<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - Kitap Özetleri]]></title>
		<link>https://www.forumteams.com/</link>
		<description><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - https://www.forumteams.com]]></description>
		<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 07:41:36 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Hayvan Mezarlığı Kitap Özeti – Stephen King]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-hayvan-mezarligi-kitap-ozeti-%E2%80%93-stephen-king.html</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2025 11:34:50 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-hayvan-mezarligi-kitap-ozeti-%E2%80%93-stephen-king.html</guid>
			<description><![CDATA[Hayvan Mezarlığı Kitap Özeti – Stephen King<br />
<br />
<img src="https://img.kitapyurdu.com/v1/getImage/fn:11447395/wh:true/wi:800" loading="lazy"  width="800" height="1254" alt="[Resim: wi:800]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Stephen King doğaüstü olaylarla bezediği gerilim romanlarıyla tanınan bir yazar veHayvan Mezarlığı özeti en iyi gerilim romanlarından biri olarak kabul edilir. Stephen King. Hayvan Mezarlığı kitabında insanların sevdiklerinden vaz geçememelerini doğaüstü olaylar yardımıyla anlatıyor ve okuyucunun kafasında neyin doğru olduğu konusunda soru işaretleri bırakıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvan Mezarlığı Kitap Özeti</span><br />
Huzurlu bir yaşam sürmek isteyen Dr. Louis ailesiyle birlikte küçük bir kasabaya taşınır. Küçük oğlu, kızı, eşi ve kızının çok sevdiği kedileri ile sakin bir yaşam sürecekleri inancındadır. Yerleştikleri ev çok güzeldir fakat evin karşısından bir yol geçmektedir. Yol yoğun olarak tırlar tarafından kullanılmaktadır ve çok süratli geçen tırlar tehlike yaratmaktadır. Bu yolda pek çok hayvan öldüğü için doktor ve ailesi kedilerine dikkat etmeleri konusunda karşı komşuları tarafından uyarılırlar. Karşı komşuları uzun yıllardır orada yaşayan Jud’dur.<br />
<br />
Dr. Louis’in ailesi doktorun pek de anlaşamadığı eşinin anne ve babasını ziyarete giderler ve kızı kedisini doktora emanet eder. Louis’in dikkatinin başka tarafta olduğu bir anda kedi hızla gelen bir tırın altında kalır ve ölür. Doktor kızına bunu nasıl anlatacağını düşünürken Jud ona hayvan mezarlığından bahseder. Kasabanın biraz yukarısında hayvanların gömüldüğü bir hayvan mezarlığı vardır ve Kızılderili inanışına göre buraya gömülenler canlanmaktadır. Bunu duyan Louis kediyi buraya gömer ve Stephen King’e ait olan Hayvan Mezarlığı özeti bu noktadan sonra tüm gerilimiyle başlar.<br />
<br />
Kedi ertesi gün canlanmış olarak eve geri döner fakat artık eskisi gibi değildir. Çok kötü kokmaktadır ve çok saldırgandır. Fakat Louis kızının kedisine olan düşkünlüğünü bildiği için durumun böyle kalmasına karar verir. Ailesi döndüğünde hepsi kedideki farklılığı fark ederler fakat bir anlam veremezler. Bir müddet sonra Dr. Louis ve ailesinin başına daha acı bir olay gelir ve küçük oğulları tır altında kalarak hayatını kaybeder. Louis ve ailesi büyük bir acının içine düşer ve cenazeden sonra yine ailelerinin yanına giderler. Louis onlarla beraber gitmez çünkü başka planları vardır. Küçük oğlunu mezardan çıkarır ve hayvan mezarlığına gömer.<br />
<br />
Stephen King Hayvan Mezarlığı özeti kitabında insanların yaşanan olaylara ve kadere karşı gelmemesi gerektiğini yüksek dozda bir gerilimle anlatmaktadır. Dr. Louis sevdiklerinden vazgeçemediği için hayvan mezarlığını kedisi ve oğlu için kullanmıştır en son da karısı için kullanacaktır. Jud bu konuda Louis’i bunu yapmaması için defalarca uyarmıştır. Kasabada daha önce oğullarını kaybeden bir aile oğullarını hayvan mezarlığına gömmüştür ve sonuç tam bir felaket olmuştur. Geri gelenler artık eskisi gibi değildir, vahşi yaratıklardır. Fakat Louis oğlunda bunu yaşamış olsa da karısını da hayvan mezarlığına gömmekten çekinmez.<br />
<br />
Kızıldereliler kimi zaman ölümün yaşamdan daha iyi olduğunu anladıkları için hayvan mezarlığını terk etmiştir. Stephen King filmi de çekilen bu ünlü gerilim romanında insanlara vazgeçmeyi bilmeyi ve kabullenmeyi gayet vurucu bir şekilde anlatmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hayvan Mezarlığı Kitap Özeti – Stephen King<br />
<br />
<img src="https://img.kitapyurdu.com/v1/getImage/fn:11447395/wh:true/wi:800" loading="lazy"  width="800" height="1254" alt="[Resim: wi:800]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Stephen King doğaüstü olaylarla bezediği gerilim romanlarıyla tanınan bir yazar veHayvan Mezarlığı özeti en iyi gerilim romanlarından biri olarak kabul edilir. Stephen King. Hayvan Mezarlığı kitabında insanların sevdiklerinden vaz geçememelerini doğaüstü olaylar yardımıyla anlatıyor ve okuyucunun kafasında neyin doğru olduğu konusunda soru işaretleri bırakıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hayvan Mezarlığı Kitap Özeti</span><br />
Huzurlu bir yaşam sürmek isteyen Dr. Louis ailesiyle birlikte küçük bir kasabaya taşınır. Küçük oğlu, kızı, eşi ve kızının çok sevdiği kedileri ile sakin bir yaşam sürecekleri inancındadır. Yerleştikleri ev çok güzeldir fakat evin karşısından bir yol geçmektedir. Yol yoğun olarak tırlar tarafından kullanılmaktadır ve çok süratli geçen tırlar tehlike yaratmaktadır. Bu yolda pek çok hayvan öldüğü için doktor ve ailesi kedilerine dikkat etmeleri konusunda karşı komşuları tarafından uyarılırlar. Karşı komşuları uzun yıllardır orada yaşayan Jud’dur.<br />
<br />
Dr. Louis’in ailesi doktorun pek de anlaşamadığı eşinin anne ve babasını ziyarete giderler ve kızı kedisini doktora emanet eder. Louis’in dikkatinin başka tarafta olduğu bir anda kedi hızla gelen bir tırın altında kalır ve ölür. Doktor kızına bunu nasıl anlatacağını düşünürken Jud ona hayvan mezarlığından bahseder. Kasabanın biraz yukarısında hayvanların gömüldüğü bir hayvan mezarlığı vardır ve Kızılderili inanışına göre buraya gömülenler canlanmaktadır. Bunu duyan Louis kediyi buraya gömer ve Stephen King’e ait olan Hayvan Mezarlığı özeti bu noktadan sonra tüm gerilimiyle başlar.<br />
<br />
Kedi ertesi gün canlanmış olarak eve geri döner fakat artık eskisi gibi değildir. Çok kötü kokmaktadır ve çok saldırgandır. Fakat Louis kızının kedisine olan düşkünlüğünü bildiği için durumun böyle kalmasına karar verir. Ailesi döndüğünde hepsi kedideki farklılığı fark ederler fakat bir anlam veremezler. Bir müddet sonra Dr. Louis ve ailesinin başına daha acı bir olay gelir ve küçük oğulları tır altında kalarak hayatını kaybeder. Louis ve ailesi büyük bir acının içine düşer ve cenazeden sonra yine ailelerinin yanına giderler. Louis onlarla beraber gitmez çünkü başka planları vardır. Küçük oğlunu mezardan çıkarır ve hayvan mezarlığına gömer.<br />
<br />
Stephen King Hayvan Mezarlığı özeti kitabında insanların yaşanan olaylara ve kadere karşı gelmemesi gerektiğini yüksek dozda bir gerilimle anlatmaktadır. Dr. Louis sevdiklerinden vazgeçemediği için hayvan mezarlığını kedisi ve oğlu için kullanmıştır en son da karısı için kullanacaktır. Jud bu konuda Louis’i bunu yapmaması için defalarca uyarmıştır. Kasabada daha önce oğullarını kaybeden bir aile oğullarını hayvan mezarlığına gömmüştür ve sonuç tam bir felaket olmuştur. Geri gelenler artık eskisi gibi değildir, vahşi yaratıklardır. Fakat Louis oğlunda bunu yaşamış olsa da karısını da hayvan mezarlığına gömmekten çekinmez.<br />
<br />
Kızıldereliler kimi zaman ölümün yaşamdan daha iyi olduğunu anladıkları için hayvan mezarlığını terk etmiştir. Stephen King filmi de çekilen bu ünlü gerilim romanında insanlara vazgeçmeyi bilmeyi ve kabullenmeyi gayet vurucu bir şekilde anlatmıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-aziz-nesin-yasar-ne-yasar-ne-yasamaz.html</link>
			<pubDate>Sun, 28 May 2023 16:43:45 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=271">SteLLase</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-aziz-nesin-yasar-ne-yasar-ne-yasamaz.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yazar romanı Yaşar isimli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kendi ülkesinde yaşadığı,dönemin sosyal - siyasal yapısının ? özellikle bürokrasideki kargaşanın içinde başından geçenleri traji-komik bir şekilde ele alarak kurgulamıştır. Kahramanın devlet dairelerinde yaşadığı yanlışlıklar ve sürüp giden bir bürokrasi çemberi içinde nasıl zor durumda kaldığı anlatılmaktadır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yaşar Yaşamaz ?ın adından da anlaşıldığı gibi hükümet tarafından onun çıkarları söz konusu olduğunda yaşamadığı, değilken ise yaşadığı iddia edilmektedir. Deyimin tam anlamıyla kimlik bunalımına düşen bu insan hapishanedeyken işin kurdu olur.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yaşar Yaşamaz devlet okuluna kayıt olabilmek için o güne kadar çıkarılmamış olan nüfus kağıdını çıkartmak için babasıyla birlikte nüfus müdürlüğüne gider. Kayıtlarda babasının kaydedilmiş olan doğum tarihi doğru olarak geçirilmiştir. Yani 1897?de doğan babasının 1911?de -yine doğru olarak- Yaşar?ın annesiyle evlendiği kaydedilmiştir. Ancak aynı kütükte Yaşar?ın 1896?da yani babasından bir yıl önce doğduğu ve 1935?te Çanakkale Savaşı?nda şehit olduğu yazmaktadır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Henüz 12 yaşında olan Yaşar kayıtlardaki yanlışlık yüzünden yaşamıyor görünmekte, bu yüzden ona nüfus kağıdı verilmemektedir. Durumu düzeltmeye çalışan Yaşar?ın babası Reşit oğlunu devlet okuluna göndermek adına aylarca nüfus müdürlüğünün kapısını aşındırır. Yalnız hiçbir sonuç elde edemez. Yaşayan Yaşar yaşamıyor sayılmaktadır. Böyle olunca baba da,oğul da duruma gönülsüz olarak boyun eğer.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Okuma yazmayı mahalle mektebinde öğrenen Yaşar?ın, mahalle mektebinde okuyan ayrıca aile dostlarının kızı olan Anşe?yle de küçük yaşlarda başlayan saf bir sevdası vardır. Kaderine boyun eğen Yaşar az çok varlıklı babasının tarlasında,bostanında çalışmakta, ona yardım edip acısını dindirmeye çalışmaktadır. Yaşıtları askere gidip terhis bile olmuştur. Ama Yaşar?a asker yoklaması dahi yapılmamıştır. Anşe?yi istemeye gittikleri bir gün iki jandarma Yaşar?ı alıp karakola götürürler. Asker kaçağı olarak görünen Yaşar aslında bu duruma sevinmektedir. Çünkü askerlik yaparsa yaşadığı resmen kanıtlanacak ve Anşe?ye resmi nikah kıyabilecektir. Askere alınan Yaşar canla başla çalışıp, hiçbir emre itaatsizlik etmeden askerliğini yapmaktadır. Düşüncesi komutanların gözüne girip onların bu derdine yardımcı olmalarını sağlamaktır. Kendi devreleri terhis olup giderken Yaşar terhis olamamıştır. Fazladan askerlik yaparken komutanı ona bu durumu kayıtlarda Dersim?de 1935?te şehit düştüğünün yazdığını bu yüzden terhis edemediklerini söylemektedir. Neyseki komutanı onun eline askerliğini yaptığını bildiren bir belge verir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kasabasına dönen Yaşar Anşe?nin babasından,babasının öldüğünü öğrenir. Hayattaki tek kimsesini kaybeden Yaşar?ın önüne bu kez babasını vergi ve şahsi borçları çıkar. Tek varisi olduğu mirası alabilmek için borçla harçla babasının borçlarını ödemiştir. Nasıl olsa babasından iyi bir miras kalacaktır. Borçlarını ödemek için gittiği devlet dairelerinde işleri çarçabuk hallolmuştur. Nasıl olsa devlet kazanacaktır. Sıra mirası almaya gelince işler karışır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Babasının oğlu olduğu kanıtlanamadığı için karşısına bin bir zorluk çıkar, açılan mahkemeden sonra zorla da olsa mirası hak ettiğini kanıtlar. Ancak bu kez de alacağı için o numara senin,bu devlet dairesi benim; o mühür senin,bu sıra benim dolaşan Yaşar devlet dairelerindeki yavaşlık yüzünden mirası alamaz. Alması gereken son mühür için dairenin müdürünü arar. Müdür futbol maçı için stadyumdadır. Bağıra çağıra müdürü arayan Yaşar?ı bir polis yanlış anlar. Onun polis müdürünü aradığını sanır. Anlattıklarından onun deli olduğunu sanan polis müdürü onu dövdürür. Küfür etmeye başlayan Yaşar?ı yakalayıp tımarhaneye kapatırlar. Bir müddet sonra doktorlar onun deli olmadığını anlasalar da onu salamazlar. Onu orada hem hademe olarak bedavadan çalıştırırlar,hem de onun oradan taburcu olması için yaşadığının belgelenmesi gerekmektedir. Yaşar en sonunda hastaneden kaçar.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Parasız ve işsiz kalan Yaşar köyden eski bir tanıdığının bir parti başkanı olduğunu öğrenir. Onun yanına bin bir zorlukla gider ve ondan iş talep eder. Hademelik gibi bir iş için diplomasının gerekli olduğunu söyleyen Satı Bey adındaki bu eski tanıdık ona bir kart verir. Bu kartta Satı Bey?in imzası ve Yaşar?ın işe alınmasını yazan bir not vardır. Yaşar İstanbul?da bir müzede bekçilik, hademelik bir gibi iş bulmak için Anşe?yle vedalaşıp İstanbul yollarına düşer. Bir hemşerisinin yanına onun sayesinde bir otele yerleşir. Günlerce müzenin yollarını aşındırır. Ancak kartı gösterip işe alacak müdürle (bilgi yelpazesi.net) bir türlü görüşemez. Müdür tatildedir, hastadır, izinlidir diye Yaşar?la görüştürülmez. Bir gün müdürle görüşme fırsatı bulur ancak kart ceketin cebinde gide gele hem yırtılmış hem de yazıları silinmiştir. Bu yüzden Yaşar?ın müze hayalleri suya gömülür.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kahrolan Yaşar çaresiz kalmıştır. Anşe?nin İstanbul?a kaçmasını ister ve ona zengin bir evde hizmetçilik işi bulur. Anşe Güher Hanım adında Boğaziçi?nde yaşayan bir hanımın yanında çalışmaya başlar. Çok iyi kazanan Anşe bir an önce Yaşar?la resmi nikahla evlenme isteğindedir. Yaşar çaresizlikten Anşe?den para alır ve bir ortak bulup manav açar. Yalnız ortağı bir gece dükkanı boşaltıp kaçar. Yaşar hak talep edemez hatta ortağının vergi borcunu da öder. Bunca acıya dayanamayan Yaşar intihar etmeye kalkar; ancak parasız ölünmüyordur da. Bu sırada Anşe Yaşar?dan hamile kalır ve Güher Hanım?ın konağına bir erkek lazımdır. Yaşar Anşe?nin sayesinde konakta iş bulur. Ev sahibi bir süre sonra onun nüfus kağıdının olmadığını öğrenince onu işten çıkarır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yine sokakta kalan Yaşar kendine bir ev bulur. Yaşlı bir ev sahibi vardır. O da karısıyla mahkemelik olmuştur. Adamın sözde memlekette üç çocuğu daha vardır. Karısı nüfustaki bu yanlışlık yüzünden kocasının ona ihanet ettiğini zanneder. Adamın kalbi mahkemelere savcılıklara dayanamamış ve adam ölmüştür. Karısı Yaşar?ı evden çıkarır ve Yaşar yine sokakta kalır. Kendine bir han odası bulur,bu sırada Anşe?nin karnı iyice büyüdüğü için Anşe konaktan atılır. Sonra Anşe de ona acıyan bir kadının evinde kalmaya başlar.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Kahramanımız para kazanmak için kendine yeni bir sektör bulmuştur. Zengin arabalarının altına kendini atıp onlardan para koparacaktır. Ancak bir gün pahalı bir arabanın değil de bir dolmuşun altında kalan Yaşar haftalarca hastanede yatar. Böyle bir zamanda Anşe bir erkek çocuğu dünyaya getirir. Anşe?nin babası kızını ve Yaşar?ı affeder ve kasabaya geri dönmelerini ister. Hastaneden çıkan Yaşar Anşe?si ve oğlu Hayati?yle kasabasına geri döner. İçgüveyi olarak Anşe?nin evine yerleşir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Oğlunun nüfus kağıdını çıkarmak için yine aynı nüfus müdürlüğüne gider. Ölü bir adamın çocuğu olmaz iddiasıyla oğluna nüfus kağıdı verilmez. Oğlunun da aynı kaderi paylaştığını gören Yaşar o güne kadar yapmadığı bir şeyi yapar: yaşadığı zorluklar yüzünden ve o anki siniriyle devlete düzene öyle bir küfretmeye başlar ki bu yüzden hapse atılır. Hapse atıldığı günkü hali çok toy ve garibandır. Koğuş arkadaşları ona acırlar. Yaşar her akşam başından geçenleri tatlı anlatımıyla onlara anlatır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mahkumlar her akşam onun yeni bir hikayesini dinlemeyi öyle çok severler ki bu yüzden onun eline birkaç kuruş bile tutuştururlar. Sonraları Yaşar?ın gözü açılır. Hapishanede zengin olmanın yollarını bulur. Usulsüz işler yapmaya başlar. Hatta hapishaneye eroin bile sokar. O ustası olmuştur bozuk düzenin. Geçimini en kolay yoldan sağlamaya başlamıştır. Eski püskü elbiselerle geldiği o koğuştan, hapishane müdürünün dahi giyemeyeceği şık elbiselerle çıkmıştır. Yaşar Yaşamaz da artık bu bozuk düzenin çark dişlerinden biri olup çıkar!...</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yazar romanı Yaşar isimli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kendi ülkesinde yaşadığı,dönemin sosyal - siyasal yapısının ? özellikle bürokrasideki kargaşanın içinde başından geçenleri traji-komik bir şekilde ele alarak kurgulamıştır. Kahramanın devlet dairelerinde yaşadığı yanlışlıklar ve sürüp giden bir bürokrasi çemberi içinde nasıl zor durumda kaldığı anlatılmaktadır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yaşar Yaşamaz ?ın adından da anlaşıldığı gibi hükümet tarafından onun çıkarları söz konusu olduğunda yaşamadığı, değilken ise yaşadığı iddia edilmektedir. Deyimin tam anlamıyla kimlik bunalımına düşen bu insan hapishanedeyken işin kurdu olur.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yaşar Yaşamaz devlet okuluna kayıt olabilmek için o güne kadar çıkarılmamış olan nüfus kağıdını çıkartmak için babasıyla birlikte nüfus müdürlüğüne gider. Kayıtlarda babasının kaydedilmiş olan doğum tarihi doğru olarak geçirilmiştir. Yani 1897?de doğan babasının 1911?de -yine doğru olarak- Yaşar?ın annesiyle evlendiği kaydedilmiştir. Ancak aynı kütükte Yaşar?ın 1896?da yani babasından bir yıl önce doğduğu ve 1935?te Çanakkale Savaşı?nda şehit olduğu yazmaktadır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Henüz 12 yaşında olan Yaşar kayıtlardaki yanlışlık yüzünden yaşamıyor görünmekte, bu yüzden ona nüfus kağıdı verilmemektedir. Durumu düzeltmeye çalışan Yaşar?ın babası Reşit oğlunu devlet okuluna göndermek adına aylarca nüfus müdürlüğünün kapısını aşındırır. Yalnız hiçbir sonuç elde edemez. Yaşayan Yaşar yaşamıyor sayılmaktadır. Böyle olunca baba da,oğul da duruma gönülsüz olarak boyun eğer.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Okuma yazmayı mahalle mektebinde öğrenen Yaşar?ın, mahalle mektebinde okuyan ayrıca aile dostlarının kızı olan Anşe?yle de küçük yaşlarda başlayan saf bir sevdası vardır. Kaderine boyun eğen Yaşar az çok varlıklı babasının tarlasında,bostanında çalışmakta, ona yardım edip acısını dindirmeye çalışmaktadır. Yaşıtları askere gidip terhis bile olmuştur. Ama Yaşar?a asker yoklaması dahi yapılmamıştır. Anşe?yi istemeye gittikleri bir gün iki jandarma Yaşar?ı alıp karakola götürürler. Asker kaçağı olarak görünen Yaşar aslında bu duruma sevinmektedir. Çünkü askerlik yaparsa yaşadığı resmen kanıtlanacak ve Anşe?ye resmi nikah kıyabilecektir. Askere alınan Yaşar canla başla çalışıp, hiçbir emre itaatsizlik etmeden askerliğini yapmaktadır. Düşüncesi komutanların gözüne girip onların bu derdine yardımcı olmalarını sağlamaktır. Kendi devreleri terhis olup giderken Yaşar terhis olamamıştır. Fazladan askerlik yaparken komutanı ona bu durumu kayıtlarda Dersim?de 1935?te şehit düştüğünün yazdığını bu yüzden terhis edemediklerini söylemektedir. Neyseki komutanı onun eline askerliğini yaptığını bildiren bir belge verir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kasabasına dönen Yaşar Anşe?nin babasından,babasının öldüğünü öğrenir. Hayattaki tek kimsesini kaybeden Yaşar?ın önüne bu kez babasını vergi ve şahsi borçları çıkar. Tek varisi olduğu mirası alabilmek için borçla harçla babasının borçlarını ödemiştir. Nasıl olsa babasından iyi bir miras kalacaktır. Borçlarını ödemek için gittiği devlet dairelerinde işleri çarçabuk hallolmuştur. Nasıl olsa devlet kazanacaktır. Sıra mirası almaya gelince işler karışır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Babasının oğlu olduğu kanıtlanamadığı için karşısına bin bir zorluk çıkar, açılan mahkemeden sonra zorla da olsa mirası hak ettiğini kanıtlar. Ancak bu kez de alacağı için o numara senin,bu devlet dairesi benim; o mühür senin,bu sıra benim dolaşan Yaşar devlet dairelerindeki yavaşlık yüzünden mirası alamaz. Alması gereken son mühür için dairenin müdürünü arar. Müdür futbol maçı için stadyumdadır. Bağıra çağıra müdürü arayan Yaşar?ı bir polis yanlış anlar. Onun polis müdürünü aradığını sanır. Anlattıklarından onun deli olduğunu sanan polis müdürü onu dövdürür. Küfür etmeye başlayan Yaşar?ı yakalayıp tımarhaneye kapatırlar. Bir müddet sonra doktorlar onun deli olmadığını anlasalar da onu salamazlar. Onu orada hem hademe olarak bedavadan çalıştırırlar,hem de onun oradan taburcu olması için yaşadığının belgelenmesi gerekmektedir. Yaşar en sonunda hastaneden kaçar.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Parasız ve işsiz kalan Yaşar köyden eski bir tanıdığının bir parti başkanı olduğunu öğrenir. Onun yanına bin bir zorlukla gider ve ondan iş talep eder. Hademelik gibi bir iş için diplomasının gerekli olduğunu söyleyen Satı Bey adındaki bu eski tanıdık ona bir kart verir. Bu kartta Satı Bey?in imzası ve Yaşar?ın işe alınmasını yazan bir not vardır. Yaşar İstanbul?da bir müzede bekçilik, hademelik bir gibi iş bulmak için Anşe?yle vedalaşıp İstanbul yollarına düşer. Bir hemşerisinin yanına onun sayesinde bir otele yerleşir. Günlerce müzenin yollarını aşındırır. Ancak kartı gösterip işe alacak müdürle (bilgi yelpazesi.net) bir türlü görüşemez. Müdür tatildedir, hastadır, izinlidir diye Yaşar?la görüştürülmez. Bir gün müdürle görüşme fırsatı bulur ancak kart ceketin cebinde gide gele hem yırtılmış hem de yazıları silinmiştir. Bu yüzden Yaşar?ın müze hayalleri suya gömülür.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Kahrolan Yaşar çaresiz kalmıştır. Anşe?nin İstanbul?a kaçmasını ister ve ona zengin bir evde hizmetçilik işi bulur. Anşe Güher Hanım adında Boğaziçi?nde yaşayan bir hanımın yanında çalışmaya başlar. Çok iyi kazanan Anşe bir an önce Yaşar?la resmi nikahla evlenme isteğindedir. Yaşar çaresizlikten Anşe?den para alır ve bir ortak bulup manav açar. Yalnız ortağı bir gece dükkanı boşaltıp kaçar. Yaşar hak talep edemez hatta ortağının vergi borcunu da öder. Bunca acıya dayanamayan Yaşar intihar etmeye kalkar; ancak parasız ölünmüyordur da. Bu sırada Anşe Yaşar?dan hamile kalır ve Güher Hanım?ın konağına bir erkek lazımdır. Yaşar Anşe?nin sayesinde konakta iş bulur. Ev sahibi bir süre sonra onun nüfus kağıdının olmadığını öğrenince onu işten çıkarır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Yine sokakta kalan Yaşar kendine bir ev bulur. Yaşlı bir ev sahibi vardır. O da karısıyla mahkemelik olmuştur. Adamın sözde memlekette üç çocuğu daha vardır. Karısı nüfustaki bu yanlışlık yüzünden kocasının ona ihanet ettiğini zanneder. Adamın kalbi mahkemelere savcılıklara dayanamamış ve adam ölmüştür. Karısı Yaşar?ı evden çıkarır ve Yaşar yine sokakta kalır. Kendine bir han odası bulur,bu sırada Anşe?nin karnı iyice büyüdüğü için Anşe konaktan atılır. Sonra Anşe de ona acıyan bir kadının evinde kalmaya başlar.</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Kahramanımız para kazanmak için kendine yeni bir sektör bulmuştur. Zengin arabalarının altına kendini atıp onlardan para koparacaktır. Ancak bir gün pahalı bir arabanın değil de bir dolmuşun altında kalan Yaşar haftalarca hastanede yatar. Böyle bir zamanda Anşe bir erkek çocuğu dünyaya getirir. Anşe?nin babası kızını ve Yaşar?ı affeder ve kasabaya geri dönmelerini ister. Hastaneden çıkan Yaşar Anşe?si ve oğlu Hayati?yle kasabasına geri döner. İçgüveyi olarak Anşe?nin evine yerleşir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Oğlunun nüfus kağıdını çıkarmak için yine aynı nüfus müdürlüğüne gider. Ölü bir adamın çocuğu olmaz iddiasıyla oğluna nüfus kağıdı verilmez. Oğlunun da aynı kaderi paylaştığını gören Yaşar o güne kadar yapmadığı bir şeyi yapar: yaşadığı zorluklar yüzünden ve o anki siniriyle devlete düzene öyle bir küfretmeye başlar ki bu yüzden hapse atılır. Hapse atıldığı günkü hali çok toy ve garibandır. Koğuş arkadaşları ona acırlar. Yaşar her akşam başından geçenleri tatlı anlatımıyla onlara anlatır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Mahkumlar her akşam onun yeni bir hikayesini dinlemeyi öyle çok severler ki bu yüzden onun eline birkaç kuruş bile tutuştururlar. Sonraları Yaşar?ın gözü açılır. Hapishanede zengin olmanın yollarını bulur. Usulsüz işler yapmaya başlar. Hatta hapishaneye eroin bile sokar. O ustası olmuştur bozuk düzenin. Geçimini en kolay yoldan sağlamaya başlamıştır. Eski püskü elbiselerle geldiği o koğuştan, hapishane müdürünün dahi giyemeyeceği şık elbiselerle çıkmıştır. Yaşar Yaşamaz da artık bu bozuk düzenin çark dişlerinden biri olup çıkar!...</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dante İlahi Komedya]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dante-ilahi-komedya.html</link>
			<pubDate>Sun, 28 May 2023 16:36:44 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=271">SteLLase</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dante-ilahi-komedya.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Dante İlahi Komedya</span></span><br />
<br />
İlahi Komedya Dante?nin Cehennem, Araf ve Cennet?e yaptığı düşsel bir gezinin öyküsüdür.Dante?ye Cehennem?de, Araf?ta Latin şair Vergilius rehberlik eder.Araf?ın tepesinde Vergilius yerini Beatrice?ye bırakır.Cennet boyunca Dante?ye Beatrice rehberlik eder.Gezi 1300 yılı 7 Nisan Perşembeyi 8 Nisan Cumaya bağlayan gece başlar.14 Nisan Perşembe günü sona erer.<br />
<br />
Dante, evreni Ptolemaios?un görüşüne göre tasarlar.Dünya evrenin merkezidir.Dünya dönmez olduğu yerde durur.Dünyanın çevresinde dönen yedi gezegen (Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter, Satürn) vardır.Gezegenler iç içe geçmiş yedi gök içinde döner.Yedinci gökten sonra gelen sekizinci gökte ise dönmeyen, yerinde duran yıldızlar vardır. Göğün dokuzuncu katında ( gezegenlerin dönmesini sağlayan) İlk Devindirici yer alır. Meryem, Beatrice gibi Tanrı?nın sevgili kullarının ?? kutsal bir gül?? oluşturdukları onuncu kat ise göğün en yüksek katıdır(arşıala).<br />
<br />
Dünya iki bölümden (kuzey yarı küre ile güney yarı küre) oluşur.Güney kutbu dünyanın doruk noktası, kuzey kutbu ise tabanıdır.Kuzey yarı kürenin ortasında Kudüs yer alır. Lucifer?in (baş şeytan) gökten düşerek açtığı çukur olan Cehennem?in girişi Kudüs?ün altındadır.Güney yarı kürenin ortasında bir ada yer alır.Bu adanın üstünde de, Cehennem çukuru açılırken çıkan toprağın oluşturduğu Araf dağı yer bulunur.<br />
<br />
Dante?den önce de Homeros, Vergilius, Sens Piskoposu Audrade, Hamburg piskoposu Ranbert, İslam dünyasından Muhyiddin ibn Arabi gibi yazarlar bu konuya değinmişlerdir. Ama ilk kez Dante, ortaçağ kaynaklarından, mitolojiden, kutsal metinlerden yararlanarak, Vergilius?un Aeneis destanını örnek alarak, düşsel bir öteki dünyayı şiir diliyle görsel bir destana dönüştürür. Sıra dışı bir aşka, mitoloji, tarih ve kutsal metinlerle de desteklenen gerçeküstücü bir ortamda yakılan bir ağıt olarak da değerlendirilebilecek olan İlahi Komedya?nın tarihten, felsefeden dinbilimine, gökbilime, geometriye uzanan bir ansiklopedi niteliği de taşıması, bir başka özelliğidir.<br />
<br />
İlâhî Komedya?nın en ünlü bölümü, Cehennem kitabıdır. Dante, eserin bu bölümünün Yirmisekizinci Kanto?sunda, Cehennemin, ?Hileciler?in bulunduğu Sekizinci Dairesinin bozguncu ve nifakçıların atıldığı Dokuzuncu Hendek?ini anlatırken, Hıristiyanlık içinde sapkın eğilimleri besleyerek dinî bütünlüğü parçalayanları, zikreder. Hem burada, hem de eserin genelinde, Dante?nin cehennem tasvirleri oldukça ?canlı?dır ve pür bedenî işkence sahnelerinden oluşur.<br />
<br />
"Gizemlerin gözüpek açıklamalarını içeren "İlahi Komedya", Papalığa bir savaş ilanı niteliğindeydi. Tıpkı İncil"in "Apocalypse" (Mahşer) bölümünde olduğu gibi, hıristiyan dogmalarına Kabalacı simge ve sayıları cesurca uygulayarak, bu dogmalarda bulunan tüm mutlak değerleri inkar eden "Johannit" ve "Gnostik" özellikler gösteriyordu. Eserde yeralan doğaüstü dünyalara yolculuklar, "Eleusis" ve "Thebes" Gizemlerine giriş törenlerini andırıyordu... Dante, Cehennem çukurundan, başının ve ayaklarının yerlerini değiştirerek, yani Katolik öğretinin tam tersini uygulayarak kurtuluyor ve Şeytan"ı bir merdiven gibi kullanarak yeniden ışığa doğru yükseliyordu. Faust da, yenilmiş Mephistopheles"in kafasına basarak cennete ulaşmamış mıdır? Tüm bildikleri Cehennem"e sırt çevirmek olan kişiler Cehennem"den kurtulamazlar. Onun zincirlerinden ancak Cehennem"e yüzyüze bakma cesareti sayesinde kurtulabiliriz."<br />
<br />
İtalya?nın yetiştirdiği en büyük şair olan Dante, Shakspeare ve Gothe?yle birlikte batı Avrupa edebiyatının en büyük dehasından biri olarak kabul edilir. Ortaçağda tüm kültürü tekeline almış olan Roma Katolik kilisesi, Latince?yi zorla benimseterek ?halk diliyle?yazılmış bütün edebiyat yapıtlarına değer verilmemesine yol açmıştı. Dante, İlahi komedyayı Latince yerine halk diliyle (Floransa İtalyancasıyla) yazarak Avrupa edebiyatının Latince?nin dışında yeni bir evrime yönelmesini etkilemiş, ayrıca İtalyancanın gelişmesinde kesin bir dönüm noktası olmuştu. Dante"nin bir dönüm noktası olması yalnız İtalya"nın uluslaşmasına olan katkısında değil aynı zamanda ortaçağ kültürünün (dini hegemonya ve onun Latin dili) aşılmasına yönelik bir dönüm noktası olması yönünden de önemlidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Dante İlahi Komedya</span></span><br />
<br />
İlahi Komedya Dante?nin Cehennem, Araf ve Cennet?e yaptığı düşsel bir gezinin öyküsüdür.Dante?ye Cehennem?de, Araf?ta Latin şair Vergilius rehberlik eder.Araf?ın tepesinde Vergilius yerini Beatrice?ye bırakır.Cennet boyunca Dante?ye Beatrice rehberlik eder.Gezi 1300 yılı 7 Nisan Perşembeyi 8 Nisan Cumaya bağlayan gece başlar.14 Nisan Perşembe günü sona erer.<br />
<br />
Dante, evreni Ptolemaios?un görüşüne göre tasarlar.Dünya evrenin merkezidir.Dünya dönmez olduğu yerde durur.Dünyanın çevresinde dönen yedi gezegen (Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Jüpiter, Satürn) vardır.Gezegenler iç içe geçmiş yedi gök içinde döner.Yedinci gökten sonra gelen sekizinci gökte ise dönmeyen, yerinde duran yıldızlar vardır. Göğün dokuzuncu katında ( gezegenlerin dönmesini sağlayan) İlk Devindirici yer alır. Meryem, Beatrice gibi Tanrı?nın sevgili kullarının ?? kutsal bir gül?? oluşturdukları onuncu kat ise göğün en yüksek katıdır(arşıala).<br />
<br />
Dünya iki bölümden (kuzey yarı küre ile güney yarı küre) oluşur.Güney kutbu dünyanın doruk noktası, kuzey kutbu ise tabanıdır.Kuzey yarı kürenin ortasında Kudüs yer alır. Lucifer?in (baş şeytan) gökten düşerek açtığı çukur olan Cehennem?in girişi Kudüs?ün altındadır.Güney yarı kürenin ortasında bir ada yer alır.Bu adanın üstünde de, Cehennem çukuru açılırken çıkan toprağın oluşturduğu Araf dağı yer bulunur.<br />
<br />
Dante?den önce de Homeros, Vergilius, Sens Piskoposu Audrade, Hamburg piskoposu Ranbert, İslam dünyasından Muhyiddin ibn Arabi gibi yazarlar bu konuya değinmişlerdir. Ama ilk kez Dante, ortaçağ kaynaklarından, mitolojiden, kutsal metinlerden yararlanarak, Vergilius?un Aeneis destanını örnek alarak, düşsel bir öteki dünyayı şiir diliyle görsel bir destana dönüştürür. Sıra dışı bir aşka, mitoloji, tarih ve kutsal metinlerle de desteklenen gerçeküstücü bir ortamda yakılan bir ağıt olarak da değerlendirilebilecek olan İlahi Komedya?nın tarihten, felsefeden dinbilimine, gökbilime, geometriye uzanan bir ansiklopedi niteliği de taşıması, bir başka özelliğidir.<br />
<br />
İlâhî Komedya?nın en ünlü bölümü, Cehennem kitabıdır. Dante, eserin bu bölümünün Yirmisekizinci Kanto?sunda, Cehennemin, ?Hileciler?in bulunduğu Sekizinci Dairesinin bozguncu ve nifakçıların atıldığı Dokuzuncu Hendek?ini anlatırken, Hıristiyanlık içinde sapkın eğilimleri besleyerek dinî bütünlüğü parçalayanları, zikreder. Hem burada, hem de eserin genelinde, Dante?nin cehennem tasvirleri oldukça ?canlı?dır ve pür bedenî işkence sahnelerinden oluşur.<br />
<br />
"Gizemlerin gözüpek açıklamalarını içeren "İlahi Komedya", Papalığa bir savaş ilanı niteliğindeydi. Tıpkı İncil"in "Apocalypse" (Mahşer) bölümünde olduğu gibi, hıristiyan dogmalarına Kabalacı simge ve sayıları cesurca uygulayarak, bu dogmalarda bulunan tüm mutlak değerleri inkar eden "Johannit" ve "Gnostik" özellikler gösteriyordu. Eserde yeralan doğaüstü dünyalara yolculuklar, "Eleusis" ve "Thebes" Gizemlerine giriş törenlerini andırıyordu... Dante, Cehennem çukurundan, başının ve ayaklarının yerlerini değiştirerek, yani Katolik öğretinin tam tersini uygulayarak kurtuluyor ve Şeytan"ı bir merdiven gibi kullanarak yeniden ışığa doğru yükseliyordu. Faust da, yenilmiş Mephistopheles"in kafasına basarak cennete ulaşmamış mıdır? Tüm bildikleri Cehennem"e sırt çevirmek olan kişiler Cehennem"den kurtulamazlar. Onun zincirlerinden ancak Cehennem"e yüzyüze bakma cesareti sayesinde kurtulabiliriz."<br />
<br />
İtalya?nın yetiştirdiği en büyük şair olan Dante, Shakspeare ve Gothe?yle birlikte batı Avrupa edebiyatının en büyük dehasından biri olarak kabul edilir. Ortaçağda tüm kültürü tekeline almış olan Roma Katolik kilisesi, Latince?yi zorla benimseterek ?halk diliyle?yazılmış bütün edebiyat yapıtlarına değer verilmemesine yol açmıştı. Dante, İlahi komedyayı Latince yerine halk diliyle (Floransa İtalyancasıyla) yazarak Avrupa edebiyatının Latince?nin dışında yeni bir evrime yönelmesini etkilemiş, ayrıca İtalyancanın gelişmesinde kesin bir dönüm noktası olmuştu. Dante"nin bir dönüm noktası olması yalnız İtalya"nın uluslaşmasına olan katkısında değil aynı zamanda ortaçağ kültürünün (dini hegemonya ve onun Latin dili) aşılmasına yönelik bir dönüm noktası olması yönünden de önemlidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[HayvanLarın Sessiz Dünyası (Roman Özeti)]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-hayvanlarin-sessiz-dunyasi-roman-ozeti.html</link>
			<pubDate>Tue, 06 Dec 2022 18:09:19 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=28">Joker’s Grin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-hayvanlarin-sessiz-dunyasi-roman-ozeti.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİTABIN ADI Hayvanların Sessiz Dünyası</span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİTABIN YAZARI Marıan Stamp DAWKINS</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAYINEVİ VE ADRESİ Tübitak Atatürk Bulvarı No:221 06100 Kavaklıdere/ ANKARA</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BASIM TARİHİ 1.Basım Haziran 1999 (2500 adet)</span><br />
KİTABIN YAYIM MAKSADI Hayvanlar aleminin bilinmeyen yönleri Hakkında insanları düşünmeye sevk etmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KİTABIN ÖZETİ :</span></span><br />
<br />
Benim bu kitapta yapmaya çalıştığım öteki insanları anlamaya ve çözmeye çalışırken başvurduğumuz yöntemlerden bazılarının en azından kısmen hayvan türleri içinde kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak oldu. Başka hayvanlarında bizim gibi bilinçli deneyimleri var mı eğer varsa nasıl? Bu hayvanlar duygu ve düşünceye sahip mi? Çevrelerindeki dünyanın farkındalar mı?<br />
<br />
Bu kitabı yazarken hayvanlarda bilinci araştırmanın hem zaman harcamaya değecek hem de sonuç verebilecek bir uğraş olduğuna ikna edilecek iki farklı grubun olduğunu varsaydım. İlk grup insanın dışındaki türlerde bilinçli deneyimin varlığından çeşitli sebeplerle şüphe edenlerden oluşuyor. Bu okuyucuların arasında, öteki canlı türlerinin duygu ve düşüncelere sahip olduklarını gösteren kanıtlar bulunmadığı için bunların var olma ihtimallerini bile ciddiye almayan bilim insanlarıda olacaktır.<br />
<br />
Ulaşabilmeyi umduğum ikinci grup okuyucu ise bu görüşün tam tersine inananlardan oluşmaktadır. Bu yüzden bende ikili bir yaklaşımla şeytanın avukatlığını yaparak bir yandan şüpheci okuyucuları hayvanlarda bilincin varlığı konusunda lehte düşünmeye ikna ederken diğer yandan buna zaten inanmış olanları da bir kez daha düşünmeye teşvik edeceğim.<br />
<br />
Bizden çok farklı görünen canlılarda bilincin varlığı bilincin varlığı konusunda iyi düşünmemizi gerektiren ölçütlerden biri davranışlarının karmaşıklığıdır. Bu demek değil ki her karmaşık davranış bilincin varlığına işaret eder. Ama davranışların karmaşıklığı ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği bilinçli bir zihnin belirtilerindendir. Tabii ki karmaşıklık füzelere hassasiyetle kumanda eden bilgisayarlarda yada otomobil montaj tesislerinde görüldüğü gibi bilinç olmadan da mümkün olabilir. Ancak bir organizma sadece alışılmış davranışları yerine getirmekle kalmayıp önüne çıkan engelleri aşmak için davranışlarını ne ölçüde şartlara uydurabiliyorsa, bunu bilinçli düşünceyle sağlamış olması o derece akla yatkın görünür.<br />
<br />
Hayvanlar genelde çevrelerini daha incelikli olarak değerlendirirler. Hatta hayvanların kendilerini inceleyen insanlardan birkaç adım önde olduğu birçok durum vardır. Dişi devekuşlarının davranışı buna bir örnektir. Yavru bakımı ve yetiştirme biçimleri alışılmış kalıplara sığmaz. Devekuşu çiftleri çoğu zaman başka çiftlerin yavrularını kaçırarak kendilerininkiyle birlikte kalabalık bir karma aile oluştururlar. Başkalarının yavrularını kaçırmayı başaranlar gerçek ebeveynleri kovalayarak yavrulara sanki hepsi kendilerininmiş gibi bakarlar. Bu garip zincirleme yavru kaçırmaları ebeveynlerin hedefi çoğaltarak kendi yavrularını bir tür seyreltme yöntemiyle korumak gibi görünmektedir.<br />
<br />
Devekuşu yavrularından oluşan bir sürü yırtıcı hayvanlar için kolay bir avdır. Bu yüzden kendi yavrularının etrafında başkalarının yavrularının da bulunması yırtıcı hayvanların saldırısı durumunda kendilerininkilerin hayatta kalma şanslarını arttıracaktır. İşte mümkün olduğunca çok yavru kaçırmak için yapılan çılgınca yarışın sebebi budur. Ama yumurtalarıyla ilgili davranışları daha da ilginçtir. Bir yuvada biri 1,5 kg olan 40 yumurta bulunabilir. Ama kuluçkaya yatan anaç dişi ancak 20 yumurta üzerine kuluçkaya yatabilir. Geri kalan yumurtaları dışarı iter ve bu yumurtalar telef olur. Ama yumurtaları yuvanın dışına itme işi rast gele yapılmaz. Kendi yumurtalarını kuluçkaya yatacakların arasına alırken dışarı attıkları öteki dişilere ait yumurtalardır. Anlaşılıyor ki hangi yumurtaların kendine, hangilerinin öteki dişilere ait olduğunu bilmekte ve öncelikle kendilerininkini korumaktadır. Yapılan araştırmalarda dişi devekuşlarının yumurtalarını yüzeylerindeki deliklerin dağılımından tanıdıkları sonucuna varılmıştır.<br />
<br />
Dişi hayvanların eş seçerken işaretleri hassasiyetle değerlendirdikleri görülmektedir. Burada verebileceğimiz örnek siyah ormantavuğu dişisinin eş seçimi politikasıdır. Tercih edilen erkekler her zaman daha iri olanlar yada daha iyi gösteri yapanlar veya taşıdıkları parazitlere bakılarak seçilenler en sağlıklı görünenler değildir. Dişiler arasında rağbet gören erkeklerin çoğunlukla geniş beyaz bir kuyruğa sahip oldukları doğrudur. Ama dişilerin inceleyip beğenmedikleri birçok erkeğinde böylesi kuyrukları vardı. Güzel bir kuyruk dişiyi cezp etmekte etkilidir ama her şey demek değildir. Yapılan araştırmalarda fiziki özelliklerin dışında dişilerin seçtikleri erkeklerin çiftleşmeden 6 ay sonra da hayatta kaldıkları gözlendi. Araştırmacılar hangi erkeğin ne kadar yaşayabileceğini tahmin dahi edemedikleri halde dişiler bunu farkına varamadığımız ama yavrularının daha uzun ömürlü olabileceği erkekleri seçerek yavrularının yaşama şansını belirleyebilecek çok daha gizli işaretlerden etkilendikleri de açıktır. Hayvanların karar almalarına ilişkin bir başka örnekte vampir yarasalardır. Korkutucu ünlerine rağmen vampir yarasalar en azından birbirlerine karşı son derece sosyal hayvanlardır. İçlerinden bazılarının üzerinde beslenecek bir büyükbaş hayvan bulmadan geri dönecekleri geceler olacak ve bunlar kısa sürede açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. İşte böyle durumlarda yarasalar birbirlerini beslerler. Şansı yaver giden yarasa o gece içtiği kanın bir kısmını aç olana verecektir. Ancak bunu yaparken seçici davranırlar ve her aç olana yardım etmezler. Özellikle akrabaları ve geçmişte bağlantıları olmuş ama akrabaları olmayan bireyleri beslerler. Yapılan araştırmalarda bir gün beslenme yardımını sağlayan yarasanın başka bir gün diğerleri tarafından beslendiği ortaya çıkmıştır. Bir yarasa diğer yarasaya o gece içtiği kanın yarısını verdiğinde bir fayda sağlamamaktadır. Ancak şansını yaver gitmediği ve aç kaldığı başka bir akşamda şansı yaver giden diğer yarasa tarafından besleneceği ve ölümden kurtulacağı bilincine sahiptir. Eğer basit bir kural izlenerek bir sonuca ulaşılıyorsa o zaman hayvanın davranışlarında bırakın bilinçli deneyimleri karmaşık açıklamalar aramaya bile gerek yoktur. Ama eğer karmaşık bir sonuca aynı hareketi yaptığımızda bizim izlediklerimize benzeyen yollardan ulaşıyorsa o hayvanda bilinçli deneyimin varlığı biraz daha olası hale gelir. Bir başka örnekte Akıllı Hans adı verilen bir attır. Atın sahibi atının sahip olduğu varsayılan matematik dehası sayesinde büyük paralar kazanmıştır. Ama yapılan araştırmalar atın değil zihinsel matematik işlemi yapmak sayı bile sayamadığı buna karşılık yaptığının muhtemelen sahibinin elinde olmadan yaptığı bazı hareketleri fark etmek olduğu sonucuna vardı. Yapılan araştırmada atın sayı sayarken sahibini dikkatle takip ettiği ve doğru rakama geldiğinde sayı saymak için kullandığı ayağını yere vurma fiilini sahibinin onu onaylayan ve farkında olmadan yaptığı bir işarete (başını sallaması vs) ile bıraktığı ortaya çıkmıştır. Oysa karşıdan hiçbir tepki veya işaret olmadığı durumlarda doğru sonuca ulaşamadığı gözlemlenmiştir. Hans bir matematik dehası olmasa da değişik kişilerin belli belirsiz hareketlerini algılama açısından son derece akıllıydı. Bu bizi şaşırtmamalı. Çünkü hayvanlar birbirlerinin yaptığı hareketleri sürekli olarak fark ederler ve tepki gösterirler. Aslında yaşamaları da çoğu zaman bunu başarabilmelerine bağlıdır,.<br />
<br />
Eğer bir hayvanın bütün yaptığı belli kurallara uymaksa o zaman aklı olduğunu yani düşünebildiğini varsaymak için sebep yoktur. Ama eğer bir hayvan yeni bir durumla karşılaştığında ne yapacağına kendi başına karar verebiliyorsa davranışı karmaşıksa ve performansına zarar verecek sorunlar yaratmıyorsa o zaman gerçekten düşündüğünü ileri sürebiliriz. Bunun yanında böcekler üzerinde şimdiye kadar yapılan bütün çalışmalar çok ayrıntılı kuralları olduğu halde düşünme yeteneğine sahip olmadıklarını göstermektedir. Kurallar tabii ki içgüdüsel yada doğuştan olmak zorunda değildir ve sonradan öğrenilebilir. Ancak öğrenilmiş kurallar bile onlara uyan hayvanların akıllı olduğunu göstermez. Bu yüzden hayvanların önceden belirlenmiş kurallara uymanın ötesine geçip belki de düşünerek hareket ettiklerini söyleyebilmemiz için yeni durumlara nasıl tepki gösterdiklerini görmemiz gerekir. Örneğin her şeyin tersine dönmesi ya da bir öğenin değişmesi gibi. Buna verilecek klasik bir örnek labirentte koşmayı öğrenen bir farenin her zaman izlediği yolun kapatılmasıdır. Bu durumda hayvan kafasında taşıdığı labirentin içsel görüntüsünü kullanarak hangi alternatif yolu izlemesi gerektiğini bulabilir mi? Eğer doğru yolu birkaç başarısız girişim ve deneme yanılma yöntemiyle değil de hemen bulursa o zaman labirentin içsel görüntüsüne sahip olduğunu ve hangi yöne gideceğini düşündüğünü söyleyebiliriz. Dil insanların bir birleriyle anlaşabilmeleri için en önemli unsurdur. Ancak insanlarla hayvanların anlaşabilmeleri için dil yeterli değildir. Hayvanlar istedikleri veya istemedikleri şeyleri dil ile anlatamadıkları için bunun yerine davranışlarını kullanırlar.<br />
<br />
Eğer bir hayvan bir şeyi görebilmek ya da görmemek için üst üste çaba harcamayı göze alıyorsa o nesneye önem verdiğini bize davranışlarıyla anlatmaktadır. Bize davranışlarıyla neyi istediğini ya da neyi istemediğini söylemektedir. Bizde hayvanın istediği şeyin karşılığında ödemesi gereken bedeli yükseltir ve böylece elde edilmesini güçleştirirsek hayvan için neyin gerçekten değerli olduğunu bulabiliriz. Söze ihtiyaç duymadan bir hayvanın nelere öncelik verdiğini ve bazı şeyler için her şeyi yapabilecekmiş gibi davranıp davranmadığını öğrenebiliriz. Hayvanların neyin kendileri için önemli olduğunu gösterdiği en iyi örneklerden biri fare ve hamster deneylerinde ortaya çıkmıştır. Araştırmacının ilgilendiği konu uzun süre sigara dumanı solumanın yol açacağı etkilerdi. Ancak deneyi yarıda kesmek zorunda kaldı, çünkü hayvanlar ona görüşlerini anlatmanın bir yolunu bulmuşlardı. Deneyde sigara dumanının uzun vadeli sonuçlarını araştırmak için hayvanları ayrı ayrı camdan yapılmış kafeslerin içine yerleştirmişlerdi. Bu kafeslere cam tüplerle kesintisiz sigara dumanı veriliyordu. Bir süre sonra deney başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü hayvanların çoğu sigara dumanının içinden geçerek kafese dolduğu cam tüplerin ağzını dışkılarıyla tıkamayı öğrenmişlerdi. Hatta tüpten gelen dumanlı hava tek oksijen kaynağı olduğu için araştırmacılar ne olup bittiğini fark etmeden birkaç hayvan havasızlıktan boğulmuştu. Ancak bu insanlara gönderdikleri mesajın daha da iyi anlaşılmasına hizmet etmişti. Bu mesaj aralıksız üflenen sigara dumanının onu durdurmak için her şeyi deneyecekleri hatta tek hava kaynaklarını bile kapatabilecekleri kadar nefret edici bir şey olduğuydu.<br />
<br />
Bir diğer araştırmacı farelerle insanların sıcaklık değişimlerine ne şekilde tepki gösterdiklerini bulmak içinde deneyler yapmış ve bu konuda da yakın benzerlikler olduğunu ortaya çıkarmıştır. İnsanların o anda sıcaktan bunalmış yada üşümüş olmalarına bağlı olarak 20 C lik bir sıcaklığı çok iyi ya da çok rahatsız edici bulmalarına benzer bilinçli deneyimlerinin paraleli, kendilerine havayı ısıtan yada soğutan bir tuş sağlanan farelerde görülmektedir. Fareler eğer bulundukları yerin sıcaklığı vücut sıcaklıklarından çok farklıysa tuşları kullanarak sıcaklığı yükselttikleri yada düşürdükleri gözlenmiştir.<br />
<br />
Eğer hayvanlarda bilincin varlığını kabul edersek bunun iki önemli sonucu olabilir. İlki daha önce hangi noktada durduğuna bağlı olarak hayvanlara nasıl davranılması gerektiğine ilişkin görüşlerinizde büyük bir değişiklik meydana gelebilir. İkinci olası sonuç ise bunu hayvanların biyolojisi ile ilgili bilgilerimizi ve özellikle davranışlarıyla ilgili olanları bütünüyle değiştirebileceğidir. Bu değişiklikler bir ölçüde gerçekleşmeye başlamıştır ve hayvan davranışıyla ilgili çalışmalar insanların rastlantı eseri kendileri gibi olmayan varlıklarla ilgili düşüncelerini değiştirdikçe daha da artacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Not :</span> Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALINTIDIR</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİTABIN ADI Hayvanların Sessiz Dünyası</span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİTABIN YAZARI Marıan Stamp DAWKINS</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAYINEVİ VE ADRESİ Tübitak Atatürk Bulvarı No:221 06100 Kavaklıdere/ ANKARA</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BASIM TARİHİ 1.Basım Haziran 1999 (2500 adet)</span><br />
KİTABIN YAYIM MAKSADI Hayvanlar aleminin bilinmeyen yönleri Hakkında insanları düşünmeye sevk etmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">KİTABIN ÖZETİ :</span></span><br />
<br />
Benim bu kitapta yapmaya çalıştığım öteki insanları anlamaya ve çözmeye çalışırken başvurduğumuz yöntemlerden bazılarının en azından kısmen hayvan türleri içinde kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak oldu. Başka hayvanlarında bizim gibi bilinçli deneyimleri var mı eğer varsa nasıl? Bu hayvanlar duygu ve düşünceye sahip mi? Çevrelerindeki dünyanın farkındalar mı?<br />
<br />
Bu kitabı yazarken hayvanlarda bilinci araştırmanın hem zaman harcamaya değecek hem de sonuç verebilecek bir uğraş olduğuna ikna edilecek iki farklı grubun olduğunu varsaydım. İlk grup insanın dışındaki türlerde bilinçli deneyimin varlığından çeşitli sebeplerle şüphe edenlerden oluşuyor. Bu okuyucuların arasında, öteki canlı türlerinin duygu ve düşüncelere sahip olduklarını gösteren kanıtlar bulunmadığı için bunların var olma ihtimallerini bile ciddiye almayan bilim insanlarıda olacaktır.<br />
<br />
Ulaşabilmeyi umduğum ikinci grup okuyucu ise bu görüşün tam tersine inananlardan oluşmaktadır. Bu yüzden bende ikili bir yaklaşımla şeytanın avukatlığını yaparak bir yandan şüpheci okuyucuları hayvanlarda bilincin varlığı konusunda lehte düşünmeye ikna ederken diğer yandan buna zaten inanmış olanları da bir kez daha düşünmeye teşvik edeceğim.<br />
<br />
Bizden çok farklı görünen canlılarda bilincin varlığı bilincin varlığı konusunda iyi düşünmemizi gerektiren ölçütlerden biri davranışlarının karmaşıklığıdır. Bu demek değil ki her karmaşık davranış bilincin varlığına işaret eder. Ama davranışların karmaşıklığı ve değişen şartlara uyum sağlama yeteneği bilinçli bir zihnin belirtilerindendir. Tabii ki karmaşıklık füzelere hassasiyetle kumanda eden bilgisayarlarda yada otomobil montaj tesislerinde görüldüğü gibi bilinç olmadan da mümkün olabilir. Ancak bir organizma sadece alışılmış davranışları yerine getirmekle kalmayıp önüne çıkan engelleri aşmak için davranışlarını ne ölçüde şartlara uydurabiliyorsa, bunu bilinçli düşünceyle sağlamış olması o derece akla yatkın görünür.<br />
<br />
Hayvanlar genelde çevrelerini daha incelikli olarak değerlendirirler. Hatta hayvanların kendilerini inceleyen insanlardan birkaç adım önde olduğu birçok durum vardır. Dişi devekuşlarının davranışı buna bir örnektir. Yavru bakımı ve yetiştirme biçimleri alışılmış kalıplara sığmaz. Devekuşu çiftleri çoğu zaman başka çiftlerin yavrularını kaçırarak kendilerininkiyle birlikte kalabalık bir karma aile oluştururlar. Başkalarının yavrularını kaçırmayı başaranlar gerçek ebeveynleri kovalayarak yavrulara sanki hepsi kendilerininmiş gibi bakarlar. Bu garip zincirleme yavru kaçırmaları ebeveynlerin hedefi çoğaltarak kendi yavrularını bir tür seyreltme yöntemiyle korumak gibi görünmektedir.<br />
<br />
Devekuşu yavrularından oluşan bir sürü yırtıcı hayvanlar için kolay bir avdır. Bu yüzden kendi yavrularının etrafında başkalarının yavrularının da bulunması yırtıcı hayvanların saldırısı durumunda kendilerininkilerin hayatta kalma şanslarını arttıracaktır. İşte mümkün olduğunca çok yavru kaçırmak için yapılan çılgınca yarışın sebebi budur. Ama yumurtalarıyla ilgili davranışları daha da ilginçtir. Bir yuvada biri 1,5 kg olan 40 yumurta bulunabilir. Ama kuluçkaya yatan anaç dişi ancak 20 yumurta üzerine kuluçkaya yatabilir. Geri kalan yumurtaları dışarı iter ve bu yumurtalar telef olur. Ama yumurtaları yuvanın dışına itme işi rast gele yapılmaz. Kendi yumurtalarını kuluçkaya yatacakların arasına alırken dışarı attıkları öteki dişilere ait yumurtalardır. Anlaşılıyor ki hangi yumurtaların kendine, hangilerinin öteki dişilere ait olduğunu bilmekte ve öncelikle kendilerininkini korumaktadır. Yapılan araştırmalarda dişi devekuşlarının yumurtalarını yüzeylerindeki deliklerin dağılımından tanıdıkları sonucuna varılmıştır.<br />
<br />
Dişi hayvanların eş seçerken işaretleri hassasiyetle değerlendirdikleri görülmektedir. Burada verebileceğimiz örnek siyah ormantavuğu dişisinin eş seçimi politikasıdır. Tercih edilen erkekler her zaman daha iri olanlar yada daha iyi gösteri yapanlar veya taşıdıkları parazitlere bakılarak seçilenler en sağlıklı görünenler değildir. Dişiler arasında rağbet gören erkeklerin çoğunlukla geniş beyaz bir kuyruğa sahip oldukları doğrudur. Ama dişilerin inceleyip beğenmedikleri birçok erkeğinde böylesi kuyrukları vardı. Güzel bir kuyruk dişiyi cezp etmekte etkilidir ama her şey demek değildir. Yapılan araştırmalarda fiziki özelliklerin dışında dişilerin seçtikleri erkeklerin çiftleşmeden 6 ay sonra da hayatta kaldıkları gözlendi. Araştırmacılar hangi erkeğin ne kadar yaşayabileceğini tahmin dahi edemedikleri halde dişiler bunu farkına varamadığımız ama yavrularının daha uzun ömürlü olabileceği erkekleri seçerek yavrularının yaşama şansını belirleyebilecek çok daha gizli işaretlerden etkilendikleri de açıktır. Hayvanların karar almalarına ilişkin bir başka örnekte vampir yarasalardır. Korkutucu ünlerine rağmen vampir yarasalar en azından birbirlerine karşı son derece sosyal hayvanlardır. İçlerinden bazılarının üzerinde beslenecek bir büyükbaş hayvan bulmadan geri dönecekleri geceler olacak ve bunlar kısa sürede açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklardır. İşte böyle durumlarda yarasalar birbirlerini beslerler. Şansı yaver giden yarasa o gece içtiği kanın bir kısmını aç olana verecektir. Ancak bunu yaparken seçici davranırlar ve her aç olana yardım etmezler. Özellikle akrabaları ve geçmişte bağlantıları olmuş ama akrabaları olmayan bireyleri beslerler. Yapılan araştırmalarda bir gün beslenme yardımını sağlayan yarasanın başka bir gün diğerleri tarafından beslendiği ortaya çıkmıştır. Bir yarasa diğer yarasaya o gece içtiği kanın yarısını verdiğinde bir fayda sağlamamaktadır. Ancak şansını yaver gitmediği ve aç kaldığı başka bir akşamda şansı yaver giden diğer yarasa tarafından besleneceği ve ölümden kurtulacağı bilincine sahiptir. Eğer basit bir kural izlenerek bir sonuca ulaşılıyorsa o zaman hayvanın davranışlarında bırakın bilinçli deneyimleri karmaşık açıklamalar aramaya bile gerek yoktur. Ama eğer karmaşık bir sonuca aynı hareketi yaptığımızda bizim izlediklerimize benzeyen yollardan ulaşıyorsa o hayvanda bilinçli deneyimin varlığı biraz daha olası hale gelir. Bir başka örnekte Akıllı Hans adı verilen bir attır. Atın sahibi atının sahip olduğu varsayılan matematik dehası sayesinde büyük paralar kazanmıştır. Ama yapılan araştırmalar atın değil zihinsel matematik işlemi yapmak sayı bile sayamadığı buna karşılık yaptığının muhtemelen sahibinin elinde olmadan yaptığı bazı hareketleri fark etmek olduğu sonucuna vardı. Yapılan araştırmada atın sayı sayarken sahibini dikkatle takip ettiği ve doğru rakama geldiğinde sayı saymak için kullandığı ayağını yere vurma fiilini sahibinin onu onaylayan ve farkında olmadan yaptığı bir işarete (başını sallaması vs) ile bıraktığı ortaya çıkmıştır. Oysa karşıdan hiçbir tepki veya işaret olmadığı durumlarda doğru sonuca ulaşamadığı gözlemlenmiştir. Hans bir matematik dehası olmasa da değişik kişilerin belli belirsiz hareketlerini algılama açısından son derece akıllıydı. Bu bizi şaşırtmamalı. Çünkü hayvanlar birbirlerinin yaptığı hareketleri sürekli olarak fark ederler ve tepki gösterirler. Aslında yaşamaları da çoğu zaman bunu başarabilmelerine bağlıdır,.<br />
<br />
Eğer bir hayvanın bütün yaptığı belli kurallara uymaksa o zaman aklı olduğunu yani düşünebildiğini varsaymak için sebep yoktur. Ama eğer bir hayvan yeni bir durumla karşılaştığında ne yapacağına kendi başına karar verebiliyorsa davranışı karmaşıksa ve performansına zarar verecek sorunlar yaratmıyorsa o zaman gerçekten düşündüğünü ileri sürebiliriz. Bunun yanında böcekler üzerinde şimdiye kadar yapılan bütün çalışmalar çok ayrıntılı kuralları olduğu halde düşünme yeteneğine sahip olmadıklarını göstermektedir. Kurallar tabii ki içgüdüsel yada doğuştan olmak zorunda değildir ve sonradan öğrenilebilir. Ancak öğrenilmiş kurallar bile onlara uyan hayvanların akıllı olduğunu göstermez. Bu yüzden hayvanların önceden belirlenmiş kurallara uymanın ötesine geçip belki de düşünerek hareket ettiklerini söyleyebilmemiz için yeni durumlara nasıl tepki gösterdiklerini görmemiz gerekir. Örneğin her şeyin tersine dönmesi ya da bir öğenin değişmesi gibi. Buna verilecek klasik bir örnek labirentte koşmayı öğrenen bir farenin her zaman izlediği yolun kapatılmasıdır. Bu durumda hayvan kafasında taşıdığı labirentin içsel görüntüsünü kullanarak hangi alternatif yolu izlemesi gerektiğini bulabilir mi? Eğer doğru yolu birkaç başarısız girişim ve deneme yanılma yöntemiyle değil de hemen bulursa o zaman labirentin içsel görüntüsüne sahip olduğunu ve hangi yöne gideceğini düşündüğünü söyleyebiliriz. Dil insanların bir birleriyle anlaşabilmeleri için en önemli unsurdur. Ancak insanlarla hayvanların anlaşabilmeleri için dil yeterli değildir. Hayvanlar istedikleri veya istemedikleri şeyleri dil ile anlatamadıkları için bunun yerine davranışlarını kullanırlar.<br />
<br />
Eğer bir hayvan bir şeyi görebilmek ya da görmemek için üst üste çaba harcamayı göze alıyorsa o nesneye önem verdiğini bize davranışlarıyla anlatmaktadır. Bize davranışlarıyla neyi istediğini ya da neyi istemediğini söylemektedir. Bizde hayvanın istediği şeyin karşılığında ödemesi gereken bedeli yükseltir ve böylece elde edilmesini güçleştirirsek hayvan için neyin gerçekten değerli olduğunu bulabiliriz. Söze ihtiyaç duymadan bir hayvanın nelere öncelik verdiğini ve bazı şeyler için her şeyi yapabilecekmiş gibi davranıp davranmadığını öğrenebiliriz. Hayvanların neyin kendileri için önemli olduğunu gösterdiği en iyi örneklerden biri fare ve hamster deneylerinde ortaya çıkmıştır. Araştırmacının ilgilendiği konu uzun süre sigara dumanı solumanın yol açacağı etkilerdi. Ancak deneyi yarıda kesmek zorunda kaldı, çünkü hayvanlar ona görüşlerini anlatmanın bir yolunu bulmuşlardı. Deneyde sigara dumanının uzun vadeli sonuçlarını araştırmak için hayvanları ayrı ayrı camdan yapılmış kafeslerin içine yerleştirmişlerdi. Bu kafeslere cam tüplerle kesintisiz sigara dumanı veriliyordu. Bir süre sonra deney başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü hayvanların çoğu sigara dumanının içinden geçerek kafese dolduğu cam tüplerin ağzını dışkılarıyla tıkamayı öğrenmişlerdi. Hatta tüpten gelen dumanlı hava tek oksijen kaynağı olduğu için araştırmacılar ne olup bittiğini fark etmeden birkaç hayvan havasızlıktan boğulmuştu. Ancak bu insanlara gönderdikleri mesajın daha da iyi anlaşılmasına hizmet etmişti. Bu mesaj aralıksız üflenen sigara dumanının onu durdurmak için her şeyi deneyecekleri hatta tek hava kaynaklarını bile kapatabilecekleri kadar nefret edici bir şey olduğuydu.<br />
<br />
Bir diğer araştırmacı farelerle insanların sıcaklık değişimlerine ne şekilde tepki gösterdiklerini bulmak içinde deneyler yapmış ve bu konuda da yakın benzerlikler olduğunu ortaya çıkarmıştır. İnsanların o anda sıcaktan bunalmış yada üşümüş olmalarına bağlı olarak 20 C lik bir sıcaklığı çok iyi ya da çok rahatsız edici bulmalarına benzer bilinçli deneyimlerinin paraleli, kendilerine havayı ısıtan yada soğutan bir tuş sağlanan farelerde görülmektedir. Fareler eğer bulundukları yerin sıcaklığı vücut sıcaklıklarından çok farklıysa tuşları kullanarak sıcaklığı yükselttikleri yada düşürdükleri gözlenmiştir.<br />
<br />
Eğer hayvanlarda bilincin varlığını kabul edersek bunun iki önemli sonucu olabilir. İlki daha önce hangi noktada durduğuna bağlı olarak hayvanlara nasıl davranılması gerektiğine ilişkin görüşlerinizde büyük bir değişiklik meydana gelebilir. İkinci olası sonuç ise bunu hayvanların biyolojisi ile ilgili bilgilerimizi ve özellikle davranışlarıyla ilgili olanları bütünüyle değiştirebileceğidir. Bu değişiklikler bir ölçüde gerçekleşmeye başlamıştır ve hayvan davranışıyla ilgili çalışmalar insanların rastlantı eseri kendileri gibi olmayan varlıklarla ilgili düşüncelerini değiştirdikçe daha da artacaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Not :</span> Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALINTIDIR</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Katya'nın Yazı / Şibumi]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-katya-nin-yazi-sibumi.html</link>
			<pubDate>Tue, 06 Dec 2022 18:07:21 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=28">Joker’s Grin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-katya-nin-yazi-sibumi.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://i.hizliresim.com/7Bg8am.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 7Bg8am.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Courier New';" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Montrean diplomalı yeni bir doktordur ve doktor Gros’un yanında çalışmaktadır. Doktor Gros, orta yaşlı kadınların hastalıkları ile ilgilenmektedir. Gelen hastalarına bazen iyi, bazen kötü bir şekilde, Montrean’ı anlatmaktadır. Bu davranışı onun da bir zaman Montrean gibi yeni bir doktor olduğunu belirtmek içindir.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Courier New';" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Montrean 2 nci Dünya Savaşına, pasifliğinden dolayı subay olarak katılması gerekirken er olarak katılır. Sıkıntılı ve acılı geçen dört yıldan sonra, doktorluk yaptığı Salies kasabasına döner. Doktor Gros’un yanında çalışmaya devam eder. Bir gün gençlik zamanında yaşadığı yerlerde gezerken, Katya ile tanışır. Katya kardeşini bisikletten düşürmüştür ve doktor olarak Dr.Gros’un tavsiyesi ile Montrean’a başvurur. Katya’nın kasaba dışındaki evine giderler. Bu evde Katya, ikizi Paul ve bilim araştırması yapan babaları yaşamaktadır. Gerekli tedavi yapıldıktan sonra, birkaç gün eve gidip gelme sürer ve bu arada Katya ile Montrean arasında bir yakınlık doğar. Artık Montrean ve Katya’nın ailesi akşamları çay sefası yapmaktadır. Paul, Montrean’a karşı anlaşılmaz ve değişken tutumlar sergilemektedir. Katya ve ailesi kasabadan uzakta ve insanlardan uzak, kendi yarattıkları iç dünyalarında yaşamaktadırlar. Bir gün Montrean Trevill ailesine yaptıkları ziyarette, Katya ile bahçede dolaşırken ona karşı olan duygularını itiraf eder. Onu sevdiğini söyler, kollarına alır ve öper. Sonra yaptıklarından pişman olur.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Courier New';" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Katya’nın kardeşi Paul bu esnada sessizce patika yolundan gelmiş ve bu olaylara tanık olmuştur. Mahcup ve canı sıkılmış bir halde Salies’e geri döner. Dr.Gros’la konuşup rahatlama ihtiyacı duymaktadır. Dr. Gros konuşma esnasında Paul’un kasabadan taşınma kararı aldığını, o sabah kasabaya inip gerekli hazırlıkları yaptığını öğrenir. Montrean’ın yanına ertesi sabah Katya gelir, hiçbir şey olmamış gibi konuşurlar. Katya Paul’un taşınma planından habersiz Paul’le konuşacağını, durumu düzeltmek için elinden geleni yapacağını, Montrean kendi evlerine tekrar gelmeye başlamasını ister. Bu konuşmadan sonra Montrean, ailenin yanına gidip gelmeye yeniden başlar. Bir gece akşam yemeğinden sonra Paul kolunu kontrol ettirmek için Montrean’ı yanına çağırır. Paul ile Montrean, Katya ve babasından habersiz bir konuşma yaparlar. Paul Montrean’a tehditkar bir üslupla, taşınana kadar kendilerine ziyarete gelebileceğini yalnız, Katya ile fazla yalnız kalmamasını ve ona elini sürmemesini, kendisinin de onları rahatsız etmeyecek bir uzaklıktan, bir hafta boyunca takip edeceğini söyler. Montrean bu konuşmada Katya’nın kendisini sevdiğini ve gitmek istemediğini, Paul’un neden karıştığını anlayamadığını söyleyerek bunun nedenini öğrenmeye çalışır.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Courier New';" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O gece Katya’nın babası, Montrean’a oturdukları yere 20 km. uzaklıkta olan Alos kentinde kutlanan festivale gitmeyi teklif eder. Montrean bu teklifi kabul eder. Solyas’a vardığında Dr. Gros’la görüşür ve onun iki günlüğüne bir geziye gitmeyi planladığını öğrenir. Dr. Gros ona Solyas’ta kalıp acil vakalara bakmasını ve kliniğe göz kulak olmasını söyler. Montrean bu teklifi isteksizce fakat mecburen kabul eder. Dr. Gros gezisine giderken Paul’un evine uğrayıp Montrean’nın o gün çaya gelemeyeceğini, ertesi gün Alas festivaline gidemeyeceğini söyler. Montrean iki gün boyunca kliniğin işlerini yerine getirir ve bir gencin kolunu kesilmekten kurtarır. İki gün sonra Montrean sokak kahvesinde otururken, yanına Paul ve Katya gelir ve festivalin son günü gidiş planlarını ve yapacaklarını karşılaştırırlar. Dr. Gros o akşam döndüğünde Montrean’la konuşurken kendisinin gezide bulunduğu yere, Paris’ten gelen bir adamdan Katya ve ailesi hakkında bir takım söylentiler duyduğunu öğrenir. Bu söylentilere göre Katya’nın babası Paris’te genç bir delikanlıyı vurmuştur. Dr. Gros’un bu adamdan duyduklarına göre, bir gece bu genç Katya ile görüşmek için eve gizlice girecek bir yer ararken, Katya’nın babası bu genci hırsız sanarak vurup öldürmüştür. Dolayısı ile bu ölüm namus uğruna işenen bir cinayet gibi görünmektedir. Yine adamın anlattıklarına göre işlemler biter bitmez aile Paris’ten oldukça uzakta olan Solies kentine kaçmışlardır. Montrean ertesi gün ilk fırsatta Paul’ü görüp onunla konuşmak, kaçmakla bir şeyin çözümlenemeyeceğini ikna etme kararındadır. Fakat eve varınca, festivale gitme telaşından bu konuşmayı yapmaya fırsat bulamaz. Montrean, Katya ve ailesi ile festivale gitmek üzere Alas kentine doğru yola çıkar. Yolculuk sırasında piknik yapmak üzere mola verirler. Molada Montrean önceki gece Dr. Gros’tan duyduklarını Paul’a sorar. Ciddi bir cevap alamaz. Birbirini izleyen sıkıntılı günler sonunda aile fertlerinin hepsi değişik yer ve zamanda intihar eder. Montrean tüm bu olaylardan aşırı bir şekilde etkilenmeden hayatına devam eder.</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://i.hizliresim.com/7Bg8am.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 7Bg8am.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Courier New';" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Montrean diplomalı yeni bir doktordur ve doktor Gros’un yanında çalışmaktadır. Doktor Gros, orta yaşlı kadınların hastalıkları ile ilgilenmektedir. Gelen hastalarına bazen iyi, bazen kötü bir şekilde, Montrean’ı anlatmaktadır. Bu davranışı onun da bir zaman Montrean gibi yeni bir doktor olduğunu belirtmek içindir.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Courier New';" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Montrean 2 nci Dünya Savaşına, pasifliğinden dolayı subay olarak katılması gerekirken er olarak katılır. Sıkıntılı ve acılı geçen dört yıldan sonra, doktorluk yaptığı Salies kasabasına döner. Doktor Gros’un yanında çalışmaya devam eder. Bir gün gençlik zamanında yaşadığı yerlerde gezerken, Katya ile tanışır. Katya kardeşini bisikletten düşürmüştür ve doktor olarak Dr.Gros’un tavsiyesi ile Montrean’a başvurur. Katya’nın kasaba dışındaki evine giderler. Bu evde Katya, ikizi Paul ve bilim araştırması yapan babaları yaşamaktadır. Gerekli tedavi yapıldıktan sonra, birkaç gün eve gidip gelme sürer ve bu arada Katya ile Montrean arasında bir yakınlık doğar. Artık Montrean ve Katya’nın ailesi akşamları çay sefası yapmaktadır. Paul, Montrean’a karşı anlaşılmaz ve değişken tutumlar sergilemektedir. Katya ve ailesi kasabadan uzakta ve insanlardan uzak, kendi yarattıkları iç dünyalarında yaşamaktadırlar. Bir gün Montrean Trevill ailesine yaptıkları ziyarette, Katya ile bahçede dolaşırken ona karşı olan duygularını itiraf eder. Onu sevdiğini söyler, kollarına alır ve öper. Sonra yaptıklarından pişman olur.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Courier New';" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Katya’nın kardeşi Paul bu esnada sessizce patika yolundan gelmiş ve bu olaylara tanık olmuştur. Mahcup ve canı sıkılmış bir halde Salies’e geri döner. Dr.Gros’la konuşup rahatlama ihtiyacı duymaktadır. Dr. Gros konuşma esnasında Paul’un kasabadan taşınma kararı aldığını, o sabah kasabaya inip gerekli hazırlıkları yaptığını öğrenir. Montrean’ın yanına ertesi sabah Katya gelir, hiçbir şey olmamış gibi konuşurlar. Katya Paul’un taşınma planından habersiz Paul’le konuşacağını, durumu düzeltmek için elinden geleni yapacağını, Montrean kendi evlerine tekrar gelmeye başlamasını ister. Bu konuşmadan sonra Montrean, ailenin yanına gidip gelmeye yeniden başlar. Bir gece akşam yemeğinden sonra Paul kolunu kontrol ettirmek için Montrean’ı yanına çağırır. Paul ile Montrean, Katya ve babasından habersiz bir konuşma yaparlar. Paul Montrean’a tehditkar bir üslupla, taşınana kadar kendilerine ziyarete gelebileceğini yalnız, Katya ile fazla yalnız kalmamasını ve ona elini sürmemesini, kendisinin de onları rahatsız etmeyecek bir uzaklıktan, bir hafta boyunca takip edeceğini söyler. Montrean bu konuşmada Katya’nın kendisini sevdiğini ve gitmek istemediğini, Paul’un neden karıştığını anlayamadığını söyleyerek bunun nedenini öğrenmeye çalışır.</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Courier New';" class="mycode_font"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O gece Katya’nın babası, Montrean’a oturdukları yere 20 km. uzaklıkta olan Alos kentinde kutlanan festivale gitmeyi teklif eder. Montrean bu teklifi kabul eder. Solyas’a vardığında Dr. Gros’la görüşür ve onun iki günlüğüne bir geziye gitmeyi planladığını öğrenir. Dr. Gros ona Solyas’ta kalıp acil vakalara bakmasını ve kliniğe göz kulak olmasını söyler. Montrean bu teklifi isteksizce fakat mecburen kabul eder. Dr. Gros gezisine giderken Paul’un evine uğrayıp Montrean’nın o gün çaya gelemeyeceğini, ertesi gün Alas festivaline gidemeyeceğini söyler. Montrean iki gün boyunca kliniğin işlerini yerine getirir ve bir gencin kolunu kesilmekten kurtarır. İki gün sonra Montrean sokak kahvesinde otururken, yanına Paul ve Katya gelir ve festivalin son günü gidiş planlarını ve yapacaklarını karşılaştırırlar. Dr. Gros o akşam döndüğünde Montrean’la konuşurken kendisinin gezide bulunduğu yere, Paris’ten gelen bir adamdan Katya ve ailesi hakkında bir takım söylentiler duyduğunu öğrenir. Bu söylentilere göre Katya’nın babası Paris’te genç bir delikanlıyı vurmuştur. Dr. Gros’un bu adamdan duyduklarına göre, bir gece bu genç Katya ile görüşmek için eve gizlice girecek bir yer ararken, Katya’nın babası bu genci hırsız sanarak vurup öldürmüştür. Dolayısı ile bu ölüm namus uğruna işenen bir cinayet gibi görünmektedir. Yine adamın anlattıklarına göre işlemler biter bitmez aile Paris’ten oldukça uzakta olan Solies kentine kaçmışlardır. Montrean ertesi gün ilk fırsatta Paul’ü görüp onunla konuşmak, kaçmakla bir şeyin çözümlenemeyeceğini ikna etme kararındadır. Fakat eve varınca, festivale gitme telaşından bu konuşmayı yapmaya fırsat bulamaz. Montrean, Katya ve ailesi ile festivale gitmek üzere Alas kentine doğru yola çıkar. Yolculuk sırasında piknik yapmak üzere mola verirler. Molada Montrean önceki gece Dr. Gros’tan duyduklarını Paul’a sorar. Ciddi bir cevap alamaz. Birbirini izleyen sıkıntılı günler sonunda aile fertlerinin hepsi değişik yer ve zamanda intihar eder. Montrean tüm bu olaylardan aşırı bir şekilde etkilenmeden hayatına devam eder.</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Da Vinci Şifresi - Dan Brown]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-da-vinci-sifresi-dan-brown.html</link>
			<pubDate>Tue, 06 Dec 2022 18:04:26 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=28">Joker’s Grin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-da-vinci-sifresi-dan-brown.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Paris Louvre Müzesi müdürü Jacques Sauniere, ünlü simgebilim profesörü Robert Langdon ile buluşacağı gece, müzede bir cinayete kurban gider. Otel odasında istirahat etmekte olan Langdon resepsiyondan gelen telefonla uyanır. Telefondaki görevli, polis teşkilatından Teğmen Colletâ€™in kendisiyle görüşmek istediğini söyler. Teğmen Collet, müze müdürü Sauniereâ€™nin cesedinin fotoğraflarını Langdonâ€™a gösterir ve müzeye gelmesini ister.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Langdonâ€™u müzede Yüzbaşı Fache karşılar ve cesedin bulunduğu yere götürür. Langdon, Müdür Sauniereâ€™nin yerde kolları ve bacakları açık, çırılçıplak cesedini görür. Cesedin hemen yanında ise Sauniereâ€™nin ölmeden hemen önce yazdığı bir mesaj vardır. Anlaşılan Sauniere birilerine bazı mesajlar vermek istiyordu. Langdon mesajı çözmeye çalışırken müzeye kriptoloji ajanı Sophie Neveu gelir. Yüzbaşı Fache bir numaralı cinayet zanlısı olarak Profesör Langdonâ€™u görmektedir. Sophie Langdonâ€™a, Paris ABD Büyükelçisi ile temas kurması gerektiğini ve kendisine bir mesaj olduğunu söyler. Araması için kendi telefonunu Langdonâ€™a uzatır. Longdon Amerikan Büyükelçiliğini aradığında karşısına telesekreter mesajı çıkar, mesajdaki ses ise Sophieâ€™nin sesidir. Sophie mesajında profesöre tehlikede olduğunu, Facheâ€™nin cinayet zanlısı olarak Langdonâ€™u gördüğünü söylemektedir. Telefonu kapatan Langdon tuvalete gitti. Bu arada Fache ve Sophie tartışıyorlardı ve Fache Neveuâ€™nun olay yerini terk etmesini istiyordu. Sophie olay yerinden uzaklaştı ama müzeyi terk etmedi. Profesöre yardım etmesi gerekiyordu, gizlice tuvalete gitti. Profesöre cebinden çıkardığı cesede ait bir fotoğrafı gösterdi. Sauniereâ€™nin yazdığı mesajın sonunda â€œP.S. Robert Langdonâ€™u bulâ€�yazıyordu. Yüzbaşı Fache bu cümleyi sildirmişti. Langdon, neden cinayet zanlısı olarak görüldüğünü şimdi anlamıştı. Eğer geri dönerse Fache tarafından tutuklanacaktı. Sophie, tek çarenin tuvaletteki küçük pencereden Amerikan Büyükelçiliğine kaçmak olduğunu söyledi. Profesör ise kaçarsa cinayeti kabulleneceğini düşünüyordu. Profesörün cebine yerleştirilen ve sinyal gönderen küçük bir aleti bir sabunun içine yerleştirdikten sonra camı kırarak kırmızı ışıkta bekleyen kamyonun üzerine fırlattılar.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Yüzbaşı Fache ise Langdonâ€™un kaçtığını zannederek adamları ile birlikte sinyali takibe başlar. Bu sırada Ajan Neveu ve Profesör Langdon olay yerine dönerler. Sophie yerde yatan Sauniereâ€™nin büyükbabası olduğunu söyler. Sophie ve Sauniere uzun süredir görüşmemektedirler. Mesajdaki â€œP.S.â€�ise Sauniereâ€™nin torununa taktığı lakap olan Prenses Sophie kelimelerinin baş harfleridir. Sauniere arkasında bıraktığı sırların Profesör Langdon tarafından çözülebileceğini düşünerek torununa bu mesajı bırakmıştır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Langdon ve Sophie, Sauniereâ€™nin bıraktığı mesajın bir anagram yani şifre olduğunu keşfederler. Mesajda â€œLeonardo Da Vinci, Mona Lisa!â€�yazmaktadır. Müzedeki Mona Lisa tablosunun arkasında haçı andıran ve ortasında P.S. yazan bir anahtar bulurlar. Bu anahtarın Sauniereâ€™in Zürih Emanet Bankasıâ€™ndaki kasasının anahtarı olduğunu anlarlar ve hemen bankaya doğru yola çıkarlar. Bu arada polis onların peşindedir, ABD Büyükelçiliğiâ€™ne giden yol kesilmiştir.</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Zürih Emanet Bankası Müdürü Andre Vernet ile görüşen Langdon ve Sophie kasayı açarlar ve içinden çıkan kutuyu alırlar. Bu sırada Yüzbaşı Fache ve adamları bankaya gelmişlerdir. Sophie ve Langdon, Müdür Vernet ile birlikte bankanın arabalarından birine binerler ve Vernet sayesinde polisleri atlatırlar. Fakat Vernet, Langdon ve Sophieâ€™yi güvenli bir bölgeye getirdikten sonra silahını onlara doğrultur ve kutuyu ister. Langdon ve Sophie, Vernetâ€™i atlatmayı başarır. Kutunun içinden şifreli bir kripteks çıkar. Şifreyi çözebilmek için Langdonâ€™un arkadaşı Sir Leigh Teabingâ€™e giderler.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Teobing hayatını Kutsal Kadehi bulmaya adamış, İngiliz Kraliyet ailesi tarafından kendisine Sir ünvanı verilmiş usta bir tarihçidir. Teabing, Langdon ve Sophieâ€™ye kripteksin İsa Mesihâ€™in â€œKutsal Kaseâ€�ine ulaşmak için gerekli olan â€œKilit Taşıâ€�ın yerini gösteren bir şifre olduğunu belirtir ve Kutsal Kase ile Da Vinci arasındaki bağlantıyı anlatır: 1099 yılında kurulan Sion Tarikatı kardeşlik bağları çok güçlü olan bir tarikattır. Tarikatı yönetenler arasında Leonardo Da Vinci, Isaac Newton, Victor Hugo gibi önemli isimler vardı. Tarikata üye olmak ve güven kazanmak çok zordu. Sion Tarikatında, Hıristiyanlığın aksine kadın çok değerliydi. Tüm bilinenlerin aksine Hz.İsa evliydi ve çocukları vardı. Hz.İsa çarmıha gerilirken, karısı Magdalalı Meryem hamileydi ve İsaâ€™nın soyunu devam ettirmek için Fransaâ€™ya kaçmıştı. Sion Tarikatı üyeleri kendilerini bu gerçekleri korumaya adamışlardı. Tarikatın simgeleri olan Gül ve Kutsal Kâse Magdalalı Meryemâ€™i temsil etmektedir. Kilise yani Vatikan ise yüzyıllarca bu gerçeği saklamıştır ve belgelere ulaşmak için bir çok tarikat üyesini öldürmüştür. Sauniere ise bu tarikatın son büyük ustasıydı ve bu sırrı saklaması için torunu Sophieâ€™yi seçmişti.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Kutsal Kaseâ€™nin peşinde olanlar sadece Langdon, Sophie ve Teabing değildi. Karanlık bir tarikat olan Opus Der tarikatının başındaki Piskopos Manuel Aringorasa da gizli belgeleri ele geçirmek niyetindeydi. Belgeleri Vatikanâ€™a vererek kiliseden bazı imtiyazlar ve yüklü miktarda para kazanmayı düşünüyordu. Kutsal Kâseâ€™yi bulmak için Silas adındaki tarikat üyesi görevlendirilmişti. Silas ise talimatları â€œÖğretmenâ€�lakaplı bir adamdan alıyordu. Müdür Sauniereâ€™yi de Silas öldürmüştü ve şimdi de Langdon, Sophie ve Teabingâ€™in peşine düşmüştü.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Langdon, Sophie ve Teabing çözdükleri şifrelerden yola çıkarak Kutsal Kasenin İngiltereâ€™deki bir mezarda olduğunu tahmin ederler ve birlikte İngiltereâ€™ye giderler. Fakat Sauniereâ€™nin katili Silas onları bulur ve Sir Teabing ile birlikte kripteksi kaçırır. Langdon şifrelerden yola çıkarak mezarın Isaac Newtonâ€™a ait mezar olduğunu tespit eder ve kripteksi çalan kişinin de mezara geleceğini düşünür. Fakat mezara geldiklerinde onları büyük bir sürpriz beklemektedir. Karşılarında Sir Teabing durmaktadır. Öğretmen lakaplı kişinin aslında Teabing olduğunu öğrenirler. Langdon, Teabingâ€™i etkisiz hale getirir ve kendilerini Londraâ€™ya kadar takip eden Yüzbaşı Facheâ€™ye teslim eder. Böylece Langdon ve Sophie de aklanmış olur.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Langdon ve Sophie, son şifreyi de çözerler ve Rosslyn Şapeliâ€™ne giderler. Rosslynâ€™de Kutsal Kadehi ararlarken yanlarına genç bir adam gelir ve onları Rosslyn Vakfının başkanı ve büyükannesi olan Mariaâ€™nın yanına götürür. Maria Sophieâ€™nin büyükanesidir ve Sophieâ€™yi hemen tanır. Sophie büyükbabasının küçükken kendisini buraya birkaç kez getirdiğini hatırlar. Maria tüm gerçekleri Langdon ve Sophieâ€™ye anlatır. Ailenin Hz. İsaâ€™nin soyundan geldiğini, güvenlik amacıyla soyadlarını değiştirdiklerini söyler. Sophieâ€™nin anne ve babası esrarengiz bir trafik kazasında ölmüşler ya da öldürülmüşlerdir. Sauniere de eşini, Sophieâ€™yi ve kardeşini buraya yerleştirir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Sophie, büyükannesi ve kardeşini bulmuştur. Ama Profesör Langdon ise hala Kutsal Kadehin yerini aramaktadır. Langdon şifreleri takip eder ve Kutsal Kasenin Louvre Müzesinde olduğunu anlar. Ama bu gerçek onunla saklı kalacaktır.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Paris Louvre Müzesi müdürü Jacques Sauniere, ünlü simgebilim profesörü Robert Langdon ile buluşacağı gece, müzede bir cinayete kurban gider. Otel odasında istirahat etmekte olan Langdon resepsiyondan gelen telefonla uyanır. Telefondaki görevli, polis teşkilatından Teğmen Colletâ€™in kendisiyle görüşmek istediğini söyler. Teğmen Collet, müze müdürü Sauniereâ€™nin cesedinin fotoğraflarını Langdonâ€™a gösterir ve müzeye gelmesini ister.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Langdonâ€™u müzede Yüzbaşı Fache karşılar ve cesedin bulunduğu yere götürür. Langdon, Müdür Sauniereâ€™nin yerde kolları ve bacakları açık, çırılçıplak cesedini görür. Cesedin hemen yanında ise Sauniereâ€™nin ölmeden hemen önce yazdığı bir mesaj vardır. Anlaşılan Sauniere birilerine bazı mesajlar vermek istiyordu. Langdon mesajı çözmeye çalışırken müzeye kriptoloji ajanı Sophie Neveu gelir. Yüzbaşı Fache bir numaralı cinayet zanlısı olarak Profesör Langdonâ€™u görmektedir. Sophie Langdonâ€™a, Paris ABD Büyükelçisi ile temas kurması gerektiğini ve kendisine bir mesaj olduğunu söyler. Araması için kendi telefonunu Langdonâ€™a uzatır. Longdon Amerikan Büyükelçiliğini aradığında karşısına telesekreter mesajı çıkar, mesajdaki ses ise Sophieâ€™nin sesidir. Sophie mesajında profesöre tehlikede olduğunu, Facheâ€™nin cinayet zanlısı olarak Langdonâ€™u gördüğünü söylemektedir. Telefonu kapatan Langdon tuvalete gitti. Bu arada Fache ve Sophie tartışıyorlardı ve Fache Neveuâ€™nun olay yerini terk etmesini istiyordu. Sophie olay yerinden uzaklaştı ama müzeyi terk etmedi. Profesöre yardım etmesi gerekiyordu, gizlice tuvalete gitti. Profesöre cebinden çıkardığı cesede ait bir fotoğrafı gösterdi. Sauniereâ€™nin yazdığı mesajın sonunda â€œP.S. Robert Langdonâ€™u bulâ€�yazıyordu. Yüzbaşı Fache bu cümleyi sildirmişti. Langdon, neden cinayet zanlısı olarak görüldüğünü şimdi anlamıştı. Eğer geri dönerse Fache tarafından tutuklanacaktı. Sophie, tek çarenin tuvaletteki küçük pencereden Amerikan Büyükelçiliğine kaçmak olduğunu söyledi. Profesör ise kaçarsa cinayeti kabulleneceğini düşünüyordu. Profesörün cebine yerleştirilen ve sinyal gönderen küçük bir aleti bir sabunun içine yerleştirdikten sonra camı kırarak kırmızı ışıkta bekleyen kamyonun üzerine fırlattılar.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Yüzbaşı Fache ise Langdonâ€™un kaçtığını zannederek adamları ile birlikte sinyali takibe başlar. Bu sırada Ajan Neveu ve Profesör Langdon olay yerine dönerler. Sophie yerde yatan Sauniereâ€™nin büyükbabası olduğunu söyler. Sophie ve Sauniere uzun süredir görüşmemektedirler. Mesajdaki â€œP.S.â€�ise Sauniereâ€™nin torununa taktığı lakap olan Prenses Sophie kelimelerinin baş harfleridir. Sauniere arkasında bıraktığı sırların Profesör Langdon tarafından çözülebileceğini düşünerek torununa bu mesajı bırakmıştır.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Langdon ve Sophie, Sauniereâ€™nin bıraktığı mesajın bir anagram yani şifre olduğunu keşfederler. Mesajda â€œLeonardo Da Vinci, Mona Lisa!â€�yazmaktadır. Müzedeki Mona Lisa tablosunun arkasında haçı andıran ve ortasında P.S. yazan bir anahtar bulurlar. Bu anahtarın Sauniereâ€™in Zürih Emanet Bankasıâ€™ndaki kasasının anahtarı olduğunu anlarlar ve hemen bankaya doğru yola çıkarlar. Bu arada polis onların peşindedir, ABD Büyükelçiliğiâ€™ne giden yol kesilmiştir.</span></span><br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Zürih Emanet Bankası Müdürü Andre Vernet ile görüşen Langdon ve Sophie kasayı açarlar ve içinden çıkan kutuyu alırlar. Bu sırada Yüzbaşı Fache ve adamları bankaya gelmişlerdir. Sophie ve Langdon, Müdür Vernet ile birlikte bankanın arabalarından birine binerler ve Vernet sayesinde polisleri atlatırlar. Fakat Vernet, Langdon ve Sophieâ€™yi güvenli bir bölgeye getirdikten sonra silahını onlara doğrultur ve kutuyu ister. Langdon ve Sophie, Vernetâ€™i atlatmayı başarır. Kutunun içinden şifreli bir kripteks çıkar. Şifreyi çözebilmek için Langdonâ€™un arkadaşı Sir Leigh Teabingâ€™e giderler.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Teobing hayatını Kutsal Kadehi bulmaya adamış, İngiliz Kraliyet ailesi tarafından kendisine Sir ünvanı verilmiş usta bir tarihçidir. Teabing, Langdon ve Sophieâ€™ye kripteksin İsa Mesihâ€™in â€œKutsal Kaseâ€�ine ulaşmak için gerekli olan â€œKilit Taşıâ€�ın yerini gösteren bir şifre olduğunu belirtir ve Kutsal Kase ile Da Vinci arasındaki bağlantıyı anlatır: 1099 yılında kurulan Sion Tarikatı kardeşlik bağları çok güçlü olan bir tarikattır. Tarikatı yönetenler arasında Leonardo Da Vinci, Isaac Newton, Victor Hugo gibi önemli isimler vardı. Tarikata üye olmak ve güven kazanmak çok zordu. Sion Tarikatında, Hıristiyanlığın aksine kadın çok değerliydi. Tüm bilinenlerin aksine Hz.İsa evliydi ve çocukları vardı. Hz.İsa çarmıha gerilirken, karısı Magdalalı Meryem hamileydi ve İsaâ€™nın soyunu devam ettirmek için Fransaâ€™ya kaçmıştı. Sion Tarikatı üyeleri kendilerini bu gerçekleri korumaya adamışlardı. Tarikatın simgeleri olan Gül ve Kutsal Kâse Magdalalı Meryemâ€™i temsil etmektedir. Kilise yani Vatikan ise yüzyıllarca bu gerçeği saklamıştır ve belgelere ulaşmak için bir çok tarikat üyesini öldürmüştür. Sauniere ise bu tarikatın son büyük ustasıydı ve bu sırrı saklaması için torunu Sophieâ€™yi seçmişti.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Kutsal Kaseâ€™nin peşinde olanlar sadece Langdon, Sophie ve Teabing değildi. Karanlık bir tarikat olan Opus Der tarikatının başındaki Piskopos Manuel Aringorasa da gizli belgeleri ele geçirmek niyetindeydi. Belgeleri Vatikanâ€™a vererek kiliseden bazı imtiyazlar ve yüklü miktarda para kazanmayı düşünüyordu. Kutsal Kâseâ€™yi bulmak için Silas adındaki tarikat üyesi görevlendirilmişti. Silas ise talimatları â€œÖğretmenâ€�lakaplı bir adamdan alıyordu. Müdür Sauniereâ€™yi de Silas öldürmüştü ve şimdi de Langdon, Sophie ve Teabingâ€™in peşine düşmüştü.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Langdon, Sophie ve Teabing çözdükleri şifrelerden yola çıkarak Kutsal Kasenin İngiltereâ€™deki bir mezarda olduğunu tahmin ederler ve birlikte İngiltereâ€™ye giderler. Fakat Sauniereâ€™nin katili Silas onları bulur ve Sir Teabing ile birlikte kripteksi kaçırır. Langdon şifrelerden yola çıkarak mezarın Isaac Newtonâ€™a ait mezar olduğunu tespit eder ve kripteksi çalan kişinin de mezara geleceğini düşünür. Fakat mezara geldiklerinde onları büyük bir sürpriz beklemektedir. Karşılarında Sir Teabing durmaktadır. Öğretmen lakaplı kişinin aslında Teabing olduğunu öğrenirler. Langdon, Teabingâ€™i etkisiz hale getirir ve kendilerini Londraâ€™ya kadar takip eden Yüzbaşı Facheâ€™ye teslim eder. Böylece Langdon ve Sophie de aklanmış olur.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Langdon ve Sophie, son şifreyi de çözerler ve Rosslyn Şapeliâ€™ne giderler. Rosslynâ€™de Kutsal Kadehi ararlarken yanlarına genç bir adam gelir ve onları Rosslyn Vakfının başkanı ve büyükannesi olan Mariaâ€™nın yanına götürür. Maria Sophieâ€™nin büyükanesidir ve Sophieâ€™yi hemen tanır. Sophie büyükbabasının küçükken kendisini buraya birkaç kez getirdiğini hatırlar. Maria tüm gerçekleri Langdon ve Sophieâ€™ye anlatır. Ailenin Hz. İsaâ€™nin soyundan geldiğini, güvenlik amacıyla soyadlarını değiştirdiklerini söyler. Sophieâ€™nin anne ve babası esrarengiz bir trafik kazasında ölmüşler ya da öldürülmüşlerdir. Sauniere de eşini, Sophieâ€™yi ve kardeşini buraya yerleştirir.</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Comic Sans MS';" class="mycode_font">Sophie, büyükannesi ve kardeşini bulmuştur. Ama Profesör Langdon ise hala Kutsal Kadehin yerini aramaktadır. Langdon şifreleri takip eder ve Kutsal Kasenin Louvre Müzesinde olduğunu anlar. Ama bu gerçek onunla saklı kalacaktır.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sınırlar Arasında - Banu Avar]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-sinirlar-arasinda-banu-avar.html</link>
			<pubDate>Tue, 06 Dec 2022 18:03:15 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=28">Joker’s Grin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-sinirlar-arasinda-banu-avar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TÜRKMEN'İN ALTIN ASRI</span><br />
<br />
İtiraf edeyim kesinlikle böyle bir yer beklemiyordum.Aşkabad'a adım attığım andan itibaren binalara,temizliğe,yollara ve anıtlara hayran kaldım.Bana kuraklıktan bahsetmişlerdi.Kentin her yanından sular fışkırıyor.<br />
<br />
Bana kıtlıktan bahsetmişlerdi.Kentin pazarları rengârenk.<br />
<br />
1993'te ekmek bulamayan Türkmenistan halkı şimdi buğday ihraç ediyor.<br />
<br />
10 yıl önce pamuğun sadece %3'ünü işleyen Türkmenistan,bugün her eyalette bir tekstil fabrikası kurmuş,dünyaya en kaliteli tekstil ürünlerini ihraç ediyor.Rusya'ya,Ukrayna'ya doğalgaz satıyor,Karakum Çölü'ne göl yapıyor.<br />
<br />
Ülkede birlik ve beraberlik ruhu var.Konuştuğumuz herkes "Daha da ileri gideceğiz" diyor.<br />
<br />
Aslanlı yolun başında Milli Müze Müdürü Övezmuhammed Mametnurov'a soruyorum:"Burada bir mucize başarılmış.Bu nasıl gerçekleştirildi?"<br />
"Biz uzun yıllar uyuduk" diyor."600 sene bir devletimiz olmadı.Şimdi devlete kavuştuk.Uzun yıllar başka devletlerin altında uyuduk,ama şimdi başka bir yerde duruyoruz.Çünkü bir yol gösterenimiz var."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkmenbaşı</span><br />
<br />
O da cumhurbaşkanı,şair ve yazar Saparmurad Niyazov'du.1940 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.Babasını II.Dünya Savaşı'nda henüz 3 yaşındayken yitirdi.Annesi ve 2 kardeşini Aşkabad depreminde kaybettiğinde 8 yaşındaydı.Yerle bir olan evden canlı kurtulan sadece kendisiydi.Ruhname adlı eserinde 8 yaşındaki bir çocuğun duygularını aktarıyordu:<br />
<br />
"Yıkılan evimizin üstünde henüz 8 yaşını doldurmamış çocuk hâlimle tek başıma düşünüp duruyordum.Bu şekilde 6 gece ve gündüz tek başıma oturdum.7.gün geldiler ölen annemi ve kardeşlerimi götürüp imanı Kasım Mezarlığı'na defnettiler.O gün çocukluğumun bittiğini anladım.Gözlerimdeki yaşlar sonsuza kadar kurudu.Yemin ettim.Sizin gerçekleştiremediğiniz hayallerinizi ben gerçekleştireceğim,maksadıma ulaşacağım dedim."İlk önce yetimhanede,sonra uzak aile fertlerinin evinde büyüdü.Tüm olumsuz koşullara rağmen Leningrad Teknik Üniversitesi'nden enerji mühendisi olarak mezun oldu.Mühendislik yaptı.Daha sonra Komünist Partisi'ne üye oldu.<br />
<br />
1985 yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi başkanlığına atandı.Daha sonra Türkmen Komünist Partisi Merkez Komite birinci sekreterliğine seçildi.<br />
<br />
25 yıl devlet tecrübesinden sonra 51 yaşında Türkmenistan'ın ilk Cumhurbaşkanı oldu.8 yaşındaki yeminini hiç unutmadı.Türkmenistan,27 Ekim 1991'de bağımsızlığına kavuştu.Dağılan Sovyetler Birliği cumhuriyetleri içinde en yoksullarından biriydi.Bir yoklar ülkesiydi.10 yıl içinde dünyanın en hızlı kalkınan ülkesi oldu.<br />
<br />
Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında olduğu gibi planlı ekonomiyi benimsedi.İlk 5 yıl içinde inanılmaz bir sanayi atılımı yaptı.İkinci 5 yılda da birer birer hedeflerini gerçekleştirdi.<br />
<br />
Gelecek 10 yıl hedefleri arasında,100 milyon ton petrol ve 200 milyar metreküp doğalgaz üretimi var.<br />
<br />
Kökünü kendi tarihinden alan demokrasi geleneğini uygulamaya başladı."Aksakallar Meclisi" ya da "Yaşlılar Maslahatı" tüm ülkeden 2.500 temsilciyle her yıl toplanıyor ve doğrudan demokrasinin çağdaş bir örneğini veriyor.<br />
<br />
Batı'nın demokrasi konusundaki sert uyarılarına ve verdiği kötü notlara hiç kulak asmadan ulusal sanayiyi dışardan en ufak bir destek almadan kurdu.Belki de bu yüzden notları düştü.Ülkesinde unutulmuş bir milli kültürü en ince ayrıntısına kadar yeniden oluşturdu.<br />
<br />
İşte böyle bir ülkeden bizde ve dünya basınında çok az söz edilir.Batı medyası Türkmenistan deyince cumhurbaşkanının yazdığı Ruhnâme adlı kitabın zorla ezberletildiği ya da halkın altın dişlerinin zorla çıkartıldığı ya da Türkmenbaşı'nın kendi heykellerini zorla kentin çeşitli yerlerine diktirdiği gibi komik haberlere yer verirler.<br />
<br />
Öte yandan hızla gelişen ve yabancı yatırıma açık bu ülkede batılı şirket temsilcileri cumhurbaşkanının önünde iki büklüm dolaşırlar.Amerikan ve Fransız şirketleri bu zengin pazarda var olabilmek için birbirine düşer.<br />
<br />
Ama Türkmenistan'daki yatırımların büyük çoğunluğu Türkler tarafından yapılıyor.Tekstil,inşaat,enerji alanında Türk firmaları en iyi sınavı veriyor.Dünyanın en kaliteli inşaatlarına imza atılıyor.<br />
<br />
Orada 1992'den beri bulunan bir Türk şirketinin temsilcisine soruyorum:"Neye borçlu Türkmen halkı bu gelişmeyi?"<br />
Tek kelimeyle cevap veriyor:"Planlı ekonomiye.Herşeyi planladılar.İnanılması güç bir programdı.Ve hayata geçti.Bugün gördüğünüz gibi,Türkmenistan bir şantiye hâlinde,her alanda gelişme var.Birkaç sene içerisinde Aşkabad'a 10 tiyatro yapıldı.2 tane 35.000 kişilik stadyum yapıldı.Yüzme havuzları,kütüphaneler,müzeler yapıldı.Aşkabad dünyanın en iddialı ve en güzel şehirlerinden biri hâline geldi.Birkaç senede 70 milyon ağaç dikildi burada."<br />
<br />
2020 yılına kadar belirlenmiş bir kalkınma programı vardı.<br />
<br />
Türkmenistan enerji ihraç ediyordu.Gaz,petrol,tekstil,petrokimya ihracatı yapıyordu.Ve şaşıracaksınız ama Türkmenbaşı halka gaz,elektrik ve suyu bedava veriyordu!<br />
<br />
Türkmenistan görülmeden anlaşılmazdı,ihracat gelirleri ithalatın iki misliydi.Ve bu moktaya sadece 10 yılda gelinmişti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TÜRKMEN'İN ALTIN ASRI</span><br />
<br />
İtiraf edeyim kesinlikle böyle bir yer beklemiyordum.Aşkabad'a adım attığım andan itibaren binalara,temizliğe,yollara ve anıtlara hayran kaldım.Bana kuraklıktan bahsetmişlerdi.Kentin her yanından sular fışkırıyor.<br />
<br />
Bana kıtlıktan bahsetmişlerdi.Kentin pazarları rengârenk.<br />
<br />
1993'te ekmek bulamayan Türkmenistan halkı şimdi buğday ihraç ediyor.<br />
<br />
10 yıl önce pamuğun sadece %3'ünü işleyen Türkmenistan,bugün her eyalette bir tekstil fabrikası kurmuş,dünyaya en kaliteli tekstil ürünlerini ihraç ediyor.Rusya'ya,Ukrayna'ya doğalgaz satıyor,Karakum Çölü'ne göl yapıyor.<br />
<br />
Ülkede birlik ve beraberlik ruhu var.Konuştuğumuz herkes "Daha da ileri gideceğiz" diyor.<br />
<br />
Aslanlı yolun başında Milli Müze Müdürü Övezmuhammed Mametnurov'a soruyorum:"Burada bir mucize başarılmış.Bu nasıl gerçekleştirildi?"<br />
"Biz uzun yıllar uyuduk" diyor."600 sene bir devletimiz olmadı.Şimdi devlete kavuştuk.Uzun yıllar başka devletlerin altında uyuduk,ama şimdi başka bir yerde duruyoruz.Çünkü bir yol gösterenimiz var."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkmenbaşı</span><br />
<br />
O da cumhurbaşkanı,şair ve yazar Saparmurad Niyazov'du.1940 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.Babasını II.Dünya Savaşı'nda henüz 3 yaşındayken yitirdi.Annesi ve 2 kardeşini Aşkabad depreminde kaybettiğinde 8 yaşındaydı.Yerle bir olan evden canlı kurtulan sadece kendisiydi.Ruhname adlı eserinde 8 yaşındaki bir çocuğun duygularını aktarıyordu:<br />
<br />
"Yıkılan evimizin üstünde henüz 8 yaşını doldurmamış çocuk hâlimle tek başıma düşünüp duruyordum.Bu şekilde 6 gece ve gündüz tek başıma oturdum.7.gün geldiler ölen annemi ve kardeşlerimi götürüp imanı Kasım Mezarlığı'na defnettiler.O gün çocukluğumun bittiğini anladım.Gözlerimdeki yaşlar sonsuza kadar kurudu.Yemin ettim.Sizin gerçekleştiremediğiniz hayallerinizi ben gerçekleştireceğim,maksadıma ulaşacağım dedim."İlk önce yetimhanede,sonra uzak aile fertlerinin evinde büyüdü.Tüm olumsuz koşullara rağmen Leningrad Teknik Üniversitesi'nden enerji mühendisi olarak mezun oldu.Mühendislik yaptı.Daha sonra Komünist Partisi'ne üye oldu.<br />
<br />
1985 yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi başkanlığına atandı.Daha sonra Türkmen Komünist Partisi Merkez Komite birinci sekreterliğine seçildi.<br />
<br />
25 yıl devlet tecrübesinden sonra 51 yaşında Türkmenistan'ın ilk Cumhurbaşkanı oldu.8 yaşındaki yeminini hiç unutmadı.Türkmenistan,27 Ekim 1991'de bağımsızlığına kavuştu.Dağılan Sovyetler Birliği cumhuriyetleri içinde en yoksullarından biriydi.Bir yoklar ülkesiydi.10 yıl içinde dünyanın en hızlı kalkınan ülkesi oldu.<br />
<br />
Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında olduğu gibi planlı ekonomiyi benimsedi.İlk 5 yıl içinde inanılmaz bir sanayi atılımı yaptı.İkinci 5 yılda da birer birer hedeflerini gerçekleştirdi.<br />
<br />
Gelecek 10 yıl hedefleri arasında,100 milyon ton petrol ve 200 milyar metreküp doğalgaz üretimi var.<br />
<br />
Kökünü kendi tarihinden alan demokrasi geleneğini uygulamaya başladı."Aksakallar Meclisi" ya da "Yaşlılar Maslahatı" tüm ülkeden 2.500 temsilciyle her yıl toplanıyor ve doğrudan demokrasinin çağdaş bir örneğini veriyor.<br />
<br />
Batı'nın demokrasi konusundaki sert uyarılarına ve verdiği kötü notlara hiç kulak asmadan ulusal sanayiyi dışardan en ufak bir destek almadan kurdu.Belki de bu yüzden notları düştü.Ülkesinde unutulmuş bir milli kültürü en ince ayrıntısına kadar yeniden oluşturdu.<br />
<br />
İşte böyle bir ülkeden bizde ve dünya basınında çok az söz edilir.Batı medyası Türkmenistan deyince cumhurbaşkanının yazdığı Ruhnâme adlı kitabın zorla ezberletildiği ya da halkın altın dişlerinin zorla çıkartıldığı ya da Türkmenbaşı'nın kendi heykellerini zorla kentin çeşitli yerlerine diktirdiği gibi komik haberlere yer verirler.<br />
<br />
Öte yandan hızla gelişen ve yabancı yatırıma açık bu ülkede batılı şirket temsilcileri cumhurbaşkanının önünde iki büklüm dolaşırlar.Amerikan ve Fransız şirketleri bu zengin pazarda var olabilmek için birbirine düşer.<br />
<br />
Ama Türkmenistan'daki yatırımların büyük çoğunluğu Türkler tarafından yapılıyor.Tekstil,inşaat,enerji alanında Türk firmaları en iyi sınavı veriyor.Dünyanın en kaliteli inşaatlarına imza atılıyor.<br />
<br />
Orada 1992'den beri bulunan bir Türk şirketinin temsilcisine soruyorum:"Neye borçlu Türkmen halkı bu gelişmeyi?"<br />
Tek kelimeyle cevap veriyor:"Planlı ekonomiye.Herşeyi planladılar.İnanılması güç bir programdı.Ve hayata geçti.Bugün gördüğünüz gibi,Türkmenistan bir şantiye hâlinde,her alanda gelişme var.Birkaç sene içerisinde Aşkabad'a 10 tiyatro yapıldı.2 tane 35.000 kişilik stadyum yapıldı.Yüzme havuzları,kütüphaneler,müzeler yapıldı.Aşkabad dünyanın en iddialı ve en güzel şehirlerinden biri hâline geldi.Birkaç senede 70 milyon ağaç dikildi burada."<br />
<br />
2020 yılına kadar belirlenmiş bir kalkınma programı vardı.<br />
<br />
Türkmenistan enerji ihraç ediyordu.Gaz,petrol,tekstil,petrokimya ihracatı yapıyordu.Ve şaşıracaksınız ama Türkmenbaşı halka gaz,elektrik ve suyu bedava veriyordu!<br />
<br />
Türkmenistan görülmeden anlaşılmazdı,ihracat gelirleri ithalatın iki misliydi.Ve bu moktaya sadece 10 yılda gelinmişti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beğendiğiniz Kitap Cümleleri]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-begendiginiz-kitap-cumleleri.html</link>
			<pubDate>Wed, 23 Feb 2022 13:02:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=79">Gece</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-begendiginiz-kitap-cumleleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her kitabın içerisinde mutlaka can alıcı, kitabın ana fikrinin gizlendiği ve slogan haline gelmiş, önemli satırları vardır.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beğendiğiniz kitap cümlelerini ve Alıntılarını bu başlık altında toplayalım arkadaşlar..</span> <img src="https://www.forumteams.com/images/smilies/smile.png" alt=" Gülümseme" title=" Gülümseme" class="smilie smilie_1" /> <br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nar Ağacı – Nazan Bekiroğlu; </span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir sıkıntının geçeceğine duyulan güven ona dayanmanın tek çaresiydi.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Her kitabın içerisinde mutlaka can alıcı, kitabın ana fikrinin gizlendiği ve slogan haline gelmiş, önemli satırları vardır.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Beğendiğiniz kitap cümlelerini ve Alıntılarını bu başlık altında toplayalım arkadaşlar..</span> <img src="https://www.forumteams.com/images/smilies/smile.png" alt=" Gülümseme" title=" Gülümseme" class="smilie smilie_1" /> <br />
<br />
<span style="color: #008e02;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nar Ağacı – Nazan Bekiroğlu; </span></span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir sıkıntının geçeceğine duyulan güven ona dayanmanın tek çaresiydi.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aldatacağim Kitap özeti - Roman özeti]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-aldatacagim-kitap-ozeti-roman-ozeti.html</link>
			<pubDate>Wed, 27 Oct 2021 16:11:39 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=253">uzman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-aldatacagim-kitap-ozeti-roman-ozeti.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. ROMANIN KONUSU</span><br />
O zamanların ünlü bir muharirinin başından geçen olayları anlatmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. ROMANIN ÖZETİ:</span><br />
Macit isimli bir muhariri bir gün kitap yazarken bir bayan arar. Bu bayan Macit’e kocasının onu aldattığını ve o da aynı şekilde kocasını aldatmak istediğini söyler. Bu aldatma işini de onunla icra etmek istediğini ifade eder. Macit ilk önce bunun bir oyun olduğunu ve bu bayanın onunla dalga geçtiğini zanneder. Fakat kadının konuşmasıyla onun ciddi olduğunu anlar ve kadının teklifini kabul eder. Kadın onu emin olduktan sonra tekrar arayacağını söyleyip telefonu kapatır.Bu görüşmeden sonra Macit’in içine kurt düşer. Bu ona hazırlanmış bir tuzak olduğu hakkında şüpheye düşer.Bir sonraki gün o kadın tekrar arar ve Macit’e hemen gelmesini söyler.Macit hemen bir taksiye atlar ve kadını evine gider.O akşam Macit Mualla’la birlikte olur.Sabah olduğunda Mualla Macit’e hemen evden gitmesini ,içinde kötü bir his olduğunu söyler.Bu olaydan bir iki dakika sonra Mualla’nın kocası yanında iki polisle eve gelir.Macit’le karısını yatak odasında yakalar.Macit çok kötü bir durumda olduğunu ve bütün hayatının bittiğini düşünür.Tam bu sırada Mualla’nın kocası Macit’i odaya çağırır.Burada adam ona işlediği suçun cezasını okur ve bir kurtuluşu olduğunu söyler.Bu kurtuluşun onun rızasını alırsa olabileceğini söyler ve bir miktar para istediğini söyler.Bunun üzerine Macit çok sinirlenir ama parayı verir, dolayısıyla bu işten yakasını kurtarır. Bu olaydan birkaç gün sonra Mualla Macit’in parasını geri getirir.O günün akşamı kocasını öldürür. Macit bu olayı gazeteden öğrenir,Mualla yargılanırken şöhretini kaybetme pahasına mahkeme salonuna gider.Doğruyu söyleyerek Mualla’nın beş seneyle kurtulmasını sağlar.Bu beş sene boyunca Mualla’nın iyi geçinmesi için hapisaneye her ay para yollar.Macit,Mualla’ya hapisaneden çıktıktan sonra ona evlenme teklif eder ve evlenirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. ROMANIN ANA FİKRİ:</span> Zararın neresinden dönersek kardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. ROMANDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ</span><br />
Macit zeki ve başarılı fakat kendini çabuk kaptıran birisidir.Mualla,kendini kocasına köle etmiş , ahlaksız bir kadındır.Mualla’nın kocası,tamamen ahlak kurallarından yoksun birisidir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. ROMAN HAKKINDA ŞAHSÎ GÖRÜŞLER:</span> Kısa olduğu için hemen bitebilecek bir kitap.Fakat edebi yönü çok iyi değil.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ</span>:<br />
Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. ROMANIN KONUSU</span><br />
O zamanların ünlü bir muharirinin başından geçen olayları anlatmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. ROMANIN ÖZETİ:</span><br />
Macit isimli bir muhariri bir gün kitap yazarken bir bayan arar. Bu bayan Macit’e kocasının onu aldattığını ve o da aynı şekilde kocasını aldatmak istediğini söyler. Bu aldatma işini de onunla icra etmek istediğini ifade eder. Macit ilk önce bunun bir oyun olduğunu ve bu bayanın onunla dalga geçtiğini zanneder. Fakat kadının konuşmasıyla onun ciddi olduğunu anlar ve kadının teklifini kabul eder. Kadın onu emin olduktan sonra tekrar arayacağını söyleyip telefonu kapatır.Bu görüşmeden sonra Macit’in içine kurt düşer. Bu ona hazırlanmış bir tuzak olduğu hakkında şüpheye düşer.Bir sonraki gün o kadın tekrar arar ve Macit’e hemen gelmesini söyler.Macit hemen bir taksiye atlar ve kadını evine gider.O akşam Macit Mualla’la birlikte olur.Sabah olduğunda Mualla Macit’e hemen evden gitmesini ,içinde kötü bir his olduğunu söyler.Bu olaydan bir iki dakika sonra Mualla’nın kocası yanında iki polisle eve gelir.Macit’le karısını yatak odasında yakalar.Macit çok kötü bir durumda olduğunu ve bütün hayatının bittiğini düşünür.Tam bu sırada Mualla’nın kocası Macit’i odaya çağırır.Burada adam ona işlediği suçun cezasını okur ve bir kurtuluşu olduğunu söyler.Bu kurtuluşun onun rızasını alırsa olabileceğini söyler ve bir miktar para istediğini söyler.Bunun üzerine Macit çok sinirlenir ama parayı verir, dolayısıyla bu işten yakasını kurtarır. Bu olaydan birkaç gün sonra Mualla Macit’in parasını geri getirir.O günün akşamı kocasını öldürür. Macit bu olayı gazeteden öğrenir,Mualla yargılanırken şöhretini kaybetme pahasına mahkeme salonuna gider.Doğruyu söyleyerek Mualla’nın beş seneyle kurtulmasını sağlar.Bu beş sene boyunca Mualla’nın iyi geçinmesi için hapisaneye her ay para yollar.Macit,Mualla’ya hapisaneden çıktıktan sonra ona evlenme teklif eder ve evlenirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. ROMANIN ANA FİKRİ:</span> Zararın neresinden dönersek kardır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. ROMANDAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ</span><br />
Macit zeki ve başarılı fakat kendini çabuk kaptıran birisidir.Mualla,kendini kocasına köle etmiş , ahlaksız bir kadındır.Mualla’nın kocası,tamamen ahlak kurallarından yoksun birisidir<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. ROMAN HAKKINDA ŞAHSÎ GÖRÜŞLER:</span> Kısa olduğu için hemen bitebilecek bir kitap.Fakat edebi yönü çok iyi değil.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ</span>:<br />
Esat Mahmut Karakurt, birbiri ardına yazdığı aşk ve macera konulu romanlarıyla, yaşadığı dönemin en çok okunan yazarlarından biriydi. 1902 İstanbul doğumlu yazarın, iyi bir eğitim aldığını görüyoruz. 1924 yılında Diş Hekimliği Okulunu, 1930 yılında ise Hukuk Fakültesini bitiren yazar, gazetecilik, öğretmenlik, milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulunduktan sonra, 1977 yılında bir beyin kanaması sonucunda aramızdan ayrıldı.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Akşam Güneşi Kitap özeti - Roman özeti]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-aksam-gunesi-kitap-ozeti-roman-ozeti.html</link>
			<pubDate>Wed, 27 Oct 2021 16:09:43 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=253">uzman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-aksam-gunesi-kitap-ozeti-roman-ozeti.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ROMANIN ÖZETİ:</span><br />
Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle birlikte Büyükada’da yaşar. Amcası onu İstanbul’a yanına alır ve büyütür. Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa’ya askeri akademiye girer. Fransa’da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan sonra İstanbul’a döner. İstanbul’dan Şam’a tayini çıkar. Şam’da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan’a tayini çıkar. Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati gönlünü komşu kızı Zehra’ya kaptırır ve kendisini beklemesini söyler.<br />
<br />
Necati Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi treni durdurur. Necati’nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür. Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar. Doktorlar, Necati’ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını, eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden ayrılır ve İstanbul’a amcasının yanına döner. İstanbul’a gidince durumu Zehra’ya açıklar ve ondan ayrılır. Necati’nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni haberi olur. Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar. Bir süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat sürmek için babasından miras kalan Büyükada’daki çiftliğe yerleşir. Bir süre sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur. Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ROMANIN ANA DÜŞÜNCESİ:</span> Hayat herzaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere kendimizi hazırlamalıyız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NECATİ;</span> gençliğini dolu dolu yaşamış, istegiği herşeyi yapmıştır. Geçirdiği hastalıktan dolayı eski hareketliliği kalmamıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LEYLA;</span> sevecen, çok güzel bir kızdır. Gönlünü genç yaşta Necati’ye kaptırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NİLGÜN;</span> yardımsever ve iyi kalpli bir kızdır. Necati’ye çoçukluğundan beri aşıktır, fakat bunu söyliyemez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ROMAN HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:</span><br />
Olaylar başlangışta akıcıdır, fakat sonlara doğru okuyucuyu fazla etkileyememiştir. Eserde yabancı tamlamalar kullanılmasına rağmaen, anlaşılır bir dille yazılmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:</span><br />
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.<br />
<br />
ROMANLARI;<br />
Gizli El(1922),Çalıkuşu(1922),Damga(1924),DudaktanKalbe( 1925),Akşam Güneşi (1926),Bir Kadın Düşmanı (1927),Yeşil Gece (1928),Acımak (1928),Yaprak Dökümü (1930),Kızılcık Dalları (1932),Gökyüzü (1935),Eski Hastalık (1938),AteşGecesi (1942),Değirmen (1944),Miskinler Tekkesi (1946),HarabelerinÇiçeği (1953),Kavak Yelleri (1950),Son Sığınak (1961),KanDavası (1955).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİKAYE KİTAPLARI;</span><br />
Tanrı Misafiri (1927),Sönmüş Yıldızlar (1927),Leyla ile Mecnun (1928),Olağan İşler (1930).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ROMANIN ÖZETİ:</span><br />
Necati küçük yaşta annesini ve babasını kaybedene kadar ailesiyle birlikte Büyükada’da yaşar. Amcası onu İstanbul’a yanına alır ve büyütür. Amcasının iki kızı vardır. Necati orta okulu bitirdikten sonra askeri okula girer. Buradan mezun olduktan sonra amcasının yardımıyla Fransa’ya askeri akademiye girer. Fransa’da gönlünü epeyce eğlendirir. Buradan mezun olduktan sonra İstanbul’a döner. İstanbul’dan Şam’a tayini çıkar. Şam’da sıkıcı iki yıl geçirdikten sonra Bulgaristan’a tayini çıkar. Bu göreve gitmeden önce bir aylığına izin alır. Amcasının yanına gider. Burada amcasının büyük kızı, kocası ile sorunları yüzünden kendisini vurur ve felç olur. Kızıyla birlikte babasının yanına taşınırlar. Bu tatil sırasında Necati gönlünü komşu kızı Zehra’ya kaptırır ve kendisini beklemesini söyler.<br />
<br />
Necati Bulgaristan’a giderken bir Türk çetesi treni durdurur. Necati’nin subay olduğunu anlarlar ve çeteye dahil ederler. Bu Türk çetesi Rum çeteleri ile çatışmalara girerler. Bir çatışmada Necati ağır yaralanır ve yolunu kaybeder. Dört gün gibi bir süre terk edimiş değirmende kalır. Birisi onu bu yerde bulur ve bir hastahaneye götürür. Değirmende kalırken çok kan kaybeder ve yarası mikrop kapar. Doktorlar, Necati’ye bundan sonraki yaşamında heyecan yaşamamasını, eğer çok heyecanlanırsa öleceğini söyler. İyileştikten sonra hastahaneden ayrılır ve İstanbul’a amcasının yanına döner. İstanbul’a gidince durumu Zehra’ya açıklar ve ondan ayrılır. Necati’nin amcası görev sırasında ölmüştür ve yeni haberi olur. Nilgün, Necati ile ilgilenir ve ona bakar. Bir süre sonra Nilgün, Necati ile evlenir. Hastalığından dolayı düzenli bir hayat sürmek için babasından miras kalan Büyükada’daki çiftliğe yerleşir. Bir süre sonra Leyla çifliğe ziyarete gelir. Leyla büyümüş ve genç bir kız olmuştur. Necati ve Leyla çiftlikte gezerler, ata binerler, beraber dolaşırlar. Bu sırada birbirlerine bağlanırlar. Ve bir gün baloda Leyla ile dans ederken aşırı heyecanlanır ve ölür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ROMANIN ANA DÜŞÜNCESİ:</span> Hayat herzaman umduğumuz gibi gitmeyebilir, fakat değişikliklere kendimizi hazırlamalıyız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NECATİ;</span> gençliğini dolu dolu yaşamış, istegiği herşeyi yapmıştır. Geçirdiği hastalıktan dolayı eski hareketliliği kalmamıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LEYLA;</span> sevecen, çok güzel bir kızdır. Gönlünü genç yaşta Necati’ye kaptırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NİLGÜN;</span> yardımsever ve iyi kalpli bir kızdır. Necati’ye çoçukluğundan beri aşıktır, fakat bunu söyliyemez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ROMAN HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER:</span><br />
Olaylar başlangışta akıcıdır, fakat sonlara doğru okuyucuyu fazla etkileyememiştir. Eserde yabancı tamlamalar kullanılmasına rağmaen, anlaşılır bir dille yazılmıştır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ROMANIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:</span><br />
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.<br />
<br />
ROMANLARI;<br />
Gizli El(1922),Çalıkuşu(1922),Damga(1924),DudaktanKalbe( 1925),Akşam Güneşi (1926),Bir Kadın Düşmanı (1927),Yeşil Gece (1928),Acımak (1928),Yaprak Dökümü (1930),Kızılcık Dalları (1932),Gökyüzü (1935),Eski Hastalık (1938),AteşGecesi (1942),Değirmen (1944),Miskinler Tekkesi (1946),HarabelerinÇiçeği (1953),Kavak Yelleri (1950),Son Sığınak (1961),KanDavası (1955).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİKAYE KİTAPLARI;</span><br />
Tanrı Misafiri (1927),Sönmüş Yıldızlar (1927),Leyla ile Mecnun (1928),Olağan İşler (1930).]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[John Steinbeck - Gazap Üzümleri]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-john-steinbeck-gazap-uzumleri.html</link>
			<pubDate>Thu, 03 Jun 2021 05:37:23 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-john-steinbeck-gazap-uzumleri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İngiliz yazar John Steinbeck tarafından 1939 yılında yazılan kitap, Amerika’da yaşanan ekonomik buhranı ve kriz dönemlerini anlatıyor. Açlıkla mücadele eden, evlerini terk etmelerine rağmen ayakta kalma savaşı yaşayan bir ailenin dramı anlatılan kitap, yüreğinizin en derin yerlerine dokunacak kadar etkileyici. Filmi de yapılmış olan kitabın son derece sürükleyici ve anlaşılır bir dili var. Pulitzer Ödülü‘ne layık görülen Gazap Üzümleri kitabını okurken duygu seline kapılmakla kalmayıp, aynı zamanda hayatın acımasız yüzünü de öğrenmiş olacaksınız.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gazap Üzümleri Kitabının Özeti</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kitap Amerika’da başlayıp tüm dünyaya yayılan ekonomik kriz esnasında, bir ailenin yaşam mücadelesini anlatıyor. Yoksulluk, açlık, hayatta kalma mücadelesi ve en önemlisi zorbalık gibi durumların anlatıldığı kitabı okurken kendinizi ağlarken bulabilirsiniz. Birçok aile gibi Joad ailesi de o güne kadar ekip biçtikleri tarlalarından zorla çıkarılırlar. İş bulmak amacıyla çıktıkları yolculukta ise sürekli üzücü olaylar yaşarlar. Kapitalizmin halk üzerindeki etkilerini anlatan eser bir dönem, bazı ülkelerde yasaklandı.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">İngiliz yazar John Steinbeck tarafından 1939 yılında yazılan kitap, Amerika’da yaşanan ekonomik buhranı ve kriz dönemlerini anlatıyor. Açlıkla mücadele eden, evlerini terk etmelerine rağmen ayakta kalma savaşı yaşayan bir ailenin dramı anlatılan kitap, yüreğinizin en derin yerlerine dokunacak kadar etkileyici. Filmi de yapılmış olan kitabın son derece sürükleyici ve anlaşılır bir dili var. Pulitzer Ödülü‘ne layık görülen Gazap Üzümleri kitabını okurken duygu seline kapılmakla kalmayıp, aynı zamanda hayatın acımasız yüzünü de öğrenmiş olacaksınız.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gazap Üzümleri Kitabının Özeti</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Kitap Amerika’da başlayıp tüm dünyaya yayılan ekonomik kriz esnasında, bir ailenin yaşam mücadelesini anlatıyor. Yoksulluk, açlık, hayatta kalma mücadelesi ve en önemlisi zorbalık gibi durumların anlatıldığı kitabı okurken kendinizi ağlarken bulabilirsiniz. Birçok aile gibi Joad ailesi de o güne kadar ekip biçtikleri tarlalarından zorla çıkarılırlar. İş bulmak amacıyla çıktıkları yolculukta ise sürekli üzücü olaylar yaşarlar. Kapitalizmin halk üzerindeki etkilerini anlatan eser bir dönem, bazı ülkelerde yasaklandı.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Turgut Özakman - Şu Çılgın Türkler Kitap Özeti]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-turgut-ozakman-su-cilgin-turkler-kitap-ozeti.html</link>
			<pubDate>Thu, 03 Jun 2021 05:36:10 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-turgut-ozakman-su-cilgin-turkler-kitap-ozeti.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Turgut Özakman tarafından yazılan eser 752 sayfadan oluşan, belgesel tarzında bir roman. 2005 yılında yayınlanan kitap satış rekorları kırdı. Öyle ki kitabın yayınevi sahibi, o dönem en çok vergi verenler listesine girdi. Türklerin mücadelesini verdikleri İstiklal Savaşı üzerine yazılmış gerçek bir destan olan kitap, bazen duygu seline kapılmanıza bazen de ecdadınızla gururlanmanıza neden oluyor. Bu vatanın nasıl kazanıldığını anlatan Şu Çılgın Türkler mutlaka okunmalı. Ufkumuzu açmaya yarayan eser, üzerinde yaşadığımız toprakların, göğümüzde dalgalanan bayrağın kıymetini bir kez daha bilmemizi sağlıyor.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şu Çılgın Türkler Kitabının Özeti</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şu Çılgın Türkler, bağımsızlık mücadelesi veren her topluma rehber olabilecek bir başyapıt. Cihan imparatorluğu olan Osmanlı’nın Avrupa’ya ayak uyduramaması, bilim ve teknolojiden geri kalması ve topraklarını kaybetmesiyle başlayan yıkılış süreci; ardından da büyük önder Mustafa Kemal ile tarih sahnesine yeniden çıkışını anlatan muhteşem bir eser. Kitabı öyle sindire sindire okumalı ve aklımıza kazımalıyız ki bu günlere nasıl geldiğimizi unutmayalım. Kitapta geçen olayların hepsi gerçek, kahramanları bizim milletimiz, fakat yazar öyle usta bir kalemle anlatmış ki tadına doyulmaz bir destan okuyorsunuz. Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç süreci, yaşananlar, çaresizlik ve yokluk içerisinde Türklerin verdiği bir mücadele. Ders kitabı niteliğinde olan Şu Çılgın Türkler için bir milletin romanı diyebiliriz.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Turgut Özakman tarafından yazılan eser 752 sayfadan oluşan, belgesel tarzında bir roman. 2005 yılında yayınlanan kitap satış rekorları kırdı. Öyle ki kitabın yayınevi sahibi, o dönem en çok vergi verenler listesine girdi. Türklerin mücadelesini verdikleri İstiklal Savaşı üzerine yazılmış gerçek bir destan olan kitap, bazen duygu seline kapılmanıza bazen de ecdadınızla gururlanmanıza neden oluyor. Bu vatanın nasıl kazanıldığını anlatan Şu Çılgın Türkler mutlaka okunmalı. Ufkumuzu açmaya yarayan eser, üzerinde yaşadığımız toprakların, göğümüzde dalgalanan bayrağın kıymetini bir kez daha bilmemizi sağlıyor.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şu Çılgın Türkler Kitabının Özeti</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Şu Çılgın Türkler, bağımsızlık mücadelesi veren her topluma rehber olabilecek bir başyapıt. Cihan imparatorluğu olan Osmanlı’nın Avrupa’ya ayak uyduramaması, bilim ve teknolojiden geri kalması ve topraklarını kaybetmesiyle başlayan yıkılış süreci; ardından da büyük önder Mustafa Kemal ile tarih sahnesine yeniden çıkışını anlatan muhteşem bir eser. Kitabı öyle sindire sindire okumalı ve aklımıza kazımalıyız ki bu günlere nasıl geldiğimizi unutmayalım. Kitapta geçen olayların hepsi gerçek, kahramanları bizim milletimiz, fakat yazar öyle usta bir kalemle anlatmış ki tadına doyulmaz bir destan okuyorsunuz. Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç süreci, yaşananlar, çaresizlik ve yokluk içerisinde Türklerin verdiği bir mücadele. Ders kitabı niteliğinde olan Şu Çılgın Türkler için bir milletin romanı diyebiliriz.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Türklerin Tarihi – İlber Ortaylı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-turklerin-tarihi-%E2%80%93-ilber-ortayli.html</link>
			<pubDate>Thu, 03 Jun 2021 05:34:56 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-turklerin-tarihi-%E2%80%93-ilber-ortayli.html</guid>
			<description><![CDATA[Halil İnalcık’ın öğrencisi olarak bildiğimiz, başarılı tarihçi İlber Ortaylı’nın Türklerin Tarihi adını verdiği kitabı 2015 yılında yayınlandı. Kitap Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına alt başlığına sahip. Türklerin ne kadar güçlü bir millet olduğunu, başta kendi hayatları olmak üzere dünyayı nasıl değiştirdiklerini anlatan kitap, ne kadar soylu ve savaşçı bir kökten geldiğimizi hatırlatıyor. İlber Hoca’nın deyimiyle de zaten bizim atalarımız kahraman, zaten üç asır içinde koca bir kavim Asya’dan Avrupa’ya göç etmiş, tüm dünyada köklü değişikliklere yol açmış. Bizim yapmamız gereken tek şey ise bunları öğrenmek.<br />
<br />
Türklerin Tarihi Kitabının Özeti<br />
<br />
Bildiğiniz gibi Türkler hayatlarını tarım ve hayvancılık üzerine kurmuş, göçebe kavimlerdi. Orta Asya’da başlayan bu yaşam yolculuğu daha sonra Anadolu’da devam etti. Devletleşme özellikleriyle bilinen Türkler, geldikleri her yerde beylikler ve devletler kurdular. Malazgirt Savaşı, Peçenekler, Selçuklular, Safeviler, Gazneliler gibi birçok önemli olaya yer verilen kitabın ana konusu ise Türklerin Orta Asya’da başlayıp, Avrupa’ya kadar süren yolculukları. Osmanlı Devletinin kuruluşu ve sonrasında Türkiye adının kabul görmesi. Tarihimize ışık tutacak olan bu kitap, eğitici ve öğretici yönüyle ders kitabı olacak donanımda bir eser.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Halil İnalcık’ın öğrencisi olarak bildiğimiz, başarılı tarihçi İlber Ortaylı’nın Türklerin Tarihi adını verdiği kitabı 2015 yılında yayınlandı. Kitap Orta Asya’nın Bozkırlarından Avrupa’nın Kapılarına alt başlığına sahip. Türklerin ne kadar güçlü bir millet olduğunu, başta kendi hayatları olmak üzere dünyayı nasıl değiştirdiklerini anlatan kitap, ne kadar soylu ve savaşçı bir kökten geldiğimizi hatırlatıyor. İlber Hoca’nın deyimiyle de zaten bizim atalarımız kahraman, zaten üç asır içinde koca bir kavim Asya’dan Avrupa’ya göç etmiş, tüm dünyada köklü değişikliklere yol açmış. Bizim yapmamız gereken tek şey ise bunları öğrenmek.<br />
<br />
Türklerin Tarihi Kitabının Özeti<br />
<br />
Bildiğiniz gibi Türkler hayatlarını tarım ve hayvancılık üzerine kurmuş, göçebe kavimlerdi. Orta Asya’da başlayan bu yaşam yolculuğu daha sonra Anadolu’da devam etti. Devletleşme özellikleriyle bilinen Türkler, geldikleri her yerde beylikler ve devletler kurdular. Malazgirt Savaşı, Peçenekler, Selçuklular, Safeviler, Gazneliler gibi birçok önemli olaya yer verilen kitabın ana konusu ise Türklerin Orta Asya’da başlayıp, Avrupa’ya kadar süren yolculukları. Osmanlı Devletinin kuruluşu ve sonrasında Türkiye adının kabul görmesi. Tarihimize ışık tutacak olan bu kitap, eğitici ve öğretici yönüyle ders kitabı olacak donanımda bir eser.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Peyami Safa - Biz İnsanlar]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-peyami-safa-biz-insanlar.html</link>
			<pubDate>Fri, 14 May 2021 08:42:39 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-peyami-safa-biz-insanlar.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kitabın adı biz insanlar</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">kitabın yazarı peyami safa</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yayın evi ötüken</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">basım yılı 1987</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.kitabın konusu : aşık olan bir insanın düşünme kabiliyetini nasıl kaybettiği ve gerçekleri görememesi</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.kitabın özeti :</span> kurtuluş savaşı zamanında zengin halktan bazıları kendi çıkarları için işgalci devletler ile yankınlaşma içerisine girer.orhan o dönemde yatılı okulda öğretmenlik yapmaktadır.talebelerinden tahsin, sınıf arkadaşı cemil'in kaşını taş atarak patlatır.orhan,cemil?in tedavisini yaptırıp annesinin yanına götürür. tahsin?in cemil?e taş atmasının nedeni ?eşşek türk? diye hitap etmesidir. Orhan köşkte cemil'in ablası vedıa'yı görür.ilk bakışta birşey yok zanneder fakat aşık olmuştur.orhan tahsin olayından sonra okuldan istifa eder. Çünkü orhan?a göre cemil?in bilmeyerek bütün türk halkına hakaret ettiğini düşünür.artık orhan?ı açlık ve yoksulluğun hüküm sürdüğü günler beklemektedir. kar fırtınasının olduğu bir akşam orhan yatağında soğuktan yatamaz.en yakın caddeye çıkıp son parasıyla sıcak bir çay içmek ister.gittiğinde kahvehane kapalıdır ve olduğu yere düşer.kahvecinin erken gelmesiyle hayatı kurtulur ve öğretmenken en iyi anlaştığı necati?nin evine gider.necat?i orhan?a bir arkadaşının çevirmen aradığını söyler.artık orhan?ında parası vardır. Eski anılar canlanır ve vedia tekrar aklına gelir. onu unutamaz ama vedia ile evlanmek isteyen birçok kişi vardır.bunlardan subay olan ahmet?i gördüğünde başına gelecekleri anlar ama aşkı daha üstün gelir.ve olacakları umursamaz. Tahsin?in babası bu arada hapishaneden çıkar.hapishaneye girmesinin nedeni vedia?nın annesidir. Vedia herkese aşıktır ve bu orhan?ı korkutur. vedıa ile bir an önce evlenmek ister.vedia buna yanaşmamaktadır.vedia?nın annesi köylüler tarafından sevilmez çünkü evine fransız bayrağı asmıştır.ahmet vedia?dan uzaklaşmak için cepheye gider ve orada ölür.orhan vedia ile buluşacağı bir gün vedia?nın hastahanede olduğunu öğrenir ve koşarak hastahabeye gider.vedia şuursuzca yatmaktadır.orhan günlerce hastahanede onun yanında kalır.çok halsiz düşmüştür.doktorların tüm ısrarlarına rağmen dinlenmeyi kabul etmez.vedia eskisinden iyidir ama hala şuuru yerine gelmemiştir.içerini havasından sıkılan orhan dışarıya çıkmak için ayğa kalkar ama sendeler.çok bunalır.ayağa kalkmak için tekrar hareket eder.duvarlardan tutunarak koridoro çıkar.ama gözleri hiçbir şey görmez. merdivenlerden inerken dengesini kaybeder ve düşünmek istemediğini ölümü vedia?nın aşkından olur.vedia ertesi sabah iyileşir ama ahmet?in ölümüüne neden olduğu gibi orhan?ıda bilinmezliklerin içine atarak ölümüne neden olur.ama vedia hala yaşamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.kitabın ana fikri: </span>bir şeyi ne kadar çok istersek isteyelim sağ duyumuzu,mantığımızı asla kaybetmemeli,her zaman gerçekler doğrultusunda ve arkadaşlarımızın önerilerine kulak vererek karar vermeli,duygusal davranmamalıyız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.kitap hakkında şahsi görüşler:</span> kitapta yabancı cümlelerin çok fazla kullanılmış olması kitabın akıcılığını olumsuz yönde etkilemektedir.kitap bildiğimiz aşk kurgusu uzerine yazılmasına rağmen zaman olarak kurtuluş savaşı yıllarının seçilmesi okuyucunun ilg,s,n, çekmektedir.olayların fazla ve karmaşık olması okuyucunun isteğini kırmaktadır.aşk romanlarından hoşlanıyorsanız okumanızı tavsiye ederim<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.kişilerin ve olayların incelenmesi:</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">orhan :</span> öğretmendir.farklı görüşleri yüzünden evden genç yaşta ayrılmıştır. Arkadaşları tarafından sevilir ama biraz dik kafalıdır.yakışıklı ve laf yapmasını bilen birisidir.vedia?yı sever.aşırı duygusal bir kişiliğe sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vedia:</span> her gördüğüne aşık olan birisidir.duygusal yönden gelişmemiştir.civardaki en güzel kızdır.fiziksel olarak narin bir yapıya sahiptir.arkadaşları tarafından sevilir.orhanla birlikte birçok kişiye aşıktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahmet :</span> kendisi subaydır. Vedia?ya ilk gördüğünden beri aşıktır.biraz fazla duygusal olduğundan gerçekleri göremez.yakışıklı v esakin bir kişiliğe sahiptir.çevresiinde sevilir.<br />
Tahsin:yatılı okulun en sessiz öğrencisidir.babası hapishanede ve annesi ölmüştür.zekidir ama fazla konuşmaz.yerli halk tarafından çok sevilir.duygusal açıdan çok zararlar görmüştür ama belli etmez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cemil:</span> vedia?nın kardeşidir.batı kiltiri altında yetişmektedir. Kendini beğenmiş olduğundan pek sevilmez.burnu havadadır.zekidir ama arkadaşlarını hor gördüğünden yalnızdır.tek dostu onu yetiştiren dadısıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Necati:</span> öğretmendir.her alanda bilgisi vardır.arkadaşları arasında sevilir.orhan?ın en iyi dostudur.gerçeklere göre karar verir.yardım severdir.milliyetçi bir yapıya sahiptir.<br />
Vedia?nın annesi:batı hayranıdır.yerli halk tarafından sevilmez.çocuklarını batılı gibi yetiştirmek istemektedir.kocasını kaybetmiştir.her gece istila kuvvetlerine parti verir.zeki ve kinci bir kişiliğe sahiptir.halkı umursamaz ve onları küçük görür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yazar hakkında kısa bilgi: </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">peyami safa</span><br />
1899- 15 haziran 1961): Yazar. Istanbul'da doğdu. Meşhur şair ismail safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta telgraf nezaretinde çalıştı. öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. Istanbul'da öldü.<br />
<br />
Romanları: Gençliğimiz (1922), şimşek (1923), sözde kızlar (1923), mahşer (1924), bir akşamdı (1924), süngülerin gölgesinde (1924), bir genç kız kalbinin cürmü (1925), canan (1925), dokuzuncu hariciye koğuşu (1930), fatih-harbiye (1931), atilla (1931), bir tereddüdün romanı (1933), matmazel noralya'nın koltuğu (1949), yalnızız (1951), biz insanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (halil açıkgöz derledi, 1980).]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">kitabın adı biz insanlar</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #c19e00;" class="mycode_color">kitabın yazarı peyami safa</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yayın evi ötüken</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">basım yılı 1987</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1.kitabın konusu : aşık olan bir insanın düşünme kabiliyetini nasıl kaybettiği ve gerçekleri görememesi</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2.kitabın özeti :</span> kurtuluş savaşı zamanında zengin halktan bazıları kendi çıkarları için işgalci devletler ile yankınlaşma içerisine girer.orhan o dönemde yatılı okulda öğretmenlik yapmaktadır.talebelerinden tahsin, sınıf arkadaşı cemil'in kaşını taş atarak patlatır.orhan,cemil?in tedavisini yaptırıp annesinin yanına götürür. tahsin?in cemil?e taş atmasının nedeni ?eşşek türk? diye hitap etmesidir. Orhan köşkte cemil'in ablası vedıa'yı görür.ilk bakışta birşey yok zanneder fakat aşık olmuştur.orhan tahsin olayından sonra okuldan istifa eder. Çünkü orhan?a göre cemil?in bilmeyerek bütün türk halkına hakaret ettiğini düşünür.artık orhan?ı açlık ve yoksulluğun hüküm sürdüğü günler beklemektedir. kar fırtınasının olduğu bir akşam orhan yatağında soğuktan yatamaz.en yakın caddeye çıkıp son parasıyla sıcak bir çay içmek ister.gittiğinde kahvehane kapalıdır ve olduğu yere düşer.kahvecinin erken gelmesiyle hayatı kurtulur ve öğretmenken en iyi anlaştığı necati?nin evine gider.necat?i orhan?a bir arkadaşının çevirmen aradığını söyler.artık orhan?ında parası vardır. Eski anılar canlanır ve vedia tekrar aklına gelir. onu unutamaz ama vedia ile evlanmek isteyen birçok kişi vardır.bunlardan subay olan ahmet?i gördüğünde başına gelecekleri anlar ama aşkı daha üstün gelir.ve olacakları umursamaz. Tahsin?in babası bu arada hapishaneden çıkar.hapishaneye girmesinin nedeni vedia?nın annesidir. Vedia herkese aşıktır ve bu orhan?ı korkutur. vedıa ile bir an önce evlenmek ister.vedia buna yanaşmamaktadır.vedia?nın annesi köylüler tarafından sevilmez çünkü evine fransız bayrağı asmıştır.ahmet vedia?dan uzaklaşmak için cepheye gider ve orada ölür.orhan vedia ile buluşacağı bir gün vedia?nın hastahanede olduğunu öğrenir ve koşarak hastahabeye gider.vedia şuursuzca yatmaktadır.orhan günlerce hastahanede onun yanında kalır.çok halsiz düşmüştür.doktorların tüm ısrarlarına rağmen dinlenmeyi kabul etmez.vedia eskisinden iyidir ama hala şuuru yerine gelmemiştir.içerini havasından sıkılan orhan dışarıya çıkmak için ayğa kalkar ama sendeler.çok bunalır.ayağa kalkmak için tekrar hareket eder.duvarlardan tutunarak koridoro çıkar.ama gözleri hiçbir şey görmez. merdivenlerden inerken dengesini kaybeder ve düşünmek istemediğini ölümü vedia?nın aşkından olur.vedia ertesi sabah iyileşir ama ahmet?in ölümüüne neden olduğu gibi orhan?ıda bilinmezliklerin içine atarak ölümüne neden olur.ama vedia hala yaşamaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3.kitabın ana fikri: </span>bir şeyi ne kadar çok istersek isteyelim sağ duyumuzu,mantığımızı asla kaybetmemeli,her zaman gerçekler doğrultusunda ve arkadaşlarımızın önerilerine kulak vererek karar vermeli,duygusal davranmamalıyız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4.kitap hakkında şahsi görüşler:</span> kitapta yabancı cümlelerin çok fazla kullanılmış olması kitabın akıcılığını olumsuz yönde etkilemektedir.kitap bildiğimiz aşk kurgusu uzerine yazılmasına rağmen zaman olarak kurtuluş savaşı yıllarının seçilmesi okuyucunun ilg,s,n, çekmektedir.olayların fazla ve karmaşık olması okuyucunun isteğini kırmaktadır.aşk romanlarından hoşlanıyorsanız okumanızı tavsiye ederim<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5.kişilerin ve olayların incelenmesi:</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">orhan :</span> öğretmendir.farklı görüşleri yüzünden evden genç yaşta ayrılmıştır. Arkadaşları tarafından sevilir ama biraz dik kafalıdır.yakışıklı ve laf yapmasını bilen birisidir.vedia?yı sever.aşırı duygusal bir kişiliğe sahiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Vedia:</span> her gördüğüne aşık olan birisidir.duygusal yönden gelişmemiştir.civardaki en güzel kızdır.fiziksel olarak narin bir yapıya sahiptir.arkadaşları tarafından sevilir.orhanla birlikte birçok kişiye aşıktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ahmet :</span> kendisi subaydır. Vedia?ya ilk gördüğünden beri aşıktır.biraz fazla duygusal olduğundan gerçekleri göremez.yakışıklı v esakin bir kişiliğe sahiptir.çevresiinde sevilir.<br />
Tahsin:yatılı okulun en sessiz öğrencisidir.babası hapishanede ve annesi ölmüştür.zekidir ama fazla konuşmaz.yerli halk tarafından çok sevilir.duygusal açıdan çok zararlar görmüştür ama belli etmez.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cemil:</span> vedia?nın kardeşidir.batı kiltiri altında yetişmektedir. Kendini beğenmiş olduğundan pek sevilmez.burnu havadadır.zekidir ama arkadaşlarını hor gördüğünden yalnızdır.tek dostu onu yetiştiren dadısıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Necati:</span> öğretmendir.her alanda bilgisi vardır.arkadaşları arasında sevilir.orhan?ın en iyi dostudur.gerçeklere göre karar verir.yardım severdir.milliyetçi bir yapıya sahiptir.<br />
Vedia?nın annesi:batı hayranıdır.yerli halk tarafından sevilmez.çocuklarını batılı gibi yetiştirmek istemektedir.kocasını kaybetmiştir.her gece istila kuvvetlerine parti verir.zeki ve kinci bir kişiliğe sahiptir.halkı umursamaz ve onları küçük görür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">yazar hakkında kısa bilgi: </span><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">peyami safa</span><br />
1899- 15 haziran 1961): Yazar. Istanbul'da doğdu. Meşhur şair ismail safa'nın oğludur. Düzenli bir öğrenim göremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta telgraf nezaretinde çalıştı. öğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. Istanbul'da öldü.<br />
<br />
Romanları: Gençliğimiz (1922), şimşek (1923), sözde kızlar (1923), mahşer (1924), bir akşamdı (1924), süngülerin gölgesinde (1924), bir genç kız kalbinin cürmü (1925), canan (1925), dokuzuncu hariciye koğuşu (1930), fatih-harbiye (1931), atilla (1931), bir tereddüdün romanı (1933), matmazel noralya'nın koltuğu (1949), yalnızız (1951), biz insanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (halil açıkgöz derledi, 1980).]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Victor Hugo Deniz İşçileri]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-victor-hugo-deniz-iscileri.html</link>
			<pubDate>Fri, 14 May 2021 08:37:16 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-victor-hugo-deniz-iscileri.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #0074d9;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Victor Hugo Deniz İşçileri</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Deniz İşçileri, Victor Hugo'nun Din (Notre-Dame de Paris), Toplum (Sefiller), Doğa (Deniz İşçileri) üçlemesini tamamlayan son romanıdır. Fransa Kralı III. Napoléon'un iktidara gelip meclisi kapatması üzerine, ona karşı çıkmış olan özgürlükten yana olan birçokları gibi Hugo da Fransa'dan sürüldü. Onsekiz yıl süren bu sürgün hayatını (1852-1870) Birleşik Krallığa bağlı Manş Adaları'ndan Jersey ve Guernsey'de geçirdi. Sefiller'i orada tamamladığı gibi, üçlemenin Doğa bölümü olan Les Travailleurs de la mer (Deniz İşçileri)ni de orada yazdı (1866).</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Deniz İşçileri Victor Hugo?nun yaşamında, sanatında, düşünce dünyasında en olgun çağa vardığı dönemin eserlerinden biridir. Büyük yazar bu romanında, gerek anlatım bakımından, gerek roman örgüsü bakımından kendisini artık aşamayacak yüksekliğe erişmiş, sanatının doruğuna varmış bulunuyor. Bir Fransız eleştirmeninin dediği gibi, ?Victor Hugo kendisinden kalan en önemli eserleri sürgün günlerinde yazmış, Sefiller?de de Deniz İşçileri?nde de bir harika yaratmıştır?.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ta eski çağlardan, insanoğlunun kaosun yabanıl uğultusunu vurgulaya vurgulaya sesini yükselttiği, çığlıklarını, hala tufanın balçığına bulanmış yeryüzünün üzerinden geçen esintilere, ilk ateşin parıltılarına kattığı o oluşumun bulanık şafağından gelen efsanevi bir destan; bir mitoloji masalı: İşte bu nedenle, pek çoğumuzun çocukluğunda okuyup da bir daha yeniden ele almadığı bu kitap yazarı ve yazıldığı tarih bilinmeyen öykülere benziyor. Aslında zaten biz de onu toplum sahneleriyle, o otoportreleriyle karşılaştırmaktan kesinlikle kaçınıyoruz. İnsanların kötülüğünün çalışmaktan, üretmekten uzaklaştırıldığı gemi kalıntısını denizin, kasırganın, ahtapotun elinden çekip kurtarmaya uğraşan Gilliatt?ın akıllara durgunluk veren girişimi, genç adamın adımlarını, en eski alfabenin harflerinin okunduğu, bir düşselin koyduğu taşların sıralandığı yolu izleyerek insanoğlunun yeryüzünde belirdiği tarihin belirtilebileceği adımların içine oturtuyor. Tam tamına bir yüzyıl önce kaleme alınan bu sayfalarda, doğa güçlerinin bütün şiddetlerini henüz olduğu gibi korudukları, dünyanın kuruluş döneminin şiirini buluyoruz. Ama, aynı zamanda insanoğlunun öğrenme, dünyaya alışma, yaşamaya başlama evresinin bir şiiridir bu. Adem gözlerini açar ve başında dünyanın hesaba katmak zorunda olduğu bir ölçüyü yansıtır. Gilliat çocukluk ve doğa durumundan, yetişkin, ergin yaşamın çarpışmalarına?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">"Yeryüzünde güzel, zorunlu olandır. Dünyada şundan daha önemli pek az uğraşı vardır: Sevimli olmak. Sinekkuşu olmasaydı orman pek üzülürdü. Neşe saçmak, mutluluk yaymak,karanlık şeyler arasında bir ışık sızıntısına sahip olmak, hayatın yıldızı olmak, ahenk olmak, incelik olmak sevimlilik olmak...bütün bunlar size hizmet etmektir. Güzellik güzel olduğu için bana iyi gelir. Falan yaratıkta bütün çevresinde bulunanlar için sevinç kaynağı olma gücü vardır; Varlığı aydınlatır, yakınlığı ısıtır; o geçer, kıvanç duyarsınız; durur, mutlu olursunuz; ona bakmak yaşamaktır. O yaratık insan yüzlü bir şafaktır; orada bulunmaktan başka bir şey yapmaz ama, o kadar yeter. Evi cennete çevirir, bütün gözeneklerinden bir cennet fışkırır. Bu kendinden geçmeyi, soluk almaktan başka bir güçlüğe katlanmadan, herkese dağıtır. Bilinmez nasıl, bütün canlıların ortaklaşa sürükledikleri muazzam zincirin yükünü azaltan bir gülüşü olmak -size ne diyebilirim daha başka ?-bir kelimeyle, Tanrısal birşeydir bu.." </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kitaptan) Derleme Alıntıdır.</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #0074d9;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Victor Hugo Deniz İşçileri</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Deniz İşçileri, Victor Hugo'nun Din (Notre-Dame de Paris), Toplum (Sefiller), Doğa (Deniz İşçileri) üçlemesini tamamlayan son romanıdır. Fransa Kralı III. Napoléon'un iktidara gelip meclisi kapatması üzerine, ona karşı çıkmış olan özgürlükten yana olan birçokları gibi Hugo da Fransa'dan sürüldü. Onsekiz yıl süren bu sürgün hayatını (1852-1870) Birleşik Krallığa bağlı Manş Adaları'ndan Jersey ve Guernsey'de geçirdi. Sefiller'i orada tamamladığı gibi, üçlemenin Doğa bölümü olan Les Travailleurs de la mer (Deniz İşçileri)ni de orada yazdı (1866).</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Deniz İşçileri Victor Hugo?nun yaşamında, sanatında, düşünce dünyasında en olgun çağa vardığı dönemin eserlerinden biridir. Büyük yazar bu romanında, gerek anlatım bakımından, gerek roman örgüsü bakımından kendisini artık aşamayacak yüksekliğe erişmiş, sanatının doruğuna varmış bulunuyor. Bir Fransız eleştirmeninin dediği gibi, ?Victor Hugo kendisinden kalan en önemli eserleri sürgün günlerinde yazmış, Sefiller?de de Deniz İşçileri?nde de bir harika yaratmıştır?.</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">Ta eski çağlardan, insanoğlunun kaosun yabanıl uğultusunu vurgulaya vurgulaya sesini yükselttiği, çığlıklarını, hala tufanın balçığına bulanmış yeryüzünün üzerinden geçen esintilere, ilk ateşin parıltılarına kattığı o oluşumun bulanık şafağından gelen efsanevi bir destan; bir mitoloji masalı: İşte bu nedenle, pek çoğumuzun çocukluğunda okuyup da bir daha yeniden ele almadığı bu kitap yazarı ve yazıldığı tarih bilinmeyen öykülere benziyor. Aslında zaten biz de onu toplum sahneleriyle, o otoportreleriyle karşılaştırmaktan kesinlikle kaçınıyoruz. İnsanların kötülüğünün çalışmaktan, üretmekten uzaklaştırıldığı gemi kalıntısını denizin, kasırganın, ahtapotun elinden çekip kurtarmaya uğraşan Gilliatt?ın akıllara durgunluk veren girişimi, genç adamın adımlarını, en eski alfabenin harflerinin okunduğu, bir düşselin koyduğu taşların sıralandığı yolu izleyerek insanoğlunun yeryüzünde belirdiği tarihin belirtilebileceği adımların içine oturtuyor. Tam tamına bir yüzyıl önce kaleme alınan bu sayfalarda, doğa güçlerinin bütün şiddetlerini henüz olduğu gibi korudukları, dünyanın kuruluş döneminin şiirini buluyoruz. Ama, aynı zamanda insanoğlunun öğrenme, dünyaya alışma, yaşamaya başlama evresinin bir şiiridir bu. Adem gözlerini açar ve başında dünyanın hesaba katmak zorunda olduğu bir ölçüyü yansıtır. Gilliat çocukluk ve doğa durumundan, yetişkin, ergin yaşamın çarpışmalarına?</span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size">"Yeryüzünde güzel, zorunlu olandır. Dünyada şundan daha önemli pek az uğraşı vardır: Sevimli olmak. Sinekkuşu olmasaydı orman pek üzülürdü. Neşe saçmak, mutluluk yaymak,karanlık şeyler arasında bir ışık sızıntısına sahip olmak, hayatın yıldızı olmak, ahenk olmak, incelik olmak sevimlilik olmak...bütün bunlar size hizmet etmektir. Güzellik güzel olduğu için bana iyi gelir. Falan yaratıkta bütün çevresinde bulunanlar için sevinç kaynağı olma gücü vardır; Varlığı aydınlatır, yakınlığı ısıtır; o geçer, kıvanç duyarsınız; durur, mutlu olursunuz; ona bakmak yaşamaktır. O yaratık insan yüzlü bir şafaktır; orada bulunmaktan başka bir şey yapmaz ama, o kadar yeter. Evi cennete çevirir, bütün gözeneklerinden bir cennet fışkırır. Bu kendinden geçmeyi, soluk almaktan başka bir güçlüğe katlanmadan, herkese dağıtır. Bilinmez nasıl, bütün canlıların ortaklaşa sürükledikleri muazzam zincirin yükünü azaltan bir gülüşü olmak -size ne diyebilirim daha başka ?-bir kelimeyle, Tanrısal birşeydir bu.." </span><br />
<br />
<span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Kitaptan) Derleme Alıntıdır.</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>