<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - Sağlık Haberleri]]></title>
		<link>https://www.forumteams.com/</link>
		<description><![CDATA[Genel Paylaşım Forumu ,Türkçe Forum Sitesi, Güncel Forumlar - https://www.forumteams.com]]></description>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 20:33:11 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Kemiklerinizi Fark Etmeden Tüketiyor Olabilir]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kemiklerinizi-fark-etmeden-tuketiyor-olabilir.html</link>
			<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 13:45:00 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=1035">Asya</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kemiklerinizi-fark-etmeden-tuketiyor-olabilir.html</guid>
			<description><![CDATA[<div align="left"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kemiklerinizi fark etmeden tüketiyor olabilir!</span></div>
<img src="https://iasbh.tmgrup.com.tr/6d93d4/430/243/0/53/724/462?u=https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2026/06/18/kemiklerinizi-fark-etmeden-tuketiyor-olabilir-bu-belirtileri-sakin-goz-ardi-etmeyin-1781790214888.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kemiklerinizi-fark-etmeden-tuketiyor-ola...214888.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Halk arasında 'kemik erimesi' olarak adlandırılan osteoporozu 'kemiklerin zayıflayarak kırılgan hale gelmesi' şeklinde tanımlayan Endokrinoloji ve Metabolizma Kliniği'nden Uzm. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dr. Esra Tutal,</span> hastalığın kemiklerin çok ufak travmalarda bile kolayca kırılmalarına neden olabildiğini söyledi.<br />
<br />
Kemik erimesine bağlı kırıkların en çok kalça, bel ve bilek kemiklerinde görüldüğünü vurgulayan Uzm. Dr. Esra Tutal, "Osteoporoz hem kadınları hem de erkekleri etkileyen bir hastalıktır. Kemik erimesi çok ileri dönemlere kadar herhangi bir belirti vermez. İleri dönemlerde ise sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun zamanla kısalması ve duruş bozukluğu (kamburluk) meydana gelir" diye konuştu.<br />
<br />
İnsan vücudunda kemik yapım ve yıkımının belli bir denge içerisinde olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Esra Tutal, "20 yaşına kadar kemik yapımı ön plandadır. 30 yaşına kadar maksimum kemik kitlesi oluşur. 30 yaşından sonra ise yıkım ön plana geçer. Maksimum kemik kitlesi ne kadar iyi ise vücut yıkımdan o kadar az etkilenir. Kadınlar, yaşlılar, ailesinde kırık öyküsü olanlar ve zayıf minyon yapılı olanlarda daha sık görülür. Ayrıca romatizma tedavisinde kullanılan kortizonlu ilaçlar, epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, bazı mide ilaçları kullanmak, romatiod artrit, kanser, lupus, multipe myleom, böbrek karaciğer hastalıkları gibi hastalıklar geçirmek, hareketsiz bir yaşama sahip olmak, sigara kullanmak, alkol kullanmak, besinlerle yeterince kalsiyum almamak, aşırı miktarda tiroit hormonu kullanmak, aşırı zayıf olmak, gereğinden daha az beslenmek ve zayıflama ameliyatı olmak da kemik erimesine neden olabilir. Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara hatta ölümlere yol açabilir" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"DOĞRU BESLENMEYLE ÖNLENEBİLİR"</span><br />
Kemik erimesinin önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalıktan korunmak için şu önerilerde bulundu: "Proteinden zengin beslenme kemik sağlığı için çok önemlidir. Vücut ağırlığının normal sınırlarda tutulması (aşırı zayıflık ve şişmanlıktan kaçınılması), kalsiyumdan zengin beslenmek (günlük 1000-1200 mg kadar kalsiyum besinlerle alınmalıdır) önemlidir. En iyi kalsiyum kaynakları az yağlı süt ürünleri, koyu yeşil sebzeler, balık ve soya ürünleridir. D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilimi için gereklidir. Bunun bir kısmını güneşten karşılasak da genellikle günlük 600-800 ünite D vitamini takviyesi gerekmektedir. Günlük düzenli yapılan egzersiz (yürüyüş gibi) kemiklerin güçlenmesini sağlar. 65 yaş üstü kadınlar, 70 yaş üstü erkekler ve risk faktörü olanlar ise daha erken yaşlardan itibaren her yıl düzenli olarak kemik taraması (kemik mineral dansitometri) yaptırıp, henüz kırık oluşmadan tanı konulabilirse hastalığın tedavisi mümkündür."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="left"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kemiklerinizi fark etmeden tüketiyor olabilir!</span></div>
<img src="https://iasbh.tmgrup.com.tr/6d93d4/430/243/0/53/724/462?u=https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2026/06/18/kemiklerinizi-fark-etmeden-tuketiyor-olabilir-bu-belirtileri-sakin-goz-ardi-etmeyin-1781790214888.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kemiklerinizi-fark-etmeden-tuketiyor-ola...214888.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Halk arasında 'kemik erimesi' olarak adlandırılan osteoporozu 'kemiklerin zayıflayarak kırılgan hale gelmesi' şeklinde tanımlayan Endokrinoloji ve Metabolizma Kliniği'nden Uzm. <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dr. Esra Tutal,</span> hastalığın kemiklerin çok ufak travmalarda bile kolayca kırılmalarına neden olabildiğini söyledi.<br />
<br />
Kemik erimesine bağlı kırıkların en çok kalça, bel ve bilek kemiklerinde görüldüğünü vurgulayan Uzm. Dr. Esra Tutal, "Osteoporoz hem kadınları hem de erkekleri etkileyen bir hastalıktır. Kemik erimesi çok ileri dönemlere kadar herhangi bir belirti vermez. İleri dönemlerde ise sırt ağrısı, bel ağrısı, boyun zamanla kısalması ve duruş bozukluğu (kamburluk) meydana gelir" diye konuştu.<br />
<br />
İnsan vücudunda kemik yapım ve yıkımının belli bir denge içerisinde olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Esra Tutal, "20 yaşına kadar kemik yapımı ön plandadır. 30 yaşına kadar maksimum kemik kitlesi oluşur. 30 yaşından sonra ise yıkım ön plana geçer. Maksimum kemik kitlesi ne kadar iyi ise vücut yıkımdan o kadar az etkilenir. Kadınlar, yaşlılar, ailesinde kırık öyküsü olanlar ve zayıf minyon yapılı olanlarda daha sık görülür. Ayrıca romatizma tedavisinde kullanılan kortizonlu ilaçlar, epilepsi ilaçları, kanser ilaçları, bazı mide ilaçları kullanmak, romatiod artrit, kanser, lupus, multipe myleom, böbrek karaciğer hastalıkları gibi hastalıklar geçirmek, hareketsiz bir yaşama sahip olmak, sigara kullanmak, alkol kullanmak, besinlerle yeterince kalsiyum almamak, aşırı miktarda tiroit hormonu kullanmak, aşırı zayıf olmak, gereğinden daha az beslenmek ve zayıflama ameliyatı olmak da kemik erimesine neden olabilir. Kemik erimesi omurlarda, el bileğinde ve kalça kemiğinde kırılmalara yol açarak sakatlıklara hatta ölümlere yol açabilir" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"DOĞRU BESLENMEYLE ÖNLENEBİLİR"</span><br />
Kemik erimesinin önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Esra Tutal, hastalıktan korunmak için şu önerilerde bulundu: "Proteinden zengin beslenme kemik sağlığı için çok önemlidir. Vücut ağırlığının normal sınırlarda tutulması (aşırı zayıflık ve şişmanlıktan kaçınılması), kalsiyumdan zengin beslenmek (günlük 1000-1200 mg kadar kalsiyum besinlerle alınmalıdır) önemlidir. En iyi kalsiyum kaynakları az yağlı süt ürünleri, koyu yeşil sebzeler, balık ve soya ürünleridir. D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilimi için gereklidir. Bunun bir kısmını güneşten karşılasak da genellikle günlük 600-800 ünite D vitamini takviyesi gerekmektedir. Günlük düzenli yapılan egzersiz (yürüyüş gibi) kemiklerin güçlenmesini sağlar. 65 yaş üstü kadınlar, 70 yaş üstü erkekler ve risk faktörü olanlar ise daha erken yaşlardan itibaren her yıl düzenli olarak kemik taraması (kemik mineral dansitometri) yaptırıp, henüz kırık oluşmadan tanı konulabilirse hastalığın tedavisi mümkündür."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Adaçayı Kadın Sağlığını Nasıl Destekler?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-adacayi-kadin-sagligini-nasil-destekler.html</link>
			<pubDate>Sun, 07 Jun 2026 07:40:36 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-adacayi-kadin-sagligini-nasil-destekler.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adaçayı kadın sağlığını nasıl destekler?</span><br />
<br />
<img src="https://im.haberturk.com/hh/2020/10/20/ver1734210327/1075169/jpg/400x225" loading="lazy"  alt="[Resim: 400x225]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Adaçayı (Salvia officinalis), güçlü aroması ve kokusu ile hem baharat, hem bitki çayı olarak kullanılan en şifalı bitkilerden biri. Yapraklarından elde edilen uçucu yağın da birçok kullanım alanı bulunuyor. Kurutulmuş yapraklarının yakılmasıyla elde edilen tütsü, hem havayı temizlemek için hem de böcekleri uzaklaştırmak için kullanılabiliyor.<br />
İçeriğinde birçok vitamin ve mineral barındıran adaçayı bitkisi, özellikle K vitamini bakımından zengin. Bir çay kaşığı (0,7 gr) adaçayında günlük ihtiyacımızın %10’unu karşılayacak kadar K vitamini bulunuyor. Polifenoller bakımından da zengin olan adaçayında kanser riskini azaltan, beyin fonksiyonlarını iyileştiren ve hafızayı güçlendiren antioksidanlar da bol miktarda bulunuyor.<br />
<br />
Adaçayının içeriğinde bulunan ve östrojen benzeri etkiler gösteren bileşenler, birçok kadın hastalığının önlenmesinde ve iyileşmesinde bedeni destekleyebiliyor. Yapılan bir araştırmada, 8 hafta boyunca düzenli olarak adaçayı kullanılmasının menopoz sürecinde yaşanan sıcak basmalarının sıklığını ve yoğunluğunu azalttığı doğrulandı.<br />
Antienflamatuar özelliği de bulunan adaçayı, adet döneminde yaşanan sorunların da hafifletilmesinde yardımcı. Aynı zamada oturma banyosu şeklinde uygulandığında da vulvadaki yanma ve kaşıntı benzeri şikayetlerin giderilmesine yardımcı oluyor.<br />
<br />
Fitoöstrojenler de içeren adaçayı, vücudun genel hormonal dengesinin sağlanmasında etkili oluyor. Özellikle doğurganlık için hormonal dengeyi desteklemek isteyen kadınlar, yüzyıllardır adaçayanın etkilerinden faydalanıyorlar.<br />
<br />
Adaçayının uçucu yağının da aromaterapik etki ederek adet dönemindeki sancıları hafifletmeye yardımcı olduğu biliniyor. Yastığınıza bir iki damla adaçayı (clary sage) uçucu yağı damlatmak veya bir buhurdanlık yardımı ile adaçayı yağının hafifçe kokusunu solumak, adet sancılarıyla baş etmeyi kolaylaştırıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adaçayı içilmemesi gereken durumlar</span><br />
<br />
Adaçayı, kadınlık hormonlarını doğrudan etkileyebileceği için, hamilelik ve emzirme dönemlerinde kesinlikle tüketilmemesi gereken bitkilerden biri. Aynı zamanda hormonlara duyarlı bir hastalığınız varsa, örneğin meme kanseri teşhisi aldıysanız, adaçayından uzak durmanız gerekir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adaçayı kadın sağlığını nasıl destekler?</span><br />
<br />
<img src="https://im.haberturk.com/hh/2020/10/20/ver1734210327/1075169/jpg/400x225" loading="lazy"  alt="[Resim: 400x225]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Adaçayı (Salvia officinalis), güçlü aroması ve kokusu ile hem baharat, hem bitki çayı olarak kullanılan en şifalı bitkilerden biri. Yapraklarından elde edilen uçucu yağın da birçok kullanım alanı bulunuyor. Kurutulmuş yapraklarının yakılmasıyla elde edilen tütsü, hem havayı temizlemek için hem de böcekleri uzaklaştırmak için kullanılabiliyor.<br />
İçeriğinde birçok vitamin ve mineral barındıran adaçayı bitkisi, özellikle K vitamini bakımından zengin. Bir çay kaşığı (0,7 gr) adaçayında günlük ihtiyacımızın %10’unu karşılayacak kadar K vitamini bulunuyor. Polifenoller bakımından da zengin olan adaçayında kanser riskini azaltan, beyin fonksiyonlarını iyileştiren ve hafızayı güçlendiren antioksidanlar da bol miktarda bulunuyor.<br />
<br />
Adaçayının içeriğinde bulunan ve östrojen benzeri etkiler gösteren bileşenler, birçok kadın hastalığının önlenmesinde ve iyileşmesinde bedeni destekleyebiliyor. Yapılan bir araştırmada, 8 hafta boyunca düzenli olarak adaçayı kullanılmasının menopoz sürecinde yaşanan sıcak basmalarının sıklığını ve yoğunluğunu azalttığı doğrulandı.<br />
Antienflamatuar özelliği de bulunan adaçayı, adet döneminde yaşanan sorunların da hafifletilmesinde yardımcı. Aynı zamada oturma banyosu şeklinde uygulandığında da vulvadaki yanma ve kaşıntı benzeri şikayetlerin giderilmesine yardımcı oluyor.<br />
<br />
Fitoöstrojenler de içeren adaçayı, vücudun genel hormonal dengesinin sağlanmasında etkili oluyor. Özellikle doğurganlık için hormonal dengeyi desteklemek isteyen kadınlar, yüzyıllardır adaçayanın etkilerinden faydalanıyorlar.<br />
<br />
Adaçayının uçucu yağının da aromaterapik etki ederek adet dönemindeki sancıları hafifletmeye yardımcı olduğu biliniyor. Yastığınıza bir iki damla adaçayı (clary sage) uçucu yağı damlatmak veya bir buhurdanlık yardımı ile adaçayı yağının hafifçe kokusunu solumak, adet sancılarıyla baş etmeyi kolaylaştırıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Adaçayı içilmemesi gereken durumlar</span><br />
<br />
Adaçayı, kadınlık hormonlarını doğrudan etkileyebileceği için, hamilelik ve emzirme dönemlerinde kesinlikle tüketilmemesi gereken bitkilerden biri. Aynı zamanda hormonlara duyarlı bir hastalığınız varsa, örneğin meme kanseri teşhisi aldıysanız, adaçayından uzak durmanız gerekir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Bipolar Bozuklukta Asıl Ihtiyaç Yargı Değil, Doğru Bilgi Ve Anlayış]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-bipolar-bozuklukta-asil-ihtiyac-yargi-degil-dogru-bilgi-ve-anlayis.html</link>
			<pubDate>Mon, 30 Mar 2026 19:19:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-bipolar-bozuklukta-asil-ihtiyac-yargi-degil-dogru-bilgi-ve-anlayis.html</guid>
			<description><![CDATA[30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Medical Park Göztepe Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Asil Budaklı, bipolar bozukluğun yalnızca klinik yönüyle değil, toplumdaki algı biçimiyle de ele alınması gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. Budaklı, hastalığın çoğu zaman ya hafife alındığını ya da damgalayıcı bir dille korkulacak bir tablo gibi sunulduğunu, bu yaklaşımın tanı ve tedavi sürecini zorlaştırdığını ifade etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘KİŞİNİN YAŞAMI ÜZERİNDE CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLİR’</span><br />
Bipolar bozukluğun; kişinin duygu durumunda, enerjisinde, düşünce akışında ve yaşam ritminde belirgin değişimlerle seyrettiğini ifade eden Uzm. Dr. Budaklı, şöyle devam etti:<br />
“Bazı dönemlerde aşırı enerji, az uyku ihtiyacı, hızlanmış düşünce, artmış konuşma ve riskli kararlar öne çıkarken; bazı dönemlerde içe çekilme, isteksizlik, yorgunluk ve günlük işlevsellikte belirgin azalma görülebilir. Dışarıdan yalnızca 'neşeli', 'üretken' ya da 'biraz moralsiz' gibi algılanabilen bu değişimler, denetim kaybı başladığında kişinin işi, ilişkileri ve yaşam düzeni üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘HER DUYGU İNİŞ ÇIKIŞI, BİPOLAR BOZUKLUKLA KARIŞTIRILMAMALI’</span><br />
Uzm. Dr. Budaklı, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her duygu iniş çıkışını bipolar bozukluk sanmak olduğunu vurguladı. Bipolar bozukluğun; birkaç günlük moral bozukluğu, günlük stres, bir ayrılık sonrası yaşanan geçici üzüntü ya da gün içindeki sıradan duygu değişimleriyle açıklanamayacağını belirten Uzm. Dr. Budaklı, hastalığı bu yaşantılardan ayıran temel farkın yalnızca belirtilerin şiddeti değil, süresi, tekrar eden yapısı ve kişinin gündelik yaşamı üzerindeki belirgin etkisi olduğunu söyledi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘KİŞİYİ HASTALIĞINDAN FAZLA YORAN BİR TOPLUMSAL YÜKE DÖNÜŞEBİLİR’</span><br />
Yanlış inanışların yalnızca bilgi eksikliği yaratmadığını, aynı zamanda bipolar bozuklukla yaşayan bireyleri yalnızlaştırdığını da kaydeden Uzm. Dr. Budaklı, şu bilgileri paylaştı:<br />
“Bipolar bozuklukla ilgili toplumda sık rastlanan ‘dengesiz’, ‘öngörülemez’ ya da ‘tehlikeli’ gibi etiketler, kişiyi hastalığından daha fazla yoran bir toplumsal yük haline gelebilir. Bu nedenle, bipolar bozukluğu olan bireylerin yalnızca tanılarından ibaret olarak görmemeli; onların da herkes gibi çalıştıklarını, ürettiklerini, ilişkilerini sürdürdüklerini ve çoğu zaman bunu ağır bir iç mücadeleyle başardıklarını görmek gerekmektedir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘KORKU ÜRETMEK DEĞİL, DOĞRU BİLGİYLE ÖNYARGILARI AZALTMAK ÖNEMLİ’</span><br />
Bu yıl öne çıkan ‘Bipolar Strong’ temasının Türkçede ‘Bipolar Güçlü’ olarak anlaşılabileceğini belirten Budaklı, bu ifadenin 'hep güçlü kalmak zorunda olmak' anlamına gelmemesi gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. Budaklı, “Asıl güç; belirtileri fark etmekte, uykuyu ve yaşam düzenini korumaya çalışmakta, gerektiğinde yardım istemekte, tedaviye uyum göstermek ve hayatın içinde kalmak için yeniden denge kurabilmektir. Dünya Bipolar<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Günü’nün temel mesajı da korku üretmek değil, doğru bilgiyle önyargıları azaltmak ve bireylerin anlaşılma ihtiyacını görünür kılmaktır” ifadelerine yer verdi.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘BİPOLAR GÜÇLÜ, HİÇ ZORLANMAMAK ANLAMINA GELMEZ’</span><br />
Son olarak bipolar güçlü demenin hiç zorlanmamak anlamına gelmediğinin altın çizen Uzm. Dr. Budaklı, “Bazen asıl güç; yükselişi erken fark edip durabilmek, çökkünlük döneminde yardım isteyebilmek, tedaviye bağlı kalmak ve bütün önyargılara rağmen hayatın içinde yer almaya devam edebilmektir. Bazen bir insanın iyileşme yolunda en çok ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir açıklama değil, anlaşılacağına dair gerçek bir histir. Ruhsal hastalıklara hâlâ korku ve önyargıyla bakıyorsak, bu bakışı değiştirmek de bir halk sağlığı meselesidir” sözleriyle açıklamalarını sonlandırdı.<br />
<br />
DHA]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[30 Mart Dünya Bipolar Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Medical Park Göztepe Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Asil Budaklı, bipolar bozukluğun yalnızca klinik yönüyle değil, toplumdaki algı biçimiyle de ele alınması gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. Budaklı, hastalığın çoğu zaman ya hafife alındığını ya da damgalayıcı bir dille korkulacak bir tablo gibi sunulduğunu, bu yaklaşımın tanı ve tedavi sürecini zorlaştırdığını ifade etti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘KİŞİNİN YAŞAMI ÜZERİNDE CİDDİ SONUÇLAR DOĞURABİLİR’</span><br />
Bipolar bozukluğun; kişinin duygu durumunda, enerjisinde, düşünce akışında ve yaşam ritminde belirgin değişimlerle seyrettiğini ifade eden Uzm. Dr. Budaklı, şöyle devam etti:<br />
“Bazı dönemlerde aşırı enerji, az uyku ihtiyacı, hızlanmış düşünce, artmış konuşma ve riskli kararlar öne çıkarken; bazı dönemlerde içe çekilme, isteksizlik, yorgunluk ve günlük işlevsellikte belirgin azalma görülebilir. Dışarıdan yalnızca 'neşeli', 'üretken' ya da 'biraz moralsiz' gibi algılanabilen bu değişimler, denetim kaybı başladığında kişinin işi, ilişkileri ve yaşam düzeni üzerinde ciddi sonuçlar doğurabilir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘HER DUYGU İNİŞ ÇIKIŞI, BİPOLAR BOZUKLUKLA KARIŞTIRILMAMALI’</span><br />
Uzm. Dr. Budaklı, toplumda en sık yapılan hatalardan birinin her duygu iniş çıkışını bipolar bozukluk sanmak olduğunu vurguladı. Bipolar bozukluğun; birkaç günlük moral bozukluğu, günlük stres, bir ayrılık sonrası yaşanan geçici üzüntü ya da gün içindeki sıradan duygu değişimleriyle açıklanamayacağını belirten Uzm. Dr. Budaklı, hastalığı bu yaşantılardan ayıran temel farkın yalnızca belirtilerin şiddeti değil, süresi, tekrar eden yapısı ve kişinin gündelik yaşamı üzerindeki belirgin etkisi olduğunu söyledi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘KİŞİYİ HASTALIĞINDAN FAZLA YORAN BİR TOPLUMSAL YÜKE DÖNÜŞEBİLİR’</span><br />
Yanlış inanışların yalnızca bilgi eksikliği yaratmadığını, aynı zamanda bipolar bozuklukla yaşayan bireyleri yalnızlaştırdığını da kaydeden Uzm. Dr. Budaklı, şu bilgileri paylaştı:<br />
“Bipolar bozuklukla ilgili toplumda sık rastlanan ‘dengesiz’, ‘öngörülemez’ ya da ‘tehlikeli’ gibi etiketler, kişiyi hastalığından daha fazla yoran bir toplumsal yük haline gelebilir. Bu nedenle, bipolar bozukluğu olan bireylerin yalnızca tanılarından ibaret olarak görmemeli; onların da herkes gibi çalıştıklarını, ürettiklerini, ilişkilerini sürdürdüklerini ve çoğu zaman bunu ağır bir iç mücadeleyle başardıklarını görmek gerekmektedir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘KORKU ÜRETMEK DEĞİL, DOĞRU BİLGİYLE ÖNYARGILARI AZALTMAK ÖNEMLİ’</span><br />
Bu yıl öne çıkan ‘Bipolar Strong’ temasının Türkçede ‘Bipolar Güçlü’ olarak anlaşılabileceğini belirten Budaklı, bu ifadenin 'hep güçlü kalmak zorunda olmak' anlamına gelmemesi gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. Budaklı, “Asıl güç; belirtileri fark etmekte, uykuyu ve yaşam düzenini korumaya çalışmakta, gerektiğinde yardım istemekte, tedaviye uyum göstermek ve hayatın içinde kalmak için yeniden denge kurabilmektir. Dünya Bipolar<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Günü’nün temel mesajı da korku üretmek değil, doğru bilgiyle önyargıları azaltmak ve bireylerin anlaşılma ihtiyacını görünür kılmaktır” ifadelerine yer verdi.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">‘BİPOLAR GÜÇLÜ, HİÇ ZORLANMAMAK ANLAMINA GELMEZ’</span><br />
Son olarak bipolar güçlü demenin hiç zorlanmamak anlamına gelmediğinin altın çizen Uzm. Dr. Budaklı, “Bazen asıl güç; yükselişi erken fark edip durabilmek, çökkünlük döneminde yardım isteyebilmek, tedaviye bağlı kalmak ve bütün önyargılara rağmen hayatın içinde yer almaya devam edebilmektir. Bazen bir insanın iyileşme yolunda en çok ihtiyaç duyduğu şey kusursuz bir açıklama değil, anlaşılacağına dair gerçek bir histir. Ruhsal hastalıklara hâlâ korku ve önyargıyla bakıyorsak, bu bakışı değiştirmek de bir halk sağlığı meselesidir” sözleriyle açıklamalarını sonlandırdı.<br />
<br />
DHA]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yalnızlık Salgını - Kendinizi Yalnız Hissettiğiniz Bir An Veya Bir Dönem Oldu Mu?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-yalnizlik-salgini-kendinizi-yalniz-hissettiginiz-bir-an-veya-bir-donem-oldu-mu.html</link>
			<pubDate>Sat, 29 Nov 2025 09:33:22 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=887">x(-Clipper-)x</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-yalnizlik-salgini-kendinizi-yalniz-hissettiginiz-bir-an-veya-bir-donem-oldu-mu.html</guid>
			<description><![CDATA[Yalnızlık Salgını<br />
<br />
Hiç kendinizi yalnız hissettiğiniz bir an veya bir dönem oldu mu? Çevrenizde yalnız olduğunu düşündüğünüz insanlar var mı? Bir insan neden kendini yalnız hisseder ve bu durumdan nasıl kurtulur? Peki, yalnız olmayı seven insanlar da var mıdır?<br />
<br />
<img src="https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/sites/default/files/styles/bp-770px-custom_user_desktop_1x/public/yalnizlik-salgini.jpg?itok=_AS5U5_X" loading="lazy"  alt="[Resim: yalnizlik-salgini.jpg?itok=_AS5U5_X]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Günümüzde yalnızlık, her zamankinden daha yaygın bir olgu hâline geldi. Bu durumdan hem hoşnut olanlar hem de olmayanlar var. Peki, yalnızlık sizin hayatınızın merkezinde mi yer alıyor, yoksa kendini zaman zaman mı hissettiriyor?<br />
<br />
Yale Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Danışmanlık Biriminde Ruh Sağlığı Danışmanlığı şefi Dr. Paul Hoffman’a göre yalnızlık tek başına olmakla aynı şey değildir. Yalnızlık, bir kişinin sosyal etkileşim arzuladığı ancak buna erişemediği zaman yaşadığı zihinsel ve duygusal rahatsızlıktır. İnsanlar tek başına olabilir ancak yalnızlık hissetmeyebilir ya da tam tersine kalabalıkların içinde bile yalnızlık hissedebilir.<br />
<br />
Güncel araştırmalar sosyal izolasyon ile yalnızlığı birbirinden ayırıyor. Sosyal izolasyon, diğer insanlarla günlük etkileşim eksikliğini ifade ederken yalnızlık kişinin sevgi ve aidiyet ihtiyacının karşılanmadığına dair yaşadığı psikolojik bir durumu anlatıyor.<br />
<br />
Bu ifadelerden yola çıkarak yalnızlığın çevremizdeki kişi sayısıyla veya sosyal ortamla doğrudan ilgili olmadığını ruhun bir ihtiyacının karşılanmaması sonucu ortaya çıkan bir duygu olduğunu söyleyebiliriz. Yalnızlığın toplumda hızla yaygınlaşması adeta bir salgına dönüşmesi, yalnızlık salgını olarak adlandırılan bir kavramın ortaya çıkması aslında bu duyguyu birçok insanın yaşadığının bir kanıtı. Aynı zamanda birçok üniversite yalnızlık duygusunu inceleyen akademik araştırmalar yürütüyor ve bu durumun özellikle öğrenciler arasında yaygınlaştığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
Dünya Sağlık Örgütünün tahminlerine göre ergenlerin %5’i ila %15’i yalnızlık yaşıyor. Yalnızlık, yeni bir yere taşınmaktan bir grup insan tarafından kabul edilmemeye kadar çok sayıda bireysel senaryo ve deneyimden kaynaklanabilir. Psikiyatrist Dr. David H. Klemanski’ye göre kronik yalnızlığın modern toplumlarda yaygınlaşmasında iki yönlü bir etki söz konusu.<br />
<br />
Bunlardan biri teknoloji. Teknolojinin insanları birbirine bağladığı bir dünyada yalnızlığın artması ilk bakışta çelişkili görünüyor. Fakat teknoloji, derin bağlantılar oluşturmamızı engelliyor ve yüzeysel bağlantıları güçlendiriyor. İkinci etken ise toplumun artık derin sosyal ilişkiler kurmak yerine performans, maddi kazanç ve kariyer başarısı odaklı bir yaşam tarzını benimsemesi.<br />
<br />
Peki yalnızlığın çözümü nedir? Kaynaklar, yalnızlığın bazen kişiselleştirilmiş bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguluyor. İnsanlarla bir araya gelmeyi sağlayan ortamlarda bulunmak yeni insanlarla tanışmak, doğada zaman geçirmek ya da sizi mutlu eden insanlarla bir arada olmak sizi rahatlatabilir. Ayrıca sizi mutlu eden, yapmaktan keyif aldığınız bir hobi ile ilgilenebilirsiniz.<br />
<br />
Santa Barbara’daki California Üniversitesi İletişim Bölümünden Prof. Dr. Andy Merolla’ya göre, öğrenciler yalnızlık çeken arkadaşlarını fark ederek onlara yardımcı olmaya çalışabilirler. Bazı öğrenciler yemekhanelerde sürekli tek başına yemek yer, bazıları ise odalarından çıkmadan sosyal etkileşimden uzak bir yaşam sürer. Bazen de sınıftaki diğer hiç kimseyle iletişim kurmaz.<br />
<br />
Bu gibi durumlarda diğer öğrenciler sosyal etkileşimden uzak kalmayı tercih eden kişiye kendilerini tanıtarak sohbet başlatabilir ve hatta onu arkadaş grubuna katılmaya davet edebilir. Bu tür küçük adımlar hem samimi bir iletişim başlatmak hem de yeni sosyal ortamlar yaratmak için önemli bir fırsat sunar.<br />
<br />
Kaynaklar:<br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://yaledailynews.com/blog/2024/09/29/how-theloneliness-epidemic-is-impacting-yale-students/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://yaledailynews.com/blog/2024/...yale-students/</a><br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.gse.harvard.edu/ideas/usableknowledge/24/10/what-causing-our-epidemicloneliness-and-how-can-we-fix-it" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.gse.harvard.edu/ideas/us...-can-we-fix-it</a><br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.who.int/teams/social-determinantsof-health/demographic-change-and-healthy-ageing/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.who.int/teams/social-det...ealthy-ageing/</a> social-isolation-and-loneliness<br />
<br />
Yazar Hakkında:<br />
<br />
Çağla Şahin<br />
<br />
Sema Yazar Anadolu Lisesi<br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/yalnizlik-salgini" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yalnızlık Salgını<br />
<br />
Hiç kendinizi yalnız hissettiğiniz bir an veya bir dönem oldu mu? Çevrenizde yalnız olduğunu düşündüğünüz insanlar var mı? Bir insan neden kendini yalnız hisseder ve bu durumdan nasıl kurtulur? Peki, yalnız olmayı seven insanlar da var mıdır?<br />
<br />
<img src="https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/sites/default/files/styles/bp-770px-custom_user_desktop_1x/public/yalnizlik-salgini.jpg?itok=_AS5U5_X" loading="lazy"  alt="[Resim: yalnizlik-salgini.jpg?itok=_AS5U5_X]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Günümüzde yalnızlık, her zamankinden daha yaygın bir olgu hâline geldi. Bu durumdan hem hoşnut olanlar hem de olmayanlar var. Peki, yalnızlık sizin hayatınızın merkezinde mi yer alıyor, yoksa kendini zaman zaman mı hissettiriyor?<br />
<br />
Yale Üniversitesi Ruh Sağlığı ve Danışmanlık Biriminde Ruh Sağlığı Danışmanlığı şefi Dr. Paul Hoffman’a göre yalnızlık tek başına olmakla aynı şey değildir. Yalnızlık, bir kişinin sosyal etkileşim arzuladığı ancak buna erişemediği zaman yaşadığı zihinsel ve duygusal rahatsızlıktır. İnsanlar tek başına olabilir ancak yalnızlık hissetmeyebilir ya da tam tersine kalabalıkların içinde bile yalnızlık hissedebilir.<br />
<br />
Güncel araştırmalar sosyal izolasyon ile yalnızlığı birbirinden ayırıyor. Sosyal izolasyon, diğer insanlarla günlük etkileşim eksikliğini ifade ederken yalnızlık kişinin sevgi ve aidiyet ihtiyacının karşılanmadığına dair yaşadığı psikolojik bir durumu anlatıyor.<br />
<br />
Bu ifadelerden yola çıkarak yalnızlığın çevremizdeki kişi sayısıyla veya sosyal ortamla doğrudan ilgili olmadığını ruhun bir ihtiyacının karşılanmaması sonucu ortaya çıkan bir duygu olduğunu söyleyebiliriz. Yalnızlığın toplumda hızla yaygınlaşması adeta bir salgına dönüşmesi, yalnızlık salgını olarak adlandırılan bir kavramın ortaya çıkması aslında bu duyguyu birçok insanın yaşadığının bir kanıtı. Aynı zamanda birçok üniversite yalnızlık duygusunu inceleyen akademik araştırmalar yürütüyor ve bu durumun özellikle öğrenciler arasında yaygınlaştığını ortaya koyuyor.<br />
<br />
Dünya Sağlık Örgütünün tahminlerine göre ergenlerin %5’i ila %15’i yalnızlık yaşıyor. Yalnızlık, yeni bir yere taşınmaktan bir grup insan tarafından kabul edilmemeye kadar çok sayıda bireysel senaryo ve deneyimden kaynaklanabilir. Psikiyatrist Dr. David H. Klemanski’ye göre kronik yalnızlığın modern toplumlarda yaygınlaşmasında iki yönlü bir etki söz konusu.<br />
<br />
Bunlardan biri teknoloji. Teknolojinin insanları birbirine bağladığı bir dünyada yalnızlığın artması ilk bakışta çelişkili görünüyor. Fakat teknoloji, derin bağlantılar oluşturmamızı engelliyor ve yüzeysel bağlantıları güçlendiriyor. İkinci etken ise toplumun artık derin sosyal ilişkiler kurmak yerine performans, maddi kazanç ve kariyer başarısı odaklı bir yaşam tarzını benimsemesi.<br />
<br />
Peki yalnızlığın çözümü nedir? Kaynaklar, yalnızlığın bazen kişiselleştirilmiş bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguluyor. İnsanlarla bir araya gelmeyi sağlayan ortamlarda bulunmak yeni insanlarla tanışmak, doğada zaman geçirmek ya da sizi mutlu eden insanlarla bir arada olmak sizi rahatlatabilir. Ayrıca sizi mutlu eden, yapmaktan keyif aldığınız bir hobi ile ilgilenebilirsiniz.<br />
<br />
Santa Barbara’daki California Üniversitesi İletişim Bölümünden Prof. Dr. Andy Merolla’ya göre, öğrenciler yalnızlık çeken arkadaşlarını fark ederek onlara yardımcı olmaya çalışabilirler. Bazı öğrenciler yemekhanelerde sürekli tek başına yemek yer, bazıları ise odalarından çıkmadan sosyal etkileşimden uzak bir yaşam sürer. Bazen de sınıftaki diğer hiç kimseyle iletişim kurmaz.<br />
<br />
Bu gibi durumlarda diğer öğrenciler sosyal etkileşimden uzak kalmayı tercih eden kişiye kendilerini tanıtarak sohbet başlatabilir ve hatta onu arkadaş grubuna katılmaya davet edebilir. Bu tür küçük adımlar hem samimi bir iletişim başlatmak hem de yeni sosyal ortamlar yaratmak için önemli bir fırsat sunar.<br />
<br />
Kaynaklar:<br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://yaledailynews.com/blog/2024/09/29/how-theloneliness-epidemic-is-impacting-yale-students/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://yaledailynews.com/blog/2024/...yale-students/</a><br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.gse.harvard.edu/ideas/usableknowledge/24/10/what-causing-our-epidemicloneliness-and-how-can-we-fix-it" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.gse.harvard.edu/ideas/us...-can-we-fix-it</a><br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.who.int/teams/social-determinantsof-health/demographic-change-and-healthy-ageing/" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">https://www.who.int/teams/social-det...ealthy-ageing/</a> social-isolation-and-loneliness<br />
<br />
Yazar Hakkında:<br />
<br />
Çağla Şahin<br />
<br />
Sema Yazar Anadolu Lisesi<br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/yalnizlik-salgini" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Kaynak</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kış Hastalıkları Artıyor, Belirtiler Karışıyor: Grip Mi? Nezle Mi?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kis-hastaliklari-artiyor-belirtiler-karisiyor-grip-mi-nezle-mi.html</link>
			<pubDate>Sat, 11 Oct 2025 07:10:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=23">Damla</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kis-hastaliklari-artiyor-belirtiler-karisiyor-grip-mi-nezle-mi.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1952000/grip-1953046.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: grip-1953046.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Kış hastalıkları artıyor, belirtiler karışıyor: Grip mi? Nezle mi?<br />
Kayseri Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr Selma Erşangur, grip ve nezlenin halk arasında çok karıştırıldığını söyleyerek, "Nezle daha hafif semptomlarla giderken, gripte bütün vücutta kırgınlık hissedilebilir" dedi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İHA</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kış hastalıkları artıyor, belirtiler karışıyor: Grip mi? Nezle mi?</span><br />
<br />
Özellikle toplu alanlarda kalabalıktan kaynaklı olarak bulaş riskinin arttığını söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr Selma Erşangur, grip ve virüs arasındaki farkları anlattı<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erşangur</span>, "Tabi ki kışın soğukların artmasıyla solunum yolları enfeksiyonları artmaktadır Solunum yolu enfeksiyonlarını da üst solunum ve alt solunum enfeksiyonları olarak ikiye ayırabiliriz Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık dünyada doktora başvuru nedenleridir Nezle, grip, alt solunum yolu enfeksiyonunda da pnömoni yani zatürre olarak bilmekteyiz<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GRİP Mİ? NEZLE Mİ?</span><br />
Nezle ile grip hep halkımız tarafından karıştırılmaktadır Nezle daha hafif semptomlarla gider Sadece kulak çınlaması, hafif bir burun akıntısı, hafif bir boğaz ağrısı ile hafif baş ağrısıyla gitmektedir Grip ise bütün vücutta kırgınlık, kemik-kas ağrıları, gözlerde kızarma, derinden gelen bir öksürük, kulaklarda ağrı, dolgunluk hissiyatı yapar ve ateş çıkartır Bunların mevsimsel olmasının başlıca nedeni soğuk havalarda insanların bağışıklık sistemlerinin düşmesidir Bunun nedeni de solunum yolları florasında mukozanın aşırı kuru havalarda çatlaklık oluşur ve mikroorganizmalar, virüsler daha kolay olarak içeriye girerler Ayrıca soğuğa çok dayanıklıdır virüsler Çoğalmaları artmaktadır Aynı zamanda kış aylarında toplu yaşanan mekanlarda insanların işte gerek mescitlerde gerek AVM'lerde gerek çay ocaklarında çocuklar açısından da kreş ve okullarda kalabalık arttığı için birbirlerine bulaş çok daha fazla olmaktadır" dedi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Selma Erşangur</span>, ilaç kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, "Güneş ışınlarının azalması D vitamini düşüklüğüne neden olduğu için özellikle D vitamini, çinko, demir, C vitamini eksikliği yine bu hastalıkların daha fazla artmasına neden olur Bu çok önemli ki özellikle kreş yaşındaki çocukların birbirleriyle oyuncak alışverişi yapmaları, oyuncakları ağıza götürmeleri nedeniyle ve servisler de toplu taşıma araçları olduğu için çocuklara çok dikkat edilmesi gerekiyor Bütün insanlar etkilenir ama 65 yaş üstü, gebeler, kronik hastalığı olan özellikle diyabet, astım, KOAH, bronşit, immün sistemi düşürecek olan düşüren romatizmal hastalıklar ve işte malinite ve bunlar için kullanılan immün sistemi düşüren ilaçları kullanan insanlar daha fazla etkilenmektedir Hamilelerin özellikle ilk 3 ayda çok dikkat etmeleri gerekiyor" ifadelerini kullandı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1952000/grip-1953046.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: grip-1953046.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Kış hastalıkları artıyor, belirtiler karışıyor: Grip mi? Nezle mi?<br />
Kayseri Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr Selma Erşangur, grip ve nezlenin halk arasında çok karıştırıldığını söyleyerek, "Nezle daha hafif semptomlarla giderken, gripte bütün vücutta kırgınlık hissedilebilir" dedi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İHA</span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kış hastalıkları artıyor, belirtiler karışıyor: Grip mi? Nezle mi?</span><br />
<br />
Özellikle toplu alanlarda kalabalıktan kaynaklı olarak bulaş riskinin arttığını söyleyen Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr Selma Erşangur, grip ve virüs arasındaki farkları anlattı<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Erşangur</span>, "Tabi ki kışın soğukların artmasıyla solunum yolları enfeksiyonları artmaktadır Solunum yolu enfeksiyonlarını da üst solunum ve alt solunum enfeksiyonları olarak ikiye ayırabiliriz Üst solunum yolu enfeksiyonları en sık dünyada doktora başvuru nedenleridir Nezle, grip, alt solunum yolu enfeksiyonunda da pnömoni yani zatürre olarak bilmekteyiz<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GRİP Mİ? NEZLE Mİ?</span><br />
Nezle ile grip hep halkımız tarafından karıştırılmaktadır Nezle daha hafif semptomlarla gider Sadece kulak çınlaması, hafif bir burun akıntısı, hafif bir boğaz ağrısı ile hafif baş ağrısıyla gitmektedir Grip ise bütün vücutta kırgınlık, kemik-kas ağrıları, gözlerde kızarma, derinden gelen bir öksürük, kulaklarda ağrı, dolgunluk hissiyatı yapar ve ateş çıkartır Bunların mevsimsel olmasının başlıca nedeni soğuk havalarda insanların bağışıklık sistemlerinin düşmesidir Bunun nedeni de solunum yolları florasında mukozanın aşırı kuru havalarda çatlaklık oluşur ve mikroorganizmalar, virüsler daha kolay olarak içeriye girerler Ayrıca soğuğa çok dayanıklıdır virüsler Çoğalmaları artmaktadır Aynı zamanda kış aylarında toplu yaşanan mekanlarda insanların işte gerek mescitlerde gerek AVM'lerde gerek çay ocaklarında çocuklar açısından da kreş ve okullarda kalabalık arttığı için birbirlerine bulaş çok daha fazla olmaktadır" dedi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Selma Erşangur</span>, ilaç kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini söyleyerek, "Güneş ışınlarının azalması D vitamini düşüklüğüne neden olduğu için özellikle D vitamini, çinko, demir, C vitamini eksikliği yine bu hastalıkların daha fazla artmasına neden olur Bu çok önemli ki özellikle kreş yaşındaki çocukların birbirleriyle oyuncak alışverişi yapmaları, oyuncakları ağıza götürmeleri nedeniyle ve servisler de toplu taşıma araçları olduğu için çocuklara çok dikkat edilmesi gerekiyor Bütün insanlar etkilenir ama 65 yaş üstü, gebeler, kronik hastalığı olan özellikle diyabet, astım, KOAH, bronşit, immün sistemi düşürecek olan düşüren romatizmal hastalıklar ve işte malinite ve bunlar için kullanılan immün sistemi düşüren ilaçları kullanan insanlar daha fazla etkilenmektedir Hamilelerin özellikle ilk 3 ayda çok dikkat etmeleri gerekiyor" ifadelerini kullandı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Soğuk Duşun Faydaları]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-soguk-dusun-faydalari.html</link>
			<pubDate>Wed, 20 Aug 2025 11:58:42 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=253">uzman</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-soguk-dusun-faydalari.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Soğuk duşun faydaları‏</span></span><br />
<br />
    Soğuk suyla duş almak, muhtemelen özgür iradenizle asla yapmayacağınız, genelde kontrolünüz dışında meydana gelen bir şeydir. Ancak soğuk duş almanıza sebep olan insanlara kızmak yerine, aslında onlara teşekkür etmeniz gerektiğini söylesek ne düşünürsünüz? Eğer birisi duşunuzu sıcaktan soğuğa çevirme gafletinde bulunduysa beliniz ve sağlığınız için somut bir iyilikte bulunduklarına emin olun. Soğuk duşun şaşkınlık yaratan 5 faydasına bir göz atın.<br />
<br />
    Soğuk duşların faydalarına geçmeden önce basit bir gerçeği belirtelim: sıcak duş, gereklilik değil, lükstür. İnsanlık tarihi boyunca, insanlar suyun var olduğu her yerde yıkandılar. Yunanlar, MÖ 1.yy'da ısıtma sistemlerini kamuya açık banyolar için geliştirdiler. Ancak şaşırtıcıdır ki çoğu Yunan, sağlığa olan faydaları sebebiyle soğuk duş almaya devam etmeyi seçti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    1.Soğuk duş yağlarınızı yakar.</span><br />
    Vücudunuzda iki tür yağ vardır: beyaz yağ ve kahverengi yağ. Beyaz yağ kötü adam, kahverengi yağ ise iyi adamdır. Beyaz yağ, herkesin bildiği ve kurtulmaya çalıştığı yağdır. Vücudumuzun çalışabilmesi için ihtiyaç duyduğu miktardan daha fazla kalori aldığımızda ve bunları enerji olarak yakmadığımızda, fazla kaloriler beyaz yağ olarak depolanırlar. Kahverengi yağ ise belki de adını dahi duymadığınız iyi çocuktur ve görevi vücudun sıcak kalabilmesi için ısı yaratmaktır. İşte size iyi haber: aşırı soğuk nedeniyle aktifleşen kahverengi yağlar, vücudunuzu ısıtabilmek için kalori yakmaya başlar - kilo verme planlarınızda büyük yardımcınız olabilir. Yapılan araştırmalara göre, bir yıl boyunca düzenli olarak yapılan soğuk duş yaklaşık 4 kilo vermenizi sağlayabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    2. Antrenmandan sonra yapılan soğuk duş iyileşme hızını arttırır.</span><br />
    Atletler, yoğun antrenmanlardan sonra acılarını hafifletmek için buz banyosu yaparlar. Tabi ki bu kadar ileri gitmenize gerek yok; ancak egzersizden sonra hızlı, soğuk bir duş ile benzer kazanımları sağlayabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    3.Soğuk duş ruh halinizi düzeltir, bedeninizi canlandırır.</span><br />
    Kim sabah yataktan kalktığında biraz sersem hissetmez ki?. Ama sabahları biraz enerjik olmayı düşünürseniz işe gitmeden önce soğuk bir duş almayı deneyin. Soğuk su vücudunuza çarptığında nefesiniz, şoka tepki olarak derinleşmeye başlar. Ayrıca kalp atışlarınız hızlanarak vücudunuzdaki kan akışını hızlandırır ve gün boyunca enerji ile dolu olmanızı sağlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    4.Soğuk duş bağışıklık sistemini ve dolaşımı güçlendirir.</span><br />
    Soğuk su ile duş almak metabolizma hızını arttırır. Bu hızdaki artış, daha az sıklıklarla hastalanmanızı sağlayan virüs-savaşçısı akyuvarları salan bağışıklık sistemini aktive eder. Ayrıca tüm kan dolaşımınızı hızlandırarak yüksek tansiyon ve damar sertleşmelerinden korunmanıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    5.Soğuk duş çekici bir cilde ve saçlara sahip olmanızı sağlar.</span><br />
Akne görünümünü en aza indirgemek istiyorsanız eğer aradığınız şey soğuk duş olabilir. Sıcak su, cildinizi kuruturken, soğuk su ile yapacağınız bir duş, cildinizdeki gözenekleri sıkılaştırarak tıkanmalarını önler. Ayrıca soğuk duşu partnerinizin karşı koyamayacağı daha parlak ve daha çekici saçlara sahip olmak için de kullanabilirsiniz. Soğuk su kafa derinizdeki kütikülleri kapatarak bunların birikmiş kir gibi görünmelerini engeller.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Soğuk duşun faydaları‏</span></span><br />
<br />
    Soğuk suyla duş almak, muhtemelen özgür iradenizle asla yapmayacağınız, genelde kontrolünüz dışında meydana gelen bir şeydir. Ancak soğuk duş almanıza sebep olan insanlara kızmak yerine, aslında onlara teşekkür etmeniz gerektiğini söylesek ne düşünürsünüz? Eğer birisi duşunuzu sıcaktan soğuğa çevirme gafletinde bulunduysa beliniz ve sağlığınız için somut bir iyilikte bulunduklarına emin olun. Soğuk duşun şaşkınlık yaratan 5 faydasına bir göz atın.<br />
<br />
    Soğuk duşların faydalarına geçmeden önce basit bir gerçeği belirtelim: sıcak duş, gereklilik değil, lükstür. İnsanlık tarihi boyunca, insanlar suyun var olduğu her yerde yıkandılar. Yunanlar, MÖ 1.yy'da ısıtma sistemlerini kamuya açık banyolar için geliştirdiler. Ancak şaşırtıcıdır ki çoğu Yunan, sağlığa olan faydaları sebebiyle soğuk duş almaya devam etmeyi seçti.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    1.Soğuk duş yağlarınızı yakar.</span><br />
    Vücudunuzda iki tür yağ vardır: beyaz yağ ve kahverengi yağ. Beyaz yağ kötü adam, kahverengi yağ ise iyi adamdır. Beyaz yağ, herkesin bildiği ve kurtulmaya çalıştığı yağdır. Vücudumuzun çalışabilmesi için ihtiyaç duyduğu miktardan daha fazla kalori aldığımızda ve bunları enerji olarak yakmadığımızda, fazla kaloriler beyaz yağ olarak depolanırlar. Kahverengi yağ ise belki de adını dahi duymadığınız iyi çocuktur ve görevi vücudun sıcak kalabilmesi için ısı yaratmaktır. İşte size iyi haber: aşırı soğuk nedeniyle aktifleşen kahverengi yağlar, vücudunuzu ısıtabilmek için kalori yakmaya başlar - kilo verme planlarınızda büyük yardımcınız olabilir. Yapılan araştırmalara göre, bir yıl boyunca düzenli olarak yapılan soğuk duş yaklaşık 4 kilo vermenizi sağlayabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    2. Antrenmandan sonra yapılan soğuk duş iyileşme hızını arttırır.</span><br />
    Atletler, yoğun antrenmanlardan sonra acılarını hafifletmek için buz banyosu yaparlar. Tabi ki bu kadar ileri gitmenize gerek yok; ancak egzersizden sonra hızlı, soğuk bir duş ile benzer kazanımları sağlayabilirsiniz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    3.Soğuk duş ruh halinizi düzeltir, bedeninizi canlandırır.</span><br />
    Kim sabah yataktan kalktığında biraz sersem hissetmez ki?. Ama sabahları biraz enerjik olmayı düşünürseniz işe gitmeden önce soğuk bir duş almayı deneyin. Soğuk su vücudunuza çarptığında nefesiniz, şoka tepki olarak derinleşmeye başlar. Ayrıca kalp atışlarınız hızlanarak vücudunuzdaki kan akışını hızlandırır ve gün boyunca enerji ile dolu olmanızı sağlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    4.Soğuk duş bağışıklık sistemini ve dolaşımı güçlendirir.</span><br />
    Soğuk su ile duş almak metabolizma hızını arttırır. Bu hızdaki artış, daha az sıklıklarla hastalanmanızı sağlayan virüs-savaşçısı akyuvarları salan bağışıklık sistemini aktive eder. Ayrıca tüm kan dolaşımınızı hızlandırarak yüksek tansiyon ve damar sertleşmelerinden korunmanıza yardımcı olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">    5.Soğuk duş çekici bir cilde ve saçlara sahip olmanızı sağlar.</span><br />
Akne görünümünü en aza indirgemek istiyorsanız eğer aradığınız şey soğuk duş olabilir. Sıcak su, cildinizi kuruturken, soğuk su ile yapacağınız bir duş, cildinizdeki gözenekleri sıkılaştırarak tıkanmalarını önler. Ayrıca soğuk duşu partnerinizin karşı koyamayacağı daha parlak ve daha çekici saçlara sahip olmak için de kullanabilirsiniz. Soğuk su kafa derinizdeki kütikülleri kapatarak bunların birikmiş kir gibi görünmelerini engeller.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yumurta Kolesterolü Düşürüyor]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-yumurta-kolesterolu-dusuruyor.html</link>
			<pubDate>Mon, 04 Aug 2025 11:32:03 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-yumurta-kolesterolu-dusuruyor.html</guid>
			<description><![CDATA[<img src="https://iasbh.tmgrup.com.tr/fd01db/650/344/0/127/1417/871?u=https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2025/07/31/yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977497502.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977497502.jpeg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Uzun süre boyunca özellikle "kötü" LDL kolesterolün fazla yumurta ile arttığı düşünülüyordu. Ancak yeni bulgular, sorumlunun yumurtadaki kolesterol değil, doymuş yağlar olduğunu ortaya koydu. Doymuş yağların LDL kolesterolü artırdığı, buna karşın yumurtanın kendi kolesterolünün bu etkiyi yapmadığı görüldü. Araştırmada, 61 yetişkin beş hafta boyunca üç farklı beslenme programını takip etti.<br />
<br />
<img src="https://iasbh.tmgrup.com.tr/f3345f/0/0/0/0/0/0?u=https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2025/07/31/yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977500984.jpeg&amp;mw=600" loading="lazy"  alt="[Resim: yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977500984.jpeg&amp;mw=600]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Deneklerin bir bölümüne kolesterolü yüksek, ama yağ oranı düşük diyet (günde 2 yumurta) uygulandı. İkinci bölüme kolesterolü düşük, ama yağ oranı yüksek diyet (yumurtasız) uygulanırken, deneklerin son bölümüne de kontrol diyeti (haftada 1 yumurta, yağ oranı yüksek) yapıldı.<br />
<br />
<img src="https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2025/07/31/yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977504037.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977504037.jpeg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Sonuçlar ise çarpıcı oldu. Doymuş yağ oranı yüksek diyetler LDL kolesterolü artırırken, günde iki yumurta içeren ama yağ oranı düşük diyet LDL kolesterolü düşürdü. Araştırmayı yapan Jonathan Buckley, "Kolesterolü artıran asıl etken yumurta değil, doymuş yağlardır" dedi. Genelde uzmanlar "çok yumurta kolesterolü yükseltir" derken, son araştırma bunun artık geçerli olmadığını ortaya koydu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img src="https://iasbh.tmgrup.com.tr/fd01db/650/344/0/127/1417/871?u=https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2025/07/31/yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977497502.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977497502.jpeg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Uzun süre boyunca özellikle "kötü" LDL kolesterolün fazla yumurta ile arttığı düşünülüyordu. Ancak yeni bulgular, sorumlunun yumurtadaki kolesterol değil, doymuş yağlar olduğunu ortaya koydu. Doymuş yağların LDL kolesterolü artırdığı, buna karşın yumurtanın kendi kolesterolünün bu etkiyi yapmadığı görüldü. Araştırmada, 61 yetişkin beş hafta boyunca üç farklı beslenme programını takip etti.<br />
<br />
<img src="https://iasbh.tmgrup.com.tr/f3345f/0/0/0/0/0/0?u=https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2025/07/31/yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977500984.jpeg&amp;mw=600" loading="lazy"  alt="[Resim: yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977500984.jpeg&amp;mw=600]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Deneklerin bir bölümüne kolesterolü yüksek, ama yağ oranı düşük diyet (günde 2 yumurta) uygulandı. İkinci bölüme kolesterolü düşük, ama yağ oranı yüksek diyet (yumurtasız) uygulanırken, deneklerin son bölümüne de kontrol diyeti (haftada 1 yumurta, yağ oranı yüksek) yapıldı.<br />
<br />
<img src="https://isbh.tmgrup.com.tr/sbh/2025/07/31/yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977504037.jpeg" loading="lazy"  alt="[Resim: yumurta-kolesterolu-dusuruyor-1753977504037.jpeg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<br />
Sonuçlar ise çarpıcı oldu. Doymuş yağ oranı yüksek diyetler LDL kolesterolü artırırken, günde iki yumurta içeren ama yağ oranı düşük diyet LDL kolesterolü düşürdü. Araştırmayı yapan Jonathan Buckley, "Kolesterolü artıran asıl etken yumurta değil, doymuş yağlardır" dedi. Genelde uzmanlar "çok yumurta kolesterolü yükseltir" derken, son araştırma bunun artık geçerli olmadığını ortaya koydu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fahrettin Koca Tarih Verdi! MHRS Randevularına Düzenleme Geliyor]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-fahrettin-koca-tarih-verdi-mhrs-randevularina-duzenleme-geliyor.html</link>
			<pubDate>Sun, 24 Mar 2024 16:22:44 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=34">KrALiÇe</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-fahrettin-koca-tarih-verdi-mhrs-randevularina-duzenleme-geliyor.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://pbs.twimg.com/profile_images/1233710348986933249/J062hlBz_400x400.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: J062hlBz_400x400.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fahrettin Koca tarih verdi! MHRS randevularına düzenleme geliyor</span><br />
<br />
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, MHRS randevularını aldıkları halde gelmeyen vatandaşların önüne geçmek adına çalışmalar yapıldığını ve gelecek aydan itibaren sorunun çözüleceğini söyledi.<br />
<br />
Artık hastaneden randevu almak oldukça kolay.<br />
<br />
Vatandaşlar internet üzerinden ya da telefon yoluyla rahatça randevu alabiliyor.<br />
<br />
İnternet üzerinden MHRS’ye giriş yaparak hastane ve bölüm tercihi yapılıyor.<br />
<br />
Bununla birlikte randevu alıp gitmeyen ve randevularını iptal etmeyen binlerce vatandaş ise sağlık sisteminde aksamalara neden oluyor.<br />
<br />
"Gelecek aydan itibaren..."<br />
<br />
Konuya dikkat çeken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün konuya ilişkin yaptığı açıklamalarda, yeni bir düzenleme yaptıklarını belirterek tarih verdi.<br />
<br />
Koca, "Gelecek aydan itibaren özellikle randevusunu alıp gelmeme durumuna karşı birtakım çalışmalar yaptık bunu aşama aşama, sorunu çözene kadar devam edeceğimizi söylemek istiyorum."<br />
<br />
"Vatandaşımızın da bize destek olmasını bekliyoruz"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">şu ifadeleri kullandı:</span><br />
<br />
"MHRS ile randevuyla ilgili, yer yer birtakım sorunlar vatandaşımızın yaşadığını biliyoruz ve özellikle yan dal branşlarında bu sorunu daha yer yer yaşıyoruz. Bununla ilgili yoğun birtakım çalışmalarımızın olduğunu biliyorsunuz. Yan dal uzmanlık dahil olmak üzere kanun değişikliği yapılarak ve en son geçen ay yapılan imtihanla yüzde 100’e yakın doluluk söz konusu oldu. Yer yer yaşadığımız bu sorunlarla birlikte vatandaşımızın da bize destek olmasını bekliyoruz."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Randevusunu aldığı halde gelmeyen kişi sayısı 110 bin"</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bakan Koca sözlerine şöyle devam etti:</span><br />
<br />
Ben birkaç defa söyledim. ‘Sorumlusu vatandaşımız herhalde görülüyor’ diyerek ifade edenler oldu, o anlamda söylemiyorum. Sorunun farkındayız, özellikle bazı branşlarla ilgili bu sorunun daha belirgin olduğunu biliyoruz ve bunu aşmak için çaba gösteriyoruz ve vatandaşımızın da bu anlamda üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz. Örnek vermek gerekirse Bayrampaşa’da geçen yıl bakılan toplam hasta sayısı 1 milyon 100 bin yaklaşık. Randevuyla gelen hasta sayısı ise 400 bin. Randevusunu aldığı halde gelmeyen kişi sayısı 110 bin. Bu doğru bir şey değil.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ödeyemeyecek olduğumuz bir haktan bahsediyorum"</span><br />
<br />
110 bin tedavi edilme imkanı olabilecek hastamızın hakkı alınmış oluyor. Ödeyemeyecek olduğumuz bir haktan bahsediyorum. Hepimiz birlikte üzerimize düşeni bizler bakanlık olarak, vatandaşımız da bu anlamda üzerine düşeni hassasiyetle yapmasını bekliyoruz."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://pbs.twimg.com/profile_images/1233710348986933249/J062hlBz_400x400.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: J062hlBz_400x400.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fahrettin Koca tarih verdi! MHRS randevularına düzenleme geliyor</span><br />
<br />
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, MHRS randevularını aldıkları halde gelmeyen vatandaşların önüne geçmek adına çalışmalar yapıldığını ve gelecek aydan itibaren sorunun çözüleceğini söyledi.<br />
<br />
Artık hastaneden randevu almak oldukça kolay.<br />
<br />
Vatandaşlar internet üzerinden ya da telefon yoluyla rahatça randevu alabiliyor.<br />
<br />
İnternet üzerinden MHRS’ye giriş yaparak hastane ve bölüm tercihi yapılıyor.<br />
<br />
Bununla birlikte randevu alıp gitmeyen ve randevularını iptal etmeyen binlerce vatandaş ise sağlık sisteminde aksamalara neden oluyor.<br />
<br />
"Gelecek aydan itibaren..."<br />
<br />
Konuya dikkat çeken Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün konuya ilişkin yaptığı açıklamalarda, yeni bir düzenleme yaptıklarını belirterek tarih verdi.<br />
<br />
Koca, "Gelecek aydan itibaren özellikle randevusunu alıp gelmeme durumuna karşı birtakım çalışmalar yaptık bunu aşama aşama, sorunu çözene kadar devam edeceğimizi söylemek istiyorum."<br />
<br />
"Vatandaşımızın da bize destek olmasını bekliyoruz"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">şu ifadeleri kullandı:</span><br />
<br />
"MHRS ile randevuyla ilgili, yer yer birtakım sorunlar vatandaşımızın yaşadığını biliyoruz ve özellikle yan dal branşlarında bu sorunu daha yer yer yaşıyoruz. Bununla ilgili yoğun birtakım çalışmalarımızın olduğunu biliyorsunuz. Yan dal uzmanlık dahil olmak üzere kanun değişikliği yapılarak ve en son geçen ay yapılan imtihanla yüzde 100’e yakın doluluk söz konusu oldu. Yer yer yaşadığımız bu sorunlarla birlikte vatandaşımızın da bize destek olmasını bekliyoruz."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Randevusunu aldığı halde gelmeyen kişi sayısı 110 bin"</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bakan Koca sözlerine şöyle devam etti:</span><br />
<br />
Ben birkaç defa söyledim. ‘Sorumlusu vatandaşımız herhalde görülüyor’ diyerek ifade edenler oldu, o anlamda söylemiyorum. Sorunun farkındayız, özellikle bazı branşlarla ilgili bu sorunun daha belirgin olduğunu biliyoruz ve bunu aşmak için çaba gösteriyoruz ve vatandaşımızın da bu anlamda üzerine düşeni yapmasını bekliyoruz. Örnek vermek gerekirse Bayrampaşa’da geçen yıl bakılan toplam hasta sayısı 1 milyon 100 bin yaklaşık. Randevuyla gelen hasta sayısı ise 400 bin. Randevusunu aldığı halde gelmeyen kişi sayısı 110 bin. Bu doğru bir şey değil.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Ödeyemeyecek olduğumuz bir haktan bahsediyorum"</span><br />
<br />
110 bin tedavi edilme imkanı olabilecek hastamızın hakkı alınmış oluyor. Ödeyemeyecek olduğumuz bir haktan bahsediyorum. Hepimiz birlikte üzerimize düşeni bizler bakanlık olarak, vatandaşımız da bu anlamda üzerine düşeni hassasiyetle yapmasını bekliyoruz."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadının Gözyaşı Erkeği Tedavi Ediyor]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-kadinin-gozyasi-erkegi-tedavi-ediyor.html</link>
			<pubDate>Mon, 13 Nov 2023 16:37:25 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-kadinin-gozyasi-erkegi-tedavi-ediyor.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadının gözyaşı erkeği tedavi ediyor</span></span></span><br />
<br />
En korkulan hastalıktan koruyor...<br />
<br />
İsrail'de yapılan bir araştırma kadının gözyaşındaki bir kimyasalın erkeklerde testosteron hormonu seviyesini düşürdüğünü ortaya koydu.<br />
<br />
Wiezmann Bilim Enstitüsü ve Wolfson Hastanesi'nde gözyaşlarının sözsüz iletişimdeki rolü üzerine yapılan çalışmanın sonunda kadının gözyaşlarının erkek için kazanım olabileceği saptandı.<br />
<br />
Weizmann Enstitüsünden Profesör Noam Sobel bazı hastalıkların testosteron seviyesi düşürülerek tedavi edildiğini belirterek bunlardan birinin prostat kanseri olduğunu kaydetti.<br />
<br />
Sobel testosteron düzeyini düşürmek için kullanılan mevcut yöntemlerin yan etkileri bulunduğunu ''gözyaşı tedavisinin'' bu etkileri yok edeceğini umduklarını ifade etti.<br />
<br />
Science Express'te yayımlanan makalede araştırmaya katılan erkeklerden acıklı filmler izlerken ağlayan kadınların gözyaşlarını koklamalarının istendiği belirtildi.<br />
<br />
Sobel gözyaşlarının erkeklerin empati duygusunu kabartacağını beklediklerini ancak bunun yerine erkeklerin nabız ve solunum hızının tükürükteki testosteron oranının ve beyin taramasının cinsel uyarılmayı azalttığına işaret ettiğini söyledi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: medium;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kadının gözyaşı erkeği tedavi ediyor</span></span></span><br />
<br />
En korkulan hastalıktan koruyor...<br />
<br />
İsrail'de yapılan bir araştırma kadının gözyaşındaki bir kimyasalın erkeklerde testosteron hormonu seviyesini düşürdüğünü ortaya koydu.<br />
<br />
Wiezmann Bilim Enstitüsü ve Wolfson Hastanesi'nde gözyaşlarının sözsüz iletişimdeki rolü üzerine yapılan çalışmanın sonunda kadının gözyaşlarının erkek için kazanım olabileceği saptandı.<br />
<br />
Weizmann Enstitüsünden Profesör Noam Sobel bazı hastalıkların testosteron seviyesi düşürülerek tedavi edildiğini belirterek bunlardan birinin prostat kanseri olduğunu kaydetti.<br />
<br />
Sobel testosteron düzeyini düşürmek için kullanılan mevcut yöntemlerin yan etkileri bulunduğunu ''gözyaşı tedavisinin'' bu etkileri yok edeceğini umduklarını ifade etti.<br />
<br />
Science Express'te yayımlanan makalede araştırmaya katılan erkeklerden acıklı filmler izlerken ağlayan kadınların gözyaşlarını koklamalarının istendiği belirtildi.<br />
<br />
Sobel gözyaşlarının erkeklerin empati duygusunu kabartacağını beklediklerini ancak bunun yerine erkeklerin nabız ve solunum hızının tükürükteki testosteron oranının ve beyin taramasının cinsel uyarılmayı azalttığına işaret ettiğini söyledi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Uzmanlara Göre Sağlıklı Beslenme Hayvansal Mı, Bitkisel Mi Olmalı?]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-uzmanlara-gore-saglikli-beslenme-hayvansal-mi-bitkisel-mi-olmali.html</link>
			<pubDate>Fri, 03 Nov 2023 21:05:27 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=28">Joker’s Grin</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-uzmanlara-gore-saglikli-beslenme-hayvansal-mi-bitkisel-mi-olmali.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzmanlara Göre Sağlıklı Beslenme Hayvansal mı, Bitkisel mi Olmalı?</span></span><br />
<br />
İnsanlar beslenme alışkanlıkları konusunda gün geçtikçe daha da bilinçleniyor. Bu süreçte hangi tür beslenmenin vücudumuz için daha iyi olduğu ise önemli bir tartışma konusu. Uzun yaşam odaklı çalışmalar yapan birçok doktor, hayvansal beslenme ve bitkisel beslenme hakkında farklı fikirlere sahip. Hayvansal ürünlerin tüketilmesi, sağlık, etik ve çevresel endişeleri beraberinde getirirken öte yandan, insan vücudunda gerekli olan birçok aminoasidi bitkisel yolla alamayacağımızı, bunun da çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyorlar. Peki et tüketimi bizim için sağlıklı mı? Farklı uzmanların görüşlerini derledik.<br />
<br />
<img src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2020/08/VEJETARYEN-VE-VEGAN-BESLENMEDE-B%C4%B0L%C4%B0NMEYENLER.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VEJETARYEN-VE-VEGAN-BESLENMEDE-B%C4%B0L%...YENLER.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaliteli et ve sağlıklı diyet: Dr. Mark Hyman açıklıyor.<br />
</span><br />
Fonksiyonel Tıp alanında uzman Dr. Mark Hyman, beslenme alanında yaptığı çalışmalarla da hayvansal beslenme hakkındaki sorularımıza bir cevap getiriyor. Hyman, hayvansal beslenmenin sağlığımıza zararından çok yararı olduğunu savunuyor. Araştırdığı çalışmalar, etin besin açısından en yoğun gıdalardan biri olduğunu gösteriyor. Etin, hastalıkları ve beslenme eksikliklerini önlemekte etkili bir gıda olduğunu söyleyen Hyman, etin bitki açısından zengin bir diyetle tüketilmesi gerektiğinin de özellikle altını çiziyor. Fast food, yağlı gıdalar ve asitli içeceklerle tüketilen bir etin ürettiği kimyasalların vücuda tabii ki de zararlı olduğunu anlatıyor.<br />
<br />
Dr. Hyman, kaliteli et tüketimine de dikkat çekiyor. Tüketilen etin, merada yayılmış yani otla beslenmiş hayvanlardan alınması gerektiğini savunuyor. Merada gezinen hayvanlar hem toprak için hem de vücutları için iyi kimyasallar ürettiğinden, özgür hayvanların etlerini tercih etmemizi tavsiye ediyor.<br />
<br />
Hyman’ın önemle açıkladığı bir diğer nokta ise, protein açısından en iyi besin kaynağının et olduğu. Yaş aldıkça protein ihtiyacımız artıyor, bu nedenle protein tüketmek daha önemli hale geliyor. Hyman, lösin adı verilen kritik bir amino asidin hayvansal gıdalarda çok daha yüksek olmasına dikkat çekiyor. Vücuttaki kas sentezini aktive etmek için öğün başına yaklaşık iki ila üç gram lösine ihtiyacımız vardır. Bu miktar azaldığında kas geliştirmemiz yavaşlıyor ve bu da daha sağlıksız olmamıza sebep oluyor. Kas geliştirmenin en etkili yolu da en iyi protein kaynağı olan et yemekten geçiyor. Hyman, ileri yaşlardaki hızlı yaşlanma ve hastalıkların kaynağının vücuttaki kas kaybı olduğunun da altını çiziyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Protein alımının önemi: Dave Asprey açıklıyor.</span><br />
Ünlü girişimci, yazar ve biohacking’in babası Dave Asprey de, et yemenin sağlığa faydalı olduğunu söyleyen diğer bir kişi. Asprey de proteinin önemini anlatmanın yanında kaliteli et tüketimini öneriyor. Kaliteli et tüketerek vücuda gereken vitamin, mineral ve yağ asidi gereksinimini karşılayabiliyoruz. Doğru protein tüketimi kas gelişimini, bağışıklık sistemini destekliyor ve tok kalmaya yardımcı oluyor. Ayrıca beyin sağlığı ve doku yenilenmesinde de büyük rol oynuyor.<br />
<br />
Asprey, gerekli ve gereksiz tüm amino asitleri barındıran etin “tam” bir protein olduğunu söylüyor. Ancak etin içinde barındırdığı ve Asprey’in de dikkat çektiği oksitlenmiş Omega-6 yağlarının bir türevi olan amino asit hidroksinonenal, yüksek miktarlarda alındığında hücredeki yağ oksitlenmesini artırarak vücutta ciddi sorunlara yol açabiliyor. Kronik inflamasyon ve diyabet, kanser, ateroskleroz ve bilişsel gerileme gibi çeşitli hastalıklar HNE’in aşırı alımıyla bağlantılı. Asprey’in diyetinin çok düşük Omega-6 yağ alımını önermesinin bir nedeni de bu.<br />
<br />
Bunun yanında, mera hayvanlarından alınan et tüketimi vücudumuz için büyük önem taşıyor. Asprey, ahırlarda yetiştirilen hayvanlara kimyasal aşılandığını ve ürettikleri kimyasalların sağlığımızı kötü etkilediğini anlatıyor. Yapılan aşılar, antibiyotikler, vücuttaki dengeyi bozuyor. Ayrıca, çiftlikler agresif patojenik bakteriler üretir; bu da hem insanlara hem de çevreye zararlıdır. Asprey, hareket etmek için yeterli alana sahip olan, çimle beslenen hayvanların çok daha düşük bakteri yüküne sahip olduğuna dikkat çekiyor ve onların etinin daha lezzetli olduğunu savunuyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bitkisel beslenme ve uzun yaşam: Prof. Dr. David Sinclair açıklıyor.</span><br />
Uzun yaşam çalışmaları ile bilinen Prof. Dr. David Sinclair ise bitki bazlı diyet tüketimini öneriyor. Bitki bazlı diyetin diyabet, bunama, obezite ve yüksek tansiyon riskini azaltmak gibi yararları bulunuyor. Bitkisel beslenmenin kardiyovasküler hastalık olasılığını azaltmaya yardımcı olduğuna da dikkat çekiyor.<br />
<br />
Sinclair’in özellikle açıkladığı şey ise vücudumuzun bazı aminoasitleri işlemesine periyodik olarak ara vermemiz gerektiği. Ette bulunan lösin, izolösin ve valin aminoasitlerinin alımına ara vererek, vücuttaki eski hücreleri parçalayarak arındıran otofaji sürecinden yararlanmamızın sağlıklı olduğunu açıklıyor. Bu amino asitler vücutta mTOR’u aktive ediyor. İnsan vücudunda mTOR hem anabolik hem de katabolik süreçleri kontrol eder. Aynı zamanda yeterli beslenme, enerji, oksijen ve büyüme faktörü ile birlikte çalışarak hücre ve organizma homeostazisinin korunmasına da katkıda bulunuyor. Ancak Sinclair, bu süreci desteklemek için et tüketiminden tamamıyla vazgeçmemiz gerektiğini söylemiyor. Periyodik aralıklarla et tüketimine ara vermemiz, vücudumuza dengeyi yeniden getirmeye yardımcı oluyor ve daha uzun bir yaşam vadediyor.<br />
<br />
Sinclair’e göre ne kadar bitki tüketirsek o kadar iyi. Sinclair, özellikle meyveler, kırmızı şarap, zeytin ve zeytinyağı, fasulye ve enginar, kırmızı soğan ve ıspanak gibi sebzeleri bardındırdıkları polifenollerden dolayı özellikle öneriyor. Bu yiyeceklerin içerdiği resveratrol, piceatannol, fisetin ve quercetin gibi polifenoller vücudumuzda diyabet, obezite, kanser ve yaşlanma gibi hastalıkların tedavisinde rol oynayan sirtuinleri aktive ediyor. Bu yüzden Sinclair, bitkilerin tüketimimizde büyük bir alana sahip olmasını öneriyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Uzmanlara Göre Sağlıklı Beslenme Hayvansal mı, Bitkisel mi Olmalı?</span></span><br />
<br />
İnsanlar beslenme alışkanlıkları konusunda gün geçtikçe daha da bilinçleniyor. Bu süreçte hangi tür beslenmenin vücudumuz için daha iyi olduğu ise önemli bir tartışma konusu. Uzun yaşam odaklı çalışmalar yapan birçok doktor, hayvansal beslenme ve bitkisel beslenme hakkında farklı fikirlere sahip. Hayvansal ürünlerin tüketilmesi, sağlık, etik ve çevresel endişeleri beraberinde getirirken öte yandan, insan vücudunda gerekli olan birçok aminoasidi bitkisel yolla alamayacağımızı, bunun da çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtiyorlar. Peki et tüketimi bizim için sağlıklı mı? Farklı uzmanların görüşlerini derledik.<br />
<br />
<img src="https://blog.korayspor.com/wp-content/uploads/2020/08/VEJETARYEN-VE-VEGAN-BESLENMEDE-B%C4%B0L%C4%B0NMEYENLER.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: VEJETARYEN-VE-VEGAN-BESLENMEDE-B%C4%B0L%...YENLER.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaliteli et ve sağlıklı diyet: Dr. Mark Hyman açıklıyor.<br />
</span><br />
Fonksiyonel Tıp alanında uzman Dr. Mark Hyman, beslenme alanında yaptığı çalışmalarla da hayvansal beslenme hakkındaki sorularımıza bir cevap getiriyor. Hyman, hayvansal beslenmenin sağlığımıza zararından çok yararı olduğunu savunuyor. Araştırdığı çalışmalar, etin besin açısından en yoğun gıdalardan biri olduğunu gösteriyor. Etin, hastalıkları ve beslenme eksikliklerini önlemekte etkili bir gıda olduğunu söyleyen Hyman, etin bitki açısından zengin bir diyetle tüketilmesi gerektiğinin de özellikle altını çiziyor. Fast food, yağlı gıdalar ve asitli içeceklerle tüketilen bir etin ürettiği kimyasalların vücuda tabii ki de zararlı olduğunu anlatıyor.<br />
<br />
Dr. Hyman, kaliteli et tüketimine de dikkat çekiyor. Tüketilen etin, merada yayılmış yani otla beslenmiş hayvanlardan alınması gerektiğini savunuyor. Merada gezinen hayvanlar hem toprak için hem de vücutları için iyi kimyasallar ürettiğinden, özgür hayvanların etlerini tercih etmemizi tavsiye ediyor.<br />
<br />
Hyman’ın önemle açıkladığı bir diğer nokta ise, protein açısından en iyi besin kaynağının et olduğu. Yaş aldıkça protein ihtiyacımız artıyor, bu nedenle protein tüketmek daha önemli hale geliyor. Hyman, lösin adı verilen kritik bir amino asidin hayvansal gıdalarda çok daha yüksek olmasına dikkat çekiyor. Vücuttaki kas sentezini aktive etmek için öğün başına yaklaşık iki ila üç gram lösine ihtiyacımız vardır. Bu miktar azaldığında kas geliştirmemiz yavaşlıyor ve bu da daha sağlıksız olmamıza sebep oluyor. Kas geliştirmenin en etkili yolu da en iyi protein kaynağı olan et yemekten geçiyor. Hyman, ileri yaşlardaki hızlı yaşlanma ve hastalıkların kaynağının vücuttaki kas kaybı olduğunun da altını çiziyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Protein alımının önemi: Dave Asprey açıklıyor.</span><br />
Ünlü girişimci, yazar ve biohacking’in babası Dave Asprey de, et yemenin sağlığa faydalı olduğunu söyleyen diğer bir kişi. Asprey de proteinin önemini anlatmanın yanında kaliteli et tüketimini öneriyor. Kaliteli et tüketerek vücuda gereken vitamin, mineral ve yağ asidi gereksinimini karşılayabiliyoruz. Doğru protein tüketimi kas gelişimini, bağışıklık sistemini destekliyor ve tok kalmaya yardımcı oluyor. Ayrıca beyin sağlığı ve doku yenilenmesinde de büyük rol oynuyor.<br />
<br />
Asprey, gerekli ve gereksiz tüm amino asitleri barındıran etin “tam” bir protein olduğunu söylüyor. Ancak etin içinde barındırdığı ve Asprey’in de dikkat çektiği oksitlenmiş Omega-6 yağlarının bir türevi olan amino asit hidroksinonenal, yüksek miktarlarda alındığında hücredeki yağ oksitlenmesini artırarak vücutta ciddi sorunlara yol açabiliyor. Kronik inflamasyon ve diyabet, kanser, ateroskleroz ve bilişsel gerileme gibi çeşitli hastalıklar HNE’in aşırı alımıyla bağlantılı. Asprey’in diyetinin çok düşük Omega-6 yağ alımını önermesinin bir nedeni de bu.<br />
<br />
Bunun yanında, mera hayvanlarından alınan et tüketimi vücudumuz için büyük önem taşıyor. Asprey, ahırlarda yetiştirilen hayvanlara kimyasal aşılandığını ve ürettikleri kimyasalların sağlığımızı kötü etkilediğini anlatıyor. Yapılan aşılar, antibiyotikler, vücuttaki dengeyi bozuyor. Ayrıca, çiftlikler agresif patojenik bakteriler üretir; bu da hem insanlara hem de çevreye zararlıdır. Asprey, hareket etmek için yeterli alana sahip olan, çimle beslenen hayvanların çok daha düşük bakteri yüküne sahip olduğuna dikkat çekiyor ve onların etinin daha lezzetli olduğunu savunuyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bitkisel beslenme ve uzun yaşam: Prof. Dr. David Sinclair açıklıyor.</span><br />
Uzun yaşam çalışmaları ile bilinen Prof. Dr. David Sinclair ise bitki bazlı diyet tüketimini öneriyor. Bitki bazlı diyetin diyabet, bunama, obezite ve yüksek tansiyon riskini azaltmak gibi yararları bulunuyor. Bitkisel beslenmenin kardiyovasküler hastalık olasılığını azaltmaya yardımcı olduğuna da dikkat çekiyor.<br />
<br />
Sinclair’in özellikle açıkladığı şey ise vücudumuzun bazı aminoasitleri işlemesine periyodik olarak ara vermemiz gerektiği. Ette bulunan lösin, izolösin ve valin aminoasitlerinin alımına ara vererek, vücuttaki eski hücreleri parçalayarak arındıran otofaji sürecinden yararlanmamızın sağlıklı olduğunu açıklıyor. Bu amino asitler vücutta mTOR’u aktive ediyor. İnsan vücudunda mTOR hem anabolik hem de katabolik süreçleri kontrol eder. Aynı zamanda yeterli beslenme, enerji, oksijen ve büyüme faktörü ile birlikte çalışarak hücre ve organizma homeostazisinin korunmasına da katkıda bulunuyor. Ancak Sinclair, bu süreci desteklemek için et tüketiminden tamamıyla vazgeçmemiz gerektiğini söylemiyor. Periyodik aralıklarla et tüketimine ara vermemiz, vücudumuza dengeyi yeniden getirmeye yardımcı oluyor ve daha uzun bir yaşam vadediyor.<br />
<br />
Sinclair’e göre ne kadar bitki tüketirsek o kadar iyi. Sinclair, özellikle meyveler, kırmızı şarap, zeytin ve zeytinyağı, fasulye ve enginar, kırmızı soğan ve ıspanak gibi sebzeleri bardındırdıkları polifenollerden dolayı özellikle öneriyor. Bu yiyeceklerin içerdiği resveratrol, piceatannol, fisetin ve quercetin gibi polifenoller vücudumuzda diyabet, obezite, kanser ve yaşlanma gibi hastalıkların tedavisinde rol oynayan sirtuinleri aktive ediyor. Bu yüzden Sinclair, bitkilerin tüketimimizde büyük bir alana sahip olmasını öneriyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Koronavirüsün Iki Yeni Varyantına Karşı Tedbirli Olmak Gerekiyor]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-koronavirusun-iki-yeni-varyantina-karsi-tedbirli-olmak-gerekiyor.html</link>
			<pubDate>Thu, 14 Sep 2023 07:42:11 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=271">SteLLase</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-koronavirusun-iki-yeni-varyantina-karsi-tedbirli-olmak-gerekiyor.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Koronavirüsün iki yeni varyantına karşı tedbirli olmak gerekiyor</span></span><br />
<br />
Tıbbi biyoloji ve genetik uzmanı Prof. Dr. Nedime Serakıncı, COVID-19'un "Pirola" ve "Eris" adlı iki yeni varyantının, yeniden kapanmayı gerektirmediğini belirtti ancak yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan risk grubundakilere, aşı ve maske gibi kişisel tedbirler almalarını önerdi.<br />
<br />
<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1708000/koronavirus-varyant-aa-kapak-1709544.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: koronavirus-varyant-aa-kapak-1709544.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Tıbbi biyoloji ve genetik uzmanı KKTC Cumhurbaşkanlığı Sağlık Danışmanı Prof. Dr. Nedime Serakıncı, COVID-19'un son varyantları Pirola ve Eris'e ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<br />
<br />
Pirola varyantının bazı çevrelerce Omicron'un ilk ortaya çıkışından bu yana "en endişe verici yeni COVID-19 türü" olarak tanımlandığını aktaran Serakıncı, resmi olarak "endişe verici bir değişken" olarak sınıflandırılmayan varyantın çok sayıda mutasyon taşıdığını ifade etti.<br />
<br />
BA.2.86 koduyla gösterilen Pirola varyantının 2022'nin başlarında hızla artan vaka sayılarından sorumlu Omicron'un BA.2 alt değişkeninden evrimleştiğinin düşünüldüğünü dile getiren Serakıncı, "Artık BA.2.86 tanımlandı ve rutin olarak izlenebiliyor ve incelenebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı (UKHSA) ve uzmanların tümü, varyantla ilgili sonuçlara varılmadan önce daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğunu savunur durumda." diye konuştu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Eris, Pirola varyantından daha yaygın"</span><br />
<br />
Eris varyantının ise şubat ayında tespit edildiğini, temmuz itibarıyla daha çok konuşulmaya başlandığını belirten Serakıncı, "Elimizdeki veriler, Eris varyantının Pirola varyantından daha yaygın olduğunu gösteriyor. Bu varyant DSÖ tarafından 'takip edilen varyant' olarak sınıflandırıldı." dedi.<br />
Nedime Serakıncı, mevcut verilere göre, bu iki varyantla ilgili, "Ülkelerin son 3 ayda COVID-19 nedeniyle hastane yatışları yüksek oranlarında seyrediyor ve virüsün daha yaygın hale gelebileceğine dair işaretler var. Ancak rakamları dikkatli incelediğimizde bu yılın başında görülen seviyelerin oldukça altında olduğunu görüyoruz. Bu da COVID-19 rakamlarında görülen yükselişin sosyal bağlantılı olabileceğini söylüyor." değerlendirmesini yaptı.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pirola varyantının semptomları grip ve influenza ile örtüşüyor</span></span><br />
<br />
Serakıncı, Pirola varyantının belirtilerini boğaz ağrısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, balgamlı veya balgamsız öksürük, baş ağrısı, ses kısıklığı, kas ağrısı ve koku duyusunda değişiklikler olarak sıraladı.<br />
<br />
Bu semptomların, influenza ve grip ile de örtüştüğünden test yaptırmayan bireyler tarafından daha hızlı bulaşa neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Serakıncı, Pirola varyantına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:<br />
<br />
"Elimizdeki veriler, Pirola varyantının Omicron'dan daha ağır veya tehlikeli olmadığına işaret ediyor. Mevsim geçişlerinde her zaman olduğu gibi risk gruplarındaki bireylerin kendini koruması gerekiyor. Zaten influenza için de aynı durum geçerlidir. Risk grubunda olan bireyler, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olanlar ve bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar, uzun süreli kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunmamaya veya mümkünse havalandırmaya dikkat etmeli ve gerekiyorsa maske kullanarak korunmalı."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eris varyantında boğaz ağrısı ve ishal ön planda</span><br />
<br />
Eris varyantının semptomlarında diğer belirtilerin yanı sıra boğaz ağrısı ve ishalin öne çıktığına işaret eden Serakıncı, tat ve koku duyu değişikliği, öksürük, kas ve baş ağrısı, burun akıntısı, nefes darlığının görülebildiğini, varyantın kronik rahatsızlığı bulunan ve zayıf bağışıklık halinde alt solunum yolları rahatsızlıklarına yol açabileceğini söyledi.<br />
<br />
"Aşılarını yaptıran ve COVID-19 geçirenlerin gerekli antikoru taşıyabileceği görüşündeyim"<br />
<br />
Nedime Serakıncı, aşıların bu varyantlara etki edip etmediğine ilişkin, "Pirola ve Eris varyantlarının mevcut bağışıklık sistemimizden kaçabilme riski taşıyor. Bu nedenle, koronavirüse yakalanma riski yüksek gruplara, korumalarını artırılmalarını, aşıları yoksa COVID-19 aşısı olmalarını, sonbahar aylarında influenza aşılarını da ihmal etmemelerini öneriyoruz. Ancak bunun sadece bir tedbir olduğunu belirtmek ve kişisel hijyene de dikkat etmek gerektiğini hatırlatmalıyım." ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Prof. Dr. Serakıncı, Eris varyantının Pirola varyantından daha yaygın olduğuna dikkati çekerek "Genomik araştırmalar, Pirola varyantının hala düşük yaygınlıkta olduğuna işaret ediyor. Virüsteki mutasyonların aşı ve daha önce COVID-19 geçirenlerin bağışıklık karışımından üretilen antikorların yeterince eşleşmeyeceği ve bu nedenle yeterli koruma sağlamayacağı riskinin bulunduğunu belirten görüşler var. Ancak aşılarını yaptıran ve COVID-19 geçirenlerin bu varyantlara bağışıklık için gerekli antikoru taşıyabileceği görüşündeyim." dedi.<br />
<br />
"Domuz gribinin ikinci yılındaki gibi bir tablo oluşabilir"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Prof. Dr. Serakıncı, yeni varyantların kapanmayı ve kapalı alanlarda zorunlu maske kullanımını geri getirip getirmeyeceğine ilişkin, şunları kaydetti:</span><br />
<br />
"Bu iki varyant nedeniyle kapanmayı gerektirecek bir durum bulunmuyor. Ancak bu yıl kış aylarında, domuz gribinin ikinci yılındaki gibi ağır grip vakalarının görüleceğini düşünüyorum. Biraz daha açarsak tek başına influenzanın olduğu kışlardan biraz daha yaygın ve ikili üçlü enfeksiyonların görüleceği bir kış olacağını tahmin ediyorum. Özellikle riskli gruptakilerin aşı ve maske gibi kişisel tedbirlere dikkat etmeleri, yeterli uyku, sağlıklı beslenme ve egzersiz gibi takviyelerle bağışıklık sisteminin desteklenmesi yerinde olur. Ek olarak bulunduğumuz ortamlarda hava sirkülasyonuna dikkat edersek genel olarak bu kışı büyük bir sorun yaşamadan atlatacağımızı düşünüyorum. Böylece virüslerin alınacak tedbirlerle virüslerin yayılımını ve şiddetini kontrol etmek bizim elimizde."<br />
<br />
Her zaman yeni varyant ihtimali bulunduğunu belirten Serakıncı, "Fakat bu varyantların COVID-19 ile ilk tanıştığımız kış veya ikinci kış seviyesindeki gibi bir tehdide dönüşmesini beklemiyoruz. Grip ve influenzanın yaygın olduğu dönemlerde gösterdiğimiz azami dikkati göstermemiz durumunda normalden çok daha zorlu bir kış geçirmeyi beklemiyorum." diye konuştu.<br />
<br />
Prof. Dr. Nedime Serakıncı, kronik rahatsızlığı bulunan ve bu belirtileri gösterenlerin doktora gitmelerini ve COVID-19 testi yaptırmalarını önerdi. Serakıncı, sözlerini şöyle bitirdi:<br />
<br />
"COVID-19 yeni varyantları ile influenza ile örtüşen semtompları göz önüne alarak COVID-19 testinin yanı sıra üst solunum yolu enfeksiyon testleri de yapılırsa her ağır grip vakasını COVID-19 olarak nitelendirme durumuna düşmeyiz. Böylece etken ajan tam belirlenmiş olur ve daha sağlıklı veri ile tedaviye ulaşılmış olur."<br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.trthaber.com/haber/saglik/koronavirusun-iki-yeni-varyantina-karsi-tedbirli-olmak-gerekiyor-795227.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">KAYNAK</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: x-large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Koronavirüsün iki yeni varyantına karşı tedbirli olmak gerekiyor</span></span><br />
<br />
Tıbbi biyoloji ve genetik uzmanı Prof. Dr. Nedime Serakıncı, COVID-19'un "Pirola" ve "Eris" adlı iki yeni varyantının, yeniden kapanmayı gerektirmediğini belirtti ancak yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan risk grubundakilere, aşı ve maske gibi kişisel tedbirler almalarını önerdi.<br />
<br />
<img src="https://trthaberstatic.cdn.wp.trt.com.tr/resimler/1708000/koronavirus-varyant-aa-kapak-1709544.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: koronavirus-varyant-aa-kapak-1709544.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Tıbbi biyoloji ve genetik uzmanı KKTC Cumhurbaşkanlığı Sağlık Danışmanı Prof. Dr. Nedime Serakıncı, COVID-19'un son varyantları Pirola ve Eris'e ilişkin değerlendirmelerde bulundu.<br />
<br />
Pirola varyantının bazı çevrelerce Omicron'un ilk ortaya çıkışından bu yana "en endişe verici yeni COVID-19 türü" olarak tanımlandığını aktaran Serakıncı, resmi olarak "endişe verici bir değişken" olarak sınıflandırılmayan varyantın çok sayıda mutasyon taşıdığını ifade etti.<br />
<br />
BA.2.86 koduyla gösterilen Pirola varyantının 2022'nin başlarında hızla artan vaka sayılarından sorumlu Omicron'un BA.2 alt değişkeninden evrimleştiğinin düşünüldüğünü dile getiren Serakıncı, "Artık BA.2.86 tanımlandı ve rutin olarak izlenebiliyor ve incelenebiliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı (UKHSA) ve uzmanların tümü, varyantla ilgili sonuçlara varılmadan önce daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğunu savunur durumda." diye konuştu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Eris, Pirola varyantından daha yaygın"</span><br />
<br />
Eris varyantının ise şubat ayında tespit edildiğini, temmuz itibarıyla daha çok konuşulmaya başlandığını belirten Serakıncı, "Elimizdeki veriler, Eris varyantının Pirola varyantından daha yaygın olduğunu gösteriyor. Bu varyant DSÖ tarafından 'takip edilen varyant' olarak sınıflandırıldı." dedi.<br />
Nedime Serakıncı, mevcut verilere göre, bu iki varyantla ilgili, "Ülkelerin son 3 ayda COVID-19 nedeniyle hastane yatışları yüksek oranlarında seyrediyor ve virüsün daha yaygın hale gelebileceğine dair işaretler var. Ancak rakamları dikkatli incelediğimizde bu yılın başında görülen seviyelerin oldukça altında olduğunu görüyoruz. Bu da COVID-19 rakamlarında görülen yükselişin sosyal bağlantılı olabileceğini söylüyor." değerlendirmesini yaptı.<br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pirola varyantının semptomları grip ve influenza ile örtüşüyor</span></span><br />
<br />
Serakıncı, Pirola varyantının belirtilerini boğaz ağrısı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırma, balgamlı veya balgamsız öksürük, baş ağrısı, ses kısıklığı, kas ağrısı ve koku duyusunda değişiklikler olarak sıraladı.<br />
<br />
Bu semptomların, influenza ve grip ile de örtüştüğünden test yaptırmayan bireyler tarafından daha hızlı bulaşa neden olduğunu ifade eden Prof. Dr. Serakıncı, Pirola varyantına ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:<br />
<br />
"Elimizdeki veriler, Pirola varyantının Omicron'dan daha ağır veya tehlikeli olmadığına işaret ediyor. Mevsim geçişlerinde her zaman olduğu gibi risk gruplarındaki bireylerin kendini koruması gerekiyor. Zaten influenza için de aynı durum geçerlidir. Risk grubunda olan bireyler, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olanlar ve bağışıklık sistemi baskılanmış olanlar, uzun süreli kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunmamaya veya mümkünse havalandırmaya dikkat etmeli ve gerekiyorsa maske kullanarak korunmalı."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Eris varyantında boğaz ağrısı ve ishal ön planda</span><br />
<br />
Eris varyantının semptomlarında diğer belirtilerin yanı sıra boğaz ağrısı ve ishalin öne çıktığına işaret eden Serakıncı, tat ve koku duyu değişikliği, öksürük, kas ve baş ağrısı, burun akıntısı, nefes darlığının görülebildiğini, varyantın kronik rahatsızlığı bulunan ve zayıf bağışıklık halinde alt solunum yolları rahatsızlıklarına yol açabileceğini söyledi.<br />
<br />
"Aşılarını yaptıran ve COVID-19 geçirenlerin gerekli antikoru taşıyabileceği görüşündeyim"<br />
<br />
Nedime Serakıncı, aşıların bu varyantlara etki edip etmediğine ilişkin, "Pirola ve Eris varyantlarının mevcut bağışıklık sistemimizden kaçabilme riski taşıyor. Bu nedenle, koronavirüse yakalanma riski yüksek gruplara, korumalarını artırılmalarını, aşıları yoksa COVID-19 aşısı olmalarını, sonbahar aylarında influenza aşılarını da ihmal etmemelerini öneriyoruz. Ancak bunun sadece bir tedbir olduğunu belirtmek ve kişisel hijyene de dikkat etmek gerektiğini hatırlatmalıyım." ifadelerini kullandı.<br />
<br />
Prof. Dr. Serakıncı, Eris varyantının Pirola varyantından daha yaygın olduğuna dikkati çekerek "Genomik araştırmalar, Pirola varyantının hala düşük yaygınlıkta olduğuna işaret ediyor. Virüsteki mutasyonların aşı ve daha önce COVID-19 geçirenlerin bağışıklık karışımından üretilen antikorların yeterince eşleşmeyeceği ve bu nedenle yeterli koruma sağlamayacağı riskinin bulunduğunu belirten görüşler var. Ancak aşılarını yaptıran ve COVID-19 geçirenlerin bu varyantlara bağışıklık için gerekli antikoru taşıyabileceği görüşündeyim." dedi.<br />
<br />
"Domuz gribinin ikinci yılındaki gibi bir tablo oluşabilir"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Prof. Dr. Serakıncı, yeni varyantların kapanmayı ve kapalı alanlarda zorunlu maske kullanımını geri getirip getirmeyeceğine ilişkin, şunları kaydetti:</span><br />
<br />
"Bu iki varyant nedeniyle kapanmayı gerektirecek bir durum bulunmuyor. Ancak bu yıl kış aylarında, domuz gribinin ikinci yılındaki gibi ağır grip vakalarının görüleceğini düşünüyorum. Biraz daha açarsak tek başına influenzanın olduğu kışlardan biraz daha yaygın ve ikili üçlü enfeksiyonların görüleceği bir kış olacağını tahmin ediyorum. Özellikle riskli gruptakilerin aşı ve maske gibi kişisel tedbirlere dikkat etmeleri, yeterli uyku, sağlıklı beslenme ve egzersiz gibi takviyelerle bağışıklık sisteminin desteklenmesi yerinde olur. Ek olarak bulunduğumuz ortamlarda hava sirkülasyonuna dikkat edersek genel olarak bu kışı büyük bir sorun yaşamadan atlatacağımızı düşünüyorum. Böylece virüslerin alınacak tedbirlerle virüslerin yayılımını ve şiddetini kontrol etmek bizim elimizde."<br />
<br />
Her zaman yeni varyant ihtimali bulunduğunu belirten Serakıncı, "Fakat bu varyantların COVID-19 ile ilk tanıştığımız kış veya ikinci kış seviyesindeki gibi bir tehdide dönüşmesini beklemiyoruz. Grip ve influenzanın yaygın olduğu dönemlerde gösterdiğimiz azami dikkati göstermemiz durumunda normalden çok daha zorlu bir kış geçirmeyi beklemiyorum." diye konuştu.<br />
<br />
Prof. Dr. Nedime Serakıncı, kronik rahatsızlığı bulunan ve bu belirtileri gösterenlerin doktora gitmelerini ve COVID-19 testi yaptırmalarını önerdi. Serakıncı, sözlerini şöyle bitirdi:<br />
<br />
"COVID-19 yeni varyantları ile influenza ile örtüşen semtompları göz önüne alarak COVID-19 testinin yanı sıra üst solunum yolu enfeksiyon testleri de yapılırsa her ağır grip vakasını COVID-19 olarak nitelendirme durumuna düşmeyiz. Böylece etken ajan tam belirlenmiş olur ve daha sağlıklı veri ile tedaviye ulaşılmış olur."<br />
<br />
<a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.trthaber.com/haber/saglik/koronavirusun-iki-yeni-varyantina-karsi-tedbirli-olmak-gerekiyor-795227.html" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">KAYNAK</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Sürekli Grip Aşısı Olmaya Son: Küresel MRNA Grip Aşısının Insan Denemeleri Başladı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-surekli-grip-asisi-olmaya-son-kuresel-mrna-grip-asisinin-insan-denemeleri-basladi.html</link>
			<pubDate>Wed, 17 May 2023 19:08:32 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-surekli-grip-asisi-olmaya-son-kuresel-mrna-grip-asisinin-insan-denemeleri-basladi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sürekli grip aşısı olmaya son: Küresel mRNA grip aşısının insan denemeleri başladı</span></span><br />
<br />
<img src="https://www.donanimhaber.com/cache-v2/?t=20230517135145&amp;width=-1&amp;text=0&amp;path=https://www.donanimhaber.com/images/images/haber/163804/kuresel-mrna-grip-asisinin-insan-denemeleri-basladi163804_0.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kuresel-mrna-grip-asisinin-insan-denemel...3804_0.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bilim insanları küresel olarak grip hastalığına karşı güçlü bir silah geliştirmeye çalışıyor. Henüz çok erken, ancak ilk güvenli ve etkili mRNA bazlı grip aşısını geliştirme yarışı hız kazanıyor.<br />
<br />
Küresel mRNA grip aşısının insanlarda denenmesine karar verildi. Duke Üniversitesi'nde, Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü (NIAID) Aşı Araştırma Merkezi (VRC) tarafından geliştirilen H1ssF-3928 mRNA-LNP'nin güvenliğini ve bağışıklık tepkisini test eden bir Faz 1 denemesi başlatıldı.<br />
<br />
Yapılacak denemelerde 50 katılımcı üç gruba ayrılacak ve sırasıyla kendilerine 10, 25 ve 50 mikrogram aktif ilaç verilecek. Optimal dozaj belirlendikten sonra 10 katılımcıya daha bu ölçülü aşı yapılacak. Ayrıca, mevcut dört değerlikli mevsimsel grip aşısını alacak ek bir grup daha olacak, böylece araştırmacılar hazırda bulunan grip aşılarının bağışıklık tepkisini ve güvenliğini yeni aşıyla karşılaştırma olanağına sahip olacaklar. Denemeye katılanlar daha sonra ilacın bağışıklık tepkisinin nasıl olduğunu görmek, kısa ve uzun vadeli güvenliğini değerlendirmek için 12 ay boyunca düzenli olarak değerlendirilecektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="color: #e86e04;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sürekli grip aşısı olmaya son: Küresel mRNA grip aşısının insan denemeleri başladı</span></span><br />
<br />
<img src="https://www.donanimhaber.com/cache-v2/?t=20230517135145&amp;width=-1&amp;text=0&amp;path=https://www.donanimhaber.com/images/images/haber/163804/kuresel-mrna-grip-asisinin-insan-denemeleri-basladi163804_0.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: kuresel-mrna-grip-asisinin-insan-denemel...3804_0.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /><br />
<br />
Bilim insanları küresel olarak grip hastalığına karşı güçlü bir silah geliştirmeye çalışıyor. Henüz çok erken, ancak ilk güvenli ve etkili mRNA bazlı grip aşısını geliştirme yarışı hız kazanıyor.<br />
<br />
Küresel mRNA grip aşısının insanlarda denenmesine karar verildi. Duke Üniversitesi'nde, Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü (NIAID) Aşı Araştırma Merkezi (VRC) tarafından geliştirilen H1ssF-3928 mRNA-LNP'nin güvenliğini ve bağışıklık tepkisini test eden bir Faz 1 denemesi başlatıldı.<br />
<br />
Yapılacak denemelerde 50 katılımcı üç gruba ayrılacak ve sırasıyla kendilerine 10, 25 ve 50 mikrogram aktif ilaç verilecek. Optimal dozaj belirlendikten sonra 10 katılımcıya daha bu ölçülü aşı yapılacak. Ayrıca, mevcut dört değerlikli mevsimsel grip aşısını alacak ek bir grup daha olacak, böylece araştırmacılar hazırda bulunan grip aşılarının bağışıklık tepkisini ve güvenliğini yeni aşıyla karşılaştırma olanağına sahip olacaklar. Denemeye katılanlar daha sonra ilacın bağışıklık tepkisinin nasıl olduğunu görmek, kısa ve uzun vadeli güvenliğini değerlendirmek için 12 ay boyunca düzenli olarak değerlendirilecektir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İçeceklerde Kullanılan Buzlar Mikrop Saçıyor]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-iceceklerde-kullanilan-buzlar-mikrop-saciyor.html</link>
			<pubDate>Mon, 10 Oct 2022 14:25:52 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-iceceklerde-kullanilan-buzlar-mikrop-saciyor.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçeceklerde Kullanılan Buzlar Mikrop Saçıyor</span><br />
<br />
<br />
Küresel ve yerel fast-food zincirlerinin içeceklerinde kullanılan buzlar mikrop saçıyor.<br />
<br />
<div align="center"><img src="https://foto.haberler.com/haber/2013/07/23/iceceklerde-kullanilan-buzlar-mikrop-saciyor-4860504_6571_o.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: iceceklerde-kullanilan-buzlar-mikrop-sac...6571_o.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
 Çin basınında, ABD menşeili iki hamburger ve tavukburger devi ile ülkedeki en büyük yerel zincirlerden Cıngongfu'nun içeceklere kattığı buzlardaki bakteri oranının, ülkedeki hijyen standartlarını ihlal ettiği ve bazılarının tuvaletlerden daha çok bakteri barındırdığı bildirildi.<br />
 <br />
Çin basınında yer alan haberlere göre, test edilen küresel bir hamburger fast-food zincirinin şubelerindeki buzlarda mililitre başına 120 bakteri düştüğü kaydedildi.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TUVALET SUYUNDA DAHA AZ BAKTERİ VAR</span><br />
 <br />
Yerel Cıngongfu fast-food zincirinde mililitre başına düşen bakteri adedi 900 olarak ölçülürken, standart bir tuvalet suyundaki bakteri ortalamasını beş kat aştığı vurgulandı.<br />
 <br />
Çin'de en çok şube açan ve ülkedeki tüketiciler tarafından en fazla rağbet gören küresel bir tavukburger zincirinin buzlarında ise mililitre başına 2 bin adet bakteriye rastlandığı belirtildi.<br />
 <br />
Çin'deki soğuk içecek hijyen standartları yönetmeliği uyarınca mililitre başına düşen bakteri adedinin 100 barajını aşmaması gerekiyor.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TÜKETİCİLERDEN ÖZÜR DİLEDİLER</span><br />
 <br />
Söz konusu fast-food zincirlerinin yetkilileri, gazeteciler aracılığıyla tüketicilerden özür dilerken, gerekli önlemlerin alınacağı sözünü verdi.<br />
 <br />
Uzmanlar, H7N9 adlı yeni tür kuş gribi nedeniyle Çin'deki satışlarında düşüş yaşayan ABD menşeili iki fast-food zincirinin ülke pazarındaki karlarında kısa vadede yüzde 15 ile yüzde 30 oranında bir azalma daha beklenebileceğine işaret ediyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İçeceklerde Kullanılan Buzlar Mikrop Saçıyor</span><br />
<br />
<br />
Küresel ve yerel fast-food zincirlerinin içeceklerinde kullanılan buzlar mikrop saçıyor.<br />
<br />
<div align="center"><img src="https://foto.haberler.com/haber/2013/07/23/iceceklerde-kullanilan-buzlar-mikrop-saciyor-4860504_6571_o.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: iceceklerde-kullanilan-buzlar-mikrop-sac...6571_o.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></div>
<br />
 Çin basınında, ABD menşeili iki hamburger ve tavukburger devi ile ülkedeki en büyük yerel zincirlerden Cıngongfu'nun içeceklere kattığı buzlardaki bakteri oranının, ülkedeki hijyen standartlarını ihlal ettiği ve bazılarının tuvaletlerden daha çok bakteri barındırdığı bildirildi.<br />
 <br />
Çin basınında yer alan haberlere göre, test edilen küresel bir hamburger fast-food zincirinin şubelerindeki buzlarda mililitre başına 120 bakteri düştüğü kaydedildi.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TUVALET SUYUNDA DAHA AZ BAKTERİ VAR</span><br />
 <br />
Yerel Cıngongfu fast-food zincirinde mililitre başına düşen bakteri adedi 900 olarak ölçülürken, standart bir tuvalet suyundaki bakteri ortalamasını beş kat aştığı vurgulandı.<br />
 <br />
Çin'de en çok şube açan ve ülkedeki tüketiciler tarafından en fazla rağbet gören küresel bir tavukburger zincirinin buzlarında ise mililitre başına 2 bin adet bakteriye rastlandığı belirtildi.<br />
 <br />
Çin'deki soğuk içecek hijyen standartları yönetmeliği uyarınca mililitre başına düşen bakteri adedinin 100 barajını aşmaması gerekiyor.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TÜKETİCİLERDEN ÖZÜR DİLEDİLER</span><br />
 <br />
Söz konusu fast-food zincirlerinin yetkilileri, gazeteciler aracılığıyla tüketicilerden özür dilerken, gerekli önlemlerin alınacağı sözünü verdi.<br />
 <br />
Uzmanlar, H7N9 adlı yeni tür kuş gribi nedeniyle Çin'deki satışlarında düşüş yaşayan ABD menşeili iki fast-food zincirinin ülke pazarındaki karlarında kısa vadede yüzde 15 ile yüzde 30 oranında bir azalma daha beklenebileceğine işaret ediyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Dünyada 2050'de Alzheimer Hastası Sayısı 139 Milyona Çıkabilir (İnfografik)]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-dunyada-2050-de-alzheimer-hastasi-sayisi-139-milyona-cikabilir-infografik.html</link>
			<pubDate>Tue, 27 Sep 2022 15:34:32 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=39">BegonviL</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-dunyada-2050-de-alzheimer-hastasi-sayisi-139-milyona-cikabilir-infografik.html</guid>
			<description><![CDATA[<div align="center"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Trebuchet MS';" class="mycode_font">Dünyada 2050'de Alzheimer Hastası Sayısı 139 Milyona Çıkabilir (İnfografik)<br />
<br />
<img src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/InfoGraphic/2022/09/21/0aa3e40de1023a5c969aee7a9c13ee7f.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 0aa3e40de1023a5c969aee7a9c13ee7f.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></span></span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div align="center"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #000000;" class="mycode_color"><span style="font-size: 1pt;" class="mycode_size"><span style="font-family: Arial;" class="mycode_font"><span style="color: #d40f33;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-family: 'Trebuchet MS';" class="mycode_font">Dünyada 2050'de Alzheimer Hastası Sayısı 139 Milyona Çıkabilir (İnfografik)<br />
<br />
<img src="https://cdnuploads.aa.com.tr/uploads/InfoGraphic/2022/09/21/0aa3e40de1023a5c969aee7a9c13ee7f.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 0aa3e40de1023a5c969aee7a9c13ee7f.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span></span></span></span></span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fazla Iyot Kullanımı Tiroid Zehirlenmelerini Arttırdı]]></title>
			<link>https://www.forumteams.com/konu-fazla-iyot-kullanimi-tiroid-zehirlenmelerini-arttirdi.html</link>
			<pubDate>Wed, 29 Jun 2022 20:19:33 +0000</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://www.forumteams.com/member.php?action=profile&uid=332">Soulfly</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://www.forumteams.com/konu-fazla-iyot-kullanimi-tiroid-zehirlenmelerini-arttirdi.html</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://i.cnnturk.com/i/cnnturk/75/740x416/62bc9d6b79da3e23d0d39ed6.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 62bc9d6b79da3e23d0d39ed6.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İtalya'nın Milano kentinde 21-24 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Avrupa Endokrinoloji Kongresi'nde, (ECE 2022) ana konulardan biri de pandemi döneminde Kovid'den korunmak için kontrolsüzce kullanılan iyot, D vitamini ve selenyum gibi destek ürünleri ve vitaminlerin vücutta yarattığı yıkıcı etkilerdi. </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avrupa Endokrinoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, aşırı iyot kullanımı nedeniyle ülkemizde de zehirli guatr vakalarında müthiş bir artış yaşandığına işaret ederek Demirören Haber Ajansı'na önemli açıklamalarda bulundu. </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Prof. Dr. Yıldız, doktor kontrolü olmadan, eksikliği tespit edilmeden eş dost tavsiyesiyle yüksek dozlarda kullanılan D vitaminin böbreklerde, iyodun ise tiroid bezlerinde tahribata yol açtığını kaydetti.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.cnnturk.com/saglik/fazla-iyot-kullanimi-tiroid-zehirlenmelerini-arttirdi1" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Haberin Devamı</a><br />
</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CnnTürk</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><img src="https://i.cnnturk.com/i/cnnturk/75/740x416/62bc9d6b79da3e23d0d39ed6.jpg" loading="lazy"  alt="[Resim: 62bc9d6b79da3e23d0d39ed6.jpg]" class="mycode_img" onload="NcodeImageResizer.createOn(this);" /></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İtalya'nın Milano kentinde 21-24 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen Avrupa Endokrinoloji Kongresi'nde, (ECE 2022) ana konulardan biri de pandemi döneminde Kovid'den korunmak için kontrolsüzce kullanılan iyot, D vitamini ve selenyum gibi destek ürünleri ve vitaminlerin vücutta yarattığı yıkıcı etkilerdi. </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Avrupa Endokrinoloji Derneği Üyesi Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız, aşırı iyot kullanımı nedeniyle ülkemizde de zehirli guatr vakalarında müthiş bir artış yaşandığına işaret ederek Demirören Haber Ajansı'na önemli açıklamalarda bulundu. </span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Prof. Dr. Yıldız, doktor kontrolü olmadan, eksikliği tespit edilmeden eş dost tavsiyesiyle yüksek dozlarda kullanılan D vitaminin böbreklerde, iyodun ise tiroid bezlerinde tahribata yol açtığını kaydetti.</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><a href="https://www.forumteams.com/yonlendir.php?url=https://www.cnnturk.com/saglik/fazla-iyot-kullanimi-tiroid-zehirlenmelerini-arttirdi1" target="_blank" rel="noopener" class="mycode_url">Haberin Devamı</a><br />
</span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CnnTürk</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>