulunuyordu. Osmanlıyı Misyoner Teşkilatı ve Galata Bankerleri yıktı görüşü doğrudur. Bugün de Türk Devletini yıkmak ve Türk milletini bölmek için Türkiyede yabancı uyruklu ve bunların emrinde Türk asıllı olarak toplam 150 bin misyoner (Diyanette çalışanların iki misli) köy ve mezralara kadar Hıristiyanlık propagandası yapmaktadır. Dahası dolar karşılığı milletimizin imanlarını şeytanvari çalmaktadırlar. Oysa Türk kamuoyu ile yetkililer bu hazin tabloya sadece seyircidir. Osmanlı devrindeki Galata Bankerlerinin vazifesini bugün uluslararası finans kuruluşları yüklenmiştir. Her yıl 40 milyar dolar faiz ödüyoruz. <br />
<br />
Bu para ile ülkede işsizlik sıfıra inerdi. Ve ülkeye neler yapılmazdı? Bizi bu hale getirenlere ne diyelim? En iyisi tarihin hükmüne havale edelim. Türk milleti ülkesine değil, yabancılara çalışıyor. Her yıl 40 milyar dolar borç (bir nevi haraç) ödüyoruz. Asırlar önce vali yolladığımız ülkelere şimdi işçi yolluyoruz. Her hadisede sebep-netice-illiyet bağı vardır. Her yükselişin ve her düşüşün bir sebebi olmalı? Değil mi?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Osmanlı’da Kadınlar Saltanatı Dönemi Ve 6 Güçlü Kadın]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-osmanli%E2%80%99da-kadinlar-saltanati-donemi-ve-6-guclu-kadin.html</link>
			<pubDate>Tue, 18 May 2021 08:54:01 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-osmanli%E2%80%99da-kadinlar-saltanati-donemi-ve-6-guclu-kadin.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/sultans--620x375.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: sultans--620x375.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kadınlar saltanatı dönemi Osmanlı’da, valide sultanların, haseki sultanların hatta padişah kızlarının yönetime ve devlet meselelerine doğrudan katıldığı tarihi bir dönemdir. Hürrem Sultan’la başlayan bu dönem Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazam oluşun kadar gitmiştir. Peki ya bu kadınlar nasıl oldu da yönetimde bu kadar söz sahibi olabildi?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1. Hürrem Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/07/hurrem.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/07/hurrem.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hurrem.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hürrem Sultan Osmanlı tarihinde bir padişahla nikah yapmış tek haseki sultandır. Bu nikahla Sultan Süleyman’ın bir önceki nikahsız eşi Mahidevran Sultan’ın etkisi azalmıştır. Ancak Mahidevran Sultan, yeniçerilerin çok sevdiği şehzade Mustafa’nın annesi olduğundan ve sadrazam İbrahim Paşa’nın da güçlü bir devlet adamı olarak Şehzade Mustafa’yı destekliyor olması yüzünden sırasıyla önce sadrazam İbrahim Paşa’nın ve Şehzade Mustafa’nın ölüm kararında etkili olarak zamanla güçlenmiştir. Bu dönemde devlet işlerinde padişahın yanında danışman olarak sürekli bulunmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">2. Mihrimah Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/mihrimah.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/mihrimah.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: mihrimah.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mihrimah Sultan, Hürrem Sultan ve Kanuni Sultan Süeyman’ın kızıdır. Hürrem Sultan’ın ölümünden sonra babasına annesinin yaptığı danışmanlığı yapmıştır. Kardeşi II. Selim de tahta geçtikten sonra da ona valide sultanlık yapmış, devlet işlerinde aktif olarak bulunmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">3. Haseki Afife Nurbanu Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/nurbanu.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/nurbanu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: nurbanu.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mihrimah Sultan’ın ölümünden sonra II. Selim’in eşi Nurbanu Sultan güç kazanmıştır. Oğlu III. Murat tahta geçtikten sonra etkinliği daha da artmıştır. Venedik asıllı olan Nurbanu Sultan, Venedik yanlısı politikalar uygulayarak, Venedik’le uzunca bir barış dönemi yaşanmasını sağlamıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">4. Haseki Safiye Valide Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/safiye-sultan.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/safiye-sultan.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: safiye-sultan.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">III. Murat’ın karısı olan Safiye Sultan, III. Murat’ın padişahlığının ilk yıllarında, Nurbanu Sultan’la sıkıntılar yaşamıştır. Nurbanu Sultan’ın ölümünden sonra eşi üzerindeki etkinliği yüzünden büyük güç kazanmıştır. Bu etkinlik oğlu III. Mehmet’in padişahlığında da devam etmiştir. Özellikle Avrupa’ya yönelmiştir. İngiltere kraliçesi I. Elizabeth’le mektuplaşmış hatta hediyeleşmiştir. Şehzade Murat ve annesi Safiye Sultan’ın geleceği için tehdit oluşturuyordu bu yüzden torununun ve gelinin ortadan kalkması gerekiyordu. Ve torunu Şehzade Murat sarayda sessizce boğularak öldürüldü, annesi ise sürgün edildi.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">5. Haseki Mah-Peyker Kösem Valide Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/kosem-sultan.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/kosem-sultan.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kosem-sultan.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">III. Mehmet’in ölümünden sonra padişah olan I. Ahmet Safiye Sultan’ı eski saraya göndererek politikaya karışmasını engellemiştir. Nikahlı eşi Kösem Sultan, eşinin padişahlığı döneminde sarayda aktif değildi. Eşi öldükten sonra, eşinin başka bir kadından olan oğlu II. Osman tahta geçince eski saraya sürülmüştür ancak Genç Osman olarak da anılan II. Osman’ın ölümünden sonra oğullarından IV. Murat, 11 yaşında tahta geçince sarayda büyük otorite sahibi olmuştur. Oğlu yerine çoğu devlet işlerinde o söz sahibi olmuştur. Daha sonra diğer oğlu İbrahim’in yönetimdeki zayıflığından kaynaklı onun padişahlığında da fazlasıyla söz sahibi olmuştur. Daha sonra 6 yaşın padişah olan torunu IV. Mehmet döneminde de gücünü koruyarak Osmanlı’daki en güçlü kadın figürlerinden biri olmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">6. Haseki Turhan Hatice Valide Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/turhan-hatice.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/turhan-hatice.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: turhan-hatice.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">IV. Mehmet ‘in annesi olan Turhan Sultan, Kösem Sultan’ın büyük rakibiydi. O yüzden Kösem Sultan Turhan Sultan’ın gücünü kırmak için IV. Mehmet ‘i tahttan indirmeye çalıştı. Fakat bunu öğrenen Turhan Sultan taraftarlarınca öldürüldü. Güç de Turhan Sultan’ın eline geçti. Bir kaç sadrazam değiştirdikten sonra göreve Köprülü Mehmet paşayı getirir ve bu olay kadınlar saltanatının sonu kabul edilir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/sultans--620x375.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: sultans--620x375.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kadınlar saltanatı dönemi Osmanlı’da, valide sultanların, haseki sultanların hatta padişah kızlarının yönetime ve devlet meselelerine doğrudan katıldığı tarihi bir dönemdir. Hürrem Sultan’la başlayan bu dönem Köprülü Mehmet Paşa’nın sadrazam oluşun kadar gitmiştir. Peki ya bu kadınlar nasıl oldu da yönetimde bu kadar söz sahibi olabildi?</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">1. Hürrem Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/07/hurrem.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/07/hurrem.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: hurrem.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Hürrem Sultan Osmanlı tarihinde bir padişahla nikah yapmış tek haseki sultandır. Bu nikahla Sultan Süleyman’ın bir önceki nikahsız eşi Mahidevran Sultan’ın etkisi azalmıştır. Ancak Mahidevran Sultan, yeniçerilerin çok sevdiği şehzade Mustafa’nın annesi olduğundan ve sadrazam İbrahim Paşa’nın da güçlü bir devlet adamı olarak Şehzade Mustafa’yı destekliyor olması yüzünden sırasıyla önce sadrazam İbrahim Paşa’nın ve Şehzade Mustafa’nın ölüm kararında etkili olarak zamanla güçlenmiştir. Bu dönemde devlet işlerinde padişahın yanında danışman olarak sürekli bulunmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">2. Mihrimah Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/mihrimah.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/mihrimah.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: mihrimah.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mihrimah Sultan, Hürrem Sultan ve Kanuni Sultan Süeyman’ın kızıdır. Hürrem Sultan’ın ölümünden sonra babasına annesinin yaptığı danışmanlığı yapmıştır. Kardeşi II. Selim de tahta geçtikten sonra da ona valide sultanlık yapmış, devlet işlerinde aktif olarak bulunmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">3. Haseki Afife Nurbanu Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/nurbanu.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/nurbanu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: nurbanu.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Mihrimah Sultan’ın ölümünden sonra II. Selim’in eşi Nurbanu Sultan güç kazanmıştır. Oğlu III. Murat tahta geçtikten sonra etkinliği daha da artmıştır. Venedik asıllı olan Nurbanu Sultan, Venedik yanlısı politikalar uygulayarak, Venedik’le uzunca bir barış dönemi yaşanmasını sağlamıştır.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">4. Haseki Safiye Valide Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/safiye-sultan.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/safiye-sultan.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: safiye-sultan.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">III. Murat’ın karısı olan Safiye Sultan, III. Murat’ın padişahlığının ilk yıllarında, Nurbanu Sultan’la sıkıntılar yaşamıştır. Nurbanu Sultan’ın ölümünden sonra eşi üzerindeki etkinliği yüzünden büyük güç kazanmıştır. Bu etkinlik oğlu III. Mehmet’in padişahlığında da devam etmiştir. Özellikle Avrupa’ya yönelmiştir. İngiltere kraliçesi I. Elizabeth’le mektuplaşmış hatta hediyeleşmiştir. Şehzade Murat ve annesi Safiye Sultan’ın geleceği için tehdit oluşturuyordu bu yüzden torununun ve gelinin ortadan kalkması gerekiyordu. Ve torunu Şehzade Murat sarayda sessizce boğularak öldürüldü, annesi ise sürgün edildi.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">5. Haseki Mah-Peyker Kösem Valide Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/kosem-sultan.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/kosem-sultan.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kosem-sultan.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">III. Mehmet’in ölümünden sonra padişah olan I. Ahmet Safiye Sultan’ı eski saraya göndererek politikaya karışmasını engellemiştir. Nikahlı eşi Kösem Sultan, eşinin padişahlığı döneminde sarayda aktif değildi. Eşi öldükten sonra, eşinin başka bir kadından olan oğlu II. Osman tahta geçince eski saraya sürülmüştür ancak Genç Osman olarak da anılan II. Osman’ın ölümünden sonra oğullarından IV. Murat, 11 yaşında tahta geçince sarayda büyük otorite sahibi olmuştur. Oğlu yerine çoğu devlet işlerinde o söz sahibi olmuştur. Daha sonra diğer oğlu İbrahim’in yönetimdeki zayıflığından kaynaklı onun padişahlığında da fazlasıyla söz sahibi olmuştur. Daha sonra 6 yaşın padişah olan torunu IV. Mehmet döneminde de gücünü koruyarak Osmanlı’daki en güçlü kadın figürlerinden biri olmuştur.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">6. Haseki Turhan Hatice Valide Sultan</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/turhan-hatice.jpg" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url"><img src="https://listelist.com/wp-content/uploads/2015/08/turhan-hatice.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: turhan-hatice.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></a></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">IV. Mehmet ‘in annesi olan Turhan Sultan, Kösem Sultan’ın büyük rakibiydi. O yüzden Kösem Sultan Turhan Sultan’ın gücünü kırmak için IV. Mehmet ‘i tahttan indirmeye çalıştı. Fakat bunu öğrenen Turhan Sultan taraftarlarınca öldürüldü. Güç de Turhan Sultan’ın eline geçti. Bir kaç sadrazam değiştirdikten sonra göreve Köprülü Mehmet paşayı getirir ve bu olay kadınlar saltanatının sonu kabul edilir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BIOS Ve Boot Menüsü Giriş Tuşları]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-bios-ve-boot-menusu-giris-tuslari.html</link>
			<pubDate>Wed, 05 May 2021 16:01:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=214">Mango</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-bios-ve-boot-menusu-giris-tuslari.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://www.resimci.org/images/2021/04/16/biose7dc9746518aa300.png" loading="lazy"  alt="[Resim: biose7dc9746518aa300.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<img src="https://www.resimci.org/images/2021/04/16/BIOS-ve-Boot-Menusu-Giris-Tuslari.png" loading="lazy"  alt="[Resim: BIOS-ve-Boot-Menusu-Giris-Tuslari.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.resimci.org/images/2021/04/16/biose7dc9746518aa300.png" loading="lazy"  alt="[Resim: biose7dc9746518aa300.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<img src="https://www.resimci.org/images/2021/04/16/BIOS-ve-Boot-Menusu-Giris-Tuslari.png" loading="lazy"  alt="[Resim: BIOS-ve-Boot-Menusu-Giris-Tuslari.png]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ceza Muhakemesi.]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-ceza-muhakemesi.html</link>
			<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 08:27:12 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-ceza-muhakemesi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ceza muhakemesi veya Ceza yargılaması, ceza hukukunda iddia, savunma ve yargılama sürecidir. Amaç ise maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ceza muhakemesi süreci, kişinin veya kişilerin yaptıkları eylemin/eylemlerin suç olduğuna dair görülen suç şüphesi ile başlar ve bu şüphe sonuçlanıncaya kadar devam eder. Suç isnadı sonucunda mahkumiyet veya beraat kararı verilmesi ile son bulur. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ancak hükmün açıklanmasının ardından yapılan ceza muhakemesine ilişkin itirazlarda, aynı şekilde ceza muhakemesi içerisinde yer almaya devam eder. Tüm bu genel sürece kolluk kuvvetleri, savcı, avukat (müdafi), şüpheli (davalı), mağdur (müşteki, davacı), tanık, bilirkişi, hakim dahildir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ceza muhakemesi veya Ceza yargılaması, ceza hukukunda iddia, savunma ve yargılama sürecidir. Amaç ise maddi gerçeğe ulaşılmasıdır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ceza muhakemesi süreci, kişinin veya kişilerin yaptıkları eylemin/eylemlerin suç olduğuna dair görülen suç şüphesi ile başlar ve bu şüphe sonuçlanıncaya kadar devam eder. Suç isnadı sonucunda mahkumiyet veya beraat kararı verilmesi ile son bulur. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ancak hükmün açıklanmasının ardından yapılan ceza muhakemesine ilişkin itirazlarda, aynı şekilde ceza muhakemesi içerisinde yer almaya devam eder. Tüm bu genel sürece kolluk kuvvetleri, savcı, avukat (müdafi), şüpheli (davalı), mağdur (müşteki, davacı), tanık, bilirkişi, hakim dahildir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Suya Tuz Eklemek Daha Hızlı Kaynamasını Sağlar Mı?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-suya-tuz-eklemek-daha-hizli-kaynamasini-saglar-mi.html</link>
			<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 08:24:14 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-suya-tuz-eklemek-daha-hizli-kaynamasini-saglar-mi.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://www.fizikist.com/static/img/2017/01/kaynar-su-m.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kaynar-su-m.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<br />
İçerisine tuz eklemenin, suyun daha hızlı kaynamasını sağlayacağı efsanesini mutlaka duymuşsunuz. Acaba bu efsanenin gerçeklik payı var mı?<br />
<br />
Sorunun cevabı aslında hem evet hem de hayır.<br />
<br />
Eğer 1 litre suyun içerisine yaklaşık 1 çay kaşığı tuz eklerseniz, yani yaklaşık 3 gram tuz eklerseniz, hızlı kaynama durumunu gözlemlemeniz oldukça zordur. Çünkü 1 litre suyun içerisine eklediğiniz 3 gram tuzun kaynama süresine etkisi kabaca yalnızca birkaç saniye olacaktır.<br />
<br />
Suyun kaynaması için, bir miktar enerji kazanması gerekir. Daha teknik konuşacak olursak, 1 gram suyun sıcaklığını 1 santigrat derece artırmanız için, 1 kalori enerjiye ihtiyacınız var. Ayrıca suyun kaynaması için de, suyun buhar basıncının atmosferin basıncına eşit olması gerekir. Suyun daha yüksek rakımlarda daha düşük sıcaklıkta kaynamasının sebebi de budur. Çünkü ne kadar yükseğe çıkarsanız, atmosfer basıncı bir o kadar azalır.<br />
<br />
Biz bu olayı deniz seviyesinde ele alalım. Suyun içerisine tuz eklediğiniz zaman, su moleküllerinin kap içerisinden çıkması ve gaz fazına geçmesi daha da zorlaşır. Başka bir deyişle, suyun içerisine tuz eklediğiniz zaman, suyun kaynama noktasını yükseltmiş olursunuz. Yani deniz seviyesinde 100 santigrat derece kaynayan su, tuz eklendiği zaman 100 santigrat dereceden fazla sıcaklıklarda kaynar.<br />
<br />
Normalde suyun kaynama noktasını yükseltmiş olmamızın, suyun daha geç kaynamasını sağlayacağını düşünmüş olabilirsiniz. Fakat burada ısı sığası faktörünü de hesaba katmak gerekiyor.<br />
<br />
Yazının ilk kısımlarında, 1 gram suyun sıcaklığını 1 santigrat derece yükseltmemiz için gereken enerjiden bahsetmiştik. Eğer suya tuz eklerseniz, tuzlu suyun 1 gramını 1 santigrat derece yükseltmeniz için gereken enerji miktarınız azalır. Yani tatlı suyun ısı sığası, tuzlu suyun ısı sığasından yüksektir.<br />
<br />
Isı sığası farkından dolayı tuzlu suyun sıcaklığı tatlı suya kıyasla daha hızlı yükselir. Fakat hala önümüzde tuzlu suyun daha yüksek olan kaynama noktası gerçeği var. Ayrıca suya tuz eklediğiniz zaman aynı hacimli suya kıyasla kütlesi daha fazla olacaktır. Yani henüz bu bilgiler, tuzlu suyun daha hızlı kaynayacağını göstermez.<br />
<br />
Buradaki hikaye, eğer aynı hacimlerde su ve tuzlu suyu karşılaştırmazsanız değişiyor. Şimdi iki farklı kap hayal edin. Bu kaplardan birisine A kabı, diğerine B kabı diyelim. A kabını 100 gram su ile, B kabını ise 80 gram su 20 gram tuz ile doldurun.<br />
<br />
A kabındaki 100 gram suyun ısı sığası daha yüksektir ve kaynamak için yüksek miktarda enerjiye ihtiyaç duyar. B kabında ise 80 gram su içerisinde çözdüğünüz 20 gram tuz sayesinde, aynı ağırlıkta fakat ısı sığası saf suyunkine kıyasla daha düşük bir çözelti elde etmiş olursunuz. Bu çözeltiyi daha az enerji ile kaynatabilirsiniz.<br />
<br />
B kabında yalnızca 80 gram su var. Yani A kabındaki ısıtılması gereken sudan daha az. %20 tuzlu su, saf suya kıyasla yaklaşık olarak %20 daha kısa sürede ısınacaktır ve kaynama noktasına ulaşma yarışını kazanacaktır.<br />
<br />
Fakat içerisinde %20 tuz içeren tuzlu su çözeltisinin oldukça tuzlu olduğunu söylemek mümkün. Bu rakamın daha iyi anlaşılması için deniz suyu ile kıyaslayabiliriz. Deniz suyunun tuz oranı yaklaşık olarak %3.5’dir. İnsanların büyük bir çoğunluğu da bu kadar tuzlu su içerisinde yemek pişirmeyi tercih etmez.<br />
<br />
Sonuç olarak tuzlu suyun daha hızlı kaynaması olayını tecrübe etmek istiyorsanız, suyun içerisine bolca tuz atmanız gerekecek.<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak<br />
*Bilimfili - "Suya Tuz Eklemek Daha Hızlı Kaynamasını Sağlar mı?"<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://bilimfili.com/suya-tuz-eklemek-daha-hizli-kaynamasini-saglar-mi/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://bilimfili.com/suya-tuz-eklemek-d...saglar-mi/</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://www.fizikist.com/static/img/2017/01/kaynar-su-m.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kaynar-su-m.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<br />
İçerisine tuz eklemenin, suyun daha hızlı kaynamasını sağlayacağı efsanesini mutlaka duymuşsunuz. Acaba bu efsanenin gerçeklik payı var mı?<br />
<br />
Sorunun cevabı aslında hem evet hem de hayır.<br />
<br />
Eğer 1 litre suyun içerisine yaklaşık 1 çay kaşığı tuz eklerseniz, yani yaklaşık 3 gram tuz eklerseniz, hızlı kaynama durumunu gözlemlemeniz oldukça zordur. Çünkü 1 litre suyun içerisine eklediğiniz 3 gram tuzun kaynama süresine etkisi kabaca yalnızca birkaç saniye olacaktır.<br />
<br />
Suyun kaynaması için, bir miktar enerji kazanması gerekir. Daha teknik konuşacak olursak, 1 gram suyun sıcaklığını 1 santigrat derece artırmanız için, 1 kalori enerjiye ihtiyacınız var. Ayrıca suyun kaynaması için de, suyun buhar basıncının atmosferin basıncına eşit olması gerekir. Suyun daha yüksek rakımlarda daha düşük sıcaklıkta kaynamasının sebebi de budur. Çünkü ne kadar yükseğe çıkarsanız, atmosfer basıncı bir o kadar azalır.<br />
<br />
Biz bu olayı deniz seviyesinde ele alalım. Suyun içerisine tuz eklediğiniz zaman, su moleküllerinin kap içerisinden çıkması ve gaz fazına geçmesi daha da zorlaşır. Başka bir deyişle, suyun içerisine tuz eklediğiniz zaman, suyun kaynama noktasını yükseltmiş olursunuz. Yani deniz seviyesinde 100 santigrat derece kaynayan su, tuz eklendiği zaman 100 santigrat dereceden fazla sıcaklıklarda kaynar.<br />
<br />
Normalde suyun kaynama noktasını yükseltmiş olmamızın, suyun daha geç kaynamasını sağlayacağını düşünmüş olabilirsiniz. Fakat burada ısı sığası faktörünü de hesaba katmak gerekiyor.<br />
<br />
Yazının ilk kısımlarında, 1 gram suyun sıcaklığını 1 santigrat derece yükseltmemiz için gereken enerjiden bahsetmiştik. Eğer suya tuz eklerseniz, tuzlu suyun 1 gramını 1 santigrat derece yükseltmeniz için gereken enerji miktarınız azalır. Yani tatlı suyun ısı sığası, tuzlu suyun ısı sığasından yüksektir.<br />
<br />
Isı sığası farkından dolayı tuzlu suyun sıcaklığı tatlı suya kıyasla daha hızlı yükselir. Fakat hala önümüzde tuzlu suyun daha yüksek olan kaynama noktası gerçeği var. Ayrıca suya tuz eklediğiniz zaman aynı hacimli suya kıyasla kütlesi daha fazla olacaktır. Yani henüz bu bilgiler, tuzlu suyun daha hızlı kaynayacağını göstermez.<br />
<br />
Buradaki hikaye, eğer aynı hacimlerde su ve tuzlu suyu karşılaştırmazsanız değişiyor. Şimdi iki farklı kap hayal edin. Bu kaplardan birisine A kabı, diğerine B kabı diyelim. A kabını 100 gram su ile, B kabını ise 80 gram su 20 gram tuz ile doldurun.<br />
<br />
A kabındaki 100 gram suyun ısı sığası daha yüksektir ve kaynamak için yüksek miktarda enerjiye ihtiyaç duyar. B kabında ise 80 gram su içerisinde çözdüğünüz 20 gram tuz sayesinde, aynı ağırlıkta fakat ısı sığası saf suyunkine kıyasla daha düşük bir çözelti elde etmiş olursunuz. Bu çözeltiyi daha az enerji ile kaynatabilirsiniz.<br />
<br />
B kabında yalnızca 80 gram su var. Yani A kabındaki ısıtılması gereken sudan daha az. %20 tuzlu su, saf suya kıyasla yaklaşık olarak %20 daha kısa sürede ısınacaktır ve kaynama noktasına ulaşma yarışını kazanacaktır.<br />
<br />
Fakat içerisinde %20 tuz içeren tuzlu su çözeltisinin oldukça tuzlu olduğunu söylemek mümkün. Bu rakamın daha iyi anlaşılması için deniz suyu ile kıyaslayabiliriz. Deniz suyunun tuz oranı yaklaşık olarak %3.5’dir. İnsanların büyük bir çoğunluğu da bu kadar tuzlu su içerisinde yemek pişirmeyi tercih etmez.<br />
<br />
Sonuç olarak tuzlu suyun daha hızlı kaynaması olayını tecrübe etmek istiyorsanız, suyun içerisine bolca tuz atmanız gerekecek.<br />
<br />
<br />
<br />
Kaynak<br />
*Bilimfili - "Suya Tuz Eklemek Daha Hızlı Kaynamasını Sağlar mı?"<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://bilimfili.com/suya-tuz-eklemek-daha-hizli-kaynamasini-saglar-mi/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://bilimfili.com/suya-tuz-eklemek-d...saglar-mi/</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nedir Bu Corpus Callosum?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-nedir-bu-corpus-callosum.html</link>
			<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 08:22:34 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-nedir-bu-corpus-callosum.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/08/pexels-meo-724994-2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: pexels-meo-724994-2.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Corpus callosum, beynin iki yarımküresini birbirine bağlayan sinir ağlarından oluşan kısımdır. Latince’de “sert cisim” anlamını ifade eder. Corpus callosum, keseli memeliler harici geriye kalan tüm memelilerde bulunan bir yapıdır. Serebral korteksin hemen altında yer alır.<br />
<br />
<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/08/Corpus-Callosum51.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Corpus-Callosum51.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Corpus Callosumun İşlevi Nedir?</span></span><br />
<br />
Beynin iki yarım küresini sinirlerle bağlayan corpus callosum, beynin iki yarımküresi arasındaki iletişimin sağlanmasında rol oynar. Bilindiği üzere beynin sol kısmı vücudun sağ yarısını, sağ kısmı ise vücudun sol yarısını kontrol eder. Corpus callosumun kritik seviyede önemli olma sebebi budur, çünkü hasar görmesi durumunda birçok nörolojik sorunla karşılaşmak olasıdır.<br />
<br />
Corpus callosum, beynin kısımları arasında en yoğun yapıya sahip olanıdır. İçerisinde bulunan sinir uzantıları 200-250 milyon arasında değişiklik gösterir.<br />
<br />
<br />
<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/08/The-Human-Brain_-Dissections-of-the-Real-Brain-Vertebral-Column-Spinal-Cord.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: The-Human-Brain_-Dissections-of-the-Real...l-Cord.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Corpus Callosum Eksikliği</span></span><br />
<br />
<br />
Ortalama 4.000 doğumda bir görülen “Corpus Callosum Agenezisi” adıyla bilinen rahatsızlık, bireyin corpus callosumunda eksiklik bulunması veya corpus callosumunun olmamasından kaynaklanır.<br />
<br />
Doğumdan sonra 4-7 aylık süreçte oluşan korpus callosum, birey büyüdükçe sürekli gelişir ve değişir. Corpus callosum agenezisinin sebepleri kromozom eksikliği, doğum öncesi sorunlar ve ya genetik sebeplerdir. Bu hastalık, iletişimde ve algılamada sorunlara sebep oluyor. Daha nadir görülen görmede yetersizlik, hareket koordinasyonu sorunları, yüz ifadesinde bozukluk gibi sorunlara da yol açabildiği görülür.<br />
<br />
Başta corpus callosumun beynin iki tarafı arasında önemli bir bağlantı olduğundan bahsetmiştik. Peki nasıl oluyor da korpus callosuma sahip olmayan bireyler hayatlarını devam ettirebiliyor? Beynin sağ ve sol bölümünün iletişimleri nasıl sağlanıyor?<br />
<br />
Yapılan araştırmalar beyin fonksiyonlarının durağan anlarda hem sağlıklı hem de sağlıksız beyinlerde aynı göründüğünü gösteriyor. Bu da beynin corpus callosumun eksikliğini, farklı bir bağlantı kurarak kapamaya çalıştığı düşüncesini ortaya çıkardı. Beynin bu eksikliği nasıl kapadığı ise henüz bilinmiyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/08/pexels-meo-724994-2.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: pexels-meo-724994-2.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Corpus callosum, beynin iki yarımküresini birbirine bağlayan sinir ağlarından oluşan kısımdır. Latince’de “sert cisim” anlamını ifade eder. Corpus callosum, keseli memeliler harici geriye kalan tüm memelilerde bulunan bir yapıdır. Serebral korteksin hemen altında yer alır.<br />
<br />
<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/08/Corpus-Callosum51.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Corpus-Callosum51.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Corpus Callosumun İşlevi Nedir?</span></span><br />
<br />
Beynin iki yarım küresini sinirlerle bağlayan corpus callosum, beynin iki yarımküresi arasındaki iletişimin sağlanmasında rol oynar. Bilindiği üzere beynin sol kısmı vücudun sağ yarısını, sağ kısmı ise vücudun sol yarısını kontrol eder. Corpus callosumun kritik seviyede önemli olma sebebi budur, çünkü hasar görmesi durumunda birçok nörolojik sorunla karşılaşmak olasıdır.<br />
<br />
Corpus callosum, beynin kısımları arasında en yoğun yapıya sahip olanıdır. İçerisinde bulunan sinir uzantıları 200-250 milyon arasında değişiklik gösterir.<br />
<br />
<br />
<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/08/The-Human-Brain_-Dissections-of-the-Real-Brain-Vertebral-Column-Spinal-Cord.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: The-Human-Brain_-Dissections-of-the-Real...l-Cord.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Corpus Callosum Eksikliği</span></span><br />
<br />
<br />
Ortalama 4.000 doğumda bir görülen “Corpus Callosum Agenezisi” adıyla bilinen rahatsızlık, bireyin corpus callosumunda eksiklik bulunması veya corpus callosumunun olmamasından kaynaklanır.<br />
<br />
Doğumdan sonra 4-7 aylık süreçte oluşan korpus callosum, birey büyüdükçe sürekli gelişir ve değişir. Corpus callosum agenezisinin sebepleri kromozom eksikliği, doğum öncesi sorunlar ve ya genetik sebeplerdir. Bu hastalık, iletişimde ve algılamada sorunlara sebep oluyor. Daha nadir görülen görmede yetersizlik, hareket koordinasyonu sorunları, yüz ifadesinde bozukluk gibi sorunlara da yol açabildiği görülür.<br />
<br />
Başta corpus callosumun beynin iki tarafı arasında önemli bir bağlantı olduğundan bahsetmiştik. Peki nasıl oluyor da korpus callosuma sahip olmayan bireyler hayatlarını devam ettirebiliyor? Beynin sağ ve sol bölümünün iletişimleri nasıl sağlanıyor?<br />
<br />
Yapılan araştırmalar beyin fonksiyonlarının durağan anlarda hem sağlıklı hem de sağlıksız beyinlerde aynı göründüğünü gösteriyor. Bu da beynin corpus callosumun eksikliğini, farklı bir bağlantı kurarak kapamaya çalıştığı düşüncesini ortaya çıkardı. Beynin bu eksikliği nasıl kapadığı ise henüz bilinmiyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Distopya Kavramı Ve İlk Örnekleri]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-distopya-kavrami-ve-ilk-ornekleri.html</link>
			<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 08:21:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-distopya-kavrami-ve-ilk-ornekleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“dys/dis”, kötü veya anormal olan anlamını taşır; ve utopia kavramı ile birleşerek kelime özüne kavuşur. Distopya, semantik açıdan kötü, anormal ütopya yani olmayan kötü yer anlamına gelir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Distopyalarda inanılan temel şudur; her hayal bize iyiyi getirmez, bazen kötü sonuçlar da doğurur. Bu bağlamda ele alınmış ilk distopya örneği olarak ‘’The World as It Shall Be’’ eserini gösterebiliriz. 1846 yılında Emile Souvestre tarafından yazılan eser, ticaretin ilermelesi, makineleşme süreci ile birlikte insanların ahlaki ilkelerinden nasıl uzaklaştıkları ve zaaflarına, maddiyata nasıl yenik düştüklerini anlatır. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu eser, distopyanın ilk örneği görülmesine rağmen ne türünde ne de içeriğinde distopya kavramı geçmemektedir. Bu kavram ilk defa J.S. Mill tarafından gelişme ve sanayileşme ile ilgili bir parlemento konuşması sırasında kullanılmıştır.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">“dys/dis”, kötü veya anormal olan anlamını taşır; ve utopia kavramı ile birleşerek kelime özüne kavuşur. Distopya, semantik açıdan kötü, anormal ütopya yani olmayan kötü yer anlamına gelir.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Distopyalarda inanılan temel şudur; her hayal bize iyiyi getirmez, bazen kötü sonuçlar da doğurur. Bu bağlamda ele alınmış ilk distopya örneği olarak ‘’The World as It Shall Be’’ eserini gösterebiliriz. 1846 yılında Emile Souvestre tarafından yazılan eser, ticaretin ilermelesi, makineleşme süreci ile birlikte insanların ahlaki ilkelerinden nasıl uzaklaştıkları ve zaaflarına, maddiyata nasıl yenik düştüklerini anlatır. </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Bu eser, distopyanın ilk örneği görülmesine rağmen ne türünde ne de içeriğinde distopya kavramı geçmemektedir. Bu kavram ilk defa J.S. Mill tarafından gelişme ve sanayileşme ile ilgili bir parlemento konuşması sırasında kullanılmıştır.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çöl İklimi Nedir? İşte Özellikleri Ve Bitki Örtüsü]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-col-iklimi-nedir-iste-ozellikleri-ve-bitki-ortusu.html</link>
			<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 08:19:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-col-iklimi-nedir-iste-ozellikleri-ve-bitki-ortusu.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/12/Col-Iklimi-Nedir-Ozellikleri-ve-Bitki-Ortusu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Col-Iklimi-Nedir-Ozellikleri-ve-Bitki-Ortusu.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Çöl iklimi dendiğinde aklınıza Dünya haritasındaki uçsuz bucaksız kum denizlerinin geldiğini tahmin etmek pek de zor değil. Çöl iklimi, koşulları ve özellikleri sebebiyle bitki örtüsü çok gelişmemiştir ve oldukça cansız görünebilir, ancak aslında birçok tür bu gibi zorlu ortamlarda hayatta kalmak için özel yollar geliştirmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çöl İklimi Nerelerde Görülür?</span></span><br />
<br />
Çöller, Dünya’nın kara alanının beşte birinden fazlasını kaplar ve her kıtada bulunurlar. Çok çok düşük yağmur alan bölgeler çöl olarak kabul edilir. Çöller, en kısa ve net tabirle kurak alanlar olarak tanımlanabilir. Bu alanlar oldukça düşük yağış grafiğine sahiptir, ayrıca çabucak buharlaşan su sebebiyle de aşırı nemli bir hava hakimdir.<br />
<br />
Çöllerin sıcak olduğu şeklindeki yaygın anlayışlara rağmen, soğuk çöller de vardır. Dünyanın en büyük sıcak çölü olan Kuzey Afrika Sahrası, gün boyunca 50 santigrat derece sıcaklığa ulaşır. Ancak Asya’daki Gobi çölü ve dünyanın en büyük çölü olan Antarktika ve Arktik’in kutup çölleri gibi bazı çöller her zaman soğuktur. Diğerleri dağlıktır. Çöllerin yalnızca ortalama yüzde 20’lik kısmı kumla kaplıdır.<br />
<br />
Şili’nin Atacama Çölü gibi en kurak çöller, yılda 0,08 inçten (2 mm) daha az yağış alan bölgelere sahiptir. Bu tür ortamlar o kadar sert ve dünya dışıdır ki, bilim insanları bu bölgeleri Mars’taki yaşamla ilgili ipuçları edinmek için inceliyorlar. Öte yandan, her birkaç yılda bir, alışılmadık derecede yağmurlu dönemler, Atacama’nın bile kır çiçekleriyle kaplandığı “süper çiçekler” üretebilir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çöl Hayvanları ve Bitki Örtüsü Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
<br />
<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/12/Col-Hayvanlari-ve-Bitki-Ortusu-Hakkinda-Bilgiler-1160x773.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Col-Hayvanlari-ve-Bitki-Ortusu-Hakkinda-...60x773.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Çöl İklimi İle İlgili Bilgiler</span></span><br />
<br />
Çöl hayvanları, serin kalmalarına ve daha az su kullanmalarına yardımcı olacak bazı yollar geliştirdiler. Develer susuz bir şekilde haftalarca yaşayabilir ve burun delikleri ile kirpikleri kuma karşı bariyer oluşturabilir. Rezene tilkisi gibi pek çok çöl hayvanı gececidir ve yalnızca güneş battığında avlanmak için ortaya çıkarlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin güneybatısındaki çöl kaplumbağası gibi bazı hayvanlar ise zamanlarının çoğunu yeraltında geçirirler. Çöl kuşlarının çoğu göçebedir ve yiyecek bulmak için devamlı olarak hareket halindedirler Ve böcekler arasında, Namibya çöl böceği su için havadan sisi toplayabilir. Çok özel adaptasyonları nedeniyle çöl hayvanları, habitatlarındaki değişikliklere karşı ise son derece savunmasızdır.<br />
<br />
Çöl bitkileri her seferinde yıllarca tatlı su olmadan yaşamak zorunda kalabilir. Bazı bitkiler yeraltının derinliklerinden su çeken uzun kökleri sayesinde kurak iklime uyum sağlamışlardır. Kaktüsler gibi diğer bitkiler ise suyu depolamak ve korumak için özel araçlara sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Çöl İklimi Arazisi ve İklim Değişikliğinin Etkileri</span></span><br />
<br />
<br />
<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/12/Col-Iklimi-Arazisi-ve-Iklim-Degisikliginin-Etkileri-1160x653.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Col-Iklimi-Arazisi-ve-Iklim-Degisikligin...60x653.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Çöl İklimi Arabistan, ABD, Avustralya ve Güney Amerika Ülkelerinde Görülür</span></span><br />
<br />
<br />
Dünyanın yarı kurak bölgelerinden bazıları endişe verici bir hızla çöle dönüşüyor. Çölleşme olarak bilinen bu süreç kuraklıktan değil, genellikle ormansızlaşmadan ve yarı kurak topraklara yerleşen insan nüfusunun taleplerinden kaynaklanmaktadır. Yüksek miktarda erozyon, bölgelerin uzun vadede çölleşmesine sebep olan etmenlerdendir. Kuzey Çin’de, arazinin çoğunu rüzgar erozyonuna ve çevredeki çölden tortu oluşumuna karşı korumasız bırakan aşırı kentleşme, bir çölleşme sorunu yaratarak hükümeti, çölleşen bölgeye bir çit olarak “büyük bir yeşil duvar” inşa etmeye sevk etti.<br />
<br />
Mevcut çöllerde, iklim değişikliği nedeniyle bazı türler tehlike altındadır. Küresel ısınma çöllerin ekolojisini değiştirmekle beraber, daha yüksek sıcaklıklar, yavaş büyüyen ağaçları ve çalıları ortadan kaldırarak, ayrıca bunların yerine hızla büyüyen otlar getirerek çölün yapısını değiştiriyor.<br />
<br />
Birçok çöl bitkisi yüzlerce yıl yaşayabilir. Ancak bilim insanları, Kaliforniya’da bulunan en eskisi 1000 yaşında olan ikonik Joshua ağacının daha sıcak bir iklimde hayatta kalamayabileceği konusunda uyarıyor. Bu bitkinin neslinin tehlikeye girmesi, yumurtalarını Joshua ağacı çiçeğinin içine bırakan yucca güvesi gibi türleri etkileyebilir.<br />
<br />
Paradoksal olarak, güneş enerjisinin etkisini artırarak gezegeni ısıtan sera gazı emisyonlarını azaltma çabası, çöl habitatları için de bazı sorunlar ortaya çıkarıyor. Mojave’de, Ivanpah güneş enerjisi santralinin kurulması, tesisin tehdit altındaki çöl kaplumbağalarını nasıl etkileyeceği konusunda endişelere yol açtı. Bölgedeki çevreciler bu tür güneş enerjisi projelerinin vahşi yaşamla bir arada var olmasını sağlamak için çalışıyor.<br />
<br />
Bunlar dışında birçok arazi kullanımı da çöl yaşam alanlarını bozma tehdidinde bulunuyor. ABD’deki Büyük Merdiven Escalante Ulusal Anıtı’nın küçültülmesi, bölgede yaşayan 660 arı türünden bazıları için bir tehdit oluştururken, çöl iklim bölgelerine zarar veren buna benzer birçok eylem bulunuyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/12/Col-Iklimi-Nedir-Ozellikleri-ve-Bitki-Ortusu.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Col-Iklimi-Nedir-Ozellikleri-ve-Bitki-Ortusu.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Çöl iklimi dendiğinde aklınıza Dünya haritasındaki uçsuz bucaksız kum denizlerinin geldiğini tahmin etmek pek de zor değil. Çöl iklimi, koşulları ve özellikleri sebebiyle bitki örtüsü çok gelişmemiştir ve oldukça cansız görünebilir, ancak aslında birçok tür bu gibi zorlu ortamlarda hayatta kalmak için özel yollar geliştirmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çöl İklimi Nerelerde Görülür?</span></span><br />
<br />
Çöller, Dünya’nın kara alanının beşte birinden fazlasını kaplar ve her kıtada bulunurlar. Çok çok düşük yağmur alan bölgeler çöl olarak kabul edilir. Çöller, en kısa ve net tabirle kurak alanlar olarak tanımlanabilir. Bu alanlar oldukça düşük yağış grafiğine sahiptir, ayrıca çabucak buharlaşan su sebebiyle de aşırı nemli bir hava hakimdir.<br />
<br />
Çöllerin sıcak olduğu şeklindeki yaygın anlayışlara rağmen, soğuk çöller de vardır. Dünyanın en büyük sıcak çölü olan Kuzey Afrika Sahrası, gün boyunca 50 santigrat derece sıcaklığa ulaşır. Ancak Asya’daki Gobi çölü ve dünyanın en büyük çölü olan Antarktika ve Arktik’in kutup çölleri gibi bazı çöller her zaman soğuktur. Diğerleri dağlıktır. Çöllerin yalnızca ortalama yüzde 20’lik kısmı kumla kaplıdır.<br />
<br />
Şili’nin Atacama Çölü gibi en kurak çöller, yılda 0,08 inçten (2 mm) daha az yağış alan bölgelere sahiptir. Bu tür ortamlar o kadar sert ve dünya dışıdır ki, bilim insanları bu bölgeleri Mars’taki yaşamla ilgili ipuçları edinmek için inceliyorlar. Öte yandan, her birkaç yılda bir, alışılmadık derecede yağmurlu dönemler, Atacama’nın bile kır çiçekleriyle kaplandığı “süper çiçekler” üretebilir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çöl Hayvanları ve Bitki Örtüsü Hakkında Bilgiler</span></span><br />
<br />
<br />
<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/12/Col-Hayvanlari-ve-Bitki-Ortusu-Hakkinda-Bilgiler-1160x773.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Col-Hayvanlari-ve-Bitki-Ortusu-Hakkinda-...60x773.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Çöl İklimi İle İlgili Bilgiler</span></span><br />
<br />
Çöl hayvanları, serin kalmalarına ve daha az su kullanmalarına yardımcı olacak bazı yollar geliştirdiler. Develer susuz bir şekilde haftalarca yaşayabilir ve burun delikleri ile kirpikleri kuma karşı bariyer oluşturabilir. Rezene tilkisi gibi pek çok çöl hayvanı gececidir ve yalnızca güneş battığında avlanmak için ortaya çıkarlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin güneybatısındaki çöl kaplumbağası gibi bazı hayvanlar ise zamanlarının çoğunu yeraltında geçirirler. Çöl kuşlarının çoğu göçebedir ve yiyecek bulmak için devamlı olarak hareket halindedirler Ve böcekler arasında, Namibya çöl böceği su için havadan sisi toplayabilir. Çok özel adaptasyonları nedeniyle çöl hayvanları, habitatlarındaki değişikliklere karşı ise son derece savunmasızdır.<br />
<br />
Çöl bitkileri her seferinde yıllarca tatlı su olmadan yaşamak zorunda kalabilir. Bazı bitkiler yeraltının derinliklerinden su çeken uzun kökleri sayesinde kurak iklime uyum sağlamışlardır. Kaktüsler gibi diğer bitkiler ise suyu depolamak ve korumak için özel araçlara sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Çöl İklimi Arazisi ve İklim Değişikliğinin Etkileri</span></span><br />
<br />
<br />
<img src="https://dusge.com/wp-content/uploads/2020/12/Col-Iklimi-Arazisi-ve-Iklim-Degisikliginin-Etkileri-1160x653.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: Col-Iklimi-Arazisi-ve-Iklim-Degisikligin...60x653.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #008e02;" class="mycode_color">Çöl İklimi Arabistan, ABD, Avustralya ve Güney Amerika Ülkelerinde Görülür</span></span><br />
<br />
<br />
Dünyanın yarı kurak bölgelerinden bazıları endişe verici bir hızla çöle dönüşüyor. Çölleşme olarak bilinen bu süreç kuraklıktan değil, genellikle ormansızlaşmadan ve yarı kurak topraklara yerleşen insan nüfusunun taleplerinden kaynaklanmaktadır. Yüksek miktarda erozyon, bölgelerin uzun vadede çölleşmesine sebep olan etmenlerdendir. Kuzey Çin’de, arazinin çoğunu rüzgar erozyonuna ve çevredeki çölden tortu oluşumuna karşı korumasız bırakan aşırı kentleşme, bir çölleşme sorunu yaratarak hükümeti, çölleşen bölgeye bir çit olarak “büyük bir yeşil duvar” inşa etmeye sevk etti.<br />
<br />
Mevcut çöllerde, iklim değişikliği nedeniyle bazı türler tehlike altındadır. Küresel ısınma çöllerin ekolojisini değiştirmekle beraber, daha yüksek sıcaklıklar, yavaş büyüyen ağaçları ve çalıları ortadan kaldırarak, ayrıca bunların yerine hızla büyüyen otlar getirerek çölün yapısını değiştiriyor.<br />
<br />
Birçok çöl bitkisi yüzlerce yıl yaşayabilir. Ancak bilim insanları, Kaliforniya’da bulunan en eskisi 1000 yaşında olan ikonik Joshua ağacının daha sıcak bir iklimde hayatta kalamayabileceği konusunda uyarıyor. Bu bitkinin neslinin tehlikeye girmesi, yumurtalarını Joshua ağacı çiçeğinin içine bırakan yucca güvesi gibi türleri etkileyebilir.<br />
<br />
Paradoksal olarak, güneş enerjisinin etkisini artırarak gezegeni ısıtan sera gazı emisyonlarını azaltma çabası, çöl habitatları için de bazı sorunlar ortaya çıkarıyor. Mojave’de, Ivanpah güneş enerjisi santralinin kurulması, tesisin tehdit altındaki çöl kaplumbağalarını nasıl etkileyeceği konusunda endişelere yol açtı. Bölgedeki çevreciler bu tür güneş enerjisi projelerinin vahşi yaşamla bir arada var olmasını sağlamak için çalışıyor.<br />
<br />
Bunlar dışında birçok arazi kullanımı da çöl yaşam alanlarını bozma tehdidinde bulunuyor. ABD’deki Büyük Merdiven Escalante Ulusal Anıtı’nın küçültülmesi, bölgede yaşayan 660 arı türünden bazıları için bir tehdit oluştururken, çöl iklim bölgelerine zarar veren buna benzer birçok eylem bulunuyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Erozyon Nedir, Nasıl Oluşur?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-erozyon-nedir-nasil-olusur.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Mar 2021 18:55:51 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-erozyon-nedir-nasil-olusur.html</guid>
			<description><![CDATA[Erozyon en basit haliyle “toprak kayması” olarak tanımlanmaktadır. Daha geniş kapsamlı bir tanım yapacak olursak “kayaların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle aşındırılarak yerinden kopartılması veya bir yerden başka bir yere taşınması” diyebiliriz.<br />
<br />
Toprak kayması, intikâl ya da toprak aşınması, erozyon ile eş anlamlı kelimelerdir. Dilimize Fransızca’dan geçen erozyon, Erosion kelimesinden gelmektedir.<br />
<br />
Doğada, toprak, bitki örtüsü ve su akışı arasında bir denge vardır. Buna doğal denge adı verilir. Doğal denge çerçevesinde toprağın dış kuvvetler etkisiyle aşındırılmasına ise doğal erozyon denilmektedir. Doğal erozyonun insan ve çevreye herhangi bir zararı yoktur. Bunun sebebi ise, doğal erozyonda üstten aşınan toprak yerine alttan yeni toprak oluşur ve bu eylem oldukça yavaş gerçekleşmektedir. Yani toprak örtüsü yenilenerek yerinde kalır.<br />
<br />
Yukarıdaki satırlarda bahsettiğimiz doğal denge ne yazık ki insanların yaptığı bazı işlemler nedeniyle bozulur. Dolayısıyla, yavaş yavaş gerçekleşecek olan erozyonun süresi kısalır ve toprak örtüsü hızlı bir şekilde incelerek zamanla yok olur. Sonrasında ise yüzeye kayalar çıkar. Doğal olmayan bu durum, doğayı ve insanlığı etkileyen olumsuz sonuçlara neden olmaktadır.<br />
<br />
Toprağın doğal dengesini bozan erozyon yarattığı olumsuz sonuçlarla insan sağlığını da dolaylı veya direkt olarak etkiler. Ülkemizin dünyada en çok erozyon görülen yer olması sebebiyle, bu konuda bir bilinç oluşturması ve önlemlerin alınması gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heyelan Nedir?</span><br />
Heyelan, “toprak kayması” şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak bu tanımdan yola çıkarak heyelan ile erozyonun aynı doğa olayları olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü heyelan; zemini yapay dolu malzemesi ya da kayadan oluşan bir yamacın yerçekimi, eğim, su ve benzeri diğer kuvvetlerin etkisiyle aşağı ve dışa doğru hareket etmesidir. Erozyon ise yer kabuğunu meydana getiren kayaçların, başta akarsular olmak üzere çeşitli etkenlerle yıpratılarak bir yerden başka bir yere taşınmasıdır.<br />
<br />
Erozyonun Nedenleri Nelerdir? Ülkemizde Erozyonun Oluşmasına Neden Olan Faktörler Nelerdir?<br />
Erozyonun ortaya çıkmasına sebep olan başlıca faktörler şunlardır:<br />
<br />
Arazinin Engebeli ve Eğimli Olması: Ülkemiz coğrafi olarak engebeli ve arazi topraklara sahiptir. Sağanak yağışlar sonrası, eğimli arazilerde toprak kolayca aşınır ve süpürülür.<br />
<br />
Bitki Örtüsünün Tahrip Edilmesi: Bitki örtüsü genellikle iki şekilde tahrip edilmektedir. Birincisi bilinçsizce kesilen ormanlar, ikincisi ise çeşitli sebeplerle ortaya çıkan orman yangınlarıdır. Bu iki sebep, arazilerin çıplak kalmasına neden olur. Bu sebeplerin yanı sıra otlak alanlarda hayvanların fazla otlatılması da doğal dengeyi bozmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İklimin Etkisi:</span> Ülkemizin özellikle iç bölgelerinde gerçekleşen sağanak yağışlar sonrasında meydana gelen seller bitki örtüsünün zayıf olduğu bölgelerde toprakların süpürülmesine sebep olur. Ayrıca dere yataklarının ıslah edilmemesi ve sel taşkınları bölgede erozyonlara neden olmaktadır.<br />
<br />
Toprağın ve Ana Kayanın Etkisi: Ana kayanın fiziksel ve kimyasal özellikleri aşınma konusunda oldukça etkilidir. Dolayısıyla bitki örtüsü bakımından kumlu, killi veya zayıf olan yerler yüzey suları tarafından kolaylıkla aşındırılır.<br />
<br />
Arazinin Yanlış Kullanılması: Ormanların tahrip edilmesi, ormanlık alanların tarım alanlarına dönüştürülmesi, bitki örtüsünün zengin olduğu yerlerde hayvanların otlatılması, arazinin eğim yönünde işlenmesi ve anız örtüsünün yakılması vb etkenler arazinin doğal dengesini bozar ve erozyona sebep olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heyelan:</span> Heyelanlar da toprak taşınması yaparak erozyona sebep olur. Genellikle çok fazla yağış alan bölgelerde topraktaki nebat örtüsü yok olur. Bu durum toprağın yamaçlardan kaymasına yol açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orman Yangını Nedir?</span><br />
Ülkemizde özellikle yaz aylarında çeşitli sebeplerden ötürü ortaya çıkan orman yangınları, erozyona neden olan faktörlerin başında gelmektedir. Orman yangını, ormanın tamamen ya da kısmen yakılmasıdır. Doğal veya insani sebeplerle ortaya çıkabilir. Doğal sebepler; yıldırım düşmesi, yanardağ patlaması veya yüksek sıcaklıktır. Sigara veya tarımsal ürünler nedeniyle çıkan orman yangınları ise insan kaynaklı yangınlardır. Orman yangınları erozyonun yanı sıra iklim değişikliği ve kuraklık gibi sorunlara sebep olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dikkatsizlik sebebiyle ortaya çıkan orman yangınlarının sebepleri şunlardır:</span><br />
<br />
Güvenlik tedbiri almadan ormanda ateş yakmak.<br />
Ormanlık alanda yakılan ateşi söndürmeden alanı terk etmek.<br />
Mangal için yakılan ateşi söndürmemek.<br />
Sönmemiş sigara izmariti ya da kibriti yere atmak.<br />
Ormana yakın tarlalarda anız ateşi yakmak.<br />
Cam veya cam kırıklarını ormanda bırakmak.<br />
Tepelik yerlere selvi benzeri uzun ağalar dikmek. Bu tür ağaçlar yıldırımı çekerek ormanın yanmasına sebep olabilir.<br />
Ne yazık ki zaman zaman orman içinde yapılan kanunsuz işleri gizlemek, yabani hayvanları uzaklaştırmak, gelir elde etmek, tarlayı büyütmek veya yeni tarla alanı açmak için kasıtlı olarak orman yangınları çıkarılmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orman yangınlarından korunmak için alınacak önlemler şunlardır:</span><br />
<br />
Cam veya cam kırıkları güneş ışığını çimenlere çeker. Bu durumda çimenler tutuşarak alevlenebilir. Ormanda çıkan küçük bir alev bir anda büyük bir yangına dönüşebilir. Bu nedenle ormanlara cam veya cam kırıkları atılmamalıdır.<br />
Piknik ve mesire alanlarında mangal külleri mutlaka söndürülmelidir.<br />
Ormanlık alanlarda ateş yakılmamalıdır. Eğer zorunlu bir durumdan ötürü ateş yakılacaksa ateşin etrafına taş konulmalıdır.<br />
Halk bu konuda bilinçlendirilmelidir.<br />
Herhangi bir yangın görüldüğünde 177 Alo Yangın İhbar Hattı aranmalıdır.<br />
Erozyon En Çok Nerede Görülür?<br />
Ülkemizde erozyonun görülme oranları coğrafi bölgelere göre farklılık gösterir. Tüm coğrafi bölgelerde erozyon görülmekle birlikte, en fazla erozyon İç Anadolu Bölgesi’nde görülür. Bu bölgeyi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi takip eder.<br />
<br />
İç Anadolu Bölgesi’nde ormanlık alanların tahrip edilmesi, tahrip edilen ormanlık alanların yerine gelişen step bitki örtüsünün toprak kaybını önleyememesi, aşırı otlatma ve nadaslı buğday tarımının yapılması erozyonun şiddetli olmasının başlıca sebepleridir. Bununla birlikte, Konya ve Tuz Gölü civarında şiddetli rüzgâr erozyonu gerçekleşmektedir. Bu bölgelerde toprağın organik maddeler bakımından fakir olması, yapısının bozuk olması, güney ve güneybatıdan esen rüzgârların toprağı kaldırabilecek şiddette olması ve bitki örtüsü bakımından zayıf olması erozyonun yüksek şiddette görülmesine neden olur.<br />
<br />
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de aşırı otlatma, eğimli arazilerde tarla açılması, yağışların büyük bölümünün şiddetli sağanaklar biçiminde olması erozyonun etkili olmasına sebep olmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde özellikle Siirt, Mardin ve Bitlis'te erozyon hızı oldukça yüksektir.<br />
<br />
Akdeniz Bölgesi’nde Korkuteli, Elmalı ve Antalya körfezinin kuzeyinde, Toros dağlarının yamaçlarında tarım alanları açmak amacıyla tahrip edilen orman alanları nedeniyle erozyonun şiddeti artmaktadır. Silifke- Mersin arasında kalan Toros eteklerinde ise orta şiddette toprak erozyonu görülmektedir. Tarımsal kullanım alanları geniş olmadığından Antalya-Silifke arasında kalan dağlık sahada erozyon görülmez.<br />
<br />
Doğu Anadolu Bölgesi’nde erozyonun şiddeti bölgelere göre farklılık göstermektedir. Erzincan, Iğdır, Pasinler, Erzurum, Kars ovalarında erozyon sorunu neredeyse yok denebilecek kadar azdır. Bu bölgede de ormanlık alanların tarıma açılması, meralarda yapılan aşırı otlatmalar yine erozyonun başlıca sebeplerindendir. Bununla birlikte büyük şehirlerin çevresindeki yamaçlarda erozyon görülme oranı orta şiddettedir. Bölgede tüm kış boyunca karın toprak yüzeyini kaplaması ve karların erimesinin ardından zeminin otlarla kaplanması erozyon şiddetini azaltan faktörler arasındadır.<br />
<br />
Karadeniz Bölgesi’nde eğimin çok fazla olmasına rağmen, dağların denize bakan yamaçlarının yoğun bir bitki örtüsü ile kaplı olması erozyon riskini azaltır. Bu bölgede de tarım alanı açmak amacıyla ormanın bazı bölümleri tahrip edilmiş olsa da, bu alanlarda çay ve fındık yetiştirilmesi erozyonu hafifletmektedir. Bununla birlikte, Trabzon ve Samsun gibi büyük kentlerin çevresinde, mısır ekilen alanlarda ve Karadeniz dağlarının İç Anadolu'ya bakan güney yamaçlarında erozyon görülme oranı oldukça yüksektir.<br />
<br />
Ege Bölgesi’ne gelecek olursak; bu bölgemizde erozyon görülme oranı çok fazla değildir. Ancak son yıllarda Aydın dağları, Marmaris, Fethiye ilçeleri ve Datça yarımadasında çıkarılan yangınlarla orman alanlarının açılması, erozyon sorununu gündeme getirmiştir. Ege’de toprak erozyonundan çok su erozyonu görülmektedir. Özellikle ilkbahar aylarında ortaya çıkan erozyon nedeniyle delta alanları, denize doğru kaymaktadır.<br />
<br />
Marmara Bölgesi’nde erozyonun hafif ve orta şiddete görüldüğü söylenebilir. Trakya bölümüne oranla, yerleşme ve sanayinin yüksek olduğu Asya kısmında erozyonun görülme oranı daha yüksektir. Bu bölgede de, Ege’de olduğu gibi ağırlıklı olarak su erozyonu görülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erozyonun Sonuçları Nelerdir? Erozyon Hangi Sorunlara Sebep Olur?</span><br />
Erozyon sonrası kayalık ve taşlık araziler ortaya çıkar. Bu bölgelerde tarımsal verimsizlik görülür.<br />
Uzun süre devam eden erozyonlar, bölgede çölleşmeye sebep olur.<br />
Erozyon sonrasında toprakların bir bölümü denizlere, göllere ve barajlara taşınır. Dolayısıyla bir süre sonra barajlar toprakla dolabilir.<br />
Erozyona uğrayan bölgelerde yeşil alanlar azalır. Bu durum havada bulunan oksijen miktarını azaltarak insan sağlığını olumsuz yönde etkiler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erozyon Nasıl Önlenir? Erozyondan Korunma Yolları Nelerdir?</span><br />
Bitki örtüsü korunmalıdır.<br />
Çıplak olan araziler ağaçlandırılmalıdır.<br />
Ormanlık alanlar tarıma açılmamalıdır.<br />
Akarsu yatakları ıslah edilmelidir.<br />
Baraj ve göllerdeki su toplama bölgelerinde ağalandırma çalışmaları yapılmalıdır.<br />
Araziler eğim doğrultusunda değil, eğime dik olarak sürülmelidir.<br />
Eğimli arazilerde taraçalar yapılmalıdır.<br />
Rüzgârın fazla olduğu bölgelerde rüzgârın hızını kesecek önlemler alınmalıdır.<br />
Anız örtüsü yakılmamalıdır.<br />
Meralar aşırı otlatılmamalıdır. Halk mera hayvancılığı yerine ahır hayvancılığına yönlendirilmelidir.<br />
Ürünler nöbetleşe dikilmelidir. Nadas alanları azaltılmalıdır.<br />
Halk erozyon konusunda bilinçlendirilmelidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Erozyon en basit haliyle “toprak kayması” olarak tanımlanmaktadır. Daha geniş kapsamlı bir tanım yapacak olursak “kayaların, başta akarsular olmak üzere türlü dış etmenlerle aşındırılarak yerinden kopartılması veya bir yerden başka bir yere taşınması” diyebiliriz.<br />
<br />
Toprak kayması, intikâl ya da toprak aşınması, erozyon ile eş anlamlı kelimelerdir. Dilimize Fransızca’dan geçen erozyon, Erosion kelimesinden gelmektedir.<br />
<br />
Doğada, toprak, bitki örtüsü ve su akışı arasında bir denge vardır. Buna doğal denge adı verilir. Doğal denge çerçevesinde toprağın dış kuvvetler etkisiyle aşındırılmasına ise doğal erozyon denilmektedir. Doğal erozyonun insan ve çevreye herhangi bir zararı yoktur. Bunun sebebi ise, doğal erozyonda üstten aşınan toprak yerine alttan yeni toprak oluşur ve bu eylem oldukça yavaş gerçekleşmektedir. Yani toprak örtüsü yenilenerek yerinde kalır.<br />
<br />
Yukarıdaki satırlarda bahsettiğimiz doğal denge ne yazık ki insanların yaptığı bazı işlemler nedeniyle bozulur. Dolayısıyla, yavaş yavaş gerçekleşecek olan erozyonun süresi kısalır ve toprak örtüsü hızlı bir şekilde incelerek zamanla yok olur. Sonrasında ise yüzeye kayalar çıkar. Doğal olmayan bu durum, doğayı ve insanlığı etkileyen olumsuz sonuçlara neden olmaktadır.<br />
<br />
Toprağın doğal dengesini bozan erozyon yarattığı olumsuz sonuçlarla insan sağlığını da dolaylı veya direkt olarak etkiler. Ülkemizin dünyada en çok erozyon görülen yer olması sebebiyle, bu konuda bir bilinç oluşturması ve önlemlerin alınması gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heyelan Nedir?</span><br />
Heyelan, “toprak kayması” şeklinde tanımlanmaktadır. Ancak bu tanımdan yola çıkarak heyelan ile erozyonun aynı doğa olayları olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü heyelan; zemini yapay dolu malzemesi ya da kayadan oluşan bir yamacın yerçekimi, eğim, su ve benzeri diğer kuvvetlerin etkisiyle aşağı ve dışa doğru hareket etmesidir. Erozyon ise yer kabuğunu meydana getiren kayaçların, başta akarsular olmak üzere çeşitli etkenlerle yıpratılarak bir yerden başka bir yere taşınmasıdır.<br />
<br />
Erozyonun Nedenleri Nelerdir? Ülkemizde Erozyonun Oluşmasına Neden Olan Faktörler Nelerdir?<br />
Erozyonun ortaya çıkmasına sebep olan başlıca faktörler şunlardır:<br />
<br />
Arazinin Engebeli ve Eğimli Olması: Ülkemiz coğrafi olarak engebeli ve arazi topraklara sahiptir. Sağanak yağışlar sonrası, eğimli arazilerde toprak kolayca aşınır ve süpürülür.<br />
<br />
Bitki Örtüsünün Tahrip Edilmesi: Bitki örtüsü genellikle iki şekilde tahrip edilmektedir. Birincisi bilinçsizce kesilen ormanlar, ikincisi ise çeşitli sebeplerle ortaya çıkan orman yangınlarıdır. Bu iki sebep, arazilerin çıplak kalmasına neden olur. Bu sebeplerin yanı sıra otlak alanlarda hayvanların fazla otlatılması da doğal dengeyi bozmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İklimin Etkisi:</span> Ülkemizin özellikle iç bölgelerinde gerçekleşen sağanak yağışlar sonrasında meydana gelen seller bitki örtüsünün zayıf olduğu bölgelerde toprakların süpürülmesine sebep olur. Ayrıca dere yataklarının ıslah edilmemesi ve sel taşkınları bölgede erozyonlara neden olmaktadır.<br />
<br />
Toprağın ve Ana Kayanın Etkisi: Ana kayanın fiziksel ve kimyasal özellikleri aşınma konusunda oldukça etkilidir. Dolayısıyla bitki örtüsü bakımından kumlu, killi veya zayıf olan yerler yüzey suları tarafından kolaylıkla aşındırılır.<br />
<br />
Arazinin Yanlış Kullanılması: Ormanların tahrip edilmesi, ormanlık alanların tarım alanlarına dönüştürülmesi, bitki örtüsünün zengin olduğu yerlerde hayvanların otlatılması, arazinin eğim yönünde işlenmesi ve anız örtüsünün yakılması vb etkenler arazinin doğal dengesini bozar ve erozyona sebep olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Heyelan:</span> Heyelanlar da toprak taşınması yaparak erozyona sebep olur. Genellikle çok fazla yağış alan bölgelerde topraktaki nebat örtüsü yok olur. Bu durum toprağın yamaçlardan kaymasına yol açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orman Yangını Nedir?</span><br />
Ülkemizde özellikle yaz aylarında çeşitli sebeplerden ötürü ortaya çıkan orman yangınları, erozyona neden olan faktörlerin başında gelmektedir. Orman yangını, ormanın tamamen ya da kısmen yakılmasıdır. Doğal veya insani sebeplerle ortaya çıkabilir. Doğal sebepler; yıldırım düşmesi, yanardağ patlaması veya yüksek sıcaklıktır. Sigara veya tarımsal ürünler nedeniyle çıkan orman yangınları ise insan kaynaklı yangınlardır. Orman yangınları erozyonun yanı sıra iklim değişikliği ve kuraklık gibi sorunlara sebep olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dikkatsizlik sebebiyle ortaya çıkan orman yangınlarının sebepleri şunlardır:</span><br />
<br />
Güvenlik tedbiri almadan ormanda ateş yakmak.<br />
Ormanlık alanda yakılan ateşi söndürmeden alanı terk etmek.<br />
Mangal için yakılan ateşi söndürmemek.<br />
Sönmemiş sigara izmariti ya da kibriti yere atmak.<br />
Ormana yakın tarlalarda anız ateşi yakmak.<br />
Cam veya cam kırıklarını ormanda bırakmak.<br />
Tepelik yerlere selvi benzeri uzun ağalar dikmek. Bu tür ağaçlar yıldırımı çekerek ormanın yanmasına sebep olabilir.<br />
Ne yazık ki zaman zaman orman içinde yapılan kanunsuz işleri gizlemek, yabani hayvanları uzaklaştırmak, gelir elde etmek, tarlayı büyütmek veya yeni tarla alanı açmak için kasıtlı olarak orman yangınları çıkarılmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Orman yangınlarından korunmak için alınacak önlemler şunlardır:</span><br />
<br />
Cam veya cam kırıkları güneş ışığını çimenlere çeker. Bu durumda çimenler tutuşarak alevlenebilir. Ormanda çıkan küçük bir alev bir anda büyük bir yangına dönüşebilir. Bu nedenle ormanlara cam veya cam kırıkları atılmamalıdır.<br />
Piknik ve mesire alanlarında mangal külleri mutlaka söndürülmelidir.<br />
Ormanlık alanlarda ateş yakılmamalıdır. Eğer zorunlu bir durumdan ötürü ateş yakılacaksa ateşin etrafına taş konulmalıdır.<br />
Halk bu konuda bilinçlendirilmelidir.<br />
Herhangi bir yangın görüldüğünde 177 Alo Yangın İhbar Hattı aranmalıdır.<br />
Erozyon En Çok Nerede Görülür?<br />
Ülkemizde erozyonun görülme oranları coğrafi bölgelere göre farklılık gösterir. Tüm coğrafi bölgelerde erozyon görülmekle birlikte, en fazla erozyon İç Anadolu Bölgesi’nde görülür. Bu bölgeyi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi takip eder.<br />
<br />
İç Anadolu Bölgesi’nde ormanlık alanların tahrip edilmesi, tahrip edilen ormanlık alanların yerine gelişen step bitki örtüsünün toprak kaybını önleyememesi, aşırı otlatma ve nadaslı buğday tarımının yapılması erozyonun şiddetli olmasının başlıca sebepleridir. Bununla birlikte, Konya ve Tuz Gölü civarında şiddetli rüzgâr erozyonu gerçekleşmektedir. Bu bölgelerde toprağın organik maddeler bakımından fakir olması, yapısının bozuk olması, güney ve güneybatıdan esen rüzgârların toprağı kaldırabilecek şiddette olması ve bitki örtüsü bakımından zayıf olması erozyonun yüksek şiddette görülmesine neden olur.<br />
<br />
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de aşırı otlatma, eğimli arazilerde tarla açılması, yağışların büyük bölümünün şiddetli sağanaklar biçiminde olması erozyonun etkili olmasına sebep olmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde özellikle Siirt, Mardin ve Bitlis'te erozyon hızı oldukça yüksektir.<br />
<br />
Akdeniz Bölgesi’nde Korkuteli, Elmalı ve Antalya körfezinin kuzeyinde, Toros dağlarının yamaçlarında tarım alanları açmak amacıyla tahrip edilen orman alanları nedeniyle erozyonun şiddeti artmaktadır. Silifke- Mersin arasında kalan Toros eteklerinde ise orta şiddette toprak erozyonu görülmektedir. Tarımsal kullanım alanları geniş olmadığından Antalya-Silifke arasında kalan dağlık sahada erozyon görülmez.<br />
<br />
Doğu Anadolu Bölgesi’nde erozyonun şiddeti bölgelere göre farklılık göstermektedir. Erzincan, Iğdır, Pasinler, Erzurum, Kars ovalarında erozyon sorunu neredeyse yok denebilecek kadar azdır. Bu bölgede de ormanlık alanların tarıma açılması, meralarda yapılan aşırı otlatmalar yine erozyonun başlıca sebeplerindendir. Bununla birlikte büyük şehirlerin çevresindeki yamaçlarda erozyon görülme oranı orta şiddettedir. Bölgede tüm kış boyunca karın toprak yüzeyini kaplaması ve karların erimesinin ardından zeminin otlarla kaplanması erozyon şiddetini azaltan faktörler arasındadır.<br />
<br />
Karadeniz Bölgesi’nde eğimin çok fazla olmasına rağmen, dağların denize bakan yamaçlarının yoğun bir bitki örtüsü ile kaplı olması erozyon riskini azaltır. Bu bölgede de tarım alanı açmak amacıyla ormanın bazı bölümleri tahrip edilmiş olsa da, bu alanlarda çay ve fındık yetiştirilmesi erozyonu hafifletmektedir. Bununla birlikte, Trabzon ve Samsun gibi büyük kentlerin çevresinde, mısır ekilen alanlarda ve Karadeniz dağlarının İç Anadolu'ya bakan güney yamaçlarında erozyon görülme oranı oldukça yüksektir.<br />
<br />
Ege Bölgesi’ne gelecek olursak; bu bölgemizde erozyon görülme oranı çok fazla değildir. Ancak son yıllarda Aydın dağları, Marmaris, Fethiye ilçeleri ve Datça yarımadasında çıkarılan yangınlarla orman alanlarının açılması, erozyon sorununu gündeme getirmiştir. Ege’de toprak erozyonundan çok su erozyonu görülmektedir. Özellikle ilkbahar aylarında ortaya çıkan erozyon nedeniyle delta alanları, denize doğru kaymaktadır.<br />
<br />
Marmara Bölgesi’nde erozyonun hafif ve orta şiddete görüldüğü söylenebilir. Trakya bölümüne oranla, yerleşme ve sanayinin yüksek olduğu Asya kısmında erozyonun görülme oranı daha yüksektir. Bu bölgede de, Ege’de olduğu gibi ağırlıklı olarak su erozyonu görülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erozyonun Sonuçları Nelerdir? Erozyon Hangi Sorunlara Sebep Olur?</span><br />
Erozyon sonrası kayalık ve taşlık araziler ortaya çıkar. Bu bölgelerde tarımsal verimsizlik görülür.<br />
Uzun süre devam eden erozyonlar, bölgede çölleşmeye sebep olur.<br />
Erozyon sonrasında toprakların bir bölümü denizlere, göllere ve barajlara taşınır. Dolayısıyla bir süre sonra barajlar toprakla dolabilir.<br />
Erozyona uğrayan bölgelerde yeşil alanlar azalır. Bu durum havada bulunan oksijen miktarını azaltarak insan sağlığını olumsuz yönde etkiler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erozyon Nasıl Önlenir? Erozyondan Korunma Yolları Nelerdir?</span><br />
Bitki örtüsü korunmalıdır.<br />
Çıplak olan araziler ağaçlandırılmalıdır.<br />
Ormanlık alanlar tarıma açılmamalıdır.<br />
Akarsu yatakları ıslah edilmelidir.<br />
Baraj ve göllerdeki su toplama bölgelerinde ağalandırma çalışmaları yapılmalıdır.<br />
Araziler eğim doğrultusunda değil, eğime dik olarak sürülmelidir.<br />
Eğimli arazilerde taraçalar yapılmalıdır.<br />
Rüzgârın fazla olduğu bölgelerde rüzgârın hızını kesecek önlemler alınmalıdır.<br />
Anız örtüsü yakılmamalıdır.<br />
Meralar aşırı otlatılmamalıdır. Halk mera hayvancılığı yerine ahır hayvancılığına yönlendirilmelidir.<br />
Ürünler nöbetleşe dikilmelidir. Nadas alanları azaltılmalıdır.<br />
Halk erozyon konusunda bilinçlendirilmelidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Polye Nedir, Nerelerde Görülür?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-polye-nedir-nerelerde-gorulur.html</link>
			<pubDate>Mon, 15 Mar 2021 18:54:24 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-polye-nedir-nerelerde-gorulur.html</guid>
			<description><![CDATA[Polye, karstik karakterli geniş arazilerde oluşan ova görünümlü büyük çukurlardır. Karstik aşındırma şekillerinin en büyüğüdür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Polye Nedir, Nerelerde Görülür?<br />
</span>Polye, çok büyük karstik çukurlara verilen addır. “Karstik ova” olarak da ifade edilir. Kilometrelerce uzunlukta olabilen polye; lapya, dolin, uvala ve obruk olarak tabir edilen yeryüzü şekillerinin en büyüğüdür. Polye, yüksek dağlar arasında oluşur. Geniş düzlükler ve ovalar genel olarak “polye” olarak tanımlanır. Çözülebilen kayaların veya kireçtaşlarının çözülmesi, dolin, uvala, lapya gibi erime çukurlarının birleşmesiyle ortaya çıkar. Sırpça “ova” anlamına gelen polye, coğrafya literatürüne de bu dilden girmiştir. Ancak ovalar için değil “karstik düz çukurlar” için kullanılır. Örneğin; Muğla ili ve Akseki ilçesinin alanlarının karakteri polye oluşumudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Polyenin Özellikleri Nelerdir?<br />
</span>Polye, uzunluğu ve genişliği 30-40 kilometreyi bulabilen, hatta daha çok geniş ovalar ve arazilere denir. Ancak polyelerin normal ovalardan bazı farklılıkları vardır. Karstik bölgelerde oluşan polyeyi daha yakından tanımak için “karstik” ifadesini biraz açalım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karstik;</span> aşınmaya karşı direnci olmayan ve kolay eriyebilen arazilere verilen genel bir tanımdır. “Karst” olarak literatüre giren bu tür bölgeler kayaçların erimesiyle oluşan yeraltı akıntılarını barındıran, kireçtaşı ve dolomit mineralleri içeren bölgelerdir. En küçük aşındırma şekline “lapya” denir. Büyüklük sırasına göre dolin, uvala ve obruklar karstik yer şekilleridir. En büyük karstik oluşuma veya göllere de polye adı verilir.<br />
<br />
Polyelerin üzerine sürekli veya geçici göl veya göletler bulunur. Bu tür polyelere “gölova” adı da verilmektedir. Gölovalar şöyle oluşur: Polyeler, çukur arazilerdir. Yağmur suları bu çukurlarda kalır. Polyelerin tabanında veya kenarında bulunan ve “düden” olarak ifade edilen karstik kayaçlar bu suları emerek drene eder, yani yeraltına boşaltır. Yağış miktarı arttığında, sel oluştuğunda veya atıklar sebebiyle düdenler tıkanır. Bu sebeple polyelerin tabanında göller veya gölcükler oluşur. Böyle bir oluşum sonucu polyeler “gölova” olarak tanımlanır. Örneğin, Arnavutluk ve Yugoslavya arasındaki İşkadra Gölü de bir polyedir.<br />
<br />
Polyelerin tabanlarında alüvyonların birleşmesiyle karstik ovalar oluşur. Alüvyonlar, akarsuların taşıdığı çakıl taşı, kil, kum gibi taş ve kaya parçalarının elverişli alanlarda birikmesiyle oluşan tortulara denir. Bu şekilde alüvyonlar geniş vadilerin veya polyelerin tabanlarında ovalar oluşturur. Karstik ovalar veya polyeler genellikle fay hatları üzerinde bulunur. Bu sebeple polyelerde sıcak su kaynakları da bulunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ülkemizdeki Polyeler Nerelerde Bulunur?<br />
</span>Türkiye’de genellikle Akdeniz ve İç Batı Anadolu bölgelerinde, Toroslar ve çevresinde polyeler görülmektedir. Türkiye’de başlıca polyeleri şöyle sıralayabiliriz: Muğla, Milas, Seki, Bozova, Akseki, Elmalı, Kestel, Gembos, Korkuteli, Acıpayam, Tefenni, Tavas, Çivril, Yellice, Şuhut, Güngörmez, Karabedir, Çukurkaya…<br />
<br />
Türkiye’deki en büyük polyeler şunlardır: Elmalı Polyesi 200 kilometrekare, Kestel Polyesi 128 kilometrekare, Bozova Polyesi 114 kilometrekare, Muğla Polyesi 48 kilometrekare, Gembos Polyesi 42 kilometrekare…<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karstik Aşındırma Şekilleri<br />
</span>Karstik şekiller ve ovalar, yağışlar ve yeraltı sularının etkisiyle meydana gelen aşınmalar sonucu oluşur. Bu şekiller büyüklüklerine göre çeşitli adlarla tanımlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">Karstik şekiller büyüklük sıralarına göre şöyledir;</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lapya:</span> Kalkerli yamaçlarda oluşan küçük oluklardır. Yağmur ve kar sularının yüzeyi eritmesi ile ortaya çıkar. Oluk, oyuk, delik, çukur veya kanal gibi tiplerde oluşabilir. Düz arazilerde oyuk ve çukur şeklinde, eğilimli arazilerde oluk ve kanal şeklindedir. Büyüklükleri birkaç santimetreden 10-15 metreye kadar çıkabilir. Toros ve Bolkar dağlarında lapya oluşumları fazladır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dolin:</span> Kalker paltolar üzerinde görülür. Lapyaların birleşmesiyle ortaya çıkar. Derinlikleri fazla değildir, geniştir. Oval şekilli erime, kapalı veya yarı açık çukurlardır. Halk arasında “kokurdan” ve “koyak” gibi adlarla da tanımlanır. Erime ve Çökme dolinleri olarak ikiye ayrılır. Erime Dolinleri; kalker yüzeylerini yağmur sularının eritmesi ile ortaya çıkar. Çökme Dolinleri; Yeraltı mağaralarının tavanlarının incelmesi sonucu çökmesi ile ortaya çıkar. Derinlikleri fazladır. Yamaçları eğimlidir, tabanlarında iri bloklar bulunur. Batı ve Orta Toroslar’da yaygın olarak dolin görülür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Uvala:</span> Derinleşen ve genişleyen dolinlerin birleşmesiyle ortaya çıkan büyük çukurlardır. Tabanlarında kalker çıkıntıları vardır. Düzensiz şekle sahiptir. Uludağ Dağtepesi’nde uvalalar görülür.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Polye, karstik karakterli geniş arazilerde oluşan ova görünümlü büyük çukurlardır. Karstik aşındırma şekillerinin en büyüğüdür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Polye Nedir, Nerelerde Görülür?<br />
</span>Polye, çok büyük karstik çukurlara verilen addır. “Karstik ova” olarak da ifade edilir. Kilometrelerce uzunlukta olabilen polye; lapya, dolin, uvala ve obruk olarak tabir edilen yeryüzü şekillerinin en büyüğüdür. Polye, yüksek dağlar arasında oluşur. Geniş düzlükler ve ovalar genel olarak “polye” olarak tanımlanır. Çözülebilen kayaların veya kireçtaşlarının çözülmesi, dolin, uvala, lapya gibi erime çukurlarının birleşmesiyle ortaya çıkar. Sırpça “ova” anlamına gelen polye, coğrafya literatürüne de bu dilden girmiştir. Ancak ovalar için değil “karstik düz çukurlar” için kullanılır. Örneğin; Muğla ili ve Akseki ilçesinin alanlarının karakteri polye oluşumudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Polyenin Özellikleri Nelerdir?<br />
</span>Polye, uzunluğu ve genişliği 30-40 kilometreyi bulabilen, hatta daha çok geniş ovalar ve arazilere denir. Ancak polyelerin normal ovalardan bazı farklılıkları vardır. Karstik bölgelerde oluşan polyeyi daha yakından tanımak için “karstik” ifadesini biraz açalım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karstik;</span> aşınmaya karşı direnci olmayan ve kolay eriyebilen arazilere verilen genel bir tanımdır. “Karst” olarak literatüre giren bu tür bölgeler kayaçların erimesiyle oluşan yeraltı akıntılarını barındıran, kireçtaşı ve dolomit mineralleri içeren bölgelerdir. En küçük aşındırma şekline “lapya” denir. Büyüklük sırasına göre dolin, uvala ve obruklar karstik yer şekilleridir. En büyük karstik oluşuma veya göllere de polye adı verilir.<br />
<br />
Polyelerin üzerine sürekli veya geçici göl veya göletler bulunur. Bu tür polyelere “gölova” adı da verilmektedir. Gölovalar şöyle oluşur: Polyeler, çukur arazilerdir. Yağmur suları bu çukurlarda kalır. Polyelerin tabanında veya kenarında bulunan ve “düden” olarak ifade edilen karstik kayaçlar bu suları emerek drene eder, yani yeraltına boşaltır. Yağış miktarı arttığında, sel oluştuğunda veya atıklar sebebiyle düdenler tıkanır. Bu sebeple polyelerin tabanında göller veya gölcükler oluşur. Böyle bir oluşum sonucu polyeler “gölova” olarak tanımlanır. Örneğin, Arnavutluk ve Yugoslavya arasındaki İşkadra Gölü de bir polyedir.<br />
<br />
Polyelerin tabanlarında alüvyonların birleşmesiyle karstik ovalar oluşur. Alüvyonlar, akarsuların taşıdığı çakıl taşı, kil, kum gibi taş ve kaya parçalarının elverişli alanlarda birikmesiyle oluşan tortulara denir. Bu şekilde alüvyonlar geniş vadilerin veya polyelerin tabanlarında ovalar oluşturur. Karstik ovalar veya polyeler genellikle fay hatları üzerinde bulunur. Bu sebeple polyelerde sıcak su kaynakları da bulunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ülkemizdeki Polyeler Nerelerde Bulunur?<br />
</span>Türkiye’de genellikle Akdeniz ve İç Batı Anadolu bölgelerinde, Toroslar ve çevresinde polyeler görülmektedir. Türkiye’de başlıca polyeleri şöyle sıralayabiliriz: Muğla, Milas, Seki, Bozova, Akseki, Elmalı, Kestel, Gembos, Korkuteli, Acıpayam, Tefenni, Tavas, Çivril, Yellice, Şuhut, Güngörmez, Karabedir, Çukurkaya…<br />
<br />
Türkiye’deki en büyük polyeler şunlardır: Elmalı Polyesi 200 kilometrekare, Kestel Polyesi 128 kilometrekare, Bozova Polyesi 114 kilometrekare, Muğla Polyesi 48 kilometrekare, Gembos Polyesi 42 kilometrekare…<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karstik Aşındırma Şekilleri<br />
</span>Karstik şekiller ve ovalar, yağışlar ve yeraltı sularının etkisiyle meydana gelen aşınmalar sonucu oluşur. Bu şekiller büyüklüklerine göre çeşitli adlarla tanımlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">Karstik şekiller büyüklük sıralarına göre şöyledir;</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lapya:</span> Kalkerli yamaçlarda oluşan küçük oluklardır. Yağmur ve kar sularının yüzeyi eritmesi ile ortaya çıkar. Oluk, oyuk, delik, çukur veya kanal gibi tiplerde oluşabilir. Düz arazilerde oyuk ve çukur şeklinde, eğilimli arazilerde oluk ve kanal şeklindedir. Büyüklükleri birkaç santimetreden 10-15 metreye kadar çıkabilir. Toros ve Bolkar dağlarında lapya oluşumları fazladır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dolin:</span> Kalker paltolar üzerinde görülür. Lapyaların birleşmesiyle ortaya çıkar. Derinlikleri fazla değildir, geniştir. Oval şekilli erime, kapalı veya yarı açık çukurlardır. Halk arasında “kokurdan” ve “koyak” gibi adlarla da tanımlanır. Erime ve Çökme dolinleri olarak ikiye ayrılır. Erime Dolinleri; kalker yüzeylerini yağmur sularının eritmesi ile ortaya çıkar. Çökme Dolinleri; Yeraltı mağaralarının tavanlarının incelmesi sonucu çökmesi ile ortaya çıkar. Derinlikleri fazladır. Yamaçları eğimlidir, tabanlarında iri bloklar bulunur. Batı ve Orta Toroslar’da yaygın olarak dolin görülür.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Uvala:</span> Derinleşen ve genişleyen dolinlerin birleşmesiyle ortaya çıkan büyük çukurlardır. Tabanlarında kalker çıkıntıları vardır. Düzensiz şekle sahiptir. Uludağ Dağtepesi’nde uvalalar görülür.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>